Pir Zöhre Ana Forum

Tam Versiyon: Köşeli Yazılar...
Şu anda arşiv modunu görüntülemektesiniz. Tam versiyonu görüntülemek için buraya tıklayınız.
[Resim: www.zohreanaforum.com]

Portakal

Apo, Roma’da...

Adres?

“Quartiere Inferno. Via Male.”

Yani?

“Cehennem Mahallesi.

Kötülük Sokak.”

*

Cuk yani.

*

Türkiye Başbakanı, İtalya Başbakanı’na telefon etmenin manası olmadığı için, İsrail Başbakanı’na telefon ediyor, “Yakalanması için yardımcı olur musunuz?” diye soruyor... Washington’ın kankası İsrail Başbakanı, Mossad Başkanı’nı çağırıyor, “bulun” diyor ve ekliyor:

“Bizim adımız geçmeyecek, işin şöhreti Türkiye’ye bırakılacak.”

*

Kod adı, Uyanık!

*

Biri kadın, altı ajan, Roma’ya uçuyor ama, temas sağlanamadan Apo buhar oluyor. Aranıyor taranıyor, Hollanda’ya girmeye çalışırken bulunuyor. Hollanda “Almam” demiş, öğreniliyor ki, Amsterdam Schipol Havalimanı’dan KLM uçağıyla Kenya’ya gidiyor. Mossad da peşinden... Apo, Yunan Büyükelçiliği’ne sığınıyor. Kusursuz Kürtçe bilen ve kendisini Kürt işadamı olarak tanıtan bir Mossad ajanı, Nairobi’deki Norfolk Oteli’nde Apo’nun mutemet adamıyla buluşuyor, “Hiçbir Afrika ülkesi vize vermeyecek, Yunanistan da sığınma vermeyecek, tek çare Kuzey Irak’a gitmeniz” diyor. Yunanistan’ın sığınma vermeyeceğini biliyor Mossad, çünkü elçiliğin telefonlarını dinliyorlar! Kenya istihbaratı da, Yunan elçiliğine baskı yapıyor, “Derhal gönderin şu adamı...” Apo sıkışıyor. Kuzey Irak
fikri aklına yatıyor. O sırada bir özel uçak iniyor Nairobi’ye... Falcon 900... Pilot, Atina’daki konferansa götürmek için bir grup işadamını almaya geldiğini bildiriyor. Önce Atina’ya, oradan Kuzey Irak’a uçacağını zanneden Apo, elçilikten çıkıyor, eskortu Kenyalı istihbarat elemanları, havalimanına geliyor. Geliş o geliş...

*

“Memlekete hoş geldin!”

*

Kurtlar Vadisi değil bu...

*

Bir kitap.

İsmi, Gideon’un Casusları.

Yazarı, Gordon Thomas.

30 dile çevrildi.

İngiltere’de belgesel oldu.

Türkiye’de şakır şakır satılıyor.

Henüz yalanlayan yok.

*

İsrail’den yardım isteyen ve “Apo’yu niye portakal kasası gibi ambalajlayıp bize verdiler, vallahi bilmiyorum” diyen başbakan, rahmetli Ecevit... O zamanki İsrail Başbakanı ise şu anda da İsrail Başbakanı olan Netanyahu değil mi yahu?

*

Özetle:

Olan biteni güzel güzel yerken suratınızı ekşitmek istemem ama, bizim dış politikamız “portakal” gibidir zaten... Bu mümbit topraklarda yetişir. Kökü dışardandır.

*

Yafa portakalı...

İsrail’den.

Washington portakalı...

ABD’den.

*

ABD ve İsrail desteğiyle bu memlekette hasadı istenen karşı devrimin rengi ne?

Turuncu.

*

Bizde portakal yok mu?

Var.

Finike.

Anca sıkmalık.

*

Peki, ABD’nin Irak’ta 1 milyon Müslümanı çatır çatır öldürmesine hiç ses çıkarmayıp, İsrail’in Filistinli Müslümanları öldürmesine bağıra bağıra isyan etme rollerine ne verilir sizce?

Altın Portakal!

*

Hadi iyi seyirler...
Yedi yılda "SEVR'i" Alem!..

[Resim: tuncaydemirbas.jpg]

Tuncay Demirbaş

1.Dünya savaşın dan sonra İtilaf Devletlerinin, Osmanlı Devletine 10/08/ 1920'de dayatmış olduğu SEVR antlaşması bundan tam 90 yıl önce gerçekleşmişti..Sevr antlaşmasının sonucuyla Türk milletinin tarih sayfasından silineceğini gören Gazi Mustafa Kemal Paşa, bir milletin Kurtuluş ve bağımsızlık savaşını başlatarak düşmanlarımızı topraklarımızdan söküp atıp 24/07/1923 de ise Lozan antlaşmasıyla Sevr’i yırtıp atarak tüm dünyaya da ilan ettirmişti..Lozan antlaşmasından bu yana da ise tam 87 yıl geçmiş..

Haçlı batılılar tam 87 yıldır çeşitli vesileler ile Sevr’i yeniden Türk milletine kabul ettirmeye çalışmaktadırlar..Lozan 'ı ise hala içlerine sindirememişlerdir. Türk milletinin, Türklüğün dışarı da bu kadar çok azılı düşmanlarının varlığı yetmiyormuş gibi, içerde de en az bunlar kadar azılı, Türk, Türklük, Cumhuriyet, Atatürk ve Asker düşmanlığı yapan iç düşmanlarımızda hayli fazladır..Bu iç ve dış azılı düşmanlar 2002 yılından sonra AKP hükümetinin iş başına geldiğinden bu tarafa yan yana saf tutmuşlar ve SEVR'i yeniden Türk milletine kabul ettirmek için akıl almaz senaryolar üretmektedirler..

AKP hükümetinin icraatlarıyla Sevr'in dayatmalarını kıyasladığımız zaman tamamıyla örtüştüğünü gözlemliyoruz.

Sevr’e göre doğuda iki devlet kurulacaktı, Kürdistan ve Ermenistan!..AKP hükümetinin uygulamalarıyla,özellikle “Kürt açılımı” ve “Ermeni açılımı” gibi paketler vesilesiyle, doğu bölgesinde iki büyük devlet oluşturulmak isteniyor !..Büyük Kürdistan, Büyük Ermenistan, “Küçük Türkiye” !.. Yani yedi yılda "SEVR'i" alem

Sevr’e göre, azınlıklara Türklerden daha fazla hak verilecek, Türk vatandaşlığından çıkmak koşuluyla Türklerde bu haklardan yararlanacaktı. !..

AKP hükümeti tarafından bu hüküm fazlasıyla yerine getirilmektedir..Hatta ülkenin esas unsuru olan Alevi ve Kürt vatandaşlarımız bile bu kapsama alınmak istenmektedir..Türklüğünü inkar ederek Türklükten çıkmak isteyenlerin sayısıda gün geçtikçe çoğalmaktadır !.. Yani yedi yılda "SEVR'i" alem

Yine Sevr’e göre azınlıklar her derecede okul açabileceklerdi..AKP hükümetinin bu konuda ne kadar hevesli olduğu herkesin malumudur.. Yani yedi yılda "SEVR'i" alem

Sevr’e göre, Türkiye’nin askeri kuvveti sınırlı olacak, zorunlu askerlik hizmeti kaldırılacaktı..AKP hükümetinin, Sevr’in bu hükmünü yerine getirebilmek için yedi yıldır nasıl bir gayret içerisinde olduğunu, sınırlardan Türk askerinin çekilmesi ve profesyonel orduya geçilmesi çalışmalarını başlattığından bilmekteyiz..Ayrıca bu emellerin daha kolay gerçekleşebilmesi için, TSK’yı halkın gözünden düşürüp yıpratılması adına uyduruk bir “Ergenekon” davası bile başlatılmıştır !.. Yani yedi yılda "SEVR'i" alem!..

Dahası Haçlı batılı ülkelerin Sevr'i Türkiye'ye yeniden kabul ettirme isteklerine, Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetinin en az Damat Ferit ve hükümeti kadar istekli ve hevesli olduğunu görüyoruz. Kıbrıs konusu, Vakıflar kanununun meclisten geçirilmesi ve 301. maddedeki değişiklikler bu durumu bize ziyadesiyle kanıtlamaktadır..

Türk milletinin başındaki bu mandacı zihniyetten kurtulabilmesi için daldığı bu derin uykudan acilen uyanması lazımdır ve en yakın zamandaki seçimlerde bu hükümeti bir daha çıkamamak kaydıyla sandığa gömmesi lazımdır.

Kurtuluşu ABD ve Avrupa'da umut görenler için ise bakınız Atatürk vaktiyle ne söylemiş !..

Artık durumu düzeltmiş olmak için mutlaka Avrupa'dan öğüt almak, bütün işleri Avrupa'nın mellerine göre yürütmek, bütün dersleri Avrupa^dan almak gibi bir takım düşünceler belirdi. Oysa hangi bağımsızlık vardır ki, yabancıların öğütleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin ?..Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.

Türkiye hiçbir milleti taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne batılaşacaktır. O SADECE ÖZLEŞECEKTİR..M.KEMAL ATATÜRK



Tanrı Türkü Korusun

Tuncay Demirbaş
DEVE KUŞLARI

[Resim: devekusu.jpg]

Meğer hepimiz birer deve kuşuymuşuz.
Düşman kılıç sallıyor, düşman tüm silâhlarıyla üstümüze saldırıyor.
Düşman içimizden geliyor, içten tüm kaleleri ele geçiriyor, düşman bizden görünüyor, din iman diyerek tüm kutsallarımızı yakıp yıkıyor, paçavraya çeviriyor. Yapımızı, kurumlarımızı bozuyor, değiştiriyor, alt üst ediyor, bizi bizden alıyor, dönüştürüyor...



Neredeyse Türkiye Cumhuriyeti Devleti adı sadece tabelâlarda kalacak. İçini boşalttılar!

Yapısını bozdular!

Böldüler!

Şimdi işin son safhasına geldiler:
BİTİRİŞ için son hamle yapılacak! Son vuruş!



Bütün bunlar olurken bizler birer deve kuşu gibiyiz.



Kafamız kendimizi koruyoruz sanısıyla kumun içinde. Gözlerimiz görüyor ama kumun içine sokup” Görmedim!” diyeceğiz, bugünlerin hesabı sorulurken.

Kulaklarımız da kumun içinde. Duymadım diyebilmek için. Kafamız ensemize kadar kumda! Diyeceğiz ki:

“Anlayamadım, başaşağı duruyordum”.

Ensemiz de şaplaklar!

” Kafam uyuşmuştu, hissedemedim.”

Etrafımız yangın yeri!

“ Benim kafam kumdaydı neresi yanıyor?”
Ülkemizde taş taş üstünde kalmadı!

“Uydurmayın, darbeciler!”



Böyle olmasak, bu sessizliğimizi, meydanlara dökülmememizi, yeter söz milletin diyemememizi, içinde bulunduğumuz bu gaflet, hıyanet ve de vatana ihanete tepkisizliğimizi başka nasıl açıklayabiliriz?



Radyo 6’yı açıyorum demin: “Caney caney” diye o çok bilinen türkümüz sözüm ona başka bir dille söyleniyor. Niye?

Bu türküyü, türkülerimizi Türkçe duymanın tadını niye elinden aldık milletimizin? Kimlerin emelleri uğruna?

(Radyoyu elim yanmış gibi kapatıyorum.)

Kafamı kuma...



Tam bir seneyi aşkındır devlet eliyle bir yerel dil yaratılıyor. Daha önce “Yurttan Sesler” dinleyen Türk Milletinin evlâtları sen Kürtçe’nin bu lehçesini dinleyeceksin, sen bizden ayrılacaksın, ağababalarımızın emri böyle denilerek, Kürtçe dinlemeye, kendini milletimizden ayrıştırmaya mecbur bırakılıyor!

Kafalar kuma...



Doktorların, sağlık çalışanlarının karşı çıktığı devlet hastanelerinin sonunu getirecek yasa kabul edilmiş dün. Niye?

AB ile birlikte çalışan iktidar, kendi zincir hastanelerini, yandaş hastanelerini kuracak da ondan! Sağlık sistememizin köküne kibrit suyu ekecek de ondan!

Kafalar kuma...



Tekel işçilerimizin şanlı direnişi 40. güne girdi. Ankara’nın soğuğunda hastalanan hastalanana. Sedyelerde kadınlarımız...

Niye işçilerimiz mücadelede? Haklarını almak, haklarından vazgeçmemek için. Amerikan şirketlerine peşkeş çekilen Cumhuriyet tesislerinin insanımız için önemini anlatmak için. Kavganın ekmek kavgası olduğunu göstermek için. Özelleştirme adı altındaki vatanı satmanın ne olduğunu göstermek için.

Hemen yandaş kanalları açıyoruz TV’lerde.

Kafalar kuma...



Muharrem İnce (CHP) mecliste konuşmuş. “Yedi yılda 173 tesisi bunlar özelleştirdiler! Ülke varlıklarını elden çıkardılar. Babalar gibi sattılar! Söylesinler bir fabrika yaptılar mı!” diye bas bas bağırıyor!

Kafalar kuma...



ABD’den direktifle kurulan, oradan gelen F tipi paralarla ayakta duran, vatana millete ve Cumhuriyetimiz’e saldırıdan, ordumuzu yıpratmaktan başka amacı olmayan bir gazetenin zırvaları ciddi ciddi gündem oluşturuyor. TRT demin haberlerinde bu iddiaları gerçekmiş, bir önemi varmış, haber değeri taşıyormuş gibi uzun uzun sayıyor. ...camileri bombalamak da dahil...diye devam ediyor!

Elinin tersiyle şöyle bir bunların suratına vuran, git işine be hain, dangalaklık yapma, hele sen devletin TRT’sisin, kimin sesisin be utanmaz, diyen bile yok!

Kafalar kuma!



Haiti’ye bakıp bakıp,” ABD bizi de işgal eder mi?” gibisinden konular ortaya atılıyor. İki yıl önce bunu demiştim diyenler, nasıl işgal edecek diyenler...

Kafalar kuma...



Moğolistan’a 20 bin “Türk Erkeği “verilecekmiş, gelen talep üzerine!

Satılacak neyimiz kaldı diye soran saftoriklere dün akşam bu cevap geldi Asya’dan.

Bir satılmadık insan varlıklarımız kalmıştı.Etimiz, kemiğimiz, bedenimiz kalmıştı! Onların da ipliği pazarda! Gözümüz aydın!

Kafalar kuma!



Kıyılarımızı yabancılar kapatıyor! Sit alanlarımızda bile cirit atıyorlar! El altından her yerimiz bunlara veriliyor! Parayı veren düdüğü çalıyor. Vatan değil, haraç mezat satılan toprak olmuş ülkemiz!

Kafalar kuma!



Basın yayındaki yabancı payı yüzde yirmibeşten yüzde elliye çıkarılacakmış. Dünkü haberdi bu.

Basın yayınımız bırakın yandaşlığı,yandaş yayın olmayı, artık tamamen sömürgeci devletlerin emrindeki düşman kuvveti olacak!

Kafalar kuma...



İtfaiyecilik taşeronlara kalmış. İşçiler ayakta. Eczaneler mağdur, halkımız mağdur. Memurlar, işçiler kötü durumda. Öğretmenlerimizin sözleşmeli adı altında boğazlarına ip geçirilmiş durumda. İşçilerimiz sigortasız üç kuruşa kölelik yapıyorlar. İşsizlik almış başını gidiyor. Ama o da ne? Bir yasa kabul edilmiş yine dün. Kurumlarımızda yabancıların çalıştırılmasının önü açılıyor. Engeller kaldırılıyor. Bizi yabancılar dolaylı yoldan yönetiyordu. Artık doğrudan yönetecekler. Müjdeler olsun!

Kafalar kuma...



Ermenistan, sizin sınırlarınızı tanımıyoruz. İddialarımızın arkasındayız, diyor. Ülkeyi yönetenler yerin altına girip saklanacaklarına, mahçup olacaklarına ,Ermenistan’a bir daha düşünün, bizi de, sizin emellerinizi savunan bizim iktidarımızı da düşünün diye yaltaklanıyorlar hâlâ...

Bu rezillik, bu rezilce ülkemizi peşkeş çekmeler tepki çekeceğine, haber olacağına...

Kafalar kuma...



Cumhuriyet Simgesi şeker fabrikalarımız özelleştirme kapsamında, yani ona buna kapattırma, teslim etme hazırlıklarında iktidar. Doğru bir karşı tepki yok...

Kafalar kuma...



Çocuklarımızın tarihi satılıyor, yıkılıyor, geçmişiyle bağı koparılmak isteniyor yani tarihi okullarımız,eski okullarımız satılıyor ! Çocuklarımızı tarihi ve geçmişi olmayan robot durumuna dönüştürme planı bu! Yabancı ülkelerde eski binalar değil yıkılmak tamir edilerek gurur abidesi oluyorlar. Yenileri ya başka tarafta veya bitişik olarak ek bina şeklinde yapılıyor! Tarihi okullarımız sırayla elden gidiyor. İstanbul'da 46 tanesi sıradaymış. Öbür kentleri bir düşünün...

Kafalar kuma...



Ordusuna karşı düşman kesiminden gelen iftiraları haber diye yayınlayan bir idareyle idare ediliyoruz.

Kıbrıs’ı, hem de kendi sesiyle vereceğini açıklıyor AKP’nin başadamı! Susuyoruz!



Ordumuzu AKP’nin TRT’si karalıyor. Hem de saat başı haberlerinde! Düşmanın radyosu, sesi gibiler!

Susuyoruz!



Sekiz yıldır vatan toprakları, varlıkları, dağı, taşı, yeraltı yerüstü varlıkları, kurdu kuşu satılıyor.

Susuyoruz!



Milliyetçilik,Türk Milleti, Türküm demek suç sayılır oldu. Kahramanlarımız hesap vermekte...

Silivri’de sanki işgal güçlerinin yürüttüğü yargı oyunu, rezilliği gözümüzün önünde sürüp gidiyor.

Susuyoruz!



Milli davamız, Türkiye için olmazsa olmazımız Kıbrısımız gitti gidiyor. Verdi verecekler de bu verici harami başları orayı Rum’un Türk katillerine, Türk düşmanlarına, Rum çapulcularına...

Susuyoruz...



CHP ve MHP başkanları bunları görüyor, görüyor ki her hafta yaptıkları o haftalık „Milletin Gazını Alma“ toplantılarında ateşli nutuklar atıyorlar. Sonra onlar da „Dut Yemiş Bülbül!“

Öbür haftaya kadar susuyorlar!



Hayrettir bu kaç kez sandığa giden, gidip gidip sandıktan dayak yiyen bu maskaralar yatıp uyuyorlar, yiyip içiyorlar. İçlerine siniyor ülkemizin bu durumu. Olası bir erken seçimde yine genel merkezlerimizde koltuğumuzda oturabilecek miyiz, AKP’ye payanda olacak, arkalarından nal toplamaya devam edebilecek miyiz kaygısındalar...

Küresel bir kuşatma altında olan Türkiye Cumhuriyeti’nin muhalefet partilerinin başları bunlar! Yedi sekiz yıldır bu ihanet partisinin, Türkiye’yi yıkma partisinin, Atatürk’ü öldürme, Türkiye’den silme, SEVR’i yeniden hortlatma partisinin gizli yardımcıları bunlar!



Millet suskun...Yurtseverler suskun...Anlayanlar suskun...Kahramanlar suskun...Yiğitler susturulmuş suskun...

Ne diyor radyoda şarkı ben bu satırları yazarken:



“ Güzelsin incesin tatlısın şensin,
Gönlüm başkasını nasıl beğensin?“



Doğru biz bunlara mecburuz!

Biz ayağımıza kurşun sıkıyoruz!

Biz kasabın bıçağına boynumuzu uzattık!



Kafalar kuma...



Feza Tiryaki,
Zincirbozan oyunbozan

[Resim: yilmazozdil.jpg]

İsmail Güneş Albay, binbaşıyı çağırmış, "Yarın sabah güneş tutulacak, erleri içtima alanında topla, seyretsinler, şayet hava yağmurlu olursa, göremezler, o zaman kapalı salonda topla, teorik olarak anlatırız" demiş.

Binbaşı, emri alır almaz, üsteğmeni çağırmış, “Yarın sabah hava kapalı olmazsa, albayla birlikte güneş tutulacak, bölüğü hazır et” demiş... Üsteğmen, başçavuşu çağırmış, “Binbaşının emri var, hava şartları müsait olursa, güneş tutulacak, hazır olun” demiş... Başçavuş, apar topar bölüğü toplamış, “Yarın hava güzel olur da görebilirsek, albayı tutacağız” demiş... Erler heyecanlanmış, “Şansımız yaver gider de yağmur yağmazsa, albayı tutuklayacağız!..”

*

Hayat da, fıkra gibi...

*

Biri bi şey söylüyor, öbürü öbürüne aktarırken başka şey söylüyor, başı sonu karışıyor, iş çığırından çıkıyor.

*

Toparlamak lazım...

*

Yakamoz

Sarıkız

Ayışığı

Eldiven

Kafes

Balyoz

Çarşaf

Sakal

Dursun Çiçek

Poyrazköy

Çukurambar

*

“Sıradakiler” şimdiden üfleniyor; Altay, Atak, Barbaros, Alev, Fişek, Acar.

*

“40 kere söyleyince olurmuş”tan yola çıkarak, 40’a tamamlamaya çalışıyorlar sanırım... “Mağdur” olabilmek için bi “darbe duası”na çıkmadıkları kaldı... Ama, demokratik açıdan burnu kanamış AKP’li yok henüz.

*

“12 Eylül meşru müdafaadır” diyen gazeteciyi, demokrat ilan ediyorlar. Genelkurmay Başkanı tarafından “Seni divan-ı harbe veririm” diye tehdit edilen gazeteci, güya askerci... Süleyman Demirel’e “darbeci” deyip, Kenan Evren’i Çankaya’da ağırlıyorlar bu arada!

*

Dedim ya, toparlarsak...

*

Bunca yaygaraya rağmen, hâlâ, darbe mağduru iki partimiz bulunuyor Meclis’te; biri CHP, biri MHP... Darbeciler tarafından tutuklanıp, Zincirbozan’a tıkılan ise, sadece bir parti lideri var, Baykal.


Yılmaz Özdil
Öküzler Kadar Olabilmek

[Resim: bekir.jpg]

Bekir Öztürk

Değerli Dostlar, Bundan yaklaşık 3 yıl önce Kuvvai Milliye Derneği adına çıkardığımız Kuvvai Milliye Dergisi’ nin 2. Sayısının arka kapağında “Yalnız ve Güzel Ülkemiz” in içinde bulunduğu durumu özetleyip,



“Ülkemizi içinde bulunduğu bu durumdan kurtarmak için mücadele etmeyenler, mücadele edenlere yardımcı olmayanlar, Çanakkale de, Sakarya da, Dumlupınar da cepheye erzak taşıyan öküzler kadar faydalı olabilmiş midir ? ”

Sorusunu sormuştum. O tarihte bazı dostlarımız yazının çok ağır kaçtığını söylemişlerdi.



Bu gün bir dostumdan gelen bir ileti, beni üç yıl geriye götürdü ve itlerin serbest bırakılıp taşların bağlandığı, at izinin it izine karıştığı bu günlerde, sinirle bir yazı yazıp çocuklarıma ve sevenlerime zarar vermemek adına dişimi sıkıp bu yazıyı sizinle paylaşmayı uygun buldum.



İşte bu günle örtüşen o güzel yazı;



“Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal iken,Memlekette bir padişah varmış. Tanrı göstermesin, anlatılmaz bir kıtlık baş göstermiş. Bir zamanlar yediği önünde, yemediği ardında, bir eli yağda bir eli balda olan insanlar, bir dilim kuru ekmeğin yoksunu olmuşlar.



Padişah bakmış ki kıtlık halkı kırıp geçirecek, bunu önleyici bir çıkar yol aramış. Sonunda, memleketin dört biyanına, sokak sokak, köşe bucak çığırtkanlar salmış. Çığırtkanlar Padişah fermanını şöyle bağırırlarmış:



- Ey ahali!.. Duyduk duymadık demeyin!... Her kimin devlete bir hizmeti, vatana bir yararlığı olmuşsa, koşup saraya gelsin! Padişahımız efendimiz onlara nişanlar verecek!..





İnsanlar, açlığı, yokluğu, derdi, borcu, harcı unutup, Padişahtan nişan almak sevdasına düşmüşler.



Padişahta yapılan hizmetin büyüklüğüne göre çeşit çeşit nişanlar varmış. Birinci dereceden altın yaldızlı nişan, ikinci dereceden altın suyuna batmış nişan, üçüncü dereceden gümüş kaplama nişan, dördüncü dereceden demir nişan, beşinci dereceden kalaylı nişan, altıncı dereceden çinko nişan, yedinci dereceden teneke nişan...



Gelen giden nişan alıyormuş. Artık öyle olmuş, öyle olmuş ki, nişan yapmaktan Padişahın memleketinde hurda demir, çinko, teneke kalmamış. Fincancı katırının boynundaki çangur çungur sallanan cam boncuklar nasılsa, körük gibi şişirilen göğüsler üzerinde de nişanlar, işte öyle sallanmaya başlamış.



İnsanların göğüslerinde şangur şungur nişanların sallandığı, Padişahın kim gelirse nişan dağıttığını duyan bir inek de,

- "Nişan asıl benim hakkım!" diyerek bir nişan almayı aklına koymuş.



Açlıktan bir deri bir kemik, böğrü böğrüne çökmüş, kaburgası omurgasına geçmiş inek koşa koşa sarayın kapısına gelmiş. Kapıcıbaşıya,

- Padişaha haber verin! demiş. Bir inek kendisini görmek istiyor. Başlarından savmak istemişlerse de,

- Padişahı görmeden, bu kapıdan bir adım atmam!... diye böğürmeye başlayınca, Padişaha,

- Efendimiz, kullarınızdan bir inek huzurunuza çıkmak istiyor... demişler.



Padişah,

- Gelsin bakalım, bu da nasıl bir inekmiş... diye ineği huzuruna çağırıp,

- Böğür bakalım, ne böğüreceksin?... diye sormuş,



İnek de,

- Sultanım, demiş, duyduğuma göre nişanlar dağıtıyormuşsun. Ben de nişan almak istiyorum.

Padişah,

- Hangi hakla? diye bağırmış. Sen ne yaptın. Memlekete nasıl bir yararlılığın dokundu ki sana nişan verelim?...



O zaman inek,

- Efendimiz! diye söze başlamış. bana nişan verilmesin de kimlere verilsin? Ben daha insanlara ne yapayım? Etimi yersiniz, sütümü içersiniz, derimi giyersiniz. Gübremi bile bırakmaz kullanırsınız. Teneke bir nişan için, daha ne yapayım?



Padişah, ineğin isteğini haklı bulmuş. İneğe ikinci dereceden bir nişan verilmiş. Boynunda nişanı, inek sevinçten oynaya oynaya saraydan dönerken katırla karşılaşmış.

- Selam inek kardeş!

- Selam katır kardeş!

- Nedir bu sevincin? Nereden gelirsin böyle? İnek herşeyi bir bir anlatmış. Padişahtan nişan aldığını da söyleyince katır da coşmuş.



O coşkunlukla doğru dörtnala saraya varmış.

- Padişahımız efendimizi göreceğim!.. demiş.

- Olmaz!.. demişler.



Ama, babadan kalma inatçılığı ile katır art ayaklarıyla saray kapısında direnince, Padişaha durumu iletmişler. Padişah,

- Gelsin bakalım, katır kulum da... demiş.



Katır huzura varınca, bir katır selamı verip, el etek öptükten sonra, nişan istediğini söylemiş Padişah sormuş:

- Sen ne yaptın ki nişan istiyorsun?



- A hünkarım, daha ne yapayım? Savaşta topunuzu, tüfeğinizi sırtımda taşıyan ben değil miyim? Barışta çoluğunuzu çocuğunuzu arkamda götüren ben değil miyim? Ben olmazsam, işiniz temelli bitiktir.



Katırı da haklı bulan Padişah,

- Katır kuluma da birinci dereceden bir nişan verilsin!... diye ferman eylemiş.



Katırda bir sevinç bir sevinç, dörtnala saraydan dönerken eşekle karşılaşmış. Eşek,

- Selam yeğenim!... demiş. Katır,

- Selam amca bey!.. demiş.

- Nereden gelip, nereye gidersin? Katır başından geçenleri anlatınca,

- Dur öyle ise, padişahımıza gider, bir nişan da ben alırım!.. diye dörtnala saraya koşmuş.





Saray koruyucuları, deh demişler, çüş demişler, eşeği bir türlü atlatamayınca Padişaha varıp,

- Eşek kulunuz gelmiş, huzura çıkmak ister! demişler. Eşeği kabul buyuran Padişah,



- Ne dilersin ey eşek kulum?.. deyince,



Eşek de dilediğini bildirmiş. Padişah, canı burnuna gelip kükremiş:



- İnek eti ile, derisi ile, gübresiyle bu memlekete, bu millete hizmet etti. Katır dersen savaşta, barışta yük taşıdı, bu vatana hizmet etti. A eşek, ya sen ne iş gördün ki, bir de kalkmış eşekliğine bakmadan nişan istersin?.. Utanmadan bir de karşıma gelmişsin. Söyle, ne halt ettin?



O zaman eşek keyfinden sırıtarak,

- Aman Padişahım efendim, demiş, size en büyük hizmeti eşek kullarınız yapmıştır. Eğer benim gibi binlerce eşek kulların olmasaydı, hiçbir taht üzerinde oturabilir miydin? Saltanat sürebilir miydin? Dua et biz eşek kullarına ki, bizim gibi eşekler var da, sen de böyle saltanat sürüyorsun.



Padişah, karşısındaki eşeğin, öyle her eşek gibi teneke nişanla gözü doymayacağını anlamış,



- Ey eşek kulum,Haklısın senin sayende ben bu makamdayım demiş. Senin bu çok yüksek hizmetini karşılayabilecek bir nişanım yok. Sana ölünceye kadar beylik ahırından her gün Makarna,Bulgur,Üzüm hoşafı ve Kış aylarında da kömür,bağladım..

Ye, yee saltanatım için durmadan anır!..”
]Biz kimiz?
[Resim: 4.jpg]



Açılıma karşı çıkanların “vampir” olduğunu açıklamıştı Sayın Başbakan...


*

“İki cihanda lekeli” aynı zamanda.

*

Teröristlerin üstü açık otobüsle tur atmasına karşı çıkanlar kimdi? Anaların ağlamasını isteyen “vicdansız”lar, şehit cenazesi gelsin isteyen “hasta kafa”lar...
İzmirliler zaten “gavur faşist.”

*

Seçim isteyenler “hain...”

*

Cumhurbaşkanı’na karşı çıkanlar:
“Bu memleketten git”sin!

*

Malın mülkün yabancıya satılmasına karşı çıkanlar “sermaye ırkçısı...”

*

Van münüt’ten önce Davos’a karşı çıkanlar için aynen şöyle demişti: “Hazımsız tipler” var, Davos’un
kıymeti harbiyesi olmadığını söyleyenler var, “şizofren tipler” bunlar.

*

Yüksek vergiye karşı çıkanlar, alışmış “kudurmuş”tan beter... Kart faizlerine karşı çıkanlar, kusura bakmasınlar, “dürüst gözüyle bakmam” onlara... Tekel işçileri “yetim hakkı yemeye çalışan” hortumcular... Sendikalar “yalancı” inanmayın, Deniz Feneri’ni yazanlar “iftiracı” sakın almayın!

*

Taaa 51 senedir giremediğimiz AB’ye karşı çıkanlar “vizyonsuz, cahil...”
Seçim arefesinde avanta buzdolabı dağıtılmasına karşı çıkanlar “çirkin.”

*

Hukuka müdahale edilmesine karşı çıkanlar “Ergenekoncu...” Yapmak istedikleri Anayasa değişikliğine karşı çıkanlar “beyinsiz...” Aşçı erlerin suikastına inanmayanlar “soytarı...”

*

CHP’nin “geçmişi lekeli...” Baykal “cibilliyetsiz, çete avukatı...” MHP “seviyesiz, densiz, ahlaksız, müfteri...” Ya Bahçeli? “Onu tıp dünyasına havale ediyorum...”

*

Subaylara iftira atılmasına karşı çıkanlar “darbeci zihniyet...” Vatandaştan vazgeçtik, Yargıtay’ın telefonlarının dinlenmesine karşı çıkanlar “kirli senarist...”

*

Arınç’a karşı çıkana “tuuuu!”
Satılmayan gazetecilere “yuhhh!”

*

“Fiş”lendiğimizi öğrenmiştik.

*

En son ne öğrendik?
Ya bunlardansın...
Ya “kanı bozuk.”

*

Benim bi de sütüm bozuk...
Valide de Atatürkçü çünkü.
[Resim: 32-SP.jpg]

Yandaş medyanın kalemşorları şimdi de, Balyoz Planı çerçevesinde, güya
gözaltına alınacak 800 sivil için çalışmalara başladılar. Anılan plan
kapsamında üçüncü dalganın sivil uzantısı olan basın, yayın ve diğer üst
düzey isimlerin de gözaltına alınacağı haberlerini pompalıyorlar.



Bu arada bazı Hâkimlerimizin de, tutukladıkları insan sayısını kaleme
alıyorlar ve adeta skor sayısı tespit edercesine, kimin rekor kıracağını
listelemeye başladılar. Yani, hangi hâkim kaç kişi tutukladı ve kim rekor
kırdı.



Böylesi acı ve ızdırap çeken insanlar üzerinden siyaset yapıp, korku
imparatorluğu kuruyorlar.



Yeni Dünya Düzeni tüm dünyayı etkisi altına aldı. Binlerce yıldan beri
kuşaktan kuşağa yapılandırılan bu ahlaksız kölelik düzeni, ülkemizde son
aşamaya gelmek üzere. Ilımlı İslam denilen bu plan, maalesef dinleri ortadan
kaldırmak isteyen şeytani bir güç tarafından kontrol ediliyor.



Bunların parolası, Özgürlük, Demokrasi ve Kardeşliktir. Aslına bakarsanız
Kölelik, Faşizm ve Kardeş kavgasıdır.



En önemli kavramları ise değişimdir. Değişim sözcüğü sizlere hiç yabancı
gelmedi değil mi? İnsanoğlu doğduğu günden bu yana sürekli gelişir. Gelişmek
zorundadır. Gelişmek bizim genlerimizde bulunan en önemli programdır. Bu
yüzden Değişim sözcüğü bizi her zaman heyecanlandırır.



İşte bu şeytani programcılar Değişim sözcüğünü kullanarak, Ulus Devlet
kavramını, Laik Devlet kavramını, Din Kavramını, Cumhuriyet, Evrensel Hukuk,
Demokrasi, İnsan hakları ve diğer kavramları kullanarak, insanlarımızın
belleğini karıştırıp, psikolojik harp teknikleri ile Ulus Devlet ve
İlkelerimizi ortadan kaldırmaya çalışmaktadırlar.



Bu planı birileri yazar, maalesef ülke içinde bulunanlar ise oynar. Yeni
Dünya Düzencilerinin planları bugüne kadar kusursuz uygulanmıştır.
İllüminati denilen bu şeytani örgüt maalesef bugün dünyayı yönetmektedir.
Hangi ülkede ne kadar demokrasi olacak, kim kiminle savaşacak, bunlar karar
verirler.

* *

*Biraz geçmişe gidip, **Yeni Dünya Düzeninin (New Word Order) Babası Albert
Pike'yi tanıyalım;** *



Yeni Dünya Düzeni'nin yaratıcı fikir babası olan Albert Pike, 29 Aralık
1809'da Boston'da doğdu. Harvard'da çalıştı. Amerikan iç savaşında güneyli
ordu'da, tuğgeneral olarak savaştı. Savaştan sonra tutuklandı ve hapse
girdi. Hapisten kurtulması bir freemason olan başkan Andrew Johnson'un
affıyla mümkün oldu. Ertesi gün beyaz saray'da birlikteydiler. Bu aftan
sonra başkan, İskoç riti tarafından 4. Dereceden 32. Dereceye terfi
ettirildi.



Bir 33. Derece mason olarak, eski ve kabul edilmiş İskoç ritinin kurucusu ve
babası, kuzey Amerika Freemasonary'nin büyük komutanı ve ku klux klan'ın
"top" lideridir. Tüm satanist luciferian grupların büyük ustası da olan bu
adamın, Lucifer' ile bir bilezik vasıtasıyla sürekli iletişim halinde olduğu
da söylenir. İlluminati'nin de tepe adamlarından biridir. Yeni Dünya
Düzeni'nin fikir babası ve planlayıcısıdır.33.Derece mason olmak onlara
göre, Tanrı'laşma demektir.



Bir gün Albert Pike, kendi ruhsal rehberi olan lucifer'dan aldığı bir
mesajı, dönemin İlluminati başkanı Mazzini'ye 1871'de yazdığı bir mektupta
anlatır. İlginçtir ki, bu mektup "Tek Dünya Düzeni"ni gerçekleştirmek için
yapılması gereken üç dünya savasını anlatır:



Bu mektup hala İngiltere'de bulunan bir müzede saklanmaktadır ve herkes
tarafından görülebilir.

* *

*"1. Dünya savası, İlluminati'ye Rus Çarlığı'nı yıkarak, bu ülkeyi ateistik
komünizmin bir kalesi yapmak için gereklidir. Britanya ve Alman
imparatorluğu içindeki örgütümüz bu savası tetiklemeli, savasın sonunda
komünizm kurulmalı ve dinleri zayıflatmak amacıyla diğer hükümetleri
yıkmakta kullanılmalıdır..."*

* *

*"2. Dünya savası, fasitler ve Siyonistler arasındaki farklılıkların
kışkırtılmasıyla tetiklenmelidir. Bu savaşın sonunda faşizm yıkılmalı ve
Siyonizm Filistin'de bağımsız bir İsrail devleti kuracak kadar
güçlenmelidir. Enternasyonal komünizm, savaştan Hıristiyan dünyasıyla denge
içinde bir güç olarak çıkmalıdır ki, ona çıkaracağımız son karışıklıkta
ihtiyacımız olacak..."
*

**

*"3. Dünya savası, Siyonistlerle İslam âlemi arasında İlluminati ajanlığının
sebep olacağı farklılıkların körüklenmesiyle tetiklenmeli. Bu savaş öyle bir
savaş olmalı ki İslam ve Siyonizm birbirini yiyerek yok etmeli. Bu arada
diğer uluslar, fiziki, ahlaki, ruhsal, ekonomik yıkımlara sürüklenerek
bölünmeli. Öyle bir sosyal kaos yaratılmalı ki, herkes dinleri kanlı
şiddetin temel sebebi olarak görmeli ve insanlar mutlak ateizme yönelmeli.
Son olarak lucifer'in saf ve mutlak doktrininin manifestosuyla Hıristiyanlık
ve ateizm de silinmeli..."
*

Mektup bizim medyamızda bugüne kadar birçok yerde yayınlandı, bu yüzden bu
satırları okuyan okuyucularıma hiç yabancı gelmeyecektir. İlginç olan nokta
ise, o yıllarda yazılan mektubun gerçek olduğu ve yazılan öngörülerin satır
satır gerçekleştiği görülmüştür.



İran sorunu ve İsrail'in yapmayı planladığı bir operasyonun yankıları tüm
dünyada sürmektedir. Bütün dünya kendi coğrafyaları dışında oluşacak böyle
bir kanlı savaşa maalesef seyirci kalacaktır.



Küresel ekonomik kriz ile Avrupa teslim alınmıştır. Yeni Dünya Düzeni'nin
bölgemizdeki ismi olan BOP planı ile ilgili tüm gelişmeler yerli yerine
oturmaktadır. Bu bağlamda adamlar bundan sonra hata yapmak istememektedir.*
*

* *

*Kurtuluş Savaşı yıllarında, Mustafa Kemal'in kafalarına vurduğu tekme hala
akıllarındadır. Bu bağlamda tek korkuları ise, TÜRK ORDUSUDUR.*



Mustafa Kemal'in askerlerine oynanan bu oyunu, okuyucularım ve ilgili
birimler takdir edeceklerdir. Yandaş medyada yer alan kalemler acaba
bunların farkında mı?





Televizyon ekranlarında her akşam konuşmacı olarak konuşan muhteremler,
Askere saldırırken, üç beş kuruş kazanacağım diye bunlara çanak tutan iş
adamlarımız, Asker Camilere bomba koyacak diyen köşe yazarlarımız, Din elden
gidiyor diyerek bugüne kadar sayısız isyan olayını gerçekleştiren, Dinden
anlamaz bezirgânlar,



*Biliyor musunuz, olacakları? *

* *

*Mezopotamya'da yaşanacak ARMEGEDDON'u, (İbranilere göre büyük kutsal
savaş.) *

* *

*İnsanlığın yok oluşunu.*



Bilmiyorsanız televizyonlarda ahkâm keserken bizi de alın karşınıza, Muammer
Karabulut anlatsın size, Vedat Yenerer anlatsın sizlere, anlatalım bakalım
bizim karşımızda konuşabilecek misiniz?



*Orhan Tunç*