Pir Zöhre Ana Forum

Tam Versiyon: Köşeli Yazılar...
Şu anda arşiv modunu görüntülemektesiniz. Tam versiyonu görüntülemek için buraya tıklayınız.
[B][FONT="Arial Black"]]Bir belge ya vardır ya yoktur[/color] [/B]
Genelkurmay Başkanlığı’nı anlamak gerçekten çok zor. Bir kesimin çok şiddetli karalama ve küçük düşürme kampanyasına karşı en küçük tepki bile veremeyen Genelkurmay, kanıtlanması ya incelenmesi çok basit olaylar karşısında bile ne yapacağını bilemez halde.

Dün gün boyunca haber kanallarında Genelkurmay’ın Taraf Gazetesi’ye verdiği cevap konuşuldu, siyasi çevreler bu konuyu tartıştı.

İşin özeti şu: Taraf Gazetesi üç gün önce Genelkurmay Başkanlığı tarafından hazırlandığını ileri sürdüğü bir belgeyi yayınladı.

İddiaya göre Genelkurmay AKP’yi ve Fethullah Gülen’i bitirmek için bir plan hazırladı. Bu planda adeta yok yok. Fethullah Gülen yandaşlarının evlerine silah konmasından, medyaya yalan haber servisi yapılmasına, AKP içindeki hainlerin harekete geçirilmesinden Kurtlar Vadisi dizisinin kötülenmesine kadar her şey var.

Haber doğal olarak büyük yankı yarattı. Çünkü böyle bir haberin gerçek olması ne kadar vahimse, yalan olması da aynı şekilde vahimdi.

Genelkurmay, konuyu çok basit biçimde çözebilecekken önce “yayın yasağı” koyarak tüm şüpheleri üzerine çekti. Ardından bütün hafta sonunu bekleyerek geçirdi. Sonunda ancak dün bir açıklama yapıldı.

Ama ne açıklama. En aptal insanı bile tatmin etmeyecek, adeta “Ben böyle bir plan hazırladım, yakalandım, şimdi örtbas etmek için zamana ihtiyacım var” diye düşündüren bir açıklama.

Demokrasiden, insan haklarına, hukuktan adalete her şeye yer verilmiş bildiride. Üstelik insanı sıkacak kadar da uzun.

Oysa bu garip bildiriyi yayınlamak yerine böyle bir planın olup olmadığını açıklamak çok daha basit ve doğru olacaktı.

Sonuçta Taraf’ın haberinde gizli saklı bir şey yok. Bir deniz albayının imzasını taşıyan andıç söz konusu olan.

Genelkurmay, laf kalabalığı yapacağı yerde sadece bu albayı çağırıp “Nedir bu?” diye sorsa gerçek ortaya çıkacak. Bu kadar basit.

Genelkurmay’ın kanıtlanması ve cevaplandırılması böylesine kolay bir konuda bile elinin ayağının dolanması çok üzüntü verici.

Genelkurmay Başkanı Başbuğ basın toplantısında Silahlı Kuvvetler’e sızmaya çalışan bir cemaatten söz etmişti. Bunun Fethullah Gülen cemaati olduğunu herkes anlamıştı. Anlaşıldığı kadarıyla, yıllardır süren çalışmalara rağmen cemaat Silahlı Kuvvetler içinde yapılanmış ve Başbuğ’un yakınmasından bile daha etkin bir konuma gelmiş.




*****


]DAVA EDİLMEZ GÖREVDEN ALINIR[/color]

Başbakan Erdoğan “AKP’yi ve Fethullah Gülen’i bitirme” planının üzerine hiç tereddüt etmeden atladı. Belli ki bu konu çok sömürülecek.

Tabii Tayyip Erdoğan’ın elinde çok önemli bir koz da var. Kendisi her ne kadar “gereken yapılacak, dava açarız” diyorsa da aslında yapacağı tek şey Genelkurmay Başkanı ve komutanları hemen görevden almaktır.

Erdoğan bu kozu değerlendirip, bunda da “ilk” olmak isteyebilir. Hele plan gerçekten Genelkurmay tarafından hazırlanmışsa, görevden almaların önüne de kimse geçemez.

Bunun yanı sıra Erdoğan’ın bundan önceki başbakanlara göre bir başka gücü daha var. İlk kez Çankaya’da da Başbakan’la aynı görüşleri ve idealleri paylaşan bir Cumhurbaşkanı oturuyor.

Yani Erdoğan, Genelkurmay Başkanı ve diğer kuvvet komutanlarını emekli eden kararnameleri Çankaya’ya gönderdiğinde, onay imzasını hemen alacaktır.


*****


[COLOR="red"]
EN İYİ MUHALEFET


Başbakan Erdoğan Urfa’da konuşuyor. Yine CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a veryansın ediyor. Erdoğan böyle sert konuşunca salondan “Baykal istifa sesleri” yükseliyor.

Bunu duyan Erdoğan “Aman, aman sakın istifa etmesin. Öyle muhalefete can kurban, dursun, dursun ” diyor.

Tabii salondan kahkahalar yükseliyor. Erdoğan da yaptığı espriden pek mutlu, tebessüm ederek salonu dinliyor.

İyi güzel de acaba hangisi doğru. Muhalefet AKP’yi hiç rahatsız etmeyecek kadar kötü mü? Eğer Erdoğan ve AKP’liler öyle düşünüyorsa CHP ve Baykal’a bu kadar ağır eleştiriler yöneltmenin alemi var mı?

Madem muhalefet bu kadar kötü ve etkisiz, hiçbir şey söylemezsin olur biter. Ama Erdoğan’ın kürsülerden söyledikleri ile “ciddiye almıyormuş” havası vermesi müthiş bir tezat.

Aslında herkesin de gördüğü gibi Tayyip Erdoğan giderek kendisini bulan Baykal ve CHP muhalefetinden çok korkuyor ve bu nedenle “en iyi savunma saldırıdır” mantığı ile sadece CHP ve liderine yönelik ağır sözler sarfediyor.



*****



]TÖRE CİNAYETİ DE MİLLİ İRADE MİDİR?


Demokrasiyi sadece “sayısal çoğunluk” olarak gören zihniyet bugün iktidarda. İktidarın destekçileri de bu sayısal çoğunluğun arkasına saklanarak halkın kandırıldığını, avantalarla oy toplandığını söyleyenlere “halk düşmanı” yaftasını yapıştırarak “Milli iradeye saygılı olun” söylevleri veriyorlar.

Madem sayısal çoğunluk “demokrasi” sayılıyor ve “milli irade” böyle tanımlanıyor, o zaman şunu sormak isterim: “Özellikle Güneydoğu bölgesinde yaşanan töre cinayetlerini nereye koyacağız?”

Çünkü, inanıyorum ki, eğer bu bölgede bir referandum yapılsa, töre cinayetlerine destek yüzde 50’nin üzerinde çıkacaktır.

Peki bu durumda “Halk böyle düşünüyor ve oyunu da bu yönde kullanıyor, o halde töre cinayetlerine karşı çıkmak milli iradeye de karşı çıkmaktır” denirse ne olacaktır?

Yoksullaştırılıp yardıma muhtaç hale getirilen, basit çıkarlar uğruna oyunu satan kitlelere yönelik “cehalet bunu yaptırıyor” eleştirilerine “Siz kim oluyorsunuz da halkı küçük görüyorsunuz” diyenlerin, işlerine gelmediği için töre cinayetlerini işleyen halka “cahil” demesi işin başka ironik yönü.


*****



DEĞİŞİM RÜZGÂRI


Gerçekten çifte standartlar konusundaki davranışlarımız fıkra gibi. Bakın şu İran seçimlerine.

İran’da seçimleri “diktatör” olarak tanımlanan Ahmedinecad kazandı yine. “Reformcu” olduğu söylenen Musevi ise seçimlere hile karıştırıldığını ileri sürüyor. Başta Tahran olmak üzere ülkedeki pek çok kentte gösteriler yapılıyor.

Bizim dinci ve AKP’li çevreler doğal olarak Ahmedinecad’ın yanında yer aldılar. Oysa sorsan hepsi yenilikçi, hepsi reformcu ve değişimden yana.

Ama sıra İran’a gelince reformlar, değişimler, yenilikler unutuluveriyor. Diktatörlüğü temsil eden Ahmedinecad’a övgüler yağdırılırken, reformcu rakibi Musevi alay konusu ediliyor.
Cumhuriyet
18.06.2009

PENCERE

RTE + Feto’ya Hayat Öpücüğü...

Hayat öpücüğünü bilmeyen yok, boğuldu boğulacak bir kişiyi, eski deyişle “suni teneffüs”, yeni deyişle “yapay solunum”la kurtarmak yöntemi...

Ne var ki bu yöntem her zaman başarılı olamıyor; kurtarılacak kişi, bakıyorsunuz ki sizlere ömür...

Peki, bu hayat öpücüğü AKP’ye ve Fethullah Gülen’e nasıl uygulanıyor?..

Acemilikle kurnazlığın sarmaş dolaş kucaklaştığı bir siyasetin göbeğinde yaşıyoruz...

*

Önce AKP’nin durumuna bir göz atalım...

• Ermenistan macerası ne oldu, ne olmadı?..

• AB ile ilişkiler berbat değil mi?..

• PKK ve DTP cephesinde çıkmaz sokak siyaseti egemen...

• En başta Deniz Feneri olmak üzere yolsuzluklar AKP’yi boğdu boğacak...

• Ergenekon çuvalladı çuvallayacak...

• Ya ekonomik kriz?..

AKP’nin icabına ekonomik kriz mi bakacak?.. Halk gırtlağına dek sıkıntıya boğulmuş...

• Askeri darbe edebiyatı ne âlemde?..

Genelkurmay Başkanı bu edebiyatın soluğunu kesmişti...

*

Peki şimdi ne oldu?..

F tipi polisle ve CIA ile al takke ver külah bir gazetede pazarlanan soru işareti bir belgeyle TSK yine hedef haline getirildi...

Belge en çok Fethullah Gülen’le Tayyip Erdoğan yandaşlarının ve yalakalarının işine yarıyor...

Genelkurmay Başkanı açık seçik askeri darbeye karşı tavrını ortaya koymuştu ya...

Şimdi diyorlar ki:

- Geç bunları, bugün Türkiye’de birinci sorun askerdir ve darbedir...

Feto (Fethullah) hemen Gülen’ci TV’lere çıkıp siyasal nutuk attı, başında beyaz takkesiyle kendisine dinsel bir hava vermeye de çalıştı...

Başbakan RTE ne idüğü belirsiz meşhur belgeyi kastederek ne dedi:

- Biz bu işin peşini bırakmayacağız...

Başbakan, Deniz Feneri davasını kovalayacak değil ya...

Derdi gücü Ergenekon’daki askerin dosyası...

*

F tipi polise de aşkolsun...

Doğrusu ya bu işleri ustalıkla idare ediyor, inişe geçen Fethullah ve AKP’nin yine imdadına yetişti...

Şimdi Türkiye’de bütün sorunlar silindi...

Sorunumuz ne?..

Bir Ergenekon davası avukatının yazıhanesinde bulunduğu söylenen ne idüğü belirsiz belge...

Belge, inişe geçen Fethullah ve AKP özdeşliğinde bir hayat öpücüğü gibi tezgâhlandı...

Bakalım bu hayat öpücüğü işe yarayacak mı?..
'Kim bu dangoz diye sorun'

[Resim: 270620091041089282647_2.jpg]

Askeri savcılığın "Genelkurmay'da hazırlanmadı" dediği 'AKP ve Gülen'i bitirme planı' ile ilgili dün İlker Başbuğ'un yaptığı açıklama da bazı kesimleri ikna etmedi. Belgeyle ilgili en çarpıcı yorum ise Hürriyet yazarı Yılmaz Özdil'den geldi. Özdil, yine kendine has üslubu ile belgenin uydurma olduğunu savundu..

Asimetrik

"Doğruları konuşmak için en az iki kişi gerekir biri doğru söyleyen, biri doğru anlayan" demiş Victor Hugo... "Çünkü yalanları dinlemek de, yalan söylemenin bir çeşididir aslında!"


Güzel laf di mi?


Ama size kötü bir haberim var.

Victor’un böyle bir lafı yok!

Kıçımdan uydurdum.


Adım gibi eminim ki, uydurduğumu itiraf etmeseydim, çoğunuz inanırdınız... Hatta, bu süslü lafı not edip, eşe dosta satmaya kalkan bile olurdu... Çünkü, adamın biri imzasıyla, fotoğrafıyla köşe yazıyorsa koca gazetede, çıkıp ahkám kesiyorsa televizyonda "gazeteci" sanıyorsunuz, "doğru" kabul ediyorsunuz.


Genelkurmay Başkanı’nın, "Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı medya üzerinden asimetrik psikolojik harekát yürütülüyor" dediği, işte bu.


Akıllarında ihanet.

Vicdanlarında nefret taşıyorlar.

Ceplerinde sarı basın kartı...


"Demokratım, özgürlükçüyüm, aydınım" ayaklarıyla, gözümüzün içine baka baka yalan söylüyorlar. Süsleyerek... Haysiyet cellatlığı yapıyorlar. "Papağan efekti" yaratıyorlar. Okuyan, inanıyor. İnanmakla kalmıyor, başkalarına anlatıyor.


Bu sinsi tuzağı, ne Genelkurmay bozabilir, ne MİT, ne de herhangi bir siyasi iktidar... Siz bozabilirsiniz... Vatandaş.


İnanmayın kardeşim...

"Kim bu dangoz?" diye sorun.

"Bugün bize duayen diye kakalanan bu badem bıyıklı 5 sene önce ne iş yapıyormuş acaba?" diye merak edin... "Bu ülkede doğdum, bu ülkede büyüdüm, hayatım boyunca adını bile duymadığım adam, benim haberim olmadan nasıl olmuş da otorite olmuş?" diye sorgulayın...


"Belge" dedikleri, káğıt parçası çıktı...

Bunları da, káğıt mendil gibi buruşturun.

Atın hayatınızdan.


Netice itibariyle...

Ne demiş Albert Camus?

"Ajan basın, bunu da yazın!"

Yılmaz Özdil
[FONT=Franklin Gothic Medium] Darbe önleme duası...

[Resim: 9.jpg]


YARAB...

Paşa’nın dilini narin eyle
Yüreğini serin eyle...
........

Tankın önünü rampa eyle...
Askerin tüfeğinin deliğine tıpa eyle...
........

Muhterem Cumhurbaşkanımız hazretlerinin zihnini açık eyle, muhafız alayını sadık eyle, her türlü bir tehlikeden ırak eyle yarabbim...
.........

Aziz ve muhterem Başbakan hazretlerimizin gözünü görür eyle... İktidar koltuğunun üzerinde durur eyle...
.........

Bilhassa...
Bülent Arınç beyefendi hazretlerinin sivri dilini oval eyle...
Ağzını büzgülü çuval eyle...
Dilini lâl, sözünü bal eyle ya rabbim...
.........

Yarab...
Partimize oy vermiş mümin ve imanlı kardeşlerimizin telaşını hoş eyle...
Kafası karışıp da karşı tarafa geçen kardeşlerimizin akıllarını kuş eyle...
Muhalif yazarların köşelerini boş eyle...
Yine de
Hasan Cemal kardeşimiz ile bilek güreştirmeye kalkan olursa tuş eyle...
.........

Emekli paşa canlı yayında ağzını açtığında onu haşat eyle... Nazlı Ilıcak hanımefendi kardeşimizi ona musallat eyle...
.........

Her kim ki fevkalede pek temiz partimizin aleyhine bir ifşaatta bulunacak olursa, cebinin kontörünü az eyle...
Bilgisayarına bir miktar virüs eyle...
Ona Silivri’yi üs eyle...
..........

Yarabbim...
Bu kullarının tertemiz, ak-pak iktidarı geldi kapına... Bu darbeleri önleme duamızı kabul eyle...
Darbe yapacak olan olursa, ona sükûnet eyle...
Tankını kamyonet eyle...
Postalını sandalet eyle...
Yarabbim...
Cumhuriyet
02.07.2009

DÜZ ÇİZGİ

ÜMİT ZİLELİ

[B]Dinci Faşist Düzen!..[/B]

12 Mart Muhtırası radyoda okunduğunda küçücük bir çocuktum…

Amcamın nasıl büyük bir hırsla arandığını ve sonunda yakalandığını, sokaklarda ya da dağlarda öldürülemeyen gencecik çocukların nasıl ipe yollandıklarını, askeri mahkemelerde nasıl onlarca yıl hapse mahkûm edildiklerini hep babaannemin gözyaşlarından öğrendim… Mamak Askeri Cezaevi’nin önündeki uzun nöbet günlerini gayet iyi hatırlarım…

12 Eylül darbesi esnasında ise gencecik bir muhabirdim… Binlerce, on binlerce insanın nasıl işkencelerden ve darbe mahkemelerinden geçtiğinin bizzat tanığıyım... Cunta liderinin kürsüden, “Asmayalım da besleyelim mi?” diye kükrediği sıralarda yaşı büyütülüp asılan çocuğu da hiç ama hiç unutmadım… Bu ülkede yazılan ilk “askerlik anılarının” yazarı olarak, yaşadıklarımı, tanıklıklarımı kâğıda dökerken de sıkıyönetimin, asker egemenliğinin ne olduğunu birinci elden bilen biriydim…

Bu nedenle, geçen perşembe gece yarısı, AKP’nin adeta yangından mal kaçırırcasına TBMM’den geçirdiği yasanın içeriği, benim ilk gençlik yıllarımdan bu yana savunduklarımla örtüşüyor ve destekliyorum!.. Tabii ki, demokratik bir hukuk devletinde askerler de ağır cezalık, askeri disiplin dışında işledikleri suçlar nedeniyle sivil mahkemelerde yargılanmalıdır…

-Ama gerçekten demokratik bir hukuk devletinde!..

***

Tüm kurumları ele geçirip, rejimi değiştirmeyi hedeflediği, yedi yıllık iktidarı sırasındaki uygulamalarıyla açıkça ortaya çıkmış, ülkenin Anayasa Mahkemesi’nin, bir üye dışında 10 üyesinin kararıyla “laik düzene karşı irticai eylemlerin odağı” olduğu karara bağlanmış bir hükümetin yönetiminde değil!..

Bu hükümetin başı, daha birkaç gün önce açıkça, üstüne basa basa ne demişti, anımsamıyor musunuz?..

- Türkiye’de demokratik rejimin teminatı polistir!..

Dünyanın hangi demokratik hukuk devletinin başbakanı, demokrasinin biricik teminatının “hukuk” ve bağımsız yargı olduğunu yok sayıp, teminat olarak “polisi” gösterebilir?.. Bu kafanın ülkeyi götüreceği sonuç o kadar basit, o kadar kesindir ki…

- Polis devleti!..

Hele ki; polis içinde “F tipi” yapılanmanın ne denli yaygın olduğu bilinirken!.. Bu durumda, yapılmak istenen de son derece açık:

- Türkiye’nin tepetaklak boşluğa yuvarlandığını, tarihin en acıklı ekonomik küçülmesinin yaşandığını gizlemek, Deniz Feneri davasını gözlerden iyice uzaklaştırmak, “darbe” edebiyatıyla yine o mide bulandırıcı “mağdur” rolünü oynamak için yeni tertipler planlamak ve uygulamak!..

- F tipi yapılanma şu anda işbirlikçi liberal sürüngenlerin desteğinde işte bunu beceriyor!..

Yaşadıklarımızın ne sivilleşmeyle, ne de hukukla uzaktan yakından bir ilgisi var. Ele geçirilemeyen tek kurum olan TSK’nin ağır bir kuşatmaya alınması da o çok açık hedefe ulaşmak için zaten…

- Dinci faşist bir düzen!..



[B]]Bir Yurtsevere Mektup (XV)[/color][/B]

Sevgili kardeşim Balbay, bu sana on beşinci mektubum!.. Bu mektupları yad ederek acı acı gülümseyeceğimiz, kucaklaşacağımız günleri artık iple çekiyorum, bilesin…
Bugün Sıvas Katliamı’nın 16. yıldönümü… Gerici yobazların, ağızlarından salyalar akıtarak, bu ülkenin sanatçılarını, gencecik pırıl pırıl insanlarını diri diri yaktıkları o meşum günün yıldönümünde, o yobazların ağababalarının köşe başlarını tuttuğunu, demokrasi ve insan hakları nutukları attıklarını gördükçe o güzelim insanlardan af diliyorum…
Belge komedisine gelince; o da akıl almaz bir şekilde totaliter bir rejime doğru gidişin çekici gücü haline getirilmeye çalışılıyor!.. Sivil darbenin süratle sonuca ulaşması için gözü kara bir saldırı daha gerçekleştiriliyor anlayacağın… Sesli Gazete’de hep söylediğimiz üzere: “Güzel gidiş bu gidiş, eğer sonu gelirse!..”

Seni ve tüm yurtseverleri, dışarıdaki milyonlar adına bir yurtseverin olanca gücü, kararlılığı ve sıcaklığıyla kucaklıyorum kardeşim...
Burhan MERDAN




[B]EY SÜNNİ ALİMLER VEBALİNİZ ÇOK BÜYÜKTÜR!

]Evet çok büyüktür vebaliniz..

Sizler ki şu toplumda din adına söz sahibi olmuş kişilersiniz.

Ama ne yazık ki bu imkanlarınızı, gerçeklerin ortaya çıkması yolunda ve İslam Peygamberinin (s) bu ümmete bıraktığı o iki ağır emanete, gereğince sahip çıkmadığınız için vebaliniz çok büyüktür.

Ehlibeytin dindeki yerini, değerini, önemini ve hatta olmazsa olmazlığını insanlara anlatmadığınız için vebaliniz büyüktür.

İnsanları dinin özünden -Ehlibeytin yolundan- uzaklaştırdığınız için,

Dinde liyakatli olmayan sıradan insanları, ehil ve görevli olanların önüne geçirdiğiniz için,

İmamlarımızın (a) masumiyetini, velayet hakkını inkar ettiğiniz için vebaliniz çok büyüktür.

Uydurma hadislerle yalan ve parayla yazdırılmış hadislerle dolu birtakım kitapları herkese sahih diye yutturmaya çalıştığınız için, vebaliniz büyüktür.

Yaptığınız derslerde, tv proğramlarında vs. ehlibeyti gündeme getirmediğiniz için vebaliniz büyüktür.

Bu dinin Peygamberinin, Gadir-i Hum da, İslam ümmetinin geleceğini İmam Ali'nin emin ellerine bıraktığı gerçeğini, türlü muaviye oyunlarıyla, okus pokuslarla hasır altı edip, insanlardan gizlediğiniz için vebaliniz büyüktür.

Müslümanları 12 imamların öğretilerinden ve ehlibeyt'in nurundan mahrum bıraktığınız için vebaliniz çok büyüktür.

Kur'an ayetlerinin yorumlanması hakkını, İmamlarımızdandan başkalarına da verdiğiniz için,

Peygamberimizin ve İmamlarımızın kıldığı namaz şeklini bile bozanlara, dinde bidat uyduranlara masalcı hurafecilere uyduğunuz için vebaliniz büyüktür.

Yüce Allahımızın (cc) tertemiz pak ve masum kıldığı Ehli beyti, binbir dalevereyle hile ve düzenle saf dışı bırakarak, kendi kafalarından uydurdukları bir dine! tabi olanları kendinize baş tacı ettiğiniz için vebaliniz büyüktür.

Peygamberden (s) sonra islamda binlerce bidat ve hurafe uyduranları ve onların yaptıkları gayri islami uygulamaları, bire bin katarak ballandıra ballandıra anlatırken, öve öve bitiremezken, aziz İmamlarımızın (a) başına getirilen bunca musibetleri ve düşmanlıkları göz ardı ettiğiniz için vebaliniz büyüktür.

Çoğu insanlarda sizleri örnek aldığı için, sizi dinledikleri ve size uydukları için bu vebaliniz daha da büyüktür.

Sadece dille Ehlibeyti seviyorum demenin yeterli olamayacağını ve onların yolundan gitmedikçe, içi boş kuru bir sevginin insanı mahşerde kurtarmaya yeterli olamayacağını bir türlü anlamadığınız ve anlatmadığınız için vebaliniz büyüktür.

Şu anadolu topraklarında yaşayan ve kendini alevi sanan, ama batıl inanç ve amelleriyle söz ve eylemleriyle, demiyle dolusuyla, cemiyle semahıyla sazıyla çümbüşüyle..tamamen din dışı pratikler içinde ve günah deryasında boğulup giden, aldanmış aldatılmış yüzbinlerce bektaşiye, İmam Alinin böyle olmadığını, Ehl-i Beyt'in böyle yaşamadığını, Aleviliğin böyle olamıyacağını, bunların dinde ibadet olmadığını.. söylemediğiniz ve onların içler acısı durumlarına sessiz kaldığınız ve onları namazsız abdestsiz cahil cühela içkici dedelerin!! ateist örgütlerin!! ellerine terkettiğiniz için vebaliniz büyüktür.

Sohbetlerinizde, yazılarınızda, konferans yada panellerde bu hakikatleri neden dile getirmiyorsunuz? Oysa sizi dinleyen, izleyen binlerce insan arasında, ağzınızdan dökülecek bir kaç hakikat cümlesine belki hemen teslim olacak, sizleri ağzı açık dinleyen o kadar samimi gençlerimiz var ki şu toplumda.. ama sizler bu tavrınızla onlarıda hurafelere mahkum ve heba ediyorsunuz maalesef!

Zaman zaman şu yada bu şekilde ortaya çıkan, gündeme gelen kimi gerçekleride ya hemen örtbas edip üzerini küllemeye yada alalacele halının altına süpürme telaşına kapılıyorsunuz.

Sizler dini konularda en gereksiz, en teferruat, en eften püften konuları bile en ince ayrıntılarına kadar yazıp, orda burda günlerce konuşurken, hep kulak ardı ettiğiniz işin özüne yani "ehlibeyt" gerçekliğine karşı bu duyarsızlığınız bu vurdumduymazlığınız nedendir?

Bazılarınız yüzlerce kitap okuyor belki, en olmadık en gereksiz yada en önceliksiz kitapları bile okuyorsunuz, ama iş ehlibeyt kaynaklarına, şia kaynaklarına geldiğinde yada Ehlibeytle ilgili çok açık kimi gerçeklikler ne zaman ortaya çıksa ve nerede gündeme gelse hemen yan çiziyorsunuz, ya üç maymunu oynayarak deve kuşu gibi kafanızı kuma sokuyorsunuz ! yada bin türlü ihmallere veya gafletlere dalıyorsunuz ! veyahutta sadece dil ucuyla: "canım bizde seviyoruz onları.. Aliyi sevmek alevilikse bizde aleviyiz!" falan deyip olayı savuşturuyor işin içinden sıyrılıveriyorsunuz!!

Bu nasıl bir sevgidir ki, sevdiğiniz insanların yolundan gitmiyorsunuz ve bu sevgi sizdeki inanç ve amellerde hiçbir değişim yada öze dönüşüm meydana getirmiyor ?

Gerçekleri araştırıp bulup sonrada itiraf eden sınırlı sayıdaki alimlerinizi tabi ki takdir ediyoruz ama sizler neden bu alimlerde oluşan yeni fikirlere, dönüşümlere karşı ilgisiz ve duyarsız kalıyorsunuz ? Neden bir araya gelipde dindeki bu en önemli temel konuların aranızda kritiğini yapmıyorsunuz ? Ve neden gerçekleri açıklamıyorsunuz ?


Peki kim anlatacak bütün bu gerçekleri insanlara ?

Ehlibeyt emaneti sadece şia alimlerine mi bırakıldı ? Sizler nerdesiniz ?

12 imamlar sadece şianın, alevilerin imamlarımıdır ? Gerçekte Onlar bütün bir İslam Ümmetinin İmamları değilmidir ?

Neden konuşmalarınızda Peygamberin " Ey Ali seninle savaşan benimle savaşmıştır, benimle savaşan ise Allah (cc) ile savaşmıştır" hadisini ortaya koyup, buna göre muaviye zalimdir demiyorsunuz da, hala hz!!.diyerek Allahın düşmanına sevgi saygı duyuyorsunuz ?

Neden Peygamberin "Ehlibeytim Nuhun (a) gemisi gibidir, O'na binenler kurtulur binmeyenlerse boğulur helak olur" hadisini sık sık hatırlatmıyorsunuz insanlara ve önce siz neden bu hadislerin gereğine uymuyorsunuz ?

Neden zalim fasık emevilerin abbasilerin..vs yüzyıllardır ehlibeyte yaptıkları akıl almaz zulümleri katliamları ve onlardan önce Peygamberin ciğerparesi biricik kızı Fatıma'ya ve Ali'ye Hüseyin'e karşı yapılanları dile getirmiyorsunuz ? Bu tarihi acı gerçekleri yüzyıllardır külbastı yapmakla vahdete mi hizmet ettiğinizi sanıyorsunuz yoksa ?

Ey Sünni alimler, hocalar, vaizler, namaz kıldırma memurları!!
Ey tv kanallarında boy gösteren, profesör falan etiketli koca koca din adamları!
Ey amerikanın ılımlı islam projesinin kurbanı olmuş entel dantel, kravatlı fularlı ve dahi sinekkaydı traşlı din bezirganları!
Ey islamın sırtından geçinen menfaatperestler!

Sizler bütün bu veballerin altından nasıl kalkacaksınız ?

Hiç mi kendi başınıza kaldığınızda şöyle başınızı iki elinizin arasına alıpta nefis muhasebesi yapmıyorsunuz ?

Bu halinizle yarın mahşere vardığınızda, huzuru ilahide Peygamber aleyhiselamın: "Benden sonra Ehlibeytime nasıl davrandınız ?" sorusuna nasıl cevap vereceksiniz? Dahası hangi yüzle O'na ve 12 imamlara bakabileceksiniz de onların şefaatlerini umacaksınız [/B]?
Tarihin kara sayfalarını yazıyorlar...


ÇOCUKLAR bugünleri tarih kitaplarından okuduklarında şaşıracaklar ve asla saygı duymayacaklar köklerine...

Türkiye kendi tarihinin kara sayfalarını yazıyor bugünlerde...


Nasıl olur?..

Yüz kızartıcı suçlardan sanık (şüpheli) olanların tümü dışarda:

Suistimal...

Sahtecilik...

Yalan beyan...

Zimmete para geçirme...

Nitelikli dolandırıcılık...

Resmi belgede tahrifat...

Sahtekârlık...

Dolandırıcılık...

Liste çok uzundur; aynı zamanda dini duyguları kullanarak “laiklik karşıtı eylemlerin merkezi olmak” gibi...

Ama cumhuriyet endişesi duyup bir çaba harcama gereğini duyanların tümü hapishanelerde yargılanıyorlar...

*

Kim anlatacak bunu topluma?..

Muhalefet yayını yapan üç televizyon:

Kanal-B...

ART...

Biz TV...

Üçünün de sahibi içerde, tesadüf müdür bu?..

Türbana karşı çıkarak laiklik endişesini dile getiren dekanların-rektörlerin hepsi sanık... İktidar karşıtı ağzını açan sivil toplum örgütü önderlerinin tamamı mahkeme kapılarında sürünüyor... Kafası-kıçı oynamayan ne kadar yazar-gazeteci-aydın varsa alıp götürdüler...

Ama zimmet, yalan beyan, suistimal, sahte belge düzenlemek, dolandırıcılık, sahtekârlık suçlarından sanık (şüpheli) olanlar yargılanamıyorlar.

Tersine Türkiye’yi yönetiyorlar...

*

Bu nasıl olur?..

Elbette tarih kitapları bunları yazacak...

“Yüz kızartıcı suçların” itibarlı ve iktidar olduğu... Ama “Atatürk ve devrimlerini ağzına alanların” suçlu sayıldıkları bugünler, iri harflerle yazılacak Türkiye’nin alnına...

Tarihin kara sayfalarının yazıldığı günlerdir bugünler...

İyi izlemelisiniz...