Pir Zöhre Ana Forum

Tam Versiyon: Köşeli Yazılar...
Şu anda arşiv modunu görüntülemektesiniz. Tam versiyonu görüntülemek için buraya tıklayınız.
Ortalık çok karışacak çok!

Madımak Oteli’ni ateşe vermişler, Uğur Mumcu’yu, Bahriye Üçok’u, Necip Hablemitoğlu’nu öldürmüşler, Hrant Dink’i vurmuşlar, Akın Birdal’a suikast düzenlemişler.
Ona kurşun sıkmışlar, buna bomba atmışlar.
Ülkeyi fitneye, fesada boğmuşlar.
Sonra da bir köşeye geçip bıyık altından gülmüşler.

Kilislere saldırmışlar, rahipleri öldürmüşler.
Darbeler yapmışlar.
28 Şubat’lara imza atmışlar.
Çalmışlar, çırpmışlar, hortumlamışlar.
Yemişler, içmişler, dalga geçmişler.

İktidarlar kurup, yıkmışlar.
Hakimler, savcılar, bürokratlar, başbakanlar, emniyet müdürleri ayarlamışlar.
Devlet içinde devlet kurmuşlar.
Devletin zirvesini parmaklarına takıp oynatmışlar.
Uyuşturucu satmışlar, kadın pazarlamışlar.
Güneydoğu’da faili meçhul cinayetler işleyip, bölge insanıyla devletinin, ülkesinin arasını açmışlar.
Kaos ortamı yaratıp, nemalanmışlar.
Gazete bombalamışlar.
Gazeteci öldürmüşler.
Toplumun sinir uçlarına onlarca yıl dokunup zıplatmışlar.

Başbakanlar asmışlar, cumhurbaşkanları zehirlemişler.
Tüm bunları yapıp, gözümüzün içine baka baka yurtseveriz demişler.

Açlıktan ölen bebekler onların eseri.
İş bulamadığı için intihar eden babalar onların eseri.
Parası olmadığı için okutulamayan çocuklar onların eseri.
Evini geçindirmek için kötü yola düşen kadınlar da onların eseri.
Ne kadar pislik uğursuzluk varsa onların eseri.

Onlara dikkat edin.
Bari bu kez dikkat edin.
Bari bu kez aldanmayın.
Zira ortalık çok karışacak, çok.
Karıştıracaklar.
Tutuklu olduklarına bakmayın, dışarıda kalanlar son bir kez daha can havliyle bu işten kurtarmaya bakacaklar.
Yine yakıp, yıkacaklar.
Ülkeyi kaosa sürükleyecekler.
Güç gösterisi yapacaklar.

Bari bu kez gözünüz açık olsun.
Bari bu kez bunlara göz yuman, kucak açanlara tepkiniz olsun.
Bari bu kez sıranın kendisine geleceğini gören medya patronlarının “ekranlarından kustuklarına” kanmayın.
Bari bu kez.



Turgay Güler
[email protected]

alıntıdır...haber7.com
Haftalık raporumdur



[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Haftanın sorusu: Demokrasi nedir?

“Demokrasi, çoğunluğun borusu değil, azınlığın korunmasıdır.” Albert CAMUS

“Demokrasi, kapınız sabah 6’da çalındığında, gelenin sütçü olmasıdır.”

Henri JEANSON

“Demokrasi, halkın halk tarafından ezilmesidir.”

Oscar WILDE

“Demokrasi, güzel bir kadındır ve sadık kalması için her gün sevmek gerekir.”

Edouard HERRIOT

“Demokrasi, aslanların başını yiyen bit iktidarıdır.”

Philippe BERTHELOT

“Demokrasi, imdada çağrılan halkın adıdır.”

Robert DE FLERS

Haftanın üzüntüsü: Soğanların hüznü.

“Soğanlar, insanları demokrasiye saygıdan ağlatır. Eski zamanlarda, soğanlar güldürürdü ve neşelenmek isteyenler, soğan koklardı. Bir filozof, soğan koklayıp kahkaha atmayı anlamsız bulunca, soğanlar gücendi ve nedensiz gülmenin garipsendiği demokrasilerde nedensiz ağlamanın kabul gördüğüne bakıp, genel eğilimi benimsediler.”

NORGE

Haftanın düşüncesi: Gidişatın yorumu.

“Irmağın yatağını değiştirmek, debisini değiştirmekten kolaydır.”

Çin Atasözü

[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]alıntı: gazetevatan.com- Mine Kırıkkanat (bugünkü yazısının bir bölümüWink
Selçuk 'Feto' medyasını yazdı

'AKP-FETO Medyası Kafayı Yemiş' diyen İlhan Selçuk, yanlı haberlere değindi. [Resim: ilhanselcuk24037.jpg]
Cumhuriyet Gazetesi Başyazarı İlhan Selçuk'un köşe yazısı:

AKP-FETO Medyası Kafayı Yemiş...

Laik Türkiye Cumhuriyeti ne durumda diye merak ediyorsanız, bir tek köşe yazısının başlığı bile sorunun yanıtını vermeye yeterlidir...

Oray Eğin 'in dünkü Akşam'da yayımlanan köşe yazısının başlığı:

"Galatasaray'ı Fethullah Gülen 'e satıyorlar..."

Fenerbahçe'yi de Menzil tarikatına satalım da bu iş bitsin...

*

Hürriyet yazarı Ahmet Hakan , dün köşesinde, "İktidar yandaşlarının Ergenekon yanlışları" başlığı altındaki yazısının sonuna Doğu Perinçek 'in gönderdiği bir mektubu eklemişti...

Ne diyordu Perinçek?..

Doğu'nun bilgisayarına Yargıtay Başsavcısı'nın iddianamesi, yayımlanması tarihinden önceki bir tarihle mi kaydedilmişti?...

Hayır...

Dört-beş gün sonra kaydedilmişti...

Ama, Fethullahçı medya sürekli olarak bu tür haberleri ortalığa yayıyor...

Yargıtay Başsavcısı sanki aklını peynir ekmekle yemiş de iddianameyi kamuoyuna duyurmadan önce Perinçek'e, bana, sana, ona bildirecek...

Bu iş çığrından çıktı artık.

*

Fethullahçı medya, Doğan Grubu'nu solladı; dinci gazeteler aldı başını gidiyor, Sabah Grubu'na iktidar el koydu...

Peki, Ergenekon dosyasında durum ne?..

Polis ve savcılık her gün Fethullahçı - AKP'ci medyaya "servis" yaparak talimatını veriyor; bu gazeteler ve TV'ler de elbirliğiyle suç işleyip, polisin ve savcılığın ifade ve sorgularındaki ne idüğü belirsiz bölük pörçük iddiaları yayımlayarak tozu dumana katıyorlar...

AKP-FETO medyası polis bültenlerine dönüştü...

İlk tahkikat yasaya göre gizlidir..

AKP-FETO medyası açıkça suç işliyorlar, ama, artık bu ülkede ne hukuku takan var, ne kanunları...

*

Türkiye mantığını yitirmek üzere...

Ülkenin saygın İstanbul Üniversitesi'nde rektörlük yapmış Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu 'nu, polisler talimat üzerine gece saat 4'te evinden alıyorlar, polis - savcı faslından sonra karşısına çıktığı yargıç "şüpheli" yi serbest bırakıyor...

Nedir bu?..

Eski rektör Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu teşhisi koyuyor:

"- Bu soytarılık bitsin artık!.."...GERÇEK GÜNDEM...

" sevgili canlar buradan herkese sesleniyorum sizler de çevrenizi bilinçlendirin. Almayın artık bu gazeteleri prim yaptırmayın artık ne sabaha ne bugüne ne postaya ne başkasına...Cumhuriyetimize sahip çıkalım çok geç olmadan..."
Dağdaki çobanın oyu ne kadar değerli?

Hangi rejimde yaşarsanız yaşayın (tabi faşizm hariç!) dağdaki çobanın oyunun değerini tartışan bir soru soramazsınız!Sormamalısınız…

Kafalar ne kadar karışık değil mi? Özellikle genç kuşakta… Manken Aysun Kayacı’nın TV Programı’nda “ Benim oyum,dağdaki çobanın oyu ile eşit olmamalı” sözü tüm gazetelerde yer aldı. İyi ki de aldı! Çünkü bu cümle, bazı kesimlerin hayata nasıl baktıklarını gösterdiği gibi, yöneticilere ve yönetim şekline nasıl baktıklarını da gösteriyor.

TV Programı’nda yer alan diyaloglara baktığınızda belli bir kuşakta dünyada esen gürleyen ikinci kapitalizm fırtınasının nasıl “inanç izleri” bıraktığını tüm ayrıntılarıyla görüyorsunuz ve dehşete kapılıyorsunuz…

Aynı kişiye eminiz ki, “fırsat eşitliği diye bir kavram var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?”diye sorulsa, “Çalışanla çalışmayana fırsat eşitliği mi olur? Ben çalışıyorum o zaman bana daha çok fırsat verilmesi gerekir” diye konuşur.

Bu diyalogları okuyunca, bir gazeteci arkadaşımın çok başarılı bir eğitim yaşamından sonra mezun olup, çok önemli bir kuruluşta işe giren kızının söylediklerini hatırladım:

“Benim ürettiklerimi alamayan kişilerin yok olmalarına ben üzülemem. Sistem doğal seleksiyon(ayıklanma) sistemi” demişti…

Çok önemli bir gazetenin üst düzey yöneticiliğine atanan “olgun” başka bir meslekdaşım ise yurtdışından döndükten sonra, “Hala inanamıyorum. 21’inci yüzyılda hala tuvalet eğitimini askerde alan kişiler var bu ülkede. Bu nasıl gerilik?”diye Doğu ve Güneydoğu’nun köylerinden askere alınan erlerden “tiksinerek” bahsetmişti…

Bu tespitler, söz üzerinde hiç de yanlış gibi görünmüyor değil mi? Ama bu acımasız ayrımcılığın bu ülkede nasıl bir noktaya geldiğinin göstergesi olduğu gibi aynı zamanda, bizce “kör cahilliğin ve hayatta nerede duracağını bilememenin de” bir göstergesi…

Oysa çocukluktan sonra geçen dönem tercih dönemidir. Tabi okuyup, yazmanın ve öğrenmenin de… Hele bir cümle ile bir insanın hayatını değiştirebilecek kadar “riskli” bir güce sahip gazeteciler için…

“Peki, kim doğarken, ailesini ve yaşadığı yeri seçebilir?”gibi çok ilkel bir soruyla yaklaşsak konuya…

Babası da çoban olan, köyünde şimdiye kadar “ilkokul görmeyen”, köyünün bağlı olduğu şehri bile TV’de diğer şehirleri görene kadar “hayal bile edemeyen” bir insanın sadece seçim dönemlerinde “sayın” ünvanı alması karşılığında nasıl bir “üretici “olması lazım ki, İstanbul’da doğup büyüyen, ailesi tarafından dershane dershane gezdirildikten sonra, güzel bir üniversitede okuyan bir insanla oyu eşit olsun?

Diye devam etsek…

E “dağdaki çobana bir okul bir de fabrika verilsin “desek bu sefer ona da karşı çıkacaklar. Öyle ya, bir oy hakkı bile fazla görülen bu insana üstüne üstlük bir de okul ve fabrika verilmesi onlara göre abesle iştigal olmaz mı?

Bu tür yaklaşımlar, bilgiden önce duyarlılığın ve vicdanın da kaybolduğunu gösteriyor.. Bir de hayatta nerede durduğuna karar verme gereği bile duymamış insanların cahilliğinin bile farkında olmamasını…

Evet evet eğitim şart!


alıntıdır..NURHAN YÖNEZER
Bir cumhurbaşkanımız olsaydı...

KRİZİ çözecek olan Cumhurbaşkanı diyorlar.

Bu iyi bir şey.

Bir tek sorun var:

Cumhurbaşkanı’nın kendisi, bu krizin ilk parçası.

O günlerde ilgili-ilgisiz herkes bir ulusal uzlaşı beklerken, türbanını alarak Çankaya’ya çıkıp oturan Abdullah Gül, tüm bu bunalım sürecinin başlama noktasıdır.

Hatırlamalısınız.

*

Oysa bir tarafsız cumhurbaşkanı, işte böyle zor günler için hepimize lazımdı.

Herkesin güvendiği, her kesimin tarafsızlığına inandığı, rejimden yana olduğundan kuşku duyulmayan...

Çağdaş devletin bekçisi olduğu kabul edilen.

Tarafsız...

Ama hepimiz biliyoruz ki bu Abdullah Gül değil.

Diyelim ki en görkemlisini yanında taşıdığı türban sorununda, tarafsız olması olası mıdır?..

Ya da laikliğin tanımında olsun, mezhep sorununda olsun, içinde sanık olarak yer aldığı parti kapatma meselesinde olsun...

Misal; yaşam biçiminde Arap kültüründen yana olmadığını kim söyleyebilir?..

(Nitekim önceki gün gördüğünüz gibi; Arap krallar-emirler geldiğinde, devlet düzenini delip doğru havaalanına koşması bu yüzden.)

Saymakla bitmez...

*

İşin ilginç yanı; tarafsız, güven veren, otoritesi herkes tarafından kabul edilen bir cumhurbaşkanı, bugünlerde herkesten çok krizin sürüklediği AKP’ye lazım.

Ki krizi çözsün.

Ama yok...

AKP burda da kendi şımarıklığının kurbanıdır; kriz derinleşiyor, iktidarı sallanıyor ve herkesin saygıyla dinleyeceği bir uzlaştırıcı "cumhurbaşkanı" orada değil...

*

"O benim cumhurbaşkanım değil"in haklılığı bugünlerde daha berrak.

Görüyorsunuz; hepimizin olan bir cumhurbaşkanı benden çok Tayyip Erdoğan’a gerekiyor.

Ve o günlerde beni azarlayan; aydınlara, yazarlara, iş çevrelerine de...

Yoksa Türkiye’nin başına yıkılıyor o ahmaklık...

Bekir Coşkun.
EXPO

"AB’ye girdik!"

Havayi fişek fırlattık.

"EXPO’yu aldık!"

Havayi fişek fırlattık.

*

Ben iddia ediyorum... Herhangi biri çıksın, "Olimpiyatı aldık" desin, yarım saat sonra 250 bin kişi toplanıp, havayi fişek fırlatmazsa, Taksim’de anırırım.

*

8 Mart... TÜİK açıkladı:

"Kişi başı gelir 5.480 dolar."

9 Mart... TÜİK açıkladı:

"Kişi başı gelir 7.500 dolar."

31 Mart... TÜİK açıkladı:

"Kişi başı gelir 9.333 dolar."

Havayi fişekleri hazırlayın...

Mayıs gibi, 30 bin dolar olur.

*

"İşsizlik azaldı."

"Enflasyon düştü."

"Borcumuz küçüldü."

"Satın alma gücü arttı."

"1 dolar 1 YTL olacak."

"Zam yok."

"Vergiler hafifledi."

"İlaç ucuzladı."

"Memur, OECD’den zengin."

"Doğalgaz bulduk."

"Petrol çıktı."

"İstanbul Kültür Başkenti."

"AB’ye girdik."

Durmak yok, yola devam...

"20 milyar dolar akacak."

"40 milyon turist gelecek."

"700 bin kişiye iş..."

"EXPO’yu aldık!"

Bence hiç vakit kaybetmeyin...

Hemen üç çocuk yapın.

Yılmaz Özdil
“Çağdaş demokraside parti kapatma asla olmaz” yalanı



[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Parti kapatmak elbette iyi bir şey değil. Ama eğer bu yasalarınızda varsa ve siz bugüne kadar böyle bir maddeyi yeniden düzenlememişseniz, dava açılmasına da aşırı tepki gösteremezsiniz.

Bunu söyledikten sonra gelelim “Çağdaş demokrasilerde parti kapatma diye bir şey yoktur, asla da olamaz” şeklinde dile getirilen yalana. Bu görüşleri dile getirenler özellikle Avrupa Birliği üyesi ülkeler örnek göstererek “Bakın orada 40 yılda üç parti kapatılmış, aynı süre içinde Türkiye’de 24 parti kapatılmış” diyorlar.

1- Herhangi bir Avrupa ülkesinde, anayasalarını çiğnediği halde hakkında işlem yapılmayan parti yok. AB ülkelerinde bu açıdan tartışılan parti de yok.

2- Türkiye’de partiler ya laikliği ihlal ya da bölücülük suçlarından kapatıldı. Geri kalanlar ise usul hataları nedeniyle kapatılmak durumunda kalındı.

Şimdi “Avrupa’da parti kapatılmaz” diyenlere küçük bir test yapmalarını öneriyorum. Bugün çeşitli Avrupa ülkelerinde yaşayan ve o ülkelerin vatandaşı olmuş pek çok Türk var. Diyorum ki bu Türkler bir parti kursunlar. Programlarına “İktidara gelirsek Almanya’yı din kurallarına göre yöneteceğiz” desinler ve amblem olarak da Gamalı Haç’ı seçsinler. Bakalım bu parti kapatılacak mı kapatılmayacak mı? Hatta kurulmasına izin verilecek mi?

Çok kolay değil mi? Haydi kolları sıvayın, hem de Avrupa için “demokrasi testi” yapmış oluruz.

*****
Bugüne kadar kapatılan partiler

İşçi-Çiftçi Partisi (1968)

Milli Nizam Partisi (20.05.1971)

Türkiye İleri Ülkü Partisi (24.06.1971)

Türkiye İşçi Partisi (20.07.1971)

Büyük Anadolu Partisi (19.12.1972)

Türkiye Emekçi Partisi (8.05.1980)

Büyük Anadolu Partisi (24.11.1992)

Sosyalist Parti (10.07.1992)

Yeşiller Partisi (10.02.1994)

Halk Partisi (25.09.1991)

Türkiye Birleşik Komünist Partisi (16 07.1991)

Halkın Emek Partisi (14.07.1993)

Özgürlük Demokrasi Partisi (30.04.1993)

Sosyalist Türkiye Partisi (30.11.1993)

Demokrasi Partisi (16.06.1994)

Demokrat Parti-2 (13.09.1994)

Demokrasi ve Değişim Partisi (19.04.1996)

Diriliş Partisi (1996)

Emek Partisi (1997)

Sosyalist Birlik Partisi (7.06.1994)

Refah Partisi (16.01.1998)

Demokratik Kitle Partisi (26.02.1999)

Fazilet Partisi (22.06.2001)

Halkın Demokrasi Partisi (13.03.2003)

DEHAP kendini feshettiği halde davası sürüyor. HAK-PAR’ın kapatılması istemiyle açılan dava da Anayasa Mahkemesi’nde sürüyor.

*****

Alemdağ ve Çekmeköy’de orman katliamı olmasın

Hava Savunma Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı, 10 senedir İstanbul’da Çekmeköy ve Alemdağ kışlalarında konuşludur. Ancak 28 Şubat tarihinde birliğimizin Konya’ya taşınnacağı açıklandı. Elbette her asker verilen emri uygular ama tesisin alelacele boşaltılacak olması personel içinde rahatsızlık yarattı.

Ayrıca, Çekmeköy ve Alemdağ kışlalarının yarısına yakını orman arazisidir. Çekmeköy’de son 5-10 senede imara açılan yerleşim bölgelerinin hemen yanında yer almaktadır. Bölge rant alanı olarak kullanılmaya son derece müsaittir. Acaba Milli Savunma Bakanlığına kiralanmış bu araziler ne maksatla kullanılacaktır? Kışlaların içinde bulunan orman arazilerinin durumu yakın gelecekte ne olacaktır? Unutulmamalıdır ki Çekmeköy ve Alemdağ kışlaları büyüklük olarak neredeyse halihazırdaki Çekmeköy yerleşim alanının dörtte birine tekabül etmektedir. Buranın boşaltılması halinde yeni bir orman katliamı olmasından da korkuyoruz. (Hava Savunma Okul ve Eğitim Merkezi Komutanlığı’nda görevli bir grup subay.)

*****
O halde niye kazanmadınız?

Pazartesi günü Anayasa Mahkemesi kapsamında Abdullah Gül’ün de bulunduğu AKP’yi kapatma davasını kabul etmiş. Televizyonlar heyecanlı yayınlar yaparak çeşitli kesimlerden görüşler alıyor. Habertürk ekranında Refah ve Fazilet Partisi’ni kapatma davalarında savunan Şeref Malkoç var. Malkoç diyor ki “Bu iddianame çok kötü hazırlanmış. Hukuk fakültelerinin birinci sınıflarında okuyan çocuklardan bu konuda iddianame hazırlamasını isteseler bundan daha iyisini yazarlar.” Yargıya müdahale niteliğinde ama sonuçta bir görüş. Görüş sahibi ise iki kez kapatma davasında yaptığı savunmalarda başarısız olmuş ve kapatma kararını önleyememiş bir avukat.

Fıkra gibi değil mi?

Aynı avukat daha önceki iki kapatma davasında da benzer şeyler söylemiş ama sonuç alamamıştı. Demek ki “İddianame çok kötü, yetersiz, hukuka aykırı” demekle sorun çözülmüyor. İyi savunma yapmak gerekli.

*****
Her gün garta oturan jokey

Joe ile iki arkadaşı barda sohbet ederlerken biri, “Karım beni herhalde bir elektrikçi ile aldatıyor..” demiş, “Ne zaman eve gelsem masanın üzerinde bana ait olmayan pense, tornavida, kontrol kalemi falan buluyorum!..”

Diğer arkadaşı da, “Sanırım benimki de beni bir su tesisatçısı ile aldatıyor...” demiş ve “Ben de ne zaman eve gelsem yatağın yanında İngiliz anahtarı, çeşitli contalar, vana falan var...” diye devam etmiş. “Benim karım da beni bir at ile aldatıyor...” demiş Joe. Şaşırmış iki arkadaşı “Bir at ha? Sen bu kanıya nasıl vardın?”

“Şeyy...” demiş Joe, “Ne zaman eve gelsem mahalleye yeni taşınan jokey gardırobun içinde!”

*****
Siyasetle ahlâkı ayıranlar, ikisinden de bir şey anlamamışlardır. JOHN MORLEY

*****
AB kriterine bakın

Avrupa Birliği’nin kimi sözcüleri AKP’nin gitme ihtimalinden panikleyerek Türkiye’yi suçlayan ifadeler kullanıyorlar. Dillerinden düşürmedikleri de demokrasi.

Diyorlar ki “Demokrasilerde parti kapatma olmaz. Seçimle gelen seçimle gider.” Parlak söz ama acaba Avrupa buna ne kadar uyuyor?

Avusturya Başbakanı Haider seçimle geldi ama seçimle gitmedi. Tüm AB ülkeleri ayaklandı, “Biz bu adam başbakan olduğu sürece Avusturya ile ilişki kurmayız, AB’den de atarız” dediler. Sonuçta Haider gitti. Partisinin de bir hükmü kalmadı.

Peki hani seçimle gelen seçimle giderdi? Kendi işlerine gelmediği zaman seçim falan dinlemeyenlerin Türkiye üzerine ahkam kesmeleri mizah oluyor.

Can Ataklı