Pir Zöhre Ana Forum

Tam Versiyon: Köşeli Yazılar...
Şu anda arşiv modunu görüntülemektesiniz. Tam versiyonu görüntülemek için buraya tıklayınız.
Cumhuriyet Gazetesi yazarı Hikmet Bila, bugünkü köşesinde yazdı. [Resim: 2.gif]Alevi Sorunu’ Yoktur

Bir süre önce bu köşede “Alevi Sorunu Yoktur” diye yazmıştım. Bazı okurların kafalarının karışacağını bile bile… Oysa söylemek istediğim açıktı: Türkiye’de Alevi lerin sorun ları vardır ama bir “Alevi sorun u” yoktur.

Alevi lerin “Alevi Sorunu” oyununa gelmemeleri gerektiğini vurgulamıştım.

Güneydoğu sorun unu, ısrarlı ve kararlı propaganda kampanyalarıyla “Kürt Sorunu”na dönüştürmeyi, tehlikeli bir etnik ayrımcılık haline dönüştürmeyi başaran atmacalara karşı uyanık olmaları uyarısını yapmak istemiştim.

Meğer bu uyarıya hiç gerek yokmuş, çünkü Alevi ler de bu oyunun farkındaymışlar. Geçen hafta sonu Ankara’da yapılan Alevi Dedeler Toplantısı’ndan sonra yayımlanan bildiride aynı yaklaşımı gördüm: “Bugün ülkemizde Alevi lik sorun u yoktur, Alevi lerin sorun ları vardır.”

***

Alevi lerin tarihten gelen kararlı ve ilkeli tutumlarını sürdürdüklerini gösteren bu bildiriden bazı alıntıları tarihe not düşmek için hatırlamakta yarar var:

Alevi yol önderlerine maaş veya benzeri biçimlerde düzenli ödeme yapma planı, aynı zamanda devletin Alevi yol önderlerine ilişkin bakış açısının, onları bir tür imam gibi değerlendirdiğinin açık göstergesidir.”

“Laik olduğu kabul ve iddia edilen bir devlette, yalnızca belirli bir biçimde inananlara hizmet götüren din görevlilerinin ücretleri, o dine mensup olmayanlara karşı borçlu ve sorumlu durumda olan devlet tarafından ödenemez.”

Alevi likte yol önderliği, belli kurallar çerçevesinde, hizmeti alanla hizmeti veren arasındaki rıza ilişkisine dayanır. Bu rıza ilişkisine, ilgili taraflar dışında hiç kimse müdahale edemez. Yol önderlerinin kimlerden oluştuğu, kimlerin yol önderliğine layık olduğu, kimlerin kimi görüp soracağı yalnızca ve yalnızca Alevi lik ekseninde Alevi lerin sorun udur.”

“Bugün ülkemizde Alevi lik sorun u yoktur. Alevi lerin sorun ları vardır. Alevi lerin ‘Alevi ’lik gibi bir sorun u yokken Alevi lerin sorun u ‘Alevi ’likmiş gibi ‘Alevi ’liğe müdahale edemez. Yol önderliğini soy şartı gibi, icazet gibi en temelde rıza gibi temellerinden kopararak başka ölçüler ü- zerinden tanımlama ve bu tanımlar üzerinden devlet kontrolüne sokma girişimleri apaçık Alevi lerin sorun larını çözme girişimi değil, siyasal iradenin kendi gereksinimleri doğrultusunda yeni bir ‘Alevi ’lik inşa etme girişimidir.”

“Sonuç olarak, biz Alevi yol önderleri, her ne şekilde ve hangi uygulamalarla olursa olsun Alevi liğin Alevi ler dışında yeniden inşası, tanımlanması, partileştirilmesi, hükümetleştirilmesi ya da devletleştirilmesine karşı duracağımızı hükümetin ve devletin şu ya da bu dini kayırıcı, kollayıcı, yayıcı ve inşacı uygulamalardan ve buna dönük kurumsallaşmalardan derhal vazgeçmesi gerektiğini bu gerekliliğin ülkemizdeki bütün inançların kardeşçe ve eşitlik zemininde bir arada yaşayabilmesi için temel koşul olduğunu kabul ettiğimizi saygın kamuoyuna duyururuz.”
Enelhak Mizahı...

İlhan Selçuk / Cumhuriyet

Siyasal iktidara lök gibi oturan Nakşibendilerin en meşhuru Fethullah Gülen...

Peki, soyadı ‘Gülen’ olan Feto’nun siz hiç güldüğünü gördünüz mü?..

Gülmek, gülümsemek, mizah, espri, nükte Bektaşilikte ne kadar içleniyorsa Nakşilikte o ölçüde dışlanıyor...

Dincilik egemenleştikçe ortalık o oranda kararıyor...

*

Alevi-Bektaşi mizahı Enelhak felsefesine dayandığından dünyada bir eşine rastlanmayan esprilerle haşır neşir bir gülmeceyi yaratmıştır...

Ne Batı’da ne Doğu’da böylesine bir mizaha rastlamak olanağı var...

1.5 milyar nüfuslu İslam dünyasında tek laik ülkenin Türkiye olması rastlantı değil...

Tarihsel mirasın Atatürk devrimiyle Aydınlanma’ya dönüşmesi Enelhak felsefesi sayesinde doğal karşılandı...

Enelhak mizahı, insan ruhunun aklın imbiğinden geçerek zekâyla türetilmesinden oluşuyor...

*

Bektaşi Babası’na sormuşlar:

- Allah var mı?..

Baba Erenler:

- Elbette var, demiş, seksen yıldır boğuşuyoruz, hep O’nun dediği oluyor...

*

Bektaşi bir yoksul köyden geçiyormuş, görmüş ki insanlar aç çıplak, güttükleri koyunlar kürklü tüylü...

Başını yukarıya doğru kaldırıp ellerini açmış:

- Bre Allahım, demiş, koyunların yerine şu çıplakları giydirseydin ya...

*

Bektaşi borçlanmış, çaresiz kalınca camiye gitmiş...

- Bana bak, demiş, ilk kez evine geliyorum, borcumu ödeyecek kadar para ver, bir daha uğramam; bu çevremdekiler gibi günde beş kez gelip seni taciz etmem...

*

Bektaşi’ye sormuşlar:

- Dünya neden böyle inişli yokuşlu, taşlı sarplı, kayalı uçurumlu...

Bektaşi:

- Ulan, demiş, altı günde yaratılan dünya işte bu kadar olur...

*

Avcı Sultan Mehmet bir gün ava çıkarken yolda Bektaşi’ye rastlamış; ama, o gün şansı yaver gitmemiş, hiçbir şey vuramayınca öfkelenmiş; akşama döndüğünde burnundan soluyarak:

- Uğursuzluk Bektaşi’de, demiş, yakalayıp kellesini vurun...

Bektaşi’yi yakalayıp huzura çıkarmışlar, icabına bakacaklar...

Bektaşi, Sultan Mehmet’e demiş ki:

- Padişahım, sen beni gördüğün için bir keklik bile vuramadın, ben seni gördüğüm için kellem gidiyor; söyle bakalım uğursuzluk hangimizde?.. Sende mi, bende mi?..

Padişah gülüp Bektaşi’yi bağışlamış...

*

Bir mecliste Kuran’dan söz açılmış, kelâmullahın (Allah’ın sözü) güzelliği övülüyormuş, içlerinden biri demiş ki:

- Kelâmullah bu kadar güzeldir de acaba hattullah (Allah’ın yazısı) nasıldır?..

Toplantıda bulunan Bektaşi soruyu yanıtlamış:

- Çok kötüdür..

Merak etmişler:

- Baba Efendi nereden bildin?..

Bektaşi:

- Alnımın kara yazısından...

*

Çeşitli tarikatlardan müritler konuşuyorlarmış:

Mevlevi:

- Bizim şeyhimiz Mevlana güneş gibidir...

Nakşi:

- Bizimki nur gibidir...

Rufai:

- Bizimki yıldız gibidir...

Kadiri:

- Bizimki ay gibidir...

Bektaşi susuyormuş, merak etmişler:

- Ya sizinki Erenler?..

Baba Erenler bakmış ki olmayacak...

- Vallahi, demiş, bizimki de bulut gibidir...

İlhan Selçuk
Cumhuriyet - 8 Aralık 2008
Fırlatılan pabuç espirileri



Anne terliği değil bu, öfkeli Iraklının kitle imha pabucu....

Hasan Tahsin"den ilham alarak: Bağdat"ın ortasına "İlk Pabuç Anıtı" dikilsin...

Hamdolsun, pabuç teğet geçti.

Çok güzel hareketler bunlar.

Övün Amerika! Refleksi sağlam bir başkanın var...

Pabuç atışını Şansal Büyüka ve Erman Toroğlu televizyonda "oynat" nidaları eşliğindeyorumlasınlar.

O gazetecinin Ergenekoncu olma ihtimalini Şamil Tayyar araştırsın...

Hepimiz ayakkabıyız...

Liberaller, "Bush"tan özür diliyoruz" bildirisini ne zaman imzaya açacaklar?

Ahmet HAKAN
KibriyasınÜseyin yazdı:Fırlatılan pabuç espirileri



Anne terliği değil bu, öfkeli Iraklının kitle imha pabucu....

Hasan Tahsin"den ilham alarak: Bağdat"ın ortasına "İlk Pabuç Anıtı" dikilsin...

Hamdolsun, pabuç teğet geçti.

Çok güzel hareketler bunlar.

Övün Amerika! Refleksi sağlam bir başkanın var...

Pabuç atışını Şansal Büyüka ve Erman Toroğlu televizyonda "oynat" nidaları eşliğindeyorumlasınlar.

O gazetecinin Ergenekoncu olma ihtimalini Şamil Tayyar araştırsın...

Hepimiz ayakkabıyız...

Liberaller, "Bush"tan özür diliyoruz" bildirisini ne zaman imzaya açacaklar?

Ahmet HAKAN

Oldukça komik bir anlatım..Smile
]Taraf'ın koması


Taraf gazetesi ilginç, dolayısıyla irdelenmesi/tahlil edilmesi gereken bir süreç yaşıyor. Taraf"ın başına gelenler, Türk egemen medyasının bir dizi başat niteliğini/özelliğini sergilemesi açısından da değerlendirilebilir.

Bu yazıda esas olarak üç soruya yanıt aramaya çalışacağım:
- Taraf"ın genel yayın politikası/ideolojisi ile uyguladığı gazetecilik yöntemleri kendi içinde tutarlı mı?
- Taraf kiminle neden iyi geçindi? Kiminle nasıl kavga etti?
- Taraf, içine düştüğü güç duruma karşı ne yaptı? Ne yapmadı?

Gazetenin sahibi, yöneticileri, çalışan ve okurlarının hemfikir olduğu bir terminoloji ile ifade ettiğimiz zaman, Taraf gazetesinin genel yayın politikası/ideolojisi hatta alamet-i farikası "liberalizm" ya da "liberal".
Bu sözcük/kavram kullanıldığı mekana ve zamana göre farklı anlamlar içerse de liberalizm, esas olarak bir "serbest pazar ekonomisi" ideolojisi. Liberalizm, doğrudan kapitalizmle ilişkili. Liberalizm, iş adamları, iş dünyası, şirketler mecrasıyla ilgili bir kavram, bir uygulama. Hele Doğu toplumlarında liberalizm nispeten yeni ve hem sözcük hem de uygulama olarak sokaktaki yurttaşın öyle derinlemesine bildiği/sezdiği/benimsediği bir fikir akımı ya da sistem değil.
Liberalizmin klasik şiarı "Bırakınız yapsınlar/Bırakınız geçsinler", Tarafça da benimsenmiş durumda. Ancak onlar, iyi niyetli bir yaklaşımla, ekonomik alandaki liberalizmin siyasal alanda da özgürlüğü getireceğini/güçlendireceğini sanıyorlar.
Türkiye"de ve Taraf gazetesi somutunda liberal olma hali, aslında klasik liberalizmden daha da ileri bir içerik ve yaklaşım ifade ediyor. Kemalist ceberrut devlete karşı, sivil toplumcu tezlerle, asker-sivil bürokrat nomenklaturanın diktatörlüğüne karşı, toplum da daha fazla özgürlük talep ediyor Tarafgil liberallere göre. Belki de bu nedenle AKP"nin, Amerikancılığına (Hem politik hem de ticari olarak), hakiki laisizmi (Kemalist/Jakoben olanı değil) ihlal eden, siyasal/ideolojik/toplumsal gericiliğine, hukuk tanımaz fütursuzluğuna kolayca göz yumabiliyorlar. Taraf ve AKP"ye göre, AKP, son seçimlerde oy kullananların yüzde 47.6"sının desteğini aldığına göre, toplumu temsil ediyor ve dolayısıyla bu çoğunluğun tüm taleplerini yerine getirmek istiyor ne var ki çoğu zaman Türk Silahlı Kuvvetleri kimi zaman da Anayasa Mahkemesi, Danıştay ya da bazen AB gibi bazı kurumlar, siyasi iktidarı engellemeye çalışıyor.
Taraf"ın kısaca bu şekilde betimleyebileceğimiz bu genel yayın politikası/ideolojisinin, gazetecilik açısından çok önemli bir mahsuru/kusuru var: Liberalizm, gerek köken gerekse somut uygulama ve en önemlisi çıkar açısından esas olarak toplumun değil iktidarın ideolojisidir. Liberalizm, mülksüzlerin, yoksulların, ücretlilerin, sıradan insanların değil, şirket sahibi ya da yöneticisi, ev-bark, yazlık-yat sahibi insanların çıkarlarını savunan bir ideoloji. Bir iktidar ideolojisi ile, esas amacı/işlevi hatta varlık nedeni toplumsal muhalefet olan gazetecilik çelişir.
Hele Taraf"ın yaptığı kampanya gazeteciliği ile bu liberal ideoloji de tenakuz halinde. Her içeriğe uygun/uyumlu bir biçim/biçem vardır değil mi? Liberalizm, öyle militanca hele toplumun muhalif kesimlerince savunulacak, uygulanabilecek, hele hele gazeteciliğe/haberciliğe uyarlanabilecek bir ideoloji değil. Liberalizm gevşek bir ideolojidir. Orta yolcudur, radikal değildir. "Sıkı liberal tedbirler" cümlesi mesela kendi içinde çelişkilidir.
Bu temel çelişki/uyumsuzluğa rağmen, Taraf"ın TSK aleyhinde yaptığı yayınlar esas olarak başarılı.Ne var ki, salt TSK karşıtlığı, bir günlük gazetenin genel yayın politikası olamayacağı için, Taraf, askeri iktidara karşı başarılı bir muhalefet yaparken, siyasi/ekonomik/ideolojik iktidara karşı çok zayıf bir muhalefet fısıltısı çıkarabildi. Bu eksiklik ya da bu çelişki de bir süre sonra zaten fena bir şekilde su yüzüne çıktı. Taraf"ın TSK muhalefetine rağmen, Başbakan, sessiz kalmak varken, Taraf/TSK çatışmasında kimse ona bir şey sormazken "Biz doğru yerdeyiz" deyip Orgeneral Başbuğ"u destekleyince, Taraf"tan hakettiği cevabı aldı: Paşasının Başbakanı! İpler geç de olsa çözülmüştü. Taraf, bir başka deyişle, Ahmet Altan-Alev Er-Yasemin Çongar üçlüsü TSK"ya karşı muhalefetlerinde köklü ve içten olduklarını kanıtlayınca, siyasi iktidarla aralarındaki köprüleri atmak zorunda kaldılar. Bu yüzük atmanın faturası ağır oldu. Askeriyeye karşı çıkarken sırtınızı sıvazlayanlar, siyasi iktidara karşı çıkmak zorunda kaldığınızda okur desteğini de keser, reklamı da. Mahçupyan-Bumin-Karakaş"dan başka liberal aydın kaldı mı hala AKP"yi destekleyen?

İkinci mesele/soru/sorun, yakın zamana kadar, yani yalnızlaşana kadar Taraf"ın dostları ve karşıtlarıydı. Tiraj raporlarını ciddi ve kıyaslamalı bir şekilde izleyenler, Taraf"ın başarılı kampanyaları sırasında (Dağlıca ve Aktütün), Zaman/Yeni Şafak okurlarının ikinci gazetesi olarak temayüz ettiğini çıkarsayabilir. Bu flört "Paşasının Başbakanı" manşetine kadar devam etti. Yayın politikaları ve özellikle haber içerikleri açısından da kuşbakışı bir inceleme, Taraf"ın siyasi iktidara, genel olarak İslamcı akımlara pek toz kondurmadığını gösteriyor. Özellikle çeşitli çevrelerin israrlı taleplerine rağmen, Fetullah Gülen cemaati konusunda açık ve net bir tutum takınamadı Taraf.

Taraf, belki manşet ve başyazarı aracılığıyla olmasa da, önce somut olarak Birgün gazetesi daha sonra Ergenekon davası nedeniyle solla giriştiği çatışmalarda Batılı, modern bir liberalin çok gerisinde bir tutum sergileyerek sol karşıtlığını gizleyemedi. Hele halen liberal "aydın" kanadın en keskin AKP savunucusu Etyen Mahçupyan"ın cepheden, dolayısıyla da koyu sağcıların yaptığı türden sol düşmanlığı Taraf"ın makus ideolojik konumunu biraz daha ortaya çıkarttı. Keza, sadece feministlerin değil tüm demokrat ve solcuların kınadığı bir eylemin olumsuz kahramanı olan Sevan Nişanyan"ın adeta ödüllendirilerek köşe sahibi yapılması da, sıradan bir yazı işleri düzenlemesi olmasa gerek. Taraf, meslekte kıdemsiz ama ukelalıkta pek yetkili bir-iki yazarı ile Deniz Gezmişlere, solcu sanatçılara ve bazı temel sol değerlere de çok sağcı sözler etmeyi ihmal etmedi.

Geldik şimdi de üçüncü aşamaya/soru/soruna: Taraf son dönemlerde, ağlama devrine girdi. Mağdurları oynamaya başladı. "AKP"ye karşı çıktığımız için reklamlarımız kesildi." temasını işlemeye başladılar. Taraf"ın sahibi Alkım Yayınevine Sabah gazetesi tarafından sipariş edilen hediyelik kitaplar bile Sabah tarafından alınmamış, o kitaplarla Taraf son bir promosyon kampanyası da düzenledi. Taraf"a destek veren okurların halet-i ruhiyesi pardon halet-i ideolojisi de garip. "Bu gazeteye reklam veren şirketlerin ürün ve hizmetlerini kullanacağım" diyorlar. Yani umut yine iş dünyası, büyük şirketler..."Kapitalizmden, liberalizmden vazgeçmeyiz" diye slogan atıyorlar adeta. E gazetenin yöneticisi çıkışı/kurtuluşu liberalizmde görürse, okur ne yapsın. Ben bir Canard Enchainé okuru olarak utandım vallahi büyük şirketleri okuduğu gazetesine reklam vermeye çağıran okurlardan... Cumhuriyet gazetesi ne zaman tiraj kaybetse Alevi dizisi başlatırdı. Promosyon kültürü de, hem de entelektüel bir ürün/armağan olan kitaplı promosyon, zora düşen bir gazeteyi kurtarabilir mi?


"Kervan yolda düzülür" deyişi en az bir gazete için geçerlidir. Bir gazetenin ilk sayısı ile son sayısı arasında haber kalitesi, mizanpaj, baskı tekniği vs.. açılarından mutlaka bir tekammül vardır/ya da olması lazımdır, ama ilk sayının ana kimliği, siyasi nüfus cüzdanı ne ise son sayıda da aynıdır. Pek değişmez. Keza Taraf"ın ilk sayısının siyasi/ideolojik kimliği ile son sayısının kimliği de aynıdır: Liberal...

Taraf"daki arkadaşlar geç kaldılar. Oysa ki baştan doğru dürüst ayrıntılı bir gözlem ve tahlil yapılsaydı, Türk egemen medya manzarasının özellikleri iyi belirlenseydi Taraf, hem ilk çıkarken hem de bugün olduğu yerden çok farklı bir konumda olabilirdi. Ne yazık ki mesele salt "ayrıntılı gözlem, tahlil ve iyi belirlemelerle" sınırlı değil. AKP"nin çöküşe doğru gittiğini/gideceğini eskiden beri söyleyen çok oldu. TSK/AKP ilişkilerinin giriftliği de yeni bir konu değil. Birileri Taraf"ın yönetici ve yazarlarına sol düşmanlığının kendilerini hiç bir zaman zengin etmeyeceğini hatırlatması gerekirdi. Liberalizmin özellikle Türkiye"de, sol versiyonunun bile, siyaset ya da medya alanında geçer akçe olmadığını da baştan bilmeleri gerekirdi Taraf"daki arkadaşların. Hakikaten bağımsız ve özgür olmak zordur.Hem de çok zor...

İktidar karşıtlığı bölünür parçalanır, "à la carte" bir tutum değil. Askeri iktidara karşı çıkarken, siyasi iktidarı kollarsan askeri iktidar karşıtlığın da sorgulanır. Kemalist odaklara karşı çıkarken, hakiki laikliği, anti-emperyalizmi savunabilselerdi, kapitalizmin açmazlarına biraz duyarlık gösterebilselerdi, AKP karşıtı güçlerin bağımsız, hakiki sözcüsü, temsilcisi, umut kaynağı olabilirdi. Bu tamamen siyasi ve ideolojik bir tercihti. Taraf baştan yanlış bir tercih yaptı. Artık inandırıcı olması için zaman çok geç...

Aslında Taraf"ın o kadar çok eleştirilecek yani var ki...
Anayasa Mahkemesinin kimi kararlarına tabi ki bir gazete olarak karşı çıkacaksın, ama hukukun üstünlüğü ilkesine halel getirmeden. Emeği nasıl savunabiliyorsunuz, patronlardan gelecek reklamlarla yaşayacaksa bu gazete? Duyduğum inşallah doğru değildir. Gazete kurulurken solcu kimliği bilinen bir muhabir, iş başvurusunda bulunmuş Taraf"a. "Kusura bakma biz solcu çalıştırmıyoruz" demiş bir yönetici. Sen solcu çalıştırmazsan başkası seni çalıştırır!
Üstelik Taraf"ın toplum için talep ettiği hakların en az yarısını kendi çalışanları için talep etmiş olsaydı, devlete yönelik eleştirilerinin en az yarısını kendi gazetesinin yönetiminde uygulayabilseydi, bambaşka bir gazete olacaktı.

Taraf tüm bu eksiklik ve olumsuzluklarına rağmen önemli bir iz bıraktı hem siyaset hem de medya dünyasında. TSK tabusunu sorgulaması alamet-i farikası. Ama bir tek kırlangıçla bahar gelmiyor. Ne ilk ne de son!

"Düşünmek Taraf olmaktır" diyor arkadaşlar. Parlak bir reklam sloganı bence de...Ne taraf acaba? Ya da nasıl düşünmek?



Ragıp DURAN
[B]Pabuç tepkisi

ABD Başkanı Bush'a ayakkabısını fırlatarak tepkisini gösterdi El Zeydi isimli bir gazeteci. Doğrusu Bush da işi iyi idare etti; sükûnetini bozmadı; hatta espri bile yaptı.
Bu vesileyle bir fıkra aklıma geldi. Bir Amerikalı, bir İngiliz ve bir Iraklı çay içiyormuş. Amerikalı çayını bitirince bardağı havaya fırlatmış, silâhını çekip ateş etmiş ve demiş ki: "Bizde bardaklar o kadar ucuzdur ki, Amerika'da aynı bardakla iki kere çay içmeyiz."
İngiliz de çayını bitirdikten sonra bardağa ateş etmiş ve "Bizim İngiliz kumsallarında bardak yapmak için o kadar çok kum var ki, aynı bardakla iki kere çay içmeyiz" diye konuşmuş.
Iraklı, çayını bitirmiş, bardağını havaya fırlatmış, silâhını çekip Amerikalı ile İngiliz'i vurup öldürmüş. Bu davranışını ise şu cümleyle açıklamış: "Bağdat'ta bu İngiliz ve Amerikalılardan o kadar çok var ki, biz aynı adamla iki kere çay içmeyiz."

Kendisini işgal altında hisseden Iraklıların psikolojisini anlamamak mümkün değil. Ahkâm kesmek kolay; "gazeteciye yakışır mı pabuç fırlatmak" diye. Ya da Saddam'ı kötüleyerek, Irak'taki Amerikan mevcudiyetine meşruiyet kazandırmak da mümkün. Ama biraz empati yaparsak, bir başka ifadeyle diğergam olabilirsek, (yani başkasının ayakkabısıyla yürüyebilirsek) o takdirde, El Bağdati televizyonu muhabiri El Zeydi'nin davranışının sebeplerini anlayabiliriz.

Nazlı ILICAK[/B]
Melih Gökçek artık susmalı

Melih Gökçek, Star ekranından henüz çıkmadı belli... Toparlamaya çalışıyor... Ama üstündeki gerginliği atamıyor... O geceyi unutmuş olsaydı, Gökçek basın toplantısını izleyen meslektaşlarımızla tartışmaya girmezdi. Gökçek'in bundan sonra yapması gereken tek şey var bana göre; sadece susmak!
Ankaralılar konuşmalı bundan böyle...
Yüzyüze görüştüğüm Ankaralılar, feci kızgın... Bir hafta önce "Gökçek" diyenler şimdi "düşüneceğim" diyor... Ama Melih Bey uzattıkça, yavaş yavaş kayma oluyor haberi olsun!

Kaybetti
Erman Toroğlu'nun da dediği gibi, daha maçın ilk dakikalarında rakibinin hızını sürekli faulle kesen Melih Gökçek'e kırmızı kart gösterebilirdi Uğur Dündar... Öyle yapmadı... "Atarım haaaa" diyerek, sahadaki futbolcuların, pardon bir futbolcunun, itirazlarına, el kol hareketlerine, rakibine tekme atmasına, hatta kendi otoritesini yerle bir etmesine göz yumdu ve kaybetti...

Mansur Yavaş
“Babam ve Oğlum”un tanıtımı için büyük paralar harcanmdı ama, fısıltı gazetesi müthiş iş yaptı… Çağan Irmak"ın filmi rekor kırdı…
“Issız Adam” için de aynı şeyi söyleyebiliriz…
MHP adayı Mansur Yavaş, Ankara"da böyle bir süreç yaşıyor işte.
Ne yana dönsek, “Mansur Yavaş” diyor…
Mansur Bey"in Beypazarı"nı çağdaş bir kente dönüştürdüğü anlatılıyor her yerde…
O"na oy vermeyecekler de aynı şeyi söylüyor:
-Abi müthiş adammış!
-Eee ver oyunu o zaman.
-Yok benim oyum Melih"e… Ya da Karayalçın"a…
-Niye?
-Bu iş inada bindi abi…
Bakalım Mansur Yavaş, 4 ayda bu inadı kırabilecek mi?

Kazandı
İsmail Küçükkaya genç yaşta önemli ve bir o kadar da zor bir göreve getirildi... Kimi yazar tercihlerinde kendisinden bekleneni veremese de, rakipleriyle ilgili (Sabah) doğruları hiç gocunmadan yazarak, kazanmayı bildi...

Habertürk gazetesi
Ufuk Güldemir'in zarar ediyor diye kapısına kilit vurduğu Habertürk gazete olarak bir kez daha yayına girecek.
Hayırlı olsun!
Fatih Altaylı, ekranda ne kadar güzel bir gazete çıkaracaklarını anlatıyor. Ağzından bal akıyor. Ben de bütün yüreğimle, Altaylı'nın söylediklerinin gerçekleşmesini, yani çıkacak gazetenin tutmasını istiyorum.
Birçok meslektaşımız işlerinden koparıldı çünkü. En ufak bir başarısızlık ne yazık ki en başta bu meslektaşlarımızı etkileyecek. Fatih'in tuzu nasılsa kuru. Bir tek meslektaşım, Fatih'in başarısızlığına kurban edilsin istemiyorum.
Umuyor ve diliyorum ki, Habertürk, Kanal1 gibi çökmesin, çökertilmesin...
Tekrar hayırlı olsun!

İlham Aliyev ve Kars
Seçim vakti gelip çattığında, yalanlarımız havada uçuşuyor maşallah. Kendi kendimizi yediğimiz yetmiyormuş gibi, komşularımızı da yalanlarımıza alet ediyoruz.
İlham Aliyev'i mesela... Erdoğan'ı aramış, "Şu Naif Alibeyoğlu'nu aday gösterme de kimi gösterirsen göster" demiş güya!
Yuh!
Bildim bileli, Kars siyasetinde etnik yapılar belirleyici oldu bugüne kadar. Kürtler ayrı telden, Azeriler ayrı telden çaldı hep. MHP adayı Settar Kaya bunun son bulmasını istiyor:
-Kars'a kötülük yapmayalım.
Naif Alibeyoğlu da farklı düşünmüyor:
-Kars'a zarar vermeyelim.
Peki o zaman Aliyev nasıl müdahil oldu bu işe?
Bir bilen varsa beri gelsin!


Hadi ÖZIŞIK