06/11/2008, 01:00
[COLOR="red"]Çetin Altan
Pastırma yazının tadı
ABD başkanlık seçimlerinin sonucu; elbet de, henüz daha gün ağarmadan Marmara’dan Boğaz’a doğru gelen koskocaman bir tankerde; kaptan köşkündeki kaptanın, nöbeti saat kaçta devir aldığından da önemlidir, son kez ne zaman kiminle sevişmiş olduğundan da...
* * *
Ya henüz daha gün ağarmadan koskocaman bir tankerle Boğaz’a giren bir kaptan için, o sırada ABD’de kimin başkan seçileceği ne kadar önemlidir?
* * *
Aynı saatlerde hareketlenmeye başlayan sarı taksiler ve onların şoförleri...
Aynı saatlerde meşin çantası sağ omzuna asılı, blucinli gencecik bir kız da; Kazancı Yokuşu’ndan çıkarak arkasına baka baka biraz ilerledi ve durdu.
* * *
Barack Obama’nın babaannesi Kenya’da doğduğunda, o mini minicik siyahi kızın torununun; 5 Kasım 2008’de tüm dünyaya, Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığı’na “ha seçildi, ha seçilecek” heyecanı yaşatacağını kim biliyordu?
* * *
Kazancı Yokuşu’ndan çıkarak arkasına baka baka biraz ilerleyen ve duran genç kızın yanına, sıradan giyimli bir delikanlı geldi hızlı hızlı yürüyerek...
Kız, delikanlının koluna girdi ve Kabataş’a doğru kaybolup gittiler.
Boğaz’a giren tanker de, Karadeniz yönünde gözden silindi.
* * *
Afrika’dan köle olarak ABD’ye getirilmiş zencilere; “beyaz adam”ın, nasıl vahşice davrandığını afişleyen esprili fıkralar yığınladır.
* * *
İşte o fıkralardan, 30-40 yıl önce çok meşhur olan bir tanesi:
Zengin mi zengin bir Amerikalı, fiyakalı arabasıyla son vites zenci mahallesine dalmış ve sokakta oynayan kocaman gözlü ufacık siyahi çocukların 10-12’sini ezerek sağa sola fırlatmış.
* * *
Hemen beyaz zengin Amerikalının yanına gelen trafik polisi, kendisine sormaya başlamış:
- Zenci çocuklar ne kadar bir hızla koşuyorlardı; arabanıza çarpıp, ne kadar bir zarar verdiler size?
* * *
Çoktandır Beylikdüzü’ne kadar gitmemiştik.
Dağ taş, yakınlar uzaklar, bütün ufuklar; binlerce, yüz binlerce, milyonlarca evlerle doluydu...
Bir yanda dizim dizim, sersefil, yıkık dökük olanlar; bir yanda göklere doğru kol gibi kalkmış gökdelen özentileri ve onların boyunda yapımı henüz bitmemiş, penceresiz sıvasız, gri betondan yapı iskeletleri...
* * *
Bir de, aynı kartpostaldan yüzlercesinin yan yana konmuşuna benzeyen, sırıtık siteler vardı.
* * *
Dönüşte, taşları düzenlenmiş Eyüp mezarlığına bakarken, Arif Dino’nun iki mısraı geldi aklıma:
Taştan mantar tarlası
Çok yaşayın ölüler
* * *
Güneş yakmayan bir sıcaklıktaydı.
Barack Obama, son dakikada seçmenlerin “beyaz adam” refleksine kurban gitmez de, Beyaz Saray’a otursaydı...
* * *
Türkiye’de dünya politikasının sert yorumcuları, Obama’nın bir Türk düşmanı olduğunu yumruklaştırıyorlardı.
Hem Ermeni soykırımını onaylamaktan yana görünüyordu, hem de Kıbrıs’ın işgal edildiğinden dem vuruyordu.
Türkiye, Obama başkan seçilirse, kendisine gereken dersi vermeliydi.
* * *
Beylikdüzü’nden Dolapdere’ye gelirken; 25 tane birbirinden ayrı İstanbul’dan geçtik.
O değişik İstanbullar’da yaşayanlar; nerelerden gelmişler, nasıl yaşıyor, ne iş yapıyorlardı?
Bendeniz hiç kestiremiyordum.
* * *
Dolapdere ve Tarlabaşı’nda tetikte duran polis grupları ve panzerlerle karşılaştık...
Oysa pastırma yazı da o kadar ılımandı ki...
* * *
Önümüzdeki ay, kar yağmaya da başlayabilirdi.
Doğalgazın aşırı pahalanması, sobacıların yüzünü güldürmüştü.
Akaryakıt fiyatları arttıkça, herhalde caddelerde at ve eşek arabaları da bollaşmaya başlayacaktı.
Bir ömrün sonunda, çocukluğumun İstanbul’una geri mi dönüyorduk ne oluyordu?
* * *
“Aslan Yürekli Richard” benzeri, “Kurtarıcı” filmi çevirmek için tepinen, bir yığın da siyasetçi vardı ortalıkta.
* * *
Dünkü Milliyet’in manşeti ise, Türkiye’de toplumsal topografyanın yüreği kıskaçlayan bir gerçeğini dalgalandırıyordu:
“Her gün tüyler ürperten haberler geliyor
Kadın olmak bu ülkede zor”
* * *
Manşetin altındaki haberlerden birinin başlığı da şöyleydi:
“Aile yardımıyla tecavüze uğradı”
* * *
Kenya’da doğmuş, minicik siyah bir kız bebeğin torunu, ABD’de Beyaz Saray’a yerleşmeye hazırlanıyor gibiydi.
İstanbul’a 50-60 İstanbul daha eklenmişti.
Soba satışları artmaya başlamıştı.
Panzerlerle sokak çatışmalarının görüntüleri de, yoğunlaştıkça yoğunlaşıyordu.
* * *
Henüz gün ağarmadan koskocaman bir tanker giriyordu Boğaz’a; gencecik bir kız, sokakta gelmesini beklediği sevgilisiyle buluşup, koluna girmiş, bir yerlere gidiyordu.
Pastırma yazının tadı
ABD başkanlık seçimlerinin sonucu; elbet de, henüz daha gün ağarmadan Marmara’dan Boğaz’a doğru gelen koskocaman bir tankerde; kaptan köşkündeki kaptanın, nöbeti saat kaçta devir aldığından da önemlidir, son kez ne zaman kiminle sevişmiş olduğundan da...
* * *
Ya henüz daha gün ağarmadan koskocaman bir tankerle Boğaz’a giren bir kaptan için, o sırada ABD’de kimin başkan seçileceği ne kadar önemlidir?
* * *
Aynı saatlerde hareketlenmeye başlayan sarı taksiler ve onların şoförleri...
Aynı saatlerde meşin çantası sağ omzuna asılı, blucinli gencecik bir kız da; Kazancı Yokuşu’ndan çıkarak arkasına baka baka biraz ilerledi ve durdu.
* * *
Barack Obama’nın babaannesi Kenya’da doğduğunda, o mini minicik siyahi kızın torununun; 5 Kasım 2008’de tüm dünyaya, Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığı’na “ha seçildi, ha seçilecek” heyecanı yaşatacağını kim biliyordu?
* * *
Kazancı Yokuşu’ndan çıkarak arkasına baka baka biraz ilerleyen ve duran genç kızın yanına, sıradan giyimli bir delikanlı geldi hızlı hızlı yürüyerek...
Kız, delikanlının koluna girdi ve Kabataş’a doğru kaybolup gittiler.
Boğaz’a giren tanker de, Karadeniz yönünde gözden silindi.
* * *
Afrika’dan köle olarak ABD’ye getirilmiş zencilere; “beyaz adam”ın, nasıl vahşice davrandığını afişleyen esprili fıkralar yığınladır.
* * *
İşte o fıkralardan, 30-40 yıl önce çok meşhur olan bir tanesi:
Zengin mi zengin bir Amerikalı, fiyakalı arabasıyla son vites zenci mahallesine dalmış ve sokakta oynayan kocaman gözlü ufacık siyahi çocukların 10-12’sini ezerek sağa sola fırlatmış.
* * *
Hemen beyaz zengin Amerikalının yanına gelen trafik polisi, kendisine sormaya başlamış:
- Zenci çocuklar ne kadar bir hızla koşuyorlardı; arabanıza çarpıp, ne kadar bir zarar verdiler size?
* * *
Çoktandır Beylikdüzü’ne kadar gitmemiştik.
Dağ taş, yakınlar uzaklar, bütün ufuklar; binlerce, yüz binlerce, milyonlarca evlerle doluydu...
Bir yanda dizim dizim, sersefil, yıkık dökük olanlar; bir yanda göklere doğru kol gibi kalkmış gökdelen özentileri ve onların boyunda yapımı henüz bitmemiş, penceresiz sıvasız, gri betondan yapı iskeletleri...
* * *
Bir de, aynı kartpostaldan yüzlercesinin yan yana konmuşuna benzeyen, sırıtık siteler vardı.
* * *
Dönüşte, taşları düzenlenmiş Eyüp mezarlığına bakarken, Arif Dino’nun iki mısraı geldi aklıma:
Taştan mantar tarlası
Çok yaşayın ölüler
* * *
Güneş yakmayan bir sıcaklıktaydı.
Barack Obama, son dakikada seçmenlerin “beyaz adam” refleksine kurban gitmez de, Beyaz Saray’a otursaydı...
* * *
Türkiye’de dünya politikasının sert yorumcuları, Obama’nın bir Türk düşmanı olduğunu yumruklaştırıyorlardı.
Hem Ermeni soykırımını onaylamaktan yana görünüyordu, hem de Kıbrıs’ın işgal edildiğinden dem vuruyordu.
Türkiye, Obama başkan seçilirse, kendisine gereken dersi vermeliydi.
* * *
Beylikdüzü’nden Dolapdere’ye gelirken; 25 tane birbirinden ayrı İstanbul’dan geçtik.
O değişik İstanbullar’da yaşayanlar; nerelerden gelmişler, nasıl yaşıyor, ne iş yapıyorlardı?
Bendeniz hiç kestiremiyordum.
* * *
Dolapdere ve Tarlabaşı’nda tetikte duran polis grupları ve panzerlerle karşılaştık...
Oysa pastırma yazı da o kadar ılımandı ki...
* * *
Önümüzdeki ay, kar yağmaya da başlayabilirdi.
Doğalgazın aşırı pahalanması, sobacıların yüzünü güldürmüştü.
Akaryakıt fiyatları arttıkça, herhalde caddelerde at ve eşek arabaları da bollaşmaya başlayacaktı.
Bir ömrün sonunda, çocukluğumun İstanbul’una geri mi dönüyorduk ne oluyordu?
* * *
“Aslan Yürekli Richard” benzeri, “Kurtarıcı” filmi çevirmek için tepinen, bir yığın da siyasetçi vardı ortalıkta.
* * *
Dünkü Milliyet’in manşeti ise, Türkiye’de toplumsal topografyanın yüreği kıskaçlayan bir gerçeğini dalgalandırıyordu:
“Her gün tüyler ürperten haberler geliyor
Kadın olmak bu ülkede zor”
* * *
Manşetin altındaki haberlerden birinin başlığı da şöyleydi:
“Aile yardımıyla tecavüze uğradı”
* * *
Kenya’da doğmuş, minicik siyah bir kız bebeğin torunu, ABD’de Beyaz Saray’a yerleşmeye hazırlanıyor gibiydi.
İstanbul’a 50-60 İstanbul daha eklenmişti.
Soba satışları artmaya başlamıştı.
Panzerlerle sokak çatışmalarının görüntüleri de, yoğunlaştıkça yoğunlaşıyordu.
* * *
Henüz gün ağarmadan koskocaman bir tanker giriyordu Boğaz’a; gencecik bir kız, sokakta gelmesini beklediği sevgilisiyle buluşup, koluna girmiş, bir yerlere gidiyordu.