07/10/2008, 14:16
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109
08/10/2008, 10:34
Demokratikleşme safsatası
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, operasyonların durdurulmasını ve askerin sınırdan çekilmesini istiyor.
Emri olur tabii...
Zaten Türkiye’yi artık Türkler yönetmiyor ki... İki Ahmet yönetiyor Türkiye’yi. Biri, bölücübaşı Apo’nun kankası Ahmet Türk; diğeri, DTP’nin kapatılmaması için kahramanca mücadele eden Ahmet Altan!
Diğer yandan, “Türkiye özgürlükle güvenlik arasında tercih yapamaz, ikisi de olmazsa olmazımızdır” diyen bir Adalet Bakanı!..
Bu kafa, terörle mücadele edemez.
Bu kafa, “özgürlük ve demokrasi” diye tutturan Ahmet Türk ve Ahmet Altan kafası ile aynı kafadır. Yani, “ya canımız ve vatanımız, ya da özgürlüklerimiz” arasında tercih yapamayacak, canımız ve vatanımız için gerekirse özgürlüklerimizden vazgeçemeyecek miyiz?
Özgürlükler kaybedilirse tekrar kazanılır; ama can ve vatan kaybedilirse, dönüşü yoktur. Can ve vatan gitti mi gider.
Türk milleti özgürlüklerini ve demokratik haklarını Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin sayesinde kazanmadı. Bu değerler uğruna nice mücadeleler, nice şehitler verdi.
Dolayısıyla Türk milletinin -canını ve vatanını korumak için- özgürlüklerden geçici olarak vazgeçmesine veya vazgeçmemesine Adalet Bakanı karar veremez, ancak kendisi karar verir.
Aman özgürlüklerimiz ve demokrasi elden gitmesin diye gencecik vatan evlatlarını şehit vermeye devam mı edeceğiz? Ülkemizin bölünüp parçalanmasına göz yumup, seyirci mi kalacağız?
Sayın Adalet Bakanı, “özgürlükler” ile “bağımsızlık”ı birbirine karıştırmış olmasın.
Cesaret ve kararlılık gerek
ANKARA’DA Ahmet Türk var, İstanbul’da Ahmet Altan...
Ankara’da DTP var, İstanbul’da Taraf Gazetesi... Ve onların paralelindeki ABD var, AB var.
Yıllardır aynı hikaye devam ediyor: “Özgürlükler, demokrasi ve demokratik çözüm!”
Demokrasinin bile ahlaki olup olmadığı tartışılırken, Ahmet Türk ve Ahmet Altan’ın, ya da ABD’nin ve AB’nin aklına uyup, hangi demokratik çözümden söz edebiliyorsunuz?
Demokratik çözüm ve kültürel haklar gibi uyutmaya yönelik, içerikten yoksun, somut olmayan söylemlerden bıktık artık.
Kararlılık, cesaret ve somut önlemler istiyoruz.
Güvenliğimize karşı tuzak
TÜRK Ocakları Genel Merkezi tarafından yayınlanan başsağlığı mesajının bir yerinde şöyle deniliyor:
“PKK’nın siyasal kanadı olan partiyle milletvekili sıfatını taşıyan örgüt militanlarına karşı, İspanya’da örnekleri görülen ve Avrupa’dan herhangi bir itiraz duyulmayan yasal uygulamalar, tehdit ve şantajlara kulak asılmadan yapılmalıdır. Çoğu basında ve üniversitede yerleşik bir avuç PKK sempatizanının, bölücü tehlikeyi yok sayan, zihniyetlerine göre yorumladıkları demokratikleşme safsatalarıyla teröristlere haklılık ve meşruiyet kazandırmayı amaçlayan çabalarının doğrudan Türkiye’nin güvenliğine ve bekasına karşı bir tuzak olduğu görülmelidir.”
İşte bütün mesele ve görülmesi gereken budur.
Sırrı Y. Cebeci
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, operasyonların durdurulmasını ve askerin sınırdan çekilmesini istiyor.
Emri olur tabii...
Zaten Türkiye’yi artık Türkler yönetmiyor ki... İki Ahmet yönetiyor Türkiye’yi. Biri, bölücübaşı Apo’nun kankası Ahmet Türk; diğeri, DTP’nin kapatılmaması için kahramanca mücadele eden Ahmet Altan!
Diğer yandan, “Türkiye özgürlükle güvenlik arasında tercih yapamaz, ikisi de olmazsa olmazımızdır” diyen bir Adalet Bakanı!..
Bu kafa, terörle mücadele edemez.
Bu kafa, “özgürlük ve demokrasi” diye tutturan Ahmet Türk ve Ahmet Altan kafası ile aynı kafadır. Yani, “ya canımız ve vatanımız, ya da özgürlüklerimiz” arasında tercih yapamayacak, canımız ve vatanımız için gerekirse özgürlüklerimizden vazgeçemeyecek miyiz?
Özgürlükler kaybedilirse tekrar kazanılır; ama can ve vatan kaybedilirse, dönüşü yoktur. Can ve vatan gitti mi gider.
Türk milleti özgürlüklerini ve demokratik haklarını Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin sayesinde kazanmadı. Bu değerler uğruna nice mücadeleler, nice şehitler verdi.
Dolayısıyla Türk milletinin -canını ve vatanını korumak için- özgürlüklerden geçici olarak vazgeçmesine veya vazgeçmemesine Adalet Bakanı karar veremez, ancak kendisi karar verir.
Aman özgürlüklerimiz ve demokrasi elden gitmesin diye gencecik vatan evlatlarını şehit vermeye devam mı edeceğiz? Ülkemizin bölünüp parçalanmasına göz yumup, seyirci mi kalacağız?
Sayın Adalet Bakanı, “özgürlükler” ile “bağımsızlık”ı birbirine karıştırmış olmasın.
Cesaret ve kararlılık gerek
ANKARA’DA Ahmet Türk var, İstanbul’da Ahmet Altan...
Ankara’da DTP var, İstanbul’da Taraf Gazetesi... Ve onların paralelindeki ABD var, AB var.
Yıllardır aynı hikaye devam ediyor: “Özgürlükler, demokrasi ve demokratik çözüm!”
Demokrasinin bile ahlaki olup olmadığı tartışılırken, Ahmet Türk ve Ahmet Altan’ın, ya da ABD’nin ve AB’nin aklına uyup, hangi demokratik çözümden söz edebiliyorsunuz?
Demokratik çözüm ve kültürel haklar gibi uyutmaya yönelik, içerikten yoksun, somut olmayan söylemlerden bıktık artık.
Kararlılık, cesaret ve somut önlemler istiyoruz.
Güvenliğimize karşı tuzak
TÜRK Ocakları Genel Merkezi tarafından yayınlanan başsağlığı mesajının bir yerinde şöyle deniliyor:
“PKK’nın siyasal kanadı olan partiyle milletvekili sıfatını taşıyan örgüt militanlarına karşı, İspanya’da örnekleri görülen ve Avrupa’dan herhangi bir itiraz duyulmayan yasal uygulamalar, tehdit ve şantajlara kulak asılmadan yapılmalıdır. Çoğu basında ve üniversitede yerleşik bir avuç PKK sempatizanının, bölücü tehlikeyi yok sayan, zihniyetlerine göre yorumladıkları demokratikleşme safsatalarıyla teröristlere haklılık ve meşruiyet kazandırmayı amaçlayan çabalarının doğrudan Türkiye’nin güvenliğine ve bekasına karşı bir tuzak olduğu görülmelidir.”
İşte bütün mesele ve görülmesi gereken budur.
Sırrı Y. Cebeci
08/10/2008, 11:50
Bu hükümetin eline kan bulaşmıştır.
Bu paşaların eline kan bulaşmıştır.
Bu medyanın eline kan bulaşmıştır.
Bu entel-dantel aydın takımının eline kan bulaşmıştır.
Bu milletvekillerinin eline kan bulaşmıştır.
Evet kanı kanla yumazlar ama bu kanın hesabını da sorarlar!
Bu paşaların eline kan bulaşmıştır.
Bu medyanın eline kan bulaşmıştır.
Bu entel-dantel aydın takımının eline kan bulaşmıştır.
Bu milletvekillerinin eline kan bulaşmıştır.
Evet kanı kanla yumazlar ama bu kanın hesabını da sorarlar!
09/10/2008, 09:58
Kürtler ve Nakşiler...
AKP, Nakşi hareketinin bir parçası değil midir?
Her ne kadar Nurcuların Fethullahçı kolu ve Süleymancı desteği olsa da AKP’yi iktidara getiren güç, Nakşi hareketinin 200 yıllık bir yapılanması sonucu doğmuş, bugün Türkiye’yi yönetir konuma gelmiştir.
Nakşilerin “İskenderpaşa Cemaati” bu hareketin öncüsüdür!
Peki, asıl güç nerededir?
Bir ayağı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Lefke kenti, öteki ayağı Washington’dur...
Lefke’de İngiliz yurttaşı Nakşi şeyhi Nâzım Kıbrısi, Washington’da ise ABD yurttaşı Nakşi şeyhi Muhammed Kabbani...
Muhammed Kabbani, Nâzım Kıbrısi’nin damadıdır. 15 yıl önce Lübnan’dan ABD’ye gelmiştir.
Kabbani, Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde eczacılık eğitimi görmüş, Şam’da “İslam Hukuku” eğitimi almıştır. Bir süre Belçika’nın Louvain kentinde eczacılık yapmıştır.
Kabbani, kayınpederinin buyruğuyla ABD’ye gitmiş, 1991 yılında “Sufi Nakşibendi Vakfı”nı kurmuştur. Kabbani’nin ABD ve Kanada’da 30 vakfı vardır. İsrail, İngiltere, Fransa, Almanya, Belçika gibi ülkelerle bağlantıları vardır.
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, bir ABD gezisinde Kabbani’yle baş başa 45 dakika görüştükten sonra Beyaz Saray’a gidip Bush’la buluştuğunu kamuoyu biliyor...
Bu buluşma sanırım beş yıl önce gerçekleşti, gazeteler ve televizyonlar birinci haber olarak verdi.
Nakşi şeyhi Kabbani’nin Bush’la sık sık görüştüğü, Ortadoğu ve Kuzey Irak’a ilişkin bilgiler aldığı, Barzani’yle de can ciğer kuzu sarması olduğu bir gerçek.
Biliyorsunuz, Barzani Nakşibendiliğin “Halidi” kolundan geliyor...
***
Irak’ın kuzeyinde Musevi Kürtlerin yaşadığı, bunların Barzani ve Talabani’yle yakın ilişki içinde oldukları bilinen bir şey...
Bir süre önce Abdullah Öcalan Fırat Haber Ajansı’na bir açıklama yaptı. Açıklamayı Referans gazetesi yazarlarından Cevdet Aşkın’ın köşesinde okudum. (4-5 Ekim 2008)
Öcalan şöyle diyordu:
“Kürt milliyetçiliğini ortaya çıkaran İsrail’dir. İsrail ve Kürt milliyetçiliğinin çok güçlü ilişkileri var. İsrail, bu milliyetçiliği kontrol altında tutmak istiyor.”
Abdullah Öcalan, açıklamasında Türk milliyetçiliği üzerinde de duruyor:
“Türk milliyetçiliği İttihat Terakki’de laik kıyafetli olarak gelişmiştir. Kürt milliyetçiliği ise Nakşi karakterli olup içinde laiklik kıyafeti azdır.”
Öcalan, Ergenekon operasyonuna değinirken bir saptama yapıyor:
“Ergenekon’un tasfiyesini MOSSAD istedi. Tasfiye edilenlerin yerine ‘ılımlı İslam’ anlayışında olanları getirecekler. Bu tasfiyeyle Deniz Baykal daha da zayıflatılacaktır.”
Abdullah Öcalan dokuz yıl önce İmralı’da albay Atilla Uğur ve Emre Taner’le ayrı ayrı görüştüğünü söyleyip devam ediyor:
“Benim Ergenekon’la hiçbir ilişkim yok. Hem Atilla Uğur hem de Emre Taner bana şöyle dediler: ‘Biz bu sorunu KDP, YNK ve Amerika ile değil sizinle çözelim’ dediler. Bana konuşmaları olumlu geldi. Ben de onlara normal davrandım. Ama onların şimdiki durumları ortada. Benim sorguma katılan paşa cezaevinde yatıyor ve neden tutuklandığını bilmiyor.”
Öcalan’ın sorgusuna katılan paşa Hurşit Tolon da Ergenekon’dan tutuklu, emekli Albay Atilla Uğur gibi...
***
ABD’nin önde gelen televizyon kanalı CNN, Kandil Dağı’na çıkıp neden PKK’ye övgüler düzüyor?
Sanırım oturup düşünmekte yarar var!..
Bugün Nakşilikten yola çıktım, Nakşi iktidarın ilişkilerinden PKK’ye geldim...
ABD, Kuzey Irak’ta ve Türkiye’de Nakşileri avucunun içine almış ceviz kırıyor!
Kimi gerçekleri görmeden, olaylara Marksist bir pencereden bakmadan, ABD’nin “Büyük Ortadoğu Projesi”ni irdelemeden, ulusal çıkarlarımızı bir kıyıya itip, salt hava bombardımanı yaparak PKK’nin gücünü kıramayız...
Yani bu iş salt Türk Silahlı Kuvvetleri’nin işi değil... Siyasal güç gerektiriyor...
Bir Nakşi tezgâhının, İsrail’in, ABD’nin, İngiltere’nin, Almanya’nın, Fransa’nın desteği var PKK’nin arkasında..
Olayın özü de bu zaten!
***
PKK bu kez Diyarbakır kent merkezinde polis aracına alçakça saldırdı; 5’i polis 6 kişi şehit düştü!..
Acımız büyük!..
Hikmet Çetinkaya
AKP, Nakşi hareketinin bir parçası değil midir?
Her ne kadar Nurcuların Fethullahçı kolu ve Süleymancı desteği olsa da AKP’yi iktidara getiren güç, Nakşi hareketinin 200 yıllık bir yapılanması sonucu doğmuş, bugün Türkiye’yi yönetir konuma gelmiştir.
Nakşilerin “İskenderpaşa Cemaati” bu hareketin öncüsüdür!
Peki, asıl güç nerededir?
Bir ayağı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Lefke kenti, öteki ayağı Washington’dur...
Lefke’de İngiliz yurttaşı Nakşi şeyhi Nâzım Kıbrısi, Washington’da ise ABD yurttaşı Nakşi şeyhi Muhammed Kabbani...
Muhammed Kabbani, Nâzım Kıbrısi’nin damadıdır. 15 yıl önce Lübnan’dan ABD’ye gelmiştir.
Kabbani, Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde eczacılık eğitimi görmüş, Şam’da “İslam Hukuku” eğitimi almıştır. Bir süre Belçika’nın Louvain kentinde eczacılık yapmıştır.
Kabbani, kayınpederinin buyruğuyla ABD’ye gitmiş, 1991 yılında “Sufi Nakşibendi Vakfı”nı kurmuştur. Kabbani’nin ABD ve Kanada’da 30 vakfı vardır. İsrail, İngiltere, Fransa, Almanya, Belçika gibi ülkelerle bağlantıları vardır.
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, bir ABD gezisinde Kabbani’yle baş başa 45 dakika görüştükten sonra Beyaz Saray’a gidip Bush’la buluştuğunu kamuoyu biliyor...
Bu buluşma sanırım beş yıl önce gerçekleşti, gazeteler ve televizyonlar birinci haber olarak verdi.
Nakşi şeyhi Kabbani’nin Bush’la sık sık görüştüğü, Ortadoğu ve Kuzey Irak’a ilişkin bilgiler aldığı, Barzani’yle de can ciğer kuzu sarması olduğu bir gerçek.
Biliyorsunuz, Barzani Nakşibendiliğin “Halidi” kolundan geliyor...
***
Irak’ın kuzeyinde Musevi Kürtlerin yaşadığı, bunların Barzani ve Talabani’yle yakın ilişki içinde oldukları bilinen bir şey...
Bir süre önce Abdullah Öcalan Fırat Haber Ajansı’na bir açıklama yaptı. Açıklamayı Referans gazetesi yazarlarından Cevdet Aşkın’ın köşesinde okudum. (4-5 Ekim 2008)
Öcalan şöyle diyordu:
“Kürt milliyetçiliğini ortaya çıkaran İsrail’dir. İsrail ve Kürt milliyetçiliğinin çok güçlü ilişkileri var. İsrail, bu milliyetçiliği kontrol altında tutmak istiyor.”
Abdullah Öcalan, açıklamasında Türk milliyetçiliği üzerinde de duruyor:
“Türk milliyetçiliği İttihat Terakki’de laik kıyafetli olarak gelişmiştir. Kürt milliyetçiliği ise Nakşi karakterli olup içinde laiklik kıyafeti azdır.”
Öcalan, Ergenekon operasyonuna değinirken bir saptama yapıyor:
“Ergenekon’un tasfiyesini MOSSAD istedi. Tasfiye edilenlerin yerine ‘ılımlı İslam’ anlayışında olanları getirecekler. Bu tasfiyeyle Deniz Baykal daha da zayıflatılacaktır.”
Abdullah Öcalan dokuz yıl önce İmralı’da albay Atilla Uğur ve Emre Taner’le ayrı ayrı görüştüğünü söyleyip devam ediyor:
“Benim Ergenekon’la hiçbir ilişkim yok. Hem Atilla Uğur hem de Emre Taner bana şöyle dediler: ‘Biz bu sorunu KDP, YNK ve Amerika ile değil sizinle çözelim’ dediler. Bana konuşmaları olumlu geldi. Ben de onlara normal davrandım. Ama onların şimdiki durumları ortada. Benim sorguma katılan paşa cezaevinde yatıyor ve neden tutuklandığını bilmiyor.”
Öcalan’ın sorgusuna katılan paşa Hurşit Tolon da Ergenekon’dan tutuklu, emekli Albay Atilla Uğur gibi...
***
ABD’nin önde gelen televizyon kanalı CNN, Kandil Dağı’na çıkıp neden PKK’ye övgüler düzüyor?
Sanırım oturup düşünmekte yarar var!..
Bugün Nakşilikten yola çıktım, Nakşi iktidarın ilişkilerinden PKK’ye geldim...
ABD, Kuzey Irak’ta ve Türkiye’de Nakşileri avucunun içine almış ceviz kırıyor!
Kimi gerçekleri görmeden, olaylara Marksist bir pencereden bakmadan, ABD’nin “Büyük Ortadoğu Projesi”ni irdelemeden, ulusal çıkarlarımızı bir kıyıya itip, salt hava bombardımanı yaparak PKK’nin gücünü kıramayız...
Yani bu iş salt Türk Silahlı Kuvvetleri’nin işi değil... Siyasal güç gerektiriyor...
Bir Nakşi tezgâhının, İsrail’in, ABD’nin, İngiltere’nin, Almanya’nın, Fransa’nın desteği var PKK’nin arkasında..
Olayın özü de bu zaten!
***
PKK bu kez Diyarbakır kent merkezinde polis aracına alçakça saldırdı; 5’i polis 6 kişi şehit düştü!..
Acımız büyük!..
Hikmet Çetinkaya
09/10/2008, 13:54
Irak’a ambargo!
Irak’a ambargo [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif] Bedel, tekin değildir. Kendini ödetir. Ödetiyor. Şehitler verirsin. Acılar çekersin. Silahlar alırsın.
Paralar harcarsın.
İttifaklar kurarsın.
Bir zamanlar “askerinin başına çuval geçirmişlerle” bile işbirliği yapmak zorunda kalır “Sen istihbarat ver, ben de yuvalarını bombalayayım” diye ortaklığa girersin. Doğuyu, Güneydoğu’yu “aşa-işe-gelire” kavuşturmak için ekonomik paketler açar, “kardeşlik kimliğine saygılıyım” diyerek Avrupa Birliği standartlarında “sivilleşme önlemleri” alırsın.
Hepsi bir bedeldir.
Ödersin.
Sonra!
Gelirsin.
Gelirsin.
Yine öp namlunun ucunu!
300-400 kişiyle Irak’tan Barzani’nin kontrol ettiği topraklardan sızarak gelir askerini öldürürler, şehit ederler.
Doğu’da, Güneydoğu’da ve batıda İstanbul, İzmir, Mersin, Antlaya, Ankara’da köklerini “ geçmiş yüzyılların küflü ağalık-beylik-şeyhlik” yapılanmasından alan bir Türkiye Kürt elitleri oluştu. PKK’yı destekliyorlar, koruyorlar. Türkiye’nin Türk elitlerine “Ulus devlet öldü, siz batıyı yönetin, bize de doğuyu yönetme imkanı tanıyın, yoksa bu terör bitmez, bu savaş sonlanamaz” demeye getiriyorlar.
Epey yol aldılar.
Kürt var.
Ayrılmaktan yana.
Kürt var.
Ayrılmaya karşı.
Hangisi fazla?
Kendisine “Ben Kürdüm” deyip de ayrılıp bölünmekten yana olanlar, kendine Kürdüm deyip de bölünmekten yana olmayanlardan daha fazla değil. Son seçim sonuçlarını yorumlayanlar “bölünmek istemeyen Kürtlerin daha fazla olduğunu...” rakkamlarla ortaya koyuyorlar. Türkiye’deki Ayrılıkçı Kürt elitisleri de “Kürdüm ama Türk kardeşimden ayrılmam, biz aynı vatanın çocuklarıyız...” diye hissedip düşünenlere 2 sorunun cevabını veremiyor.
1- Ülkeyi böldünüz:
Sınırı nereden çizeceksiniz?
2- Türkü-Kürdü ayırdınız:
Batıdaki Kürdü ne yapacaksınız?
Türkiye’de “ayrılıkçı davası” güden Kürt elitisler ile “orduyu yıpratarak hem PKK’nın hem ABD’nin ve hem iktidar partisi AKP’nin değirmenine su taşıyan” eski solcu yeni küreselci libaral yazar-çizer- ithalatçı işadamı- işbirlikçi tüccarlar da “bu iki önemli soruya” verecek cevap bulamıyorlar. Sorumluluğu orduya yüklüyorlar. Mehmetçik teneke barakada ölürken golf oynayan paşayı eleştirelim, “Neden istifa etmedi” diye hergün yazalım, askere ayrılan kaynakları kötü yönetenleri yerden yere vuralım fakat Türkiye’nin ordusuna “terörle mücadelede” ülkeyi yöneten iktidar partisinin yeterince destek vermediğini de görelim.
Irak’a ambargo koyamadılar.
Koymayı düşünmediler.
Ordunun elini güçlendirmediler. Cumuhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı, yanlarına Genelkurmay Başkanı’da alıp 17 şehidin verildiği o karakola gidip, “Gerekirse Barzani’nin karargahını bombalayın... Arkanızdayız...” diyemediler.
*****
UNUTMA
Hergün hatırla.
Önemlidir.
Alman adaleti unutmuyor, peşini bırakmıyor. Müslüman geçinen Deniz Fenerci Türk’ün, yüksek vicdan sahibi işçi Türk’ün yoksula-fakire-yetime- kimsesize ulaştırılsın diye verdiği bağışın 16 milyon Euro’sunu buharlaştıranların, Türkiye ile bağlantısını da sorguluyor. Alman sol partisinden bir milletvekili, kendi meclisine bir soru önergesi verdi ve “Türk Başbakanı Tayyip Erdoğan ile Türkiye Adelet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in bağış paralarını soyanlarla bir ilşkisinin olup olmadığını” sordu.
Unutmayalım.
Biz de soralım.
Zahid Akman, gazetecilik yaparak bu kadar tapu-mal mülk ve zenginlik sahibi nasıl oldu? Başbakan, “Zahid senin arkandayım...” deme ihtyicanı niçin duydu?
Unutma!
Necati Doğru/ Vatan Gazetesi
Irak’a ambargo [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif] Bedel, tekin değildir. Kendini ödetir. Ödetiyor. Şehitler verirsin. Acılar çekersin. Silahlar alırsın.
Paralar harcarsın.
İttifaklar kurarsın.
Bir zamanlar “askerinin başına çuval geçirmişlerle” bile işbirliği yapmak zorunda kalır “Sen istihbarat ver, ben de yuvalarını bombalayayım” diye ortaklığa girersin. Doğuyu, Güneydoğu’yu “aşa-işe-gelire” kavuşturmak için ekonomik paketler açar, “kardeşlik kimliğine saygılıyım” diyerek Avrupa Birliği standartlarında “sivilleşme önlemleri” alırsın.
Hepsi bir bedeldir.
Ödersin.
Sonra!
Gelirsin.
Gelirsin.
Yine öp namlunun ucunu!
300-400 kişiyle Irak’tan Barzani’nin kontrol ettiği topraklardan sızarak gelir askerini öldürürler, şehit ederler.
Doğu’da, Güneydoğu’da ve batıda İstanbul, İzmir, Mersin, Antlaya, Ankara’da köklerini “ geçmiş yüzyılların küflü ağalık-beylik-şeyhlik” yapılanmasından alan bir Türkiye Kürt elitleri oluştu. PKK’yı destekliyorlar, koruyorlar. Türkiye’nin Türk elitlerine “Ulus devlet öldü, siz batıyı yönetin, bize de doğuyu yönetme imkanı tanıyın, yoksa bu terör bitmez, bu savaş sonlanamaz” demeye getiriyorlar.
Epey yol aldılar.
Kürt var.
Ayrılmaktan yana.
Kürt var.
Ayrılmaya karşı.
Hangisi fazla?
Kendisine “Ben Kürdüm” deyip de ayrılıp bölünmekten yana olanlar, kendine Kürdüm deyip de bölünmekten yana olmayanlardan daha fazla değil. Son seçim sonuçlarını yorumlayanlar “bölünmek istemeyen Kürtlerin daha fazla olduğunu...” rakkamlarla ortaya koyuyorlar. Türkiye’deki Ayrılıkçı Kürt elitisleri de “Kürdüm ama Türk kardeşimden ayrılmam, biz aynı vatanın çocuklarıyız...” diye hissedip düşünenlere 2 sorunun cevabını veremiyor.
1- Ülkeyi böldünüz:
Sınırı nereden çizeceksiniz?
2- Türkü-Kürdü ayırdınız:
Batıdaki Kürdü ne yapacaksınız?
Türkiye’de “ayrılıkçı davası” güden Kürt elitisler ile “orduyu yıpratarak hem PKK’nın hem ABD’nin ve hem iktidar partisi AKP’nin değirmenine su taşıyan” eski solcu yeni küreselci libaral yazar-çizer- ithalatçı işadamı- işbirlikçi tüccarlar da “bu iki önemli soruya” verecek cevap bulamıyorlar. Sorumluluğu orduya yüklüyorlar. Mehmetçik teneke barakada ölürken golf oynayan paşayı eleştirelim, “Neden istifa etmedi” diye hergün yazalım, askere ayrılan kaynakları kötü yönetenleri yerden yere vuralım fakat Türkiye’nin ordusuna “terörle mücadelede” ülkeyi yöneten iktidar partisinin yeterince destek vermediğini de görelim.
Irak’a ambargo koyamadılar.
Koymayı düşünmediler.
Ordunun elini güçlendirmediler. Cumuhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı, yanlarına Genelkurmay Başkanı’da alıp 17 şehidin verildiği o karakola gidip, “Gerekirse Barzani’nin karargahını bombalayın... Arkanızdayız...” diyemediler.
*****
UNUTMA
Hergün hatırla.
Önemlidir.
Alman adaleti unutmuyor, peşini bırakmıyor. Müslüman geçinen Deniz Fenerci Türk’ün, yüksek vicdan sahibi işçi Türk’ün yoksula-fakire-yetime- kimsesize ulaştırılsın diye verdiği bağışın 16 milyon Euro’sunu buharlaştıranların, Türkiye ile bağlantısını da sorguluyor. Alman sol partisinden bir milletvekili, kendi meclisine bir soru önergesi verdi ve “Türk Başbakanı Tayyip Erdoğan ile Türkiye Adelet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in bağış paralarını soyanlarla bir ilşkisinin olup olmadığını” sordu.
Unutmayalım.
Biz de soralım.
Zahid Akman, gazetecilik yaparak bu kadar tapu-mal mülk ve zenginlik sahibi nasıl oldu? Başbakan, “Zahid senin arkandayım...” deme ihtyicanı niçin duydu?
Unutma!
Necati Doğru/ Vatan Gazetesi
09/10/2008, 14:51
Uçak uçuracağına golf oynuyor
[COLOR=#cc0000]
Orgeneral "Antalya Serik"teki "Ramazan" Bayramı Turnuvası’nda "yeşil"likler içinde golf oynarken; Aktütün’de şehit düşen "Antalya Serik"li piyade erin ismi neydi biliyor musunuz?
"Ramazan Yeşil!"
*
Ama, bu değildir asıl rezalet.
*
Turnuvaya 10 golfçü katıldı.
Orgeneral 9’uncu oldu!
*
Uçak uçuracağına golf oynuyor.
Onu da anca bu kadar oynuyor.
*
Hava Kuvvetleri Komutanı, bu sortiden sonra 365 gün 24 saat F16’nın pilot koltuğunda otursa, gene de hikáyedir...
İstifa etmesi lazım.
Ama etmez.
Görev süresinin biteceği ağustosa kadar bekleyecek. O gidince, yerine kim gelecek?
Harp Akademileri Komutanı...
Orgeneral Hasan Aksay.
*
Bak, ondan umutluyum...
Çünkü müstakbel Hava Kuvvetleri Komutanımız, aynı turnuvada 5’inci oldu!
*
Bu arada.
Cumhurbaşkanımızın ve Başbakanımızın, 15 şehidi toprağa verirken gözleri
dolu dolu olduktan sonra, taziyeye gideceklerine, televizyon karşısına kurulup, Hacettepe-Beşiktaş maçını seyrettikleri ve telefonu kaldırıp,
Ertuğrul Sağlam’ı aradıkları ortaya çıktı...
Cumhurbaşkanımız, "Maçı beraber seyrettik, çok üzgün görünüyordun, bu halin bizi de üzdü, sayın başbakan da benimle aynı duyguları paylaşıyor, futboldur, her şey olur, kendini üzmeye değmez, Allah hakkında hayırlısını nasip etsin" dedi.
*
E hal böyleyken sanırım siz de, sayın cumhurbaşkanımız ve başbakanımızla aynı duyguları paylaşıyorsunuzdur...
Üzül üzül, bi yere kadar yani.
Yılmaz Özdil
"Ramazan Yeşil!"
*
Ama, bu değildir asıl rezalet.
*
Turnuvaya 10 golfçü katıldı.
Orgeneral 9’uncu oldu!
*
Uçak uçuracağına golf oynuyor.
Onu da anca bu kadar oynuyor.
*
Hava Kuvvetleri Komutanı, bu sortiden sonra 365 gün 24 saat F16’nın pilot koltuğunda otursa, gene de hikáyedir...
İstifa etmesi lazım.
Ama etmez.
Görev süresinin biteceği ağustosa kadar bekleyecek. O gidince, yerine kim gelecek?
Harp Akademileri Komutanı...
Orgeneral Hasan Aksay.
*
Bak, ondan umutluyum...
Çünkü müstakbel Hava Kuvvetleri Komutanımız, aynı turnuvada 5’inci oldu!
*
Bu arada.
Cumhurbaşkanımızın ve Başbakanımızın, 15 şehidi toprağa verirken gözleri
dolu dolu olduktan sonra, taziyeye gideceklerine, televizyon karşısına kurulup, Hacettepe-Beşiktaş maçını seyrettikleri ve telefonu kaldırıp,
Ertuğrul Sağlam’ı aradıkları ortaya çıktı...
Cumhurbaşkanımız, "Maçı beraber seyrettik, çok üzgün görünüyordun, bu halin bizi de üzdü, sayın başbakan da benimle aynı duyguları paylaşıyor, futboldur, her şey olur, kendini üzmeye değmez, Allah hakkında hayırlısını nasip etsin" dedi.
*
E hal böyleyken sanırım siz de, sayın cumhurbaşkanımız ve başbakanımızla aynı duyguları paylaşıyorsunuzdur...
Üzül üzül, bi yere kadar yani.
Yılmaz Özdil
10/10/2008, 15:20
Golf oynamanızı eleştirecek değilim.. Hava Kuvvetleri Komutanı sürekli karargahta oturur diye bir kural yok..
Golf de oynar, tenis de, futbol da..
17 askerimizin şehit olduğu gün golf oynamanıza takılmış değilim.. Ağır eleştiri aldınız, köşedeki bakkaldan, berber çırağına kadar sizi konuşuyor..
Havacı Paşa ayıp etti diyorlar.. Böyle bir günde golf sopasıyla dağda bayırda.. Fotoğrafınızı görünce insanın bazen basireti bağlanır diye düşündüm..
Gerekli direktifleri verip golf oynama ya devam ettiğinizi zannettik.. Golf sopası ile usta bir vuruşa hazırlanırken bir yanda Bayraktepe’deki hain saldırı konusunda bilgi aldığınızı düşündük..
Üzüldük tabii..
Yanılmışız!
Mesele böyle değilmiş..
Değilmiş ama keşke böyle olsaydı..
Meğer daha da vahimmiş!
Düşündüğümüz gibi olsaydı kişisel bir zafiyet der yine eleştiri oklarını gönderirdik ama üzerinde çok fazla durmazdık..
Milliyet’ten Fikret Bila’ya söyledikleriniz de Genelkurmay’dan yapılan açıklama da bizi endişelendirdi.. Karşımıza devasa bir kurumsal zafiyet çıktı..
Diyorsunuz ki, cumartesi akşam saatine kadar 17 erin şehit olduğundan haberim yoktu..
Nasıl olur paşam!
Sağır sultan bile duymuştu.. Ülke yasa bürünmüştü.. O gün oynanan maçlarda bile futbolcular saygı duruşuna geçmişti..
Bütün bunlar olurken kimsenin aklına sizi aramak gelmedi mi? O gün karargahta görev yapan subayların..
Yaveriniz yok mu paşam!
Nöbetçi subaylar belki de hain saldırıyı anında öğrendiğinizi düşündüler.. Peki golf arkadaşınız Harp Akademileri Komutanı Org. Aksay’ı da arayan olmadı mı?
Onun da mı haberi yoktu?
Peki ya turnuvaya katılan öteki yarışmacıların.. Golf sahasına yayılmadan önce bir Allah’ın kulu bile televizyonlara göz atmamış mı?
Hiçbirinin telefonuna bu acı haber düşmemiş mi?
Sirene Golf Kulübü’nde sizi gören bir kişi bile ‘başınız sağolsun paşam’ demedi mi?’
Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmak kimsenin aklının ucundan bile geçmez.. O ordu bizim ordumuz.. Ama içinde bulunduğunuz durum tuhaf değil mi?
Keşke o açıklamayı hiç yapmasaydınız!
Başında olduğunuz kurumu zafiyet içinde göstermeseydiniz.. İletişim çağında size ulaşılamaması olacak iş mi? Hatalıyım, özür dilerim deyip sussaydınız..
Türk halkının engin hoşgörüsüne sığınsaydınız..
Böylesi daha şık olurdu..
Şu sözünüze de takıldım.. Diyorsunuz ki: “Haberi cumartesi günü akşam saatlerine doğru aldım. Haberi alır almaz Türk Hava Kuvvetleri’nden talep edilen desteği anında sağladık.”
Tamam da aradan 24 saat geçmiş..
Çatışma cuma günü başladı..
Kafa karıştıran sözlere ne gerek vardı.. Görev başındaki komutanlarım gerekeni yapmışlar deseydiniz..
Olmadı paşam derken bunu kastettim..
Kimse, orduya verdiğiniz 50 yıllık hizmeti talihsiz bir olay nedeniyle yok saymıyor.. Kimsenin buna hakkı yok..
Ama kabul edin, hayat böyle bir şey..
Talihsiz bir olay insanı hırpalıyor.. Keşke olay talihsiz golf oyunuyla sınırlı kaysaydı, üstüne talihsiz açıklamanız gelmeseydi..
İstifa etmeyi düşünüyor musunuz Paşam?..
Mehmet Tezkan
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109