Pir Zöhre Ana Forum

Tam Versiyon: Köşeli Yazılar...
Şu anda arşiv modunu görüntülemektesiniz. Tam versiyonu görüntülemek için buraya tıklayınız.
[COLOR=#999] Akif Beki de Şirkette...

Şirketin adı: Yeni Dünya İliteşim A.Ş.

Kuruluş tarihi: 3 Şubat 1993.

Sermayesi: 1 milyar TL.

Kurucuları: Recai Kutan (Başkan, yüzde 20 pay), Haşim Bayram (Başkan Yardımcısı - Kombassan Holding)

Kanal 7’yi de içinde bulunduran şirket 7 Mayıs 1993 yılında Refah Partisi kurucularından dönemin Sıvas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu tarafından kuruldu. Haşim Bayram para toplamak için Almanya’ya gitti. Milli Gençlik Vakfı’nın Hannover’deki Ayasofya Camii’nde toplantı yaptı.

O tarihte Recep Tayyip Erdoğan Refah Partisi İstanbul İl Başkanı’ydı...

Tayyip 1994 yerel seçimlerinden bir yıl önce televizyon kurmak için kolları sıvıyor ama Necmettin Erbakan buna karşı çıkıyor. Sonunda Tayyip Bey, Erbakan Hoca’yı ikna ediyor.

Erbakan Hoca, Tayyip Bey’e pek güvenmediği için de şirketin başına Recai Kutan’ı getiriyor.

Bir yıl sonra yerel seçimler yapıldı. Recep Tayyip Erdoğan Belediye Başkanı seçildi. Nurrettin Sözen’in kurduğu televizyon, Refah Partisi’nin oldu.

Bu konuyu yıllar önce yazdım...

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın üstünü örtmek için çalıştığı “Almanya Deniz Feneri e.V.” davasında ilginç bir gelişme oldu. Mehmet Gürhan’ın kasasında savcı bir belge buldu ve bunu iddianameye koydu.

Belgede, Başbakan Erdoğan’ın basın danışmanı Mehmet Akif Beki, RTÜK Başkanı Zahid Akman, Türkiye Deniz Feneri Derneği Başkanı Engin Yılmaz ve Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman’ın, Recai Kutan’ın 1993 yılında başkanlığını yaptığı Yeni Dünya İletişim A.Ş’nin yönetim kurulu üyeleri oldukları anlaşılıyor.

***

Almanya Deniz Feneri e.V. davası bir hafta içinde sonuçlanacak. Vurgunun Türkiye ayağının saptanması ise bir türlü gerçekleştirilemiyor.

Neden ve niçin?

Çünkü bu dolandırıcılık olayının bir ayağı AKP’ye kaymış durumda. CHP ve MHP üstüne giderse AKP’nin işi çok zor...

Her neyse?

Dün sabah Yeni Çağ gazetesi Ankara Temsilcisi Sabahattin Önkibar’ı arayıp sordum:

“1993 yılında Büyük Ankara Oteli’nde Tayyip Bey ve Melih Gökçek’le yemek yemişsiniz ve tele-vizyon işini konuşmuşsunuz, doğru mu?”

Önkibar, “Ben bu konuyu daha önce yazmıştım” deyip ekledi:

“O tarihte Tayyip Bey İstanbul İl Başkanı’ ydı, Melih Gökçek telefon etti. Televizyon kuracaklarmış. Ben de TGRT’deydim o zaman. İşi biliyorum. Büyük Ankara Oteli’nde buluştuk. Yemeği ben ısmarladım. Tayyip Bey, Erbakan Hoca’ya gitmiş, geç geldi. Hoca televizyona karşıymış. Olurunu almak için Tayyip Bey Hoca’ya dil dökmüş. Masada iki genç var. Tayyip Bey gelince ikisi ayağa kalktı, anladım ki danışmanları. Tayyip Bey’in karşısında neredeyse hazırola geçiyor ikisi de. Ben onları tanımıyorum. Sonradan öğrendim adlarını. Biri Zekeriya Karaman öteki Zahid Akman...”

Gördünüz mü ilişkiler zincirini!

Aslında büyük vurgun 1993 yılında başladı Almanya’da... Milli Görüş, komisyon vererek Türklerden 5 milyar mark toplattı...

Yardımlar “Allah” adına toplanıp ceplendi... Tabela holdingleri Kombassan, Yimpaş paraları cepledi...

Mehmet Gürhan’ın kurduğu Frankfurt’taki Media 7 (1995 yılında), 2001’de kurulan Euro 7...

Para transferleri...

Şaka değil milyonlarca Avro kayıp, nerede olduğu belli değil...

İddianameyi okudukça şaşırıyorum.

Firdevsi Ermiş her şeyi apaçık anlatıyor...

***

Almanya’daki Deniz Feneri’yle Türkiye’deki Deniz Feneri arasındaki ilişkiler ortada. Toplanan paraların kimler aracılığıyla Türkiye’ye getirildiği ortada.

Ceple babam ceple!

RTÜK Başkanı görevinin başında, Tayyip Bey’in basın danışmanının keyfi yerinde...

Haydi benim takkeli-takkesiz liboşlarım; İkinci Cumhuriyetçi AKP yalakalarım; “özgürlükçü solculuk(!)” yapan dönek maskaralarım gördünüz mü, “vurgun” AKP’ye kadar uzanıyor.

Konuşun, konuşun!..

Ahmet Hakan ve Can Dündar kardeşlerim CNN’de, NTV’de bu “soygun”u tartışmaya açmayı düşünüyor musunuz?..

Hikmet Çetinkaya

[Resim: medya.php?ma=yazarfoto35]

Deniz Feneri'nin Aydınlattığı Sadaka-t Sistemi

Almanya’da görülmekte olan Deniz Feneri davası giderek ilginç bir hal alıyor. Yargılanmakta olan sanıkların mahkemeyle uzlaşma yoluna gidip bütün yaptıklarını itiraf etmeleri davanın büyük olasılıkla mahkûmiyetle sonuçlanacağını gösteriyor.

Gelen haberlere göre sanıklar ceza indirimi karşılığında Alman makamlarınca suç sayılan işlerinin tümünü bir bir anlatmışlar. Alman makamları bu anlatımları belgelendirip mahkemenin önüne koymuş.

Bize öyle geliyor ki, Almanya’daki Deniz Feneri yöneticilerinin küçük bir hatası olmuş:

Almanya’yı Türkiye ile karıştırmışlar!

Mahkemedeki belgelere göre Almanya’daki yurttaşlarımızın yardımseverlik duyguları kullanılmış, onlardan toplanan paraların yarısından fazlası özel şirketlere aktarılmış. Bir insanın toplumun dini ve insani duygularını kullanarak topladığı parayı kendi çıkarı için kullanmasına ne ad verilebilir?

Bizim aklımıza çok ad geliyor ama, sanıyorum okurların da yakıştırma gücü az değildir!

Almanya’da ortaya çıkarılan binlerce sahte yardım makbuzu Türkiye’de yapılacak ciddi bir soruşturma sonunda pek çok gerçeği ortaya çıkarabilir.

***

Deniz Feneri olayının gündeme getirdiği iki gerçek daha var:

1- Siyasetin finans kaynakları.

2- Sosyal devlet kavramının yerini sadaka-t sisteminin alması.
Aslında yukarıdaki iki şık iç içe. Toplandığında sarsılmaz bir imparatorluk ortaya çıkıyor.

Deniz Feneri programcıları, özünde Amerika’yı yeniden keşfetmediler. Bu İslam coğrafyasını etkisi altına alan “Müslüman Kardeşler” tipi bir örgütlenme biçimi.

1920’li yıllarda Mısır’da kurulan İhvan-ı Müslimin, yani Müslüman Kardeşler şu stratejiyi benimsemişti:

Halkın dini duygularına hitap ederek onları kendine bağla... Organize güç oluşturarak ve devlet olanaklarını da kullanarak para gücü oluştur...

“Hepimiz Müslümanız ve kardeşiz” yaklaşımıyla kalben kendine bağladığın insanların karnını doyur ve mideden de kendine bağla...

Mısır’daki yönetimler bu yöntemle devletin bambaşka bir yapıya sürükleneceğini görünce onaylaması zor sert önlemler aldılar. Müslüman Kardeşler Örgütü, terörü de içinde barındıran, ama toplum içinde yer eden bir yapıya dönüştü.

Suriye ve Ürdün’de de benzer yapılanmalar denendi. Mısır’da yaşananlar dikkate alınarak erken önlem alındı!

***

Deniz Feneri Almanya kaynaklı son olay değil. Bu gidişle öyle de olmayacak. Daha önceki yıllarda da tabela holdinglerinden kooperatif kandırmacalarına kadar bir dizi soygun yaşandı.

Neden Almanya?

1960’lı yıllarda Almanya’ya giden yurttaşlarımız ilk şaşkınlığın ardından kendilerine sordular:

Biz kimiz?

Türkiye onlara, “Siz gurbetçisiniz. Biriktirdiğiniz paranın bir kısmını bize yollayın, ekonomiye katkıda bulunun, bu bize yeter” dedi. Almanya ise, “Siz geçici işçisiniz, bir süre çalışıp ülkenize döneceksiniz. Çok da yerleşmeyin” dedi.

Süreç böyle işlemedi. Türkiye’deki yönetimlerin gözünde yıllarca “Mark ineği” tarifinden öteye gidemeyen gurbetçilere din üzerinden iktidar arayan kesimler kucak açtı ve bugüne gelindi.

Erdoğan’ın gözünde bu örgütler Türkiye Cumhuriyeti’nin büyükelçisinden bile daha kıymetli olursa ortaya başka ne çıkacaktı ki?

Sadaka-t sistemi rejime dönüşme arayışında!

Mustafa Balbay
[Resim: 959727081.jpg]

Dün sabah işe geliyorum...

En sağ şeritten, en sol şeride bir Doblo daldı, yanımdaki Opel’e patlatmaktan milim farkıyla sıyırdı, önüme geçti.

Arka camına şunu yapıştırmış:

"Hatalı kullanıyorsam 3555’e
mesaj at, Hatasız Kul Olmaz
şarkısı anında cebine gelsin!"

*

Esprili bi arkadaş yani...

Eminim, çok seviliyordur çevresinde.

Bayılırız böylelerine çünkü.

*

Utanmaz Adam vardı mesela.

Gırgır’ın karaktersiz karakteri.

Her türlü dümeni çevirirdi.

"Şeref"ti adı.

Okumaya doyamazdık...

Ya Mükremin Çıtır?

Hayta bitirim...

İdolümüz olmuştu.

Hatırlayın...

O kadar şarkı yarışması yapıldı.

Kim sevildi en çok?

Bayhan.

Polat Alemdar çıktı sonra...

Ailemizin katili.

Geçenlerde üniversitede konferans verdiler Memati’yle birlikte, salon yıkıldı,

"Türkiye sizinle gurur duyuyor" diye.

Ve, tabii ki Recep İvedik.

Öküzün önde gideni.

Gişe rekortmeni.

*

Özetle... "Ananı da al git" diyen Başbakan’ın oyu, yüzde 34’ten yüzde 47’ye çıkıyorsa; "ben senin ananı" diyen Fatih Terim’in maaşına da derhal yüzde 50 zam yapılmalıdır.

*

Müstahaktır.

*

Futbol sporuna, lunaparkta sigara kazanmak için penaltı atarak başlayan bir milletin, Sir Alex Ferguson’u olmayacaktı herhalde... Yakışır bize İmparator, yakışır.

Yılmaz Özdil
Ah Firdevsi Ah!..

Yeryüzünün bir parçası mıdır umut yoksa yitip giden yılların o vazgeçilmez türküsü müdür, anlamış değilim.

Nice avuntular ve iç çekişler bilirim, yazdönümü akşamlarında güneşin battığı saatlerde.

Bir dalga vurduğunda kayalıklara, bir serpinti, bir üşüme belirir insanın içinde. Suskuyu andıran bir uğultu, uçup giden sayfalar arasında.

“Yalnızlık yağmura benzer, yükselir akşamlara denizlerden...”

Avusturyalı şair Rainer Maria Rilke böyle anlatır yalnızlığı.

Uzak ıssız ovalardan esip, göklere uzanan bir tutku... Umduğunu bulamamış, üzgün ve yaslı...

Akar, akar yalnızlık ırmaklarca.

Ve insanlar karşılıklı nefretler içinde...

Yüzleri sabahlara dönünce sokaklar, sokak lambaları sönünce içten içe bir aydınlık düşer gölgelerin üzerine.

Yüreklerde bir sığınak, biraz hüzün ve umutsuzluk...

Gelecekten habersiz bir bekleyiş, boşvermişlik.

Sözlü kültürden yazılı kültüre geçememiş bir toplum, dizi filmlerin pençesinde, dinin kuşatmasında iftara hazırlanırken, bunca soygunun ve vurgunun farkında bile değildir.

Kimileri “özgür üniversite” diyerek, din sarmalını siyasetin ve vurgunun içinde götürür, “Biz buralara kırk baharın otunu yiyerek geldik” diyerek...

O sırada, “özgür üniversite”de polisler işbaşındadır...

Karga tulumba götürülen üniversiteli gençler... Kürsüde demokrasi ve özgürlük üzerine ahkâm kesen bizimkisi...

***

Kimi zaman “çevrecinin daniskasıdır” o... Herkese meydan okur...

Deniz Feneri’nin ışığı yol gösterir kaptana...

Milyonlarca Avro, kara para aklama...

Vız gelir tırıs gider...

Birisi çıkar “Allah belalarını versin” der, biri çıkar “Allah rızası için verdik, günahı boynuna” diye geveler.

Benim halkım bu olup bitenleri hiç görmez, görse de yorum yapmaz!

Bu işleri çok iyi bilirler onlar...

Kurulan özel hastaneler, ortaklar, ihaleler, havuzda toplanan mangırlar!

İstediğin kadar yaz çiz...

Sonuç hep aynıdır.

Değişmez!

Ekonomi tepetaklaktır...

Yoksulluk ve işsizlik her geçen gün artmaktadır...

Diyarbakır’ın caddelerinde ve sokaklarında binlerce işsiz genç dolaşır... Esnaf perişan, üretici ağlamaklıdır.

Umutla umutsuzluk uzayıp gider Edirne’den Batman’a dek...

Yalnızlık bir yağmura benzer, umutsuzluk bir dalgadır denizlerde...

Bir yağmurdur, gözyaşıdır!

Bir şiirdir kâğıtlara yazılmış...

“Ben tanışlarından biriydim gecenin.

Yağmurda düşüp yollara yağmurda döndüm.

En uzak ışıklarına yürüdüm kentin.

.......

Daldım kentin en sıkkın sokaklarına.

Nöbetteki bekçinin yanından geçtim

Ve başımı eğdim, neyimeydi benim konuşma.

.......

Durdum sessizce ve durdu ayak sesleri sessizce

Uzaklardayken kesik bir haykırış

Başka bir sokaktan ulaştı evler üzre.”

***

Bir aymazlık, bir vurdumduymazlık var toplumun üzerinde.

Solcular, sosyalistler, laikler, Kemalistler sessiz...

Meydan din pazarlamacılarına kaldı.

Aslında asıl kavga Nakşilerle Fethullahçılar arasında...

Nakşiler yüz yılı aşkın süren iktidar özlemini gideriyorlar!

Beklediler beklediler, muratlarına erdiler.

Dekontlar, sahte makbuzlar, Almanya-Türkiye arasındaki para hattı...

Kimler var bu işin içinde Türkiye’de?..

Tayyip Bey niçin sinirli bu kadar?

Ah muhasebeci Firdevsi Ermiş ah!

Sen yok musun Ermiş, sen yok musun!

Bir çete kurulmuş, paralar toplanmış, Pakistan’a okullar açılmış, Müşerref’le kucaklaşılmış...

Çetenin muhasebecisi Alman yargıcıyla anlaşmış, vurgunu tüm ayrıntılarıyla anlatıp belgeleri vermiş...

Seni itirafçı Ermiş seni!

Eğer bir düşersen elime, neler yaparım sana bilirsin!

Niye açıkladın çetenin içindeki adları?

Yatardın birkaç yıl içeride... Sonra Türkiye’ye dönerdin... Sana bir şirket kurdurup devlet ihaleleri verirdim...

Neden, neden dinlemedin büyük sözünü Firdevsi?..

***

Hürriyet’in “Brüksel Lahanası” Türkçe yazma özürlü Tosuncuk Hadi’si dün bana bulaşmış.

“Yalaka Hadi”ye yanıtım, onun anladığı dilden olacak, üzgünüm. Salıyı bekle Hadi Uluengin. Telaşlanma, korkma! Gece yarısı ambulans çağırma. Sadece yanıt vereceğim sana.

***

Ve sen Başbakanlık Danışmanı Mehmet Akif Beki, kim şerefli kim şerefsiz, yargı önünde görüşürüz. Salı Günü Hadi’yle birlikte bekle, yanıt vereceğim sana da.

Hikmet Çetinkaya
Beraber yürüttük biz bu yollarda Big Grin


2002, Lehman Brothers:

"Türk ekonomisi istikrarlı."

"Türkiye iyi yolda."

2003, Lehman Brothers:

"Doğru adımlar atılıyor."

"Türkiye övgüyü hak ediyor."

2004, Lehman Brothers:

"Performansınız etkileyici."

"Türkiye’nin enerjisi büyüleyici."

2005, Lehman Brothers:

"En hızlı gelişen ülke, Türkiye."

"Reformlar çok başarılı."

2006, Lehman Brothers:

"Türk piyasası kaya gibi sağlam."

"Türkiye dalgalanmaya dayanıklı."

2007, Lehman Brothers:

"Türkiye krizden etkilenmez."

"Cari açık sorun göstergesi değil."

2008, Lehman Brothers:

"YTL güçlü kalacak."

"Faizde düşüşler yaşanacak."

"Türkiye’de döviz kuru artmaz."

"Türkiye büyümeye devam eder."

"Türkiye’de siyasi risk azaldı."

"Yaz sonu ciddi rahatlama olur."

*

Dün, Lehman Brothers:

"Battık!"

*

Bu, bozacıydı.

Sıra şıracıda


yılmaz özdil
[Resim: 4.jpg]


Fener söndü Deniz bitti!



Objektif gazeteci olmak lazım... Birini yazarken, öbürünü yazmamak olmaz.

*

Deniz Baykal’ın parasızlık nedeniyle anca sponsor sayesinde ABD’de okutabildiği oğluna gemi aldığı ortaya çıktı mesela... Kimsesizlerin kimiyiz diyen Deniz Baykal’ın 7 yıldızlı Rixos’ta tatil yaptığı ortaya çıktı. Fakir fukara, garip gureba diyen Deniz Baykal’ın 60 bin dolarlık Franck Muller saat taktığı ortaya çıktı. Deniz Baykal’ın memleketi 6 yıldır sanki kendisi yönetmiyormuş gibi, hiç başbakanlık yapmayan Tayyip Erdoğan’ı suçladığı ortaya çıktı. Bu AKP taş üstüne taş koymadı diyen Deniz Baykal’ın pazarlamak benim görevim diyerek, sata sata memlekette taş üstünde taş bırakmadığı ortaya çıktı. Türkiye büyüdü diyen Deniz Baykal’ın, tarım küçüldü diyen çiftçiye ananı da al git, oğlum işsiz diyen babaya da, senin oğluna ben iş bulmak zorunda mıyım dediği ortaya çıktı. Deniz Baykal hortumları kestik diyor ama, yardımcısının 1 milyon doları pipetlediği ortaya çıktı. Deniz Baykal’ın devlet bankası kredisiyle damadının şirketine televizyon ve gazete aldığı ortaya çıktı. Deniz Baykal’ın petrol rafinerisini damadının patronuna söz verdiği ortaya çıktı. Halkı kin ve nefrete sürüklediği gerekçesiyle içeri atılan Deniz Baykal’ın, değiştim meğiştim derken, laiklik karşıtı odak olduğu ortaya çıktı. Daha önce Taliban’ın dizinin dibinde fotoğrafı çıkan Deniz Baykal’ın, en son, din-iman diyerek ahaliyi dolandıran Deniz Fenerci arkadaşın omzunun dibinde fotoğrafı ortaya çıktı.

*

E takke düştü kel göründü tabii...

*

Öfkelenen Deniz Baykal’ın, ceketi çıkarıp, "Hakkımdaki iddiaları açıkladınız açıkladınız, açıklamadınız bir hafta sonra ben kendi kendime açıklayacağım" dediği ortaya çıktı.

Yılmaz Özdil
[Resim: 9.jpg]

Göbeğini kaşıyan adam Deniz Feneri’ndeydi...


[B]DENİZ Feneri rezaletinin iki ucunda da göbeğini kaşıyan adam vardı.

Almanya’da; cennete gitmek için götürüp bu düzenbazlara para veren oydu... Türkiye’de ise; o düzenbazların topladıkları paranın bir kısmı ile dağıtılan makarnayı-nohudu alıp, AKP’ye oy veren...[/B]

Her iki ucunda da o vardı rezaletin...

[B]Almanya’da para vererek...[/B]

[B]Türkiye’de nohut-mohut alarak...[/B]

İşin ortasında da işte o bildiğiniz; [B]göbeğini kaşıyan adamı kullanıp parasal ve siyasal güç elde eden düzenbazlar...[/B]

*

Tüm sorunlarımızda olduğu gibi, [B]Deniz Feneri rezaletinin asıl sebebidir; göbeğini kaşıyan adam.[/B]

Asla aymaz...

Asla uyanmaz...

Asla gözü görmez, kulağı duymaz, kafası çalışmaz.

Şu an dahi Alman savcıya içerlediğinin, soygunu yazan medyaya kızdığının, Alman hukuk tarihinin bu en büyük dolandırıcılık olayını [B](Alman yargıç Johann Müller’in dünkü açıklamasıdır) laikçilerin tezgáhladığını düşündüğünün, kendisini aptal yerine koyanlara değil bana küfrettiğinin en yakın tanığıyım.[/B]

Ve ilk seçimde yine [B]AKP’ye oy verecektir. [/B]

Göreceksiniz...

Tüm kirli düzenlerin, yağma sistemlerinin, ahlaksız yönetimlerin, soygun ve vurgunların besleyicisidir o...

Eğer [B]Almanya’ya tarihinin en büyük dolandırıcılık skandalını Türkler yaşattılarsa, bu ancak onun sayesinde olmuştur. Demek ki Almanların fazla göbeğini kaşıyan adamları yok. [/B]

Düzenbazlar ondan güç alırlar.

Din-iman istismarcılarına, insanların saflığından ve ahmaklığından yararlanıp iktidar olanlara o bu olanağı sağlar.

*

Kimi zaman kendi kendime, [B]"Soyulan, aldatılan, yolunan o... Yoksullaşan da o... Senin her şeyin var... Sana ne oluyor, durup dururken küfür yiyorsun" derim.[/B]

Ama [B]çocuklar gelir gözümün önüne.[/B]

Genelde ve çoğunlukla çocukları onlar doğurmuş olsalar bile, o çocuklar bizim çocuklarımızdır.

İşte bu sefer de böyle yaptı; Almanların ortaya çıkarttıkları [B]Deniz Feneri rezilliği onun sayesinde bir utanç olarak düşmeyecek yakamızdan.[/B]

Odur sebep; [B]göbeğini kaşıyan adam... [/B]