Pir Zöhre Ana Forum

Tam Versiyon: Köşeli Yazılar...
Şu anda arşiv modunu görüntülemektesiniz. Tam versiyonu görüntülemek için buraya tıklayınız.
Al sana IMF mektubu...


IMF Başkanı

Sayın

Dominique Strauss-Kahn

*

Değerli Başkan...

Siz burnunuzu sokana kadar, sürünerek de olsa yürüyen bir sistemimiz vardı.

Bi düzelttiniz...

Komple iflas etti.

Çünkü, siz emeklilik yaşını 65’e çekince, ahali de sigortalılık yaşını 1’e çekti!

Henüz doğmamış çocuğunun ultrason fotoğrafını getirip, sigortalı yapan bile var.

- Bu ne?

- Pipi.

- Onu sormuyorum birader, neci?

- Frezeci!

Diyeceksiniz ki, öyle şey olur mu?

Bizce de olmaz...

Hatta tam "Öyle şey olur mu" demeye hazırlanıyorduk ki, Başbakanımız ATO Başkanı’nı kolundan yakalayıp, "Bizim Memo’nun kaydını yaptın mı?" diye sordu.

Memo, Cumhurbaşkanı’nın oğlu.

Mısır tüccarı.

15 yaşında.

E, 15 yaşında mısır tüccarı olursa, 5 yaşında finansman müdürü neden olmasın?

Ok yaydan çıktı tabii...

Şu anda bizim mahalle berberine kayıtlı 873 çocuk var. Berber tıraşı bıraktı, çocuk başına 500 liradan kayıt yapıyor. Sayenizde "sigorta hava parası" diye bir şey çıktı başımıza... Masraflar 260 lira filan tutuyor, 240’ar lira yelken... Bakkalda çırak patlaması yaşanıyor. Ana babalar aniden hücum etti, 350 sene reklam çekmeye yetecek kadar bebek yıldızımız oldu.

Üstelik...

Bu yasa, mahkemeden dönecek. 65 yaş emelinize ulaşamayacaksınız. Ama millet, fırsat bu fırsat, 1 yaş emeline ulaştı... Yarın öbür gün yasa iptal edilince, "mezarda emeklilik" hikaye olacak. "Kundakta sigortalılık" baki kalacak.

Yani, tam battık.

Başta, siz ve sizden akıl alan hükümetimiz olmak üzere, emeği geçen bütün heyetinizi tebrik ederim.

TC vatandaşı Yılmaz.


İşte İlhan Selçuk'un köşe yazısı...

[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Gece hastaneye apar topar götürülürken anımsadım ki Ahmet Haşim’ i Yahya Kemal’ den daha çok severim; şiire vurgun olanların bildikleri aşağıdaki ünlü dizeleri onun yazmasını temenni ederdim:

Hafız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış ..

Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle..

Gece bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış ..

Eski Şiraz’ı hayal ettiren ahengiyle..


Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde..

Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter..

Ve serin serviler altında kalan kabrinde..

Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter..”


Peki, Yahya Kemal’in bu güzelim şiirinde eksik olan neydi?

Yanıt çelişkili ve garip.

Azrail!..

.

Niçin?..

Çünkü Azrail pek sevimli bir melek sayılmaz:

“- Aman Azrail aman.. Tanrı’nın birliğine yoktur güman...”

Şiirin sözcüklerine yeniden bir göz atalım:

Gül..

Bahçe..

Bülbül..

Bahar..

Ahenk..

Azrail’in ne işi var bunların arasında?..

.

Son günlerde çoğu zaman kimi sorulara yanıt vermek zorlaştı. Allah aşkına ortalığı sarıp sarmalayan “ Kutlu Doğum Haftası ”nın futbolla ne ilgisi var?..

Gazetelerin yazdıklarına bakılırsa, önce Feto’ nun adamı Hakan Şükür Galatasaray’ı ele geçirdi...

Sonra tevatür şöyle yayıldı :

Hakan Şükür’ün dediğine göre “ Kutlu Doğum Haftası ” ünlü uluslararası futbol derbisinde Galatasaray’a yarayacaktı ..

Yaradı mı ?..

İşler gittikçe karışıyor..

Feto Galatasaray’a el koyup “ kutlu doğum ”u futbola soktuktan sonra Papa’nın ne yapacağı bilinir mi?..

Meryem Ana’ nın Hazreti İsa öyküsü de kale ağlarına karışıp Hıristiyan yandaşlarına tezgâhlanmaya başladı mı, Hakan Şükür solda sıfır kalır mı kalmaz mı ?..

.

Evet, işler gittikçe karışıyor...

Kırk yılda bir hastaneye yatayım dedim..

Ben hastanede yataktayken olan bitenlere bir bakın:

* Feto’nun Galatasaray’a hamlesi..

* Hakan Şükür’ün “ Kutlu Doğum Haftası ”yla atılımı ...

* Katar Emiri Arap şeyhinin medyanın ikinci büyük grubu Sabah’a el koyması ...

* Bizim medyanın Arap şeyhine karşı feveranı ...

* İslamcı takımın dincilik yöntemleriyle küçük kız çocuklarını aşağılık cinsel politikaları için kullanan pislikler...

.

Sizlerden bir süre daha izin istiyorum..

Henüz hastanedeyim...

Ama, bugün 1 Mayıs...

Selam sana 1 Mayıs...

Yalnız Türkiye için değil, tüm dünyaya dönük bir değişimin tohumlanması sürecine girdik...

Dünyada bir şeyler oluyor...

Olacak...

Farkında mıyız?..

Türkiye’yi kaşkaval dinciliğin insanlık ve çağdaşlık dışı düzenine sürmek isteyenlerin kulaklarına kar suyu kaçtı ...

İlhan Selçuk
Taksim

Kliment Vefremoviç Voroşilov...

Var mı tanıyan?

Mihail Vesilyeviç Frunze?

*

Hadi bi soru daha... Erkek ceketlerinin düğmeleri sağda mı olur, solda mı?

*

Voroşilov, adı üstünde, Rus.

Frunze de.

Bolşevik devriminin generalleri.

Atatürk için "özel" adamlardı.

Çünkü, Kurtuluş Savaşı’nda dünya bize silah doğrultmuşken, bize destek veren Sovyetler’in "apoletli elçileri"ydi onlar... Frunze, 1921’de TBMM kürsüsüne çıkmış, Rus halkı adına, Sakarya Zaferimizi kutlamıştı. Voroşilov ise, "silahsa silah, paraysa para, isteyin verelim" demek için, savaşın en zorlu günlerinde Ankara’daydı.

Atatürk, onları unutmadı hiç.

*

Diyeceksiniz ki, e-ee?

E’si şu...

Taksim Meydanı’yla ilgili ne zaman bir tartışma olsa, aklıma geliverir Voroşilov ile Frunze... Çünkü, Taksim Cumhuriyet Anıtı’nda heykelleri var onların... Bizzat, Atatürk’ün emriyle dahil edildiler, Anıt’taki figürler arasına... 1928’den beri orada, Taksim’in göbeğinde, Atatürk’ün hemen yanıbaşında duruyorlar.

*

Taksim Cumhuriyet Anıtı’nda "ne var, niye var" gibi soruları merak etmeyen, orada "kim"lerin olduğundan haberi bile olmayan bir toplumun, "Taksim’e çıkarım, çıkartmam" diye kavga etmesinin manası var mıdır? "Gomünistler Moskova’ya" diyen dangalakların, Taksim Anıtı’nda Bolşevik generallerin önünde saygı duruşunda bulunması veya onları sendikalardan koruması, komik değil midir?

*

Habire önünden gelip geçtiğimiz Taksim Cumhuriyet Anıtı yıllardır orada dururken, Atatürk, Rus generalleri yanına yerleştirmişken; nasıl oldu da, 1950’den itibaren, Kurtuluş Savaşı’nda bize kurşun sıkanlarla kanka olup, bize destek verenlere düşman olduk? Atatürk o heykeli, kafasına kuş pislesin, siz de seyredin diye mi dikti?

*

Amaaaan, bana ne be...

Sıkıldık tarihten.

Magazine geçelim...

Erkek ceketlerinin düğmeleri sağda olurken, Taksim Cumhuriyet Anıtı’ndaki Atatürk’ün ceket düğmeleri neden solda?

Yılmaz Özdil
Bugün 1 Mayıs.
İşçinin, emekçinin bayramı.
Ama değil.
Hükümetin özensiz tavrı ile gerilim tırmandı da, tırmandı.
Taksim Meydanı’nı diğer meydanlardan ayıran bir özellik varmış gibi, “İstediğiniz yerde kutlayın ama Taksim’de kutlamayın” denildi.
Yetmedi, Taksim’de kutlamak isteyenler “Ayak” yapıldı.
Başbakan bunu hakaret olsun diye söyledi ama doğrusu ben alınmadım.
Ayaklar olmasa ilerlemek mümkün olmaz, ayaklar olmasa ayakta durmak mümkün olmaz.
Ayaklar olmasa, insan sürünür. Ya da ancak başkasına tutunarak ayakta kalır.
Erdoğan bunların farkında olmadığı için “Ayak” ı hakaret olarak kullandı.
Ben alınmadım ama alınanlar inatlaşınca, iş iyice tırmandı.
Ankara’dan gelen talimata uyan İstanbul Valisi “Gerekirse zor kullanırız” dedi.
Sonunda bugüne gelindi.
Ortam gergin. Herkes sinirli.
İşin kötüsü “Provokatör” denilenlerin en sevdiği ortam işte bu gergin ortam.
Hükümet her konuda olduğu gibi bu konuda da inatlaşmaya girmese, sendikalarla uzlaşsa bugün sıradan bir gün olacaktı.
İşçiler Taksim’e gelecek, bir kaç nutuk, bir kaç halaydan sonra her şey normale dönecekti.
Şimdi ise ortalık barut fıçısı gibi.
İstanbullu gergin,
İşçiler gergin,
Gariban işçiye cop sallamaya, biber gazı atmaya görevlendirilmiş güvenlik güçleri gergin.
Memlekette sanki yeterince gerginlik yokmuş gibi bir de bu.
Ben kendi adıma, hükümette olmayan sağduyuyu, bugün sendika yöneticilerinden bekliyorum.
Bazen ayakların başlardan daha aklı selim olduğunu göstermeleri için.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Bu ülkeyi yönetenler yazı yazmak istemeyecek kadar canımızı sıkmadığı zaman

Fatih Altaylı
]İşçileri vurmalı...


İSTANBUL’da hukuksuz işgal edilip halkın elinden alınan yerlerin büyüklüğü ne kadardır?..

Bir Taksim Meydanı?..

İki... Üç... On... Yüz... Bin...

Ama ne Bakan gördü, ne Vali...

Boğazın iki yakası, yeşil alanlar, ormanlar, tarihi eserler, kültür alanları... Hatta daha dün Milliyet’in birinci sayfasında vardı; antik kalıntı Bizans Sarayı...

Cemaatlere ve tarikatlara verilen kamu arazilerini toplayın, kaç Taksim eder?..

Ya da kaç Taksim büyüklüğündedir; bakanların, milletvekillerinin, parti önde gelenlerinin, belediyecilerin ve yakınlarının kapattıkları alanların toplamı?..

Ne Başbakan gördü, ne Bakan, ne Vali...

Ama işçiler Taksim’e iki saatliğine çıkıp şehit arkadaşlarını anmak istediklerinde, bunun adı:

"İşgal..."

*

Kaç esnaf iflas etti de ömür boyu kepenklerini kapattı ocak ayından bu yana?

Güvensiz ortamda kaç turiste tecavüz edilip bıçaklandı, öldürüldü?

İstanbul sokakları değnekçi, kapkaççı, hırsız çetelerine bırakılmış değil midir?

Ne Bakan görüyor, ne Vali...

Ama işçiler ellerinde karanfillerle iki saatliğine Taksim’de "bayramlarını" kutlayacaklar, bunun adı:

"Esnafın işini aksatmak... Turistlerin huzuru kaçırmak... Ve şehrin asayişini bozmak..."

*

Niçin böyle yapıyorlar, niçin?..

Çünkü insan psikolojisidir; onlar işçileri, hele hele örgütlenmiş işçileri hiçbir zaman sevmediler.Bu yüzden de hırsızın-uğursuzun-itin-kopuğun yaptıklarını dahi görmediler de, işçinin elindeki karanfillerle Taksim’e iki saatliğine çıkmaları battı onlara.

Ve kızdılar.

İşçileri vurmalı...

(.......)

Bugün 1 Mayıs.

Alın teri ile yaşayan, dürüst-namuslu işçilerimizin, yarı aç-yarı tok yaşayıp yine de ülkesini seven yiğit emekçilerimizin bayramı...

Kutlu olsun...

BEKİR COŞKUN
Bu Vali’yi ne yapmalı?..


"İŞÇİLER geliyor" dediklerinde Vali, "Koş Cerrah..." dedi:

"Koş geliyorlar..."

(.........)

Doğrusunu isterseniz ben işçilerin dayak yiyeceklerini kaç gün önceden bilmiştim.

Başbakan’ın, "İşçiler kardeşimizdir, 1 Mayıs’ı emek ve dayanışma günü yapmış bulunuyoruz" dediği an anladım.

İşçiler dayak yiyecekler.

(.........)

Vali, iktidarın emir kuludur. İktidarın istemi-bilgisi dışında yapamazdı bu işi.

Ve "Koş Cerrah..." dedi Vali:

"Koş geliyorlar..."

*

Ben "Vali istifa" tepkilerine katılmıyorum. Bence ondan daha çok yararlanılmalı.

Misal; PKK ile mücadele ona bırakılmalı.

Kandil Dağı’na paraşütle indirildiklerinde ikisi, PKK gözünü dahi açamayacaktır.

Yanlarına yeterince gaz bidonu...

"Koş geliyorlar Cerrah..." diyecektir Vali:

"Koş geliyorlar..."

Ve kısa zamanda Avustralya’ya kaçmış PKK teröristlerinin telsizlerinden "İki bi şey gelmiştir, bu ne iştir başımıza gelmiştir?.." konuşmalarını dinleyeceksiniz.

Başka?...

Başka, Türkiye’nin dış tanıtım ve enformasyon işi de verilebilir bu arkadaşlara.

Bakın; tam 135 ülkede işçiler 1 Mayıs’ı kutladılar. Hiçbirisi dünya medyasında yer almadı.

Ama İstanbul’daki 1 Mayıs’ı tüm dünya duydu.

Batı medyasında gaz bombaları altında kafası tekmelenen kadın işçilerin görüntüleri, biber gazı atılan hastaneler, dehşet verici İstanbul görüntüleri yayınlandı.

*

Olmadı, İstanbul’da kalsınlar.

Bu iktidara, bu döneme, bu gidişe yakışıyorlar.

Türkiye yuvarlanırken muhtemel yürekli tepkiler olduğunda... Namuslu, bilinçli insanlar seslerini yükselttiğinde...

"Koş Cerrah..." der Vali:

"Koş geliyorlar..."


BEKİR COŞKUN
]Hazin yolculuk


BİR zamanlar işçi dostu. O kadar işçi dostu ki, bir zamanlar hatta grev gözcüsü. Çok eski yıllarda.

[Resim: 18.jpg]Son günlere denk düşen en flaş fotoğraflardan biri. 1988’de Darphane işçileri greve gidiyor. Tayyip Erdoğan o sırada RP İstanbul İl Başkanı. Greve çıkan işçilere destek olmak amacıyla, Erdoğan grev gözcüsü gömleği giyiyor, onlarla fotoğraf çektiriyor.

Erdoğan ayaktakımı arasında, ayaklarla omuz omuza. Makul, çünkü RP o sırada muhalefette. Makul, çünkü işçi üzerinden siyaset prim yapan malzeme.

Erdoğan’ın 1988 Darphane’den 2008 Taksim’e giden yolculuğu yükselişin ve bitişin hazin öyküsü. 1 Mayıs’ta polis copları insanlara insafsızca inip kalkarken, kin ve öfke kusarken, TV’de o manzaraları izleyen Tayyip Erdoğan’ın ruh hali meraka değer.

1988’deki o fotoğraf ile 2008 Taksim fotoğrafları şimdi yan yana. Film şeridi gibi, karşınıza çöküşün serüveni çıkıyor.

ÜSKÜL’ÜN KOMİSYONU

Bu arada bir komisyonu arıyorum. TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nu.Kamuoyunun ilgisini çeken bir olayda, komisyon hemen ortaya çıkıyor, TV’ler, fotoğraflar, demeçler, komisyon görev başında, misyon yerinde.

Aynı komisyon şimdi nerede? Eski sosyal demokrat, şimdi AKP milletvekili, bu komisyonun başkanı Zafer Üskül’ün aklına bir zahmet, İstanbul’da işçi ve vali ve polisle görüşmek geliyor mu acaba?

Yere düşen kadının kafasınca zalimce tekme atan polisin peşine düşmek mesela? Ya da copla gazeteci kolu kıran polisi bulmak? Suçu evinin önünde olayları izlemek olan bir genci yerlerde sürükleyenleri sorgulamak?

Tek tek bu olaylar ve işçilere saldırının tamamı insan hakları ihlali kapsamında mı, değil mi? Yoksa, bu işler bizde böyle, deyip geçiştirmek kolaylığı mı?

İstanbul ve Ankara savaş alanı gibi, İnsan Hakları Komisyonu’ndan çıt yok.

Bu da, bir başka hazin yolculuk.

]Ertuğrul Günay ve aynası

MECLİS’tetartışma. Kültür Bakanlığı’nın bir soru önergesini geçiştirdiği iddiasıyla ilgili tartışma. CHP’liler ile eski CHP’li, şimdi AKP’li Kültür Bakanı Ertuğrul Günay arasında.

Eleştirileri Günay yanıtlıyor:

"Aynaya bakın".

Türkiye garip bir ülke. Aynaya asıl bakması gerekenler bakmıyor, hatta başkalarına aynaya bakmayı tavsiye ediyor. Oysa, kendileri aynaya bakmayı çoktan unutuyor. Baksalar, kendilerini mi görecekler yoksa başka birini mi? Geçmiş yıllarını mı, bugünlerini mi? Bakınca, aynaya kızacaklar mı?

Eski bir öykünün başlığı, "aynaya kızılmaz". Günay’a bu öyküyü tavsiye ediyorum. Ne de olsa, Kültür Bakanı, bilmesi gerek.


YALÇIN DOĞAN