Pir Zöhre Ana Forum

Tam Versiyon: Köşeli Yazılar...
Şu anda arşiv modunu görüntülemektesiniz. Tam versiyonu görüntülemek için buraya tıklayınız.
[Resim: 4.jpg] Oku, büyük adam ol


Üniversite sonuçları açıklandı. Çocuklarımız “başarı sıraları”na göre fakültelerine yerleştiler.

*
Niye başarı sırasına göre?
Çünkü, en iyi üniversiteler en iyi öğrencileri alıyor... İşe girerken de, en iyi üniversitelerden mezun olan en iyi öğrenciler en önce tercih ediliyor.
*
E merak ettim...
Hükümetimize baktım.
Üniversite başarı sıraları ne?
*
Listenin başında, Ali Babacan ile Recep Akdağ var; ilk 5 bine girmeyi başarmışlar... Onların ardından Cevdet Yılmaz geliyor, yaşıtları arasında ilk 7 binde yer almış.
*
Dördüncülük sırası kalabalık, Cemil Çiçek, Hayati Yazıcı, Nimet Çubukçu ve Ertuğrul Günay, 8 bin arasına girmiş... Bülent Arınç, Sadullah Ergin, Beşir
Atalay da hukuk mezunu ama, onların fakültesi daha düşük puanla alıyor, 20 bin gerideler, 28 bine girmişler.
*
Vecdi Gönül, ilk 10 binde.
Binali Yıldırım, 17 bin.
Taner Yıldız 25 bin.
Veysel Eroğlu da 25 bin.
*
Sonrasında makas açılıyor, Mehmet Şimşek 36 bin, Zafer Çağlayan 38 bin, Selma Aliye Kavaf 52 bin, Faruk Çelik 60, Mehmet Aydın 65, Faruk Nafiz Özak 80, Mehdi Eker 100 bin.
*
Başbakanımız?
Anca 106 bine girmiş.
*
Yani, üniversite başarı sırasına göre “en arka”da yer alan, “en ön”e geçmiş.
*
İncelemedim ama, eminim, CHP’de de böyledir, MHP’de de.
*
Obama, Harvard mezunu... İngiltere Başbakanı, Oxford... Nobel ödüllü mezunları olan Saint Petersburg diplomalı Putin... Biz henüz İstanbul’u fethetmeden önce 1409’da kurulan Leipzig Üniversitesi’nden Angela Merkel... Dünyanın hayranlıkla izlediği Çin’i 9 kişi yönetiyor, 8’i yüksek mühendis, 1’i hukuk ve ekonomi profesörü.
*
Kimseyi rencide etmek, herhangi bir fakülteyi küçümsemek manasında söylemiyorum... Ama şurası açık; ya üniversite sıralamasında hata yapıyoruz,
ya ülke yönetiminde.
*
“Hayat üniversitesi” palavrasına sarılacaksak eğer, sorarım... İlkokul mezunu ama, Allah vergisi zekâlarıyla dolar milyarderi olan işadamlarımız var, üniversitede ilk 250 bine girebilmiş
Çalışma Bakanı Ömer Dinçer’i şirketlerine genel müdür yaparlar mı?
*
Ne zaman özel sektörde CEO olmayı başarmış bi çalışma bakanımız olacak bizim? Doktor olmasına doktor ama, ne zaman uluslararası platformda öne çıkmış bi sağlık bakanımız olacak? Hayat illa maddi başarı değildir, aynen katılıyorum, ne zaman arkeolog bi kültür bakanımız olacak? Madem çocuklarımızı kamçılıyoruz oralara girsinler diye, neden en yüksek puanla öğrenci alan üniversitelerimizin rektörleri eğitim bakanı olamıyor? Uzmanlık ister, bu kompleks niye... Ne zaman emekli orgeneral bi savunma bakanımız olacak?
*
Bir yandan, çocuklarımız en iyi üniversitelere girsin diye kıçımızı yırtıyoruz... Bir yandan, siyasetçi esnafının en iyi çocuklarımızı siyasete sokmamasını armut gibi seyrediyoruz!
*
En iyi üniversitelere giremediği için, giriyor bi partiye, gençlik kollarına filan, senin çocuğun amfide ter dökerken, il başkanının getir götür işlerine bakıyor, sonra ver elini Meclis, milletvekili oluyor... Sen de merak ediyorsun sonra, niye iyi yönetilmiyoruz, niye benim çocuğum onca diplomaya rağmen işsiz kalıyor?
Soy sop
İşlerine geldiği zaman “Hepimiz Ermeniyiz” der bunlar, işlerine geldiği zaman “Bunun anası Ermeni” der...

Halbuki, ne hepimiz Ermeniyiz, ne de bir annenin Ermeni olmasıdır önemli.

*
Bakın, hazır “Soy önemli soyyy” diye bağırılırken, yaşanmış öykü anlatayım size.
*
Derviş Özer, tıp doktoru. Aynı zamanda, heykeltıraş. 90’lı yılların başı... Tatile giderken, Afyon’da mola verir. Çay bahçesine kalabalık bir grup insan gelir o sırada, üstleri başları perişan, alayı gariban, ağlamaktan gözleri şişmiş... “Hayrola?” der. Şehit cenazesi taşıyan köylülerdir.
*
O gün 3 yaşında olan ve ortalıkta neşeyle hoplayıp zıplayan kızına bakar, bir de köylülere... Bir yanda saçının telini dünyaya değişmeyeceği evladı, bir yanda evladını vatan için toprağa vermiş baba... Utanır...
“Bi şey yapmalıyım” der.
“Bu çocukları ölümsüzleştirmeliyim.”
*
“Şehit Ağacı” projesi hazırlar.
*
Terör şehitlerini künyelere yazacak, künyeleri ağaca takacak, çocukların birer yaprak gibi ebediyen salınmasını sağlayacaktır o ağacın dallarında...

Hayata geçirmek için aradığı fırsatı, anca 2003’te bulur. Resim Heykel Müzesi’nin açtığı yarışmaya katılmaya karar verir.
*
İstanbul’a gelir, künyeleri almak için Tahtakale’ye gider. Sorar soruşturur. Herkes aynı adresi verir. Ermeni bi usta...
Dükkana girer, anlatır.
O güne kadar hiç düşünmediği detaya dikkat çeker Ermeni usta, “Paslanmaması lazım” der, “Evlatlarımız ebediyete kadar ışıl ışıl olmalı.”
*
Olmalı ama, en pahalısıdır o bahsettiği künyeler, tanesi 1 lira 25 kuruş... “Ticari iş değil bu, takma kafana” der Ermeni usta, “Vatan işi” der... 5’te 1 fiyatına, kâr falan almadan, hatta zarar ederek, 25 kuruştan verir. 3 bin künye... “Haftaya gönderirim” der. Tam gününde gönderir.
*
Sonra, kısmet olmaz, araya başka işler karışır, hazırlandığı yarışmaya katılamaz heykeltıraş... Künyeleri paket halinde evinin deposuna kaldırır.
Taa ki, amacına ulaşacağı 2009’a kadar.
*
Ankara Kızılcahamam Belediyesi, Şehit Fatih Duru Parkı yapmaktadır. Başvurur... Belediye “Başımızın üstünde yerin var” der... Kurumuş bir sedir ağacı, gövde olur.

Ancak, bi sorun vardır.
Şehit sayısı 6 bini geçmiş, eldeki künye sayısı ise sadece 3 bindir.
*
Parkın açılışına yetişme kaygısıyla, İstanbul’a gelmez, Ermeni ustanın ismini telefonunu da kaydetmemiştir, internete girer, eksik künyeleri tamamlamak için askeri malzeme satan tüccarlarla temasa geçer. “Paslanmaz istiyorum” der. “Abi merak etme, künyenin kralı bu” garantisi verirler. Zaman dar... Ermeni ustanın 25 kuruştan sattığı künyeleri, 1’er liradan alır.
*
Tek tek isimleri yazar, takar sedir ağacının dallarına, Cumhuriyet Bayramı’nda açılışı yapılır. Medya ilk gün hücum eder, Türkiye ağlayarak seyreder, sonra unutulur gider.
Ve, kış...
*
Sadece tebrik yağmaz tabii.
Yağmur da yağar.
*
Şehit Ağacı’nın 3 bin yaprağı ışıl ışıl parlıyor hâlâ; gerisi paslandı...
*
“Vatan işi bu, evlatlarımız ebediyete kadar ışıl ışıl olmalı” sözü kulağında çın çın çınlayan heykeltıraş, ağlayarak, tek tek değiştirmek zorunda kaldı, Türk tüccardan aldığı künyeleri.
*
Bize de, bu satırları yazmak kaldı.
Yüreğimizdeki isyanla...
*
Soy sop filan değildir önemli.
Milleti kimin soy’duğudur.

Yılmaz Özdil
Suçlu ceset çıktı... Yakalanması için aranıyor!
Kırmızı et yiyenler delirerek öldü.

“Danadan...”
Beyaz ete dönenler gripten öldü.
“Kuştan, tavuktan...”
İyi de, vejetaryenler niye öldü?
“Keneden...”

Yetkililerimizin hiç suçu yok!

Bebeler kuvözde can verdi.
“Klimadan” dediler.
Üniversiteliler uykuda rahmetli.
“Kombiden” dediler.

Uçağı göz göre göre düşürdüler.
“Radardan...”
Dandik trenle sürat, dokuz cenaze.
“Contadan...”

(Suçlu conta kayıplara karıştı. Raylar tutuklandı. Şüpheli davranışları görülen cıvata ve somun gözaltına alındı. İngiliz anahtarı, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Lokomotif ameliyat edildi. Vagonlar ayakta tedavi gördü. Neticede, yetkililerin alayı yırttı!)

Fabrika havaya uçtu.
“Kazandan...”
Doğalgaz borusunu patlattılar.
“Kepçeden...”
Kuran kursu çöktü.
“Tüpten...”
Çocuklar lağıma düşüp öldü.
“Rögardan.”
Duble yollar kan gölü.
“Mucurdan...”

(Sakarya’da bi otomobil, hatalı sollama yaptı, yol kenarındaki ineğe çarptı, direksiyonu kıvırdı, sollamaya çalıştığı otomobile patlattı, arkadan gelen kamyonet de şarampole yuvarlandı, bir kişi öldü, üç kişi yaralandı, inek telef oldu. Dava üstüne dava açıldı, bilirkişi üstüne bilirkişi... İşin içinden çıkılamadı, devlet karar versin denildi, Adli Tıp’a başvuruldu. Adli Tıp uzuuun uzun inceledi. “İnek kusurlu” bulundu iyi mi... Herkes beraat etti!)

Evlerimizi su basıyor.
“Yağmurdan...”
Rize’de 12 kişi daha gitti.
“Heyelandan...”
Otoyolun ortasında boğulduk.
“İntikamcı dereden...”
Metronun tavanını deldiler.
“Sondajdan...”
Denizotobüsüyle şilebe girdiler.
“Dalgadan...”
Karaköy İskelesi battı birader!
“Lodostan...”

Taşeronun vicdanına terk ettiler, Zonguldak’ta 30 insanımızı diri diri toprağa gömdüler... 28’inin cesedini çıkardılar, sanırsın uzay boşluğunda kaybolan astronottur, ikisini üç aydır bulamadılar... Önce “kader” dediler, sonra baktılar “kader” tek başına günah keçisi olmaya yetmiyor, mecburen bilirkişi raporu hazırladılar. Ve, taaa üç ay sonra sorumluyu buldular.

Meğer, cesedi bi türlü bulunamayan iki madenciden biri, aşçı yamağıymış, yemek pişirmek için madene soktuğu piknik tüpü ve kibrit yüzünden grizu patlamasına sebep olmuş.

Yani?
Son sekiz senedir conta kombi filan yerine, ilk kez “sorumlu insan” tespit ettiler, o da, üç aydır bulamadıkları garibanın cesedi... Tutukluların hepsi anında tahliye tabii.

Kedi nerede? Ağaca çıktı. Ağaç nerede? Balta kesti. Balta nerede? Suya düştü. Su nerede? İnek içti. İnek nerede? Dağa kaçtı? Dağ nerede? Yandı bitti kül oldu. Kül nerede? Hangi kül?

YILMAZ ÖZDİL
yılmaz özdil

Bi de cemaatçi Che Guevara bulundu mu tamamdır bu iş


“Hanefi” Avcı...

Sünni mezhebinin adını taşıyor.

Kendisi sağ’cı.

Hatta bi ara cemaatçi.

Ömür boyu sol’la mücadele etti.

Silivri’ye kondu...

Sol örgüte yataklıktan.

*
Yardım istediği avukatın adı ne?

Fidel!

*
Smile

*
Lakap filan değil ha, nüfus kâğıdında yazıyor, avukatın adı:

“Fidel” Okan.

*
Türkiye’de Küba Lideri’nin adını taşıyan 500’den fazla Fidel var. Mesela Niğdeli Fidel, 12 Eylül’de sol’cu olduğu için hapse tıkılan ve doğum müjdesini demir parmaklıkların ardında öğrenen bir babanın oğlu... Mersinli Fidel, sendikacı bir babanın oğlu, doğum esnasında grev gözcüsüymüş babası, doğar doğmaz grev çadırına getirilmiş, orada konmuş adı... Üstelik, hepsi erkek değil, kız Fidel’lerimiz de var. Biri, CHP Milletvekili Fuat Çay’ın kızı Fidel.

*
Ev hanımı, öğrenci, bilgisayarcı, tekstilci, avukat Fidel’lerimiz var. Düğün veya doğum haberlerini aldığında, tebrik mesajı gönderiyor Fidel Castro... E karşılıklı bu işler; Castro’nun doğum gününde, Küba’nın Ankara Büyükelçiliği’ndeki törene katılıyor bizim Fideller.

*
Atatürk hayranıdır Fidel Castro... Türkiye’ye geldi, “Ona ve devrimine hayranım, devrim yaptım ama, onun yaptıklarını yapamadım, kendinize başka lider aramayın” dedi. Mustafa Kemal’in büstünü Havana’nın göbeğine dikti, altına yurtta sulh, cihanda sulh yazdı.

*
Bu nedenle, “sadık” anlamına gelen Fidel adını taşımak suç değil artık Türkiye’de... Eskiden felaketti.
Evladına Fidel adını veren babalar veya Fidel adını taşıyan evlatlar, sağ’cıların hışmına uğrardı, zulüm görürdü. Suçsuz günahsız, durup dururken gözaltına alınma sebebiydi.

*
Kim yapardı bu işleri?
Hanefi gibi polisler.

*
Kim kurtaracak Hanefi’yi?
Fidel!

*
Aradım Fidel Okan’ı... Resmi avukatı değil aslında, bir başka davayla ilgili olarak “tanık” sıfatıyla görüşmüş... “Tanığım olduğu için, müvekkilim olmasında çekincem var” dedi.

*
Peki neden tanık?

Öbür dava, Hanefi Avcı’nın kitabıyla alakalı çünkü...

Fidel davayı kazanırsa, Hanefi kurtulacak. O nedenle kimseyle konuşmuyor, Fidel’e anlatıyor.

*
Dolayısıyla... Hanefi’nin Fidel’den yardım istemesi, sadece devlet-cemaat kapışmasını değil, devlet-cemaat yolunu açan 12 Eylül’ün Fidel tarafından teşhir edilmesi anlamını taşıyor.

*
İlahi adalettir bu, ilahi.
Özdil’den ilginç türban yazısı

[Resim: 211020100916413705628_2.jpg]

Hürriyet Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil'in bugünkü yazısını okuyanlar oldukça şaşıracak. Türban konusunu köşesine taşıyan Özdil, 'Türban' başlıklı yazısını şu ilginç yöntemle kaleme aldı.

[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Özdil, 'Saadce kfaayı örtmez.. Her srounu öertr trüban' dedi.

[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]İşte Özdil'in o yazısı:
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Türban


[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Okurlar sipariş veriyor:

[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]“Türban meselesini yaz.”

[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]*
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Yazayım.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]*
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Bir İgnliiz üvinersitesinde ypalın arşaıtramya gröe, klemileirn hrflareinin hnagi srıdaa yzaldıklarıı ömneli dğeliimş asılnda... Öenmli oaln, briinci ve sonncuu herflarin yrenide olamsımyış... Çnküü, kleimleri hraf hraf dğeil, btüün oalark oykuormuşsz... Ardakai hraflrein sırsaı kıraşık da osla düüzgn ouknuyormuş.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]*
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]İinglç di mi?
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Bıakn nısal da düüzgn oukdnuuz.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]*
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Hem oukdnuuz.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Hem anladıınz.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]*
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Trüban bduur.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]*
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Tartıışlan mselee ne oulrsa olusn, bşınaa ve sounna “trüban” koyğduunda, aarda ypılaan yaınlşları görmeszin... Yaınlşları düüzgn gbii oukmyaa, düüzgn gbii anlmaaya bşlarsaın.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]*
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Üvinersite srouları çlaımnış, Amreikan şrketii Trküiye’de rşvüet dğaıtmış, domateisn tneasi iki lria oulmş, maedncleriin cseetlernii beş aıydr çıkaramoyrlarmıış, her dröt gnçteen brii isşiz gzeiyrmouş, pkklya pzarlaık yaplııyrmouş, meemlket bölüüynrmouş, Amreikaıllar bzie fzüe döşyormuuş, deinz feenri ne oulmş, yargyıı taammen bdaem byklııı ypmışlaar flian...
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]*
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Hiç öenmi klmaaz.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]*
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Tartıışlan mseleenin bşınaa ve sounna “trüban” koyğduunda, aarda ypılaan yaınlşları görmezsin, sbaah klkaarsın trüban konşuuursn, aşkam yaatrsın trüban konşuuursn.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]*
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Kaafn alalk blulak oulr ama...
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Akılnda bi tek trüban klaır!
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]*
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Saadce kfaayı örtmez çnküü.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Her srounu öertr trüban.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]*
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Bilmiyorum anlatabildim mi.
Yilmaz özdil in "Oku,Büyük adam ol."yazisina atifta bulunmak istiyorum.
Malesef Yilmaz bey,yobazlar her zaman okumuslarini degilde en seytani zekaya sahip olanlarini basa getirirler.

Yilmaz beye türban konusunu yazmasini isteyenlerden biride bendim.Sagolsun demek gönderdigim mailleri okuyup degerlendiriyor.Ona tesekkür ediyorum.

Valla yazak bisey birakmamis bana.Tasi gedige koymus.
Cumhuriyeti niçin yıkamazsınız?

Bekir Coşkun, Habertürk'ten çıkarıldıktan sonra ilk yazısını Cumhuriyet Gazetesi'ne yazdı... Üstelik son derece anlamlı bir tarihte kaleme alınan o yazıyı biz de yayınlıyoruz....

Cumhuriyeti Niçin Yıkamazsınız?

Başınızı dört bir yana çevirip bakın; her şey Cumhuriyetin eseridir...

Şu şehirler, şu kasabalar, şu yollar, şu otomobil fabrikaları, şu üniversiteler, şu okullar, şu hastaneler...

Şu okul bahçesinde oynayan çocuklar...

Şu üniversiteli kız...

Şu sırtında bilgisayar çantası olan oğlan...

Son lokması ağzında, saçına tokasını takarken işine koşan kadın... Şu alnında yaşamın derin çizgilerini taşıyan duraktaki adam...

Ben...

Siz...

Hepimiz...

Türkiye Büyük Millet Meclisi... Cumhurbaşkanı... Başbakan... İktidar, muhalefet, siyaset, seçim sandıkları, tümü Cumhuriyetin eseridir... Cumhuriyetin koltuğuna oturmuş, Cumhuriyete burun kıvıran badem bıyıklı... Cumhuriyet olmasaydı inek güdecekti, Cumhuriyet adam etmiştir onu...

Cumhuriyetin eseridir...

Övünerek yaptıklarını söyledikleri her şey, ama her şey Cumhuriyetin eseridir...

Türbanlısı...

Cübbelisi...

Yobazı dahi...

Tümü Cumhuriyetin sağladığı özgürlük ortamının eserleridir....

"Çok iş yaptık" diyor Cumhuriyete kızan ahmak...

Sekiz senede mi büyütüp yetiştirdin;

ekonomistleri, bankacıları, profesörleri, bürokratları, gemi, uçak, makine mühendislerini?.. O yolları yapan şantiye şefini, o dozer şoförünü, o haritacıyı, o kısım amirini, o plancıları?

Pekii...

Cumhuriyet olmasaydı hangi toprak üzerine yapacaktın yol, hangi toprak üzerine kuracaktın fabrika? Hangi özgür bağımsız ülkenin hangi çağdaş okullarında büyümüş, hangi Batı gibi üniversitelerde okumuş insan gücü sana "çok iş yaptık" deme olanağını verecekti?

Cumhuriyeti yıkma hevesiniz için dahi ona muhtaçsınız...

Onun demokrasisinden yarkarlanmak, onun özgürlük ortamına sığınmak, onun kurumlarını ve kurallarını kullanmak, onun koltuklarına oturmak, onun kıyafetini giymek, onun çatısı altında durmak zorundasınız...

Cumhuriyetin gücü de buradan gelir..

Bu yüzdendir, yıkamazsınız Cumhuriyeti...