Pir Zöhre Ana Forum

Tam Versiyon: Köşeli Yazılar...
Şu anda arşiv modunu görüntülemektesiniz. Tam versiyonu görüntülemek için buraya tıklayınız.

Yılmaz ÖZDİL



Ahalinin umurunda değil aslında.

Yaş’ar ne yaş’ar ne yaş’amaz...


*

Gene de deneyelim en azından.

*

Bu satırların yazıldığı dakikalarda...

Kara Kuvvetleri Komutanı olmasına kesin gözüyle bakılan 1’inci Ordu Komutanı’nın “sürpriz” şekilde emekliye sevk edileceği, onun yerine, Jandarma Genel
Komutanı’nın Kara Kuvvetleri Komutanı yapılacağı iddia ediliyor.

*

Makarayı az geri saralım...

*

Kara Kuvvetleri Komutanı olmasına kesin gözüyle bakılan 2’nci Ordu Komutanı “sürpriz” şekilde emekliye sevk edildi, onun yerine, Jandarma Genel Komutanı, Kara Kuvvetleri Komutanı oldu.

*

2002’de.

*

O gün Kara Kuvvetleri Komutanı yapılan Aytaç Yalman, önce Ergenekon şüphelisi olarak sorgulandı, sonra Balyoz şüphelisi ilan edildi. Aytaç Yalman’ın yerine Jandarma Genel Komutanı yapılan Şener Eruygur, Ergenekon’dan tutuklandı. O günün MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç, Ergenekon’dan gözaltına alındı. 1’inci Ordu Komutanı Çetin Doğan, tutuklandı, bırakıldı, tutuklandı, bırakıldı, şimdi gene Balyoz’dan tutuklanması isteniyor. Ege Ordu Komutanı Hurşit Tolon, Ergenekon’dan tutuklandı.

*

2003?

*

Özden Örnek, o gün Deniz Kuvvetleri Komutanı oldu, bugün, Ergenekon şüphelisi, gözaltına alındı. İbrahim Fırtına, Hava Kuvvetleri Komutanı oldu, bugün, Ergenekon’dan gözaltına alındı, yetmedi, Balyoz şüphelisi ilan edildi, tutuklanması isteniyor. 1’inci Ordu Komutanlığı’na getirilen Yaşar Büyükanıt, muhtıracı, darbeci ilan edildi, Dolmabahçe’den sonra madalya ve zırhlı Audi verildi. 2003 YAŞ kararlarıyla Genelkurmay İkinci Başkanlığı’na getirilen İlker Başbuğ, tarihin en zor genelkurmay başkanlığı sürecini yaşadı, ne Yahudiliği kaldı, ne oğlunun PKK kankası olduğu... Eminim, 25 gün sonra emekli olur olmaz, davası açılır! Şükrü Sarıışık, MGK Genel Sekreteri yapıldı, şimdi, Balyoz’dan tutuklandı, bırakıldı, gene tutuklanması isteniyor. Hasan Iğsız, o zamanlar korgeneraldi, şimdi Ergenekon’dan ifadeye çağırılıyor, kuvvet komutanı olması mayınlanıyor... Saldıray Berk, o gün korgeneralliğe yükseltilmişti, bugün Ergenekon şüphelisi, İrticayla Mücadele Eylem Planı sanığı, Balyoz zanlısı... Kadir Sağdıç, o gün tümamiral olmuştu, bugün Kafes’ten sanık... O gün tümamiral olmuş Ali Deniz Kutluk’un, bugün Balyoz’dan tutuklanması isteniyor. Yurdaer Olcan tuğgeneral olmuş, Balyoz’dan tutuklandı... Tümgeneral olan Nuri Ali Karababa’nın bugün Balyoz’dan tutuklanması isteniyor. 2003 YAŞ’ının tümamirali Feyyaz Öğütçü, korgeneralleri Ergin Saygun ve yaşayan efsane Engin Alan’la, o zamanlar tuğgeneral olan, en son Başbakan’ın çömeldiği siperde brifing verirken görülen Gürbüz Kaya, Balyoz sanığı.

*

Listeyi uzatmayayım; AKP’nin iktidar olduğu günden bu yana görev yapanların alayı, ya sanık, ya şüpheli, ya zanlı... Kasaptaki ete soğan doğramayan, hariç.

*

12 Eylülcüler Marmaris’te.
28 Şubatçılar Bodrum’da.
Ortada darbe marbe yok...
Son 8 yılın hepsi darbeci!

*

Dolayısıyla, hâlâ olan bitene şaşıyormuş gibi “YAŞ’ta sürpriz” başlığı atan yalaka arkadaşları kutluyorum gerçekten... Çünkü, manzara kabak gibi ortadayken, atılsa atılsa “YAŞ’asın” başlığı atılmalı!
[Resim: 4.jpg] Kara Kuvvetleri Komutanlığı kriz oldu... Yüksek Askeri ŞÃ»ra, tarihinde ilk kez dördüncü güne uzadı” deniyor.

*
Yuh be birader...
Hangi dört gün?
*
91 gün uzayanı bile var!
*
Sene 1977...
*
Başbakan Demirel, Yüksek Askeri ŞÃ»ra’ya iki ay kala, “darbe” endişesiyle Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun’u görevden alır... Beş gün sonra seçim olur, hükümet değişir, Ecevit azınlık hükümetiyle başbakan olur... “Yüksek Askeri ŞÃ»ra’ya alt tarafı 40 gün var, vekaleten birini atayalım” der, Birinci Ordu Komutanı Adnan Ersöz’ü Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na “vekaleten” atar... Ancak, bu atama kararından hemen sonra, Meclis’ten güvenoyu alamaz ve hükümeti kurma görevi Demirel’e verilir... Demirel MC Hükümeti kurar. Ecevit’in “vekaleten” atadığı generali, “asaleten” Kara Kuvvetleri Komutanı yapmak istemez; Üçüncü Ordu Komutanı Ali Fethi Esener’i Kara Kuvvetleri Komutanı yapmak ister, kararname hazırlar, Çankaya’ya gönderir... Cumhurbaşkanı Korutürk, terfi teamüllerine aykırı bulduğu bu kararnameyi geri çevirmez ama, onaylamaz da, 30 Ağustos’a kadar bekletir. Hatta “Aylardır bir komutan bile seçemediğimiz kara kuvvetlerinin zaferini nasıl kutlarım” diye tepki göstererek, Ankara’daki 30 Ağustos Zafer Bayramı törenine katılmaz, İstanbul’da kalır, İstanbul’daki Zafer Bayramı törenine katılır. Türkiye bu protestoyla çalkalanırken... Gece yarısı saat 02.30’da Genelkurmay’dan Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nı vekaleten yürüten Adnan Ersöz’e “kozmik” bir mesaj gelir. Ersöz açar, okur. Şak diye emekli olur! Tarihimizde ilk kez 30 Ağustos’ta, Kara Kuvvetleri Komutanlığı makamı boş kalmıştır... Mecburen Genelkurmay Başkanı Semih Sancar “vekaleti” üstlenir... Ve, Çankaya ile hükümet arasında mekik dokumaya başlar. “Çayda dem, meslekte kıdem”e uygun olması için, enteresan bi formül bulunur: Birinci Ordu Komutanı’yla birlikte, İkinci ve Üçüncü Ordu Komutanı da emekliye sevk edilir... Bu operasyon yapılınca, herkes zanneder ki, Jandarma Genel Komutanı Nurettin Ersin, Kara Kuvvetleri Komutanı olacak... Ancak öyle olmaz. Bir sürpriz daha olur, Nurettin Ersin Birinci Ordu Komutanlığı’na atanır... “Oradan sonrası emeklilik” gözüyle bakılan Ege Ordu Komutanı Kenan Evren, şırak diye Kara Kuvvetleri Komutanı olur.
*
Sonrası malum.
*
Siyasetçilerin elbette ki, tercihleri olmalı... Ancak, belediyeye badem bıyıklı sokuşturur gibi, benim adamım senin adamın diye askeri hiyerarşiye burun sokmak, memleket adına her zaman “hayırlara vesile” olmayabilir.
*
Özetle...
Ankara’nın taşına gözlerimin yaş’ına bak filan diye ağlıyorlar ama, “bunlar oniki eylülü moniki eylülü bilmez” diyorum, inanmıyorsunuz bana.
[Resim: 4.jpg]Gözlerimde yaş kalbimde sızı...


Ahlaksız

Vatan haini


Rezil
Kalleş
Onursuz
Pespaye
Salak
Hastalıklı
Garabet
*
Tiksiniyorum...
*
İğrenç, katil, cani, suç şebekesi, ahmak, kafatasçı, zırva, namussuz, millet düşmanı, vicdansız, madara, zalim, lekeli, utanmaz, ikiyüzlü, çürümüş, sefil, palavracı, köle tüccarı, çarpık, yamuk, sakat, kanunsuz, zihinleri travmatik, kevgir, lanetli, haddini bilmez, terbiyesiz, art niyetli, din sömürücüsü, dinsiz, İslam düşmanı, beyinsiz, korkak, yüreksiz, kendilerini padişah sanıyorlar, mezhep kışkırtıcısı, iftiracı, gayriciddi, komik, başarısız, kaypak, kirli dolaplar çeviren kafa, pişkin, suratsız, suçlu, bunlar orada oturduğu sürece rahat uyuyamayız, tecavüzcü, sahtekâr, beceriksiz, ekonomiye zarar veriyor, işsizliğin asıl sebebi, temizlenmeli, ayıklanmalı, mafya, saygısız, çete, kirli tertip, şaşı, kör, bombadan tehlikeli, gırtlağına kadar çamura batmış tipler, iyi ki bunlarla savaşa girmemişiz.
*
Kepaze...
*
Onuncu Yıl Marşı’ndan nefret ediyorum, Patagonya ordusunun zavallı generalleri, muz cumhuriyeti paşası, Yunan ordusu gibi, Sırp katillerinden farksız, Allah’ın evini bombalayacaklar, millete ateş açacaklar, silahları alınsın, lağvedilsin.
*
Utanılan meslek...
*
Hükümet yandaşı gazete ve televizyonlarda, TSK için yazılan söylenenler bunlar... Özeti.
*
Sonra, vay efendim neymiş, ordu komutanı ahalinin adını bile bilmediği internet siteleri kurmuş da, “hükümeti küçük düşüren yayın yapmış” filan.
Kimi insanlar hala akp'yi savunuyorlar ya anlamıyorum onları..Onların verdigi yiyeceklere yada eşyalar icin gururlarını kısılıklerını satanlar var bu dünyada..Nasıl göremiyorlar ki Türkiyemızın nereye gittigini..Yakında ülkemizide satacaklar bizimkiler gene seyredicek birsey demeden..Daha sonra biqün asker gelcek kapıya cıkın dicek o anda anlıcaklar ama ellerinden birsey gelmicek..Ey halkım uyan uyan 3-4 kuponla alınmadı bu vatan ..
[Resim: 4.jpg]Or’kestra...


Güzel güzel öneriler yapılıyor:

“Generaller görevden alınsın!


Albaylar kuvvet komutanı olsun.
Yarbaylar aynı işi yapmıyor mu?
Niye ordu komutanı olmasın?”
*
Haklılar aslında.
*
YÖK Başkanı mesela...
Rektör değildi.
Dekan bile değildi.
Herhangi bir üniversiteyi, hatta fakülteyi yönetmemişti, şak, bi atadılar...
Hepsini yönetiyor.
*
Albayın “tuğ, tüm, kor, or”u zırt diye atlayıp, zart diye “genelkurmay başkanı” olması değil midir bu?
*
Bana sorarsınız, “albay, yarbay” bile olmasına gerek yok aslında... Anayasa Mahkemesi Başkanımız “iktisatçı” olduğuna göre, niye “kaymakam”dan genelkurmay başkanı olmasın?
*
Kaymakamlar illa ilçe yönetecek diye bi şey yok çünkü... Sen yeter ki, fırsat ver.
*
Bak TRT genel müdürüne.
Kaymakam.
*
Daha önce?
PTT genel müdürüydü.
*
(Var mı bugün herhangi bi özel televizyonun başında kaymakam? Yok... Onun için hükümetin mektuplarını iyi yazamıyorlar zaten! Bence her televizyonun başına PTT’ci bi kaymakam gelmeli... Azz sonra’ların yerini acele posta’lar almalı.)
*
TCDD genel müdürü, İETT genel müdür yardımcısıydı...
Ha otobüs, ha tren.
*
Türk Tarih Kurumu Başkanı, tarih profesörüdür ama, esasen “polis”tir.
*
Dışişleri Bakanımız, elçilik yapmadı, konsolos değil, milletvekili bile değil; dışişlerine baktığı için dışardan...
*
Ormanları bitiren ne? İnşaat... Var mı dünyada, inşaat mühendisi orman bakanı, bizden başka?
*
İstanbul büyükşehir belediye başkanımız, muhallebici... Mimar olarak pek bi eserini hatırlamıyorum ama, sütlacı harika, profiterolü nefis.
*
Doktor var, şarkıcı.
Bankacı var, kimyager.
Fizikçi, mezeci.
Sosyolog, kameraman.
Tiyatrocu, büfeci.
Biyolog, kanepe satıyor.
Öğretmen, pazarcı.
Ziraatçı, emlakçı.
*
Köfte pişiren restoran açıyor, tornavidayı kapan elektrikçi olmuş, annem meteoroloji uzmanı, dizleri ağrıdığında yağmur yağacağını anlıyor...
Herkes teknik direktör.
Herkes her konuda otorite.
*
Hal müdürü başbakanlık yaptı bu ülkede... MİT müsteşarı, çavuş.
*
Kantin asteğmeni, demokrasi ayaklarıyla komuta kademesine karar veriyorsa, albay bile lüks... Genelkurmay’ı genel müdürlük yapın, atayın başına bi or’kestra şefi, hem çalın, hem söyleyin.
[Resim: 4.jpg]İlk sevgili”dir kızlar için babaları.

Hayatındaki ilk erkek...

Günü gelince “Beni bir başka erkekle aldatabilirsin” diyebilen “tek erkek” aynı zamanda.

*

15 yaşındaymış Nazlıcan, babası Tuncay Özkan içeri tıkıldığında... 4 ay sonra 18’ine basıyor. “Aralıksız her gün mektup yazıyorum babama, o da bana her gün cevap yazıyor” diyor.

*

721’inci mektup, bugün.

*

“Her yemek yediğimde, denizi gördüğümde, yüzüme rüzgâr çarptığında... Öyle zor ki, seni orada bırakıp özgürlüğe dönmek” diyor, “gücüme gidiyor...”

*

Görüş var her çarşamba.
Saymış tek tek, 105 defa.
Kalın bi cam arada...
Sadece üç-beş dakika.

*

Sınavla girilen gözde bi lisede okuyormuş aslında, sanırsın arkadaşlarıyla sinemaya gitmek için kırıyor okulu, rahatsız olmuşlar, “her çarşamba gitmek zorunda mısın, dersler mi önemli, cezaevi mi?” demişler, bunu diyen dangalaklara hayatlarının dersini vermiş, aşkını, babasını tercih etmiş, bırakmış okulu... Resim okuyor şu anda, “insan müsveddeleri” çiziyor!

*

Gazetecinin kızı Nazlıcan.
Orgeneralin kızı Pınar.
Albayın kızı İrem.
Yarbayın kızı Gökçen.
Astsubayın kızı Aybüke.
Rektörün, sendikacının...
Başsavcının kızı Sıla.

*

7 yaşındaydı, şimdi 9 oldu... “Ben kalemini satmamış bir Atatürkçü’nün kızıyım” diye ilan vermişti Yağmur, Babalar Günü’nde okusun diye Mustafa.

*

Ve geçenlerde, “bir kişiyi tutukladığınızda, bir aileyi tutuklamış oluyorsunuz aslında” diyordu babası... “Siz hiç sevdiklerinize koşarken cama çarptınız mı?” diye soruyordu.

*

“Ben ayda üç kez çarpıyorum... Görüş günü cama koşuyorsunuz, elinizi sevdiğinizin kollarına uzatır gibi ahizeye uzatıyorsunuz. Kızım her şeyi sağlıklı algılıyor, beklediğimden sağduyulu hareket ediyor. Oğlum henüz iki yaşında, camın kıyısında pencere kolu arıyor, bulamayınca sinirleniyordu... Artık, böyle olduğunu kabul etti. Haziran görüşmelerinden birinde, bütün sevimliliği üzerindeydi, sesimi dinlerken bir buket gibi tuttu ahizeyi... Burun direği sızlamasının çok tarifi yapılabilir, biri de bu olsun, sesimi öpmeye çalışıyordu...”
[Resim: 4.jpg]İnce’leme...


Kültür Bakanlığı’nın el sürülmemiş tozlu çekmecelerinde yapılan ince’leme sırasında, “Atatürk’ün orijinal sesi” bulundu... Meğer, bugüne kadar dinlediğimiz sesi, o dönemin kayıt teknolojisi gereği tiz çıkıyormuş, aslında, tok ve gür olduğu ortaya çıkmış... Orijinal ses “Mimar Sinan Üniversitesi” tarafından günümüz teknolojisine uyarlanacak ve kamuoyuna açıklanacakmış.

*
(Memleketi kurtardı diye, illa basbariton olmak zorunda değil tabii... Ama, ince değilmiş.)
*
Şimdi koyun bunu bi kenara...
*
AKP’li “Mimar Sinan” Belediye Başkanı, megafonla fıkra anlatmış, Atatürk’ün bir efeyle arasında geçen hayali diyaloğundan yola çıkarak, “nonoş” olduğunu ima etmiş, kanıt olarak da şekerli kahve istemesini ve sesinin “incecik” olmasını göstermişti... Sırıtarak.
*
2005’te anlatmıştı fıkrayı.
2007’de basına yansıdı.
*
Her zamanki gibi “kendi görüşüdür, partimizi bağlamaz” demişler, göstermelik disiplin cezası vermişler, sonra da “Mimar Sinan” belediyesini kapatarak, Büyükçekmece’ye bağlamışlardı.
*
Nasıl olsa ahali unutur gider diye, “çekmece”ye kaldırmışlardı yani.
*
Yok öyle!
*
İşte belge...
AKP’li “Mimar Sinan” belediye başkanının iftirası, takdir-i ilahi, “çekmece”ye kaldırılan tozlu raflardan, bizzat, “Mimar Sinan” Üniversitesi tarafından ortaya çıkarıldı!
*
2005’te anlattı.
2007’de duyuldu.
2010’da bilimsel olarak yalanlandı.
*
Bakalım, “öbür çekmeceler”in açılması, “öbür iftiralar”ın ortaya çıkması kaç sene sürecek...