Pir Zöhre Ana Forum

Tam Versiyon: Hikaye Oyunu
Şu anda arşiv modunu görüntülemektesiniz. Tam versiyonu görüntülemek için buraya tıklayınız.
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7
"Korkma ben seni kurtarmaya geldim" dedi birisi o zifiri karanlığın derinliklerinden sağına baktı soluna baktı ama sadece ses geliyordu derken birden
''heyyyy orda kimse varmı? heyyy duymuyor musunuz?''
adam
''burdayımmm duymuyor musun?''
bu bu bu ama nasıl olur? bu...
Evet arkadaşlar edebiyat şaheserimiz müthiş ilerliyor:dil:.

Bugüne kadar yazılanları bi toparlayım dedim...

Bu fantastik hikayemize bi de isim bulalımSmile


"Aslında alelade bir sabahtı, kıştı, soğuktu ve ıssızdı ve sanki yaşam kıpırtıları, yalnızca karın altında kalan tohum tanelerindeydi. Serseri, aklında planlar, dilinde küfürler ve elinde çakısıyla karanlık sokakları arşınlıyordu yine..."

Üşümüyordu herkesin titrediği bu soğuk havada, kışın, ortalarda korkusuzca gezen kurtları andırıyordu gözündeki hırsla.

Yaşadıklarını, basına gelenleri yüreginin içinde buzdan bir kefeye koydu.Hayatın cilvesine karsılık veriyordu. Derken tam sokağın basında bir ışık gördü.

o ışık hayatına degil yüregine doğmuştu. o yaklaştıkca hayatını degiştirecek ışıkta yaklaşıyordu. ve göz göze geldiklerinde onun gözlerinde kayboldu.

Bir anda içi hırsla dolmuştu. Gözü döndü. Yanından geçen adamın kolunu tuttu ve adamın bağırmalarına aldırmadan, onun kolunu olanca kiniyle, hart diye ısırıverdi. Döndü ışığa baktı:
- O ışık değilmiş, dedi ve orman yoluna doğru yöneldi.

Ormanda kendini kaybetmişçesine koşuyordu, Isırdığı adamın etinden dişlerine takılanları çıkarmak için yerden bir ot aldı. Ne kadar bu şekilde koştuğunu hatırlamıyordu fakat kan ter içinde kalmıştı...

Çocukluk yıllarından bu yana ilk kez bir insanı içinden geldiği gibi ısırmıştı. Dişlerini temizledi. Yorgundu. Hiç tanımadığı bir adamı durup dururken neden ısırdığını bir türlü anlamıyordu.Anlayamıyordu ama içi garip bir huzur ile dolmuştu, mutluydu artık.. Oysa aslında son derece mülayim bir insandı. Peki onu zıvanadan çıkaran şey neydi? Artık adım atmaya mecali kalmamıştı. Dizlerinin üzerine çöktü, hafiften rüzgar esmeye başladı, hava iyiden iyiye kararmıştı.....

Adamın kolunu ıssırdı diyede biraz kendine kızmıştı.O böle bir insan degildi hayatta yasadıklarını onu böyle yapmıştı.Son olarakta evinde bile kovulmuştu.Hayattaki tüm kredileri bitmişti peki şimdi ne yapacaktı?

Sırtını yanındaki ağacın gövdesine yasladı. Artık göz kapaklarına söz geçiremiyordu. Kendi kendine, korkusunu yenmek için bir şarkı mıraldanmaya başladı. Bu şarkı, onu her zaman duygulandırırdı..... "küçük kurbağa, küçük kurbağa kuyruğun nerede... kuyruğum yok, kuyruğum yok, yüzerim derede....." Kuyruksuz bir kurbağa ne kadar üzücüydü.
Bu düşünceler içinde derin bir uykuya daldı. Uyandığında çoktan sabah olmuştu. Aniden gözleri bir noktaya takıldı. Hayretle bakıyor, gözlerini alamıyordu......

Karşısındaki inanamayacaksınız ama kocaman bir kurbağaydı. Ve kocaman da bir kuyruğu vardı. Bu devasa kurbağaya yaklaştı, yaklaştı... Tam dokunacakken o dev kurbağadan öyle bir vıraklama sesi çıktı ki, sanki ödü patlayacak gibi oldu...Birden kurbağ konuşmaya başladı:

Kurbağa: Ormanımda ne işin var? dedi.

Adam: Ben... bi bi bilmiyorum diyerek kekeledi.

Bu olağanüstü durum adamı öyle korkutmuştu hemen orada kurbağa tarafından öldürüleceğini anlamış olacak ki arkasına bile bakmadan koşmaya başladı...

Kurbağa, koşan adamın peşinden bağırdı:
- Duur! Nereye gidiyorsun! Yemeğe kalsaydın!
Adam çoktan gözden kaybolmuştu bile. Dev kurbağa geldiği yöne doğru zıplamaya başladı. Karşıdan birinin geldiğini farkketti. Evet bu oydu eski dostu Kırmızı Şapkalı Kurt'tu bu. Biraz yaşlanmış mıydı ne! Kırmızı Şapkalı Kurt'ta Kurbağayı görmüştü. Yaklaştılar ve sarıldılar.
Kurbağa:
- Nereye gidiyorsun Kırmızı Şapkalı Kurt?
- Büyükanneme gidiyorum.
- Yapma yav! Büyükanneye giden, masaldaki kız değil miydi?
-Aa! Sahi oydu. Ben Büyükannesine giden kızın, yoluna çıkan kötü kalpli Kırmızı Şapkalı Kurt'tum değil mi?
- Hayır kötü kalpli olan kız, sen değilsin.
- Öyle mi?
- Eveet.
- Peki sen kötü kalpli kızı gördün mü?
- Gördüm. Demin şu tarafa doğru gidiyordu. Ama kılık değiştirmiş, erkek gibi giyinmişti.
- Peki o zaman ben fazla oyalanmadan gidip önce büyükanneyi yiyeyim. Sonra da kızı yerim artık.
- İyi.
- Sana da getireyim mi?
- Yok sen ye. Ancak sana yeter. Zaten senin boğazın benden daha büyük.
- İyi.
Kırmızı Şapkalı Kurt, Kurbağanın yanından uzaklaştı. Kurbağanın kulaklarına bir ses geldi:

Büyük kurbağa eski dostuyla ilgilene dursun adamın koşmaktan artık dermanı kalmamıştı yine olduğu yere yığılıverdi biraz uyusam diyerek geçirdi aklından zaten hava yeniden kararmaya başlamıştı ve yattı ve bir ağacın altına fakat ne yaptıysa da uykusu gelmiyordu bir türlü. Koyun saysam diye düşündü ve başladı çiftten atlayan koyunları saymaya
1.koyun çitten atladı,
2.koyun çitten atladı
3.koyun çitten atladı
4.koyun çitten atladı
5.koyun çitten atladı
6.koyun çitten atladı
7.koyun çitten atladı
o da nesi
8. koyun çitten atlayamadı ve düştü aman yarabbi ayağı kırıldı, şimdi onu hastaneye götürmek lazım hemen hastanenin yolunu tuttular derken bacağına alçı geri dönmekte epey sürdü ama şimdi kaldığı yerden devam edebilirdi nihayet -nerde kalmıştık? -
ha
8.koyun çitten atladı
9.koyun çitten atladı
10. koyun!!! nee aman tanrım çitten atlarken düşüp öldü...
Bu koyunlar beceriksiz ve aptal diye düşündü adam ve hepsini kesip yemeyi düşündü...

Nihayet koyunların engelli atlayışları, ufak tefek yaralanmalara ve bir tanesinin de telef olmasına rağmen bitmiş adam derin bir uykuya dalmıştı.

Kahramanımız aslında hali vakti yerinde insandı. Hayatı durduk yere bir adamı ısırması ile değişmişti..

Gece soğuk geçmişti..

Sabah olmuştu... Etrafta uçuşan kuşların cıvıltıları ve derenin içindeki minnacık kurbağaların vıraklamaları duyuluyordu..

Bir taraftan ormanın bu kuytu köşesinde ne aradığını; nerden gelip nereye gitmekte olduğunu düşünürken; diğer taraftan günlerdir doğru dürüst yemek yiyemediğini düşünüyordu..

Peki zavallı adam ne zaman ve nasıl nar gibi kızarmış bir tavuk ve pilavüstü fasulye ile karnını doyurabilecekti?

Geceyi yine ormanda mı geçirmek zorunda kalacaktı?

Elbette ormanda geçirecekti çünkü başka çaresi yoktu. Ama açlık? Onu nasıl halledeceğini düşünürken, birden kafasında şimşekler çaktı, geçen gece uykusunda çitten atlarken düşüp ölen koyunu yiyebilirdi pekala, tekrar uykuya daldı, rüyasında koyunu buldu ve yedi ohh, afiyet olsun...

İçi öfkeyle doluydu,hiçbirşeyden korkmuyordu, hayatında ilk defa ve ne isterse yapabilecek kadar da cesaretliydi ki; zarar vermek istedi birşeylere, bir yerlere...bir şekilde birşeyler yapmalıydı.. İşte bu düşüncelerle sabahladı, uyandığında ise verdiği korkunç kararlar başına ne işler açacaktı bunlardan habersiz, gözünü kin ve nefret bürümüş bir şekilde amacına doğru koşmaya başladı.

koştu koştu koştuu çok yorulmuş adeta nefes nefese kalmıştı. o da ne karşısında zavallı küçük bir kurbacık vardı. kurbacık zıplayamıyordu. çünkü vahşi bir yaratık onun zıplamasını sağlayan ayağının birini yemişti. çok duyğulandı ona nasıl yardım edebilirim diye kara kara düşünmeye başladıı...

içindeki o nefret gitmiş yerine sadece ne yapabilirim diye düşünen bi ses gelmişti. Hiç zaman kaybetmeden minik kurbağanın yanına gitti. Onu görünce birden irkilen kurbağıcık karşısındaki sıcacık gülümsemeyle , rahatladı ve olan biten herşeyi anlatmya başladı. Nedenini bilmeden saatlerce sohbet ettiler.Zaman hızla akıp gidiyordu.
Öyleki gecenin nasıl olduğunu anlamadılar bile...

Çok uykuları gelmişti. Esnemekten çenelerine ağrılar giriyordu. Birbirlerine iyi geceler diyip, oldukları yere kıvrılıverdiler.
Yarın başka bir gün gün olacak ve her şey daha güzel olacak,dedi adam gözleri kapanırken.
Sabahın ilk ışıkları ile uyandığında, içindeki çoşkuyu hissetti. Kuçük kurbağa yoktu. Demek ki benden önce uyanıp gitmiş diye düşündü. Etrafına bakındı, orman o kadar da korkutucu değilmiş, bakmasını bilmek gerekmiş dedi.
Dönüş vakti gelmişti artık, bunun farkındaydı. Ormandan çıkmak için yürümeye başladı. Yol boyunca gördüğü böğürtlenlerden yiyerek yoluna devam ediyordu.
Ama bir şey olmuştu... Neydi bu?... Neler oluyordu?....Bu karanlık.... Sanki ayakları yere basmıyordu. Sanki boşluktaydı. Ama uçmuyordu. Tanrım dedi, düşüyorum!...
Bir kuyunun dibindeydi. Çok sert vurmuştu başını... Yarı açık gözkapakları, tamamen kapanmıştı....

İşte tamda o anda aslında neden burada olduğunu düşünmeye başladı...evden ilk çıktığı anı düşündü onu buralara iten sebep neydi...ve birden irkildi evet işte orda tekrar öfkenlendi...Babasının cebinden para çalınmıştı parayı evdeki kuzeninin aldığını görmesine rağmen kimseye diyememişti.Zoruna gidense bu yapılan hırsızlıgın kendi üzerine atılmasıydı...evet asi olabilirdi serseri olarak nitelendirilebilridi ama asla hırsızlık yapmazdı...Daha kötüsü hırsızlıgı yapanı gormesine rağmen bu haksızlığı kaldıramamış doğruyu sölememişti ve evden kaçması onu suçla hale getrimişti..Okadar hızla çıktı ve koşmaya başaldıki ormanın içerisinde derinlere kadar gitti...Arkasına baktığında heryer ,her ağaç birbirinin aynıydı...oanda karar verdi geri dönmeliyim kendimi temize çıkarmalıyım dedi ama nasıl olucaktı..geldiği yolu kaybetmişti....ve bu sırada Kurbağayla karşılaştı kurbağaya derdini anlatınca ben seni götürürüm evine ben ormanı iyi biliyorum dedi....yola koyuldular.......hatırlamıştı işte....ve o kuyudan çıkıp ailesinin bilgisini düzeltmek ve kendini temize çıakrmak için hemen evin yolunu bulmalıydı...

hayat ne ilginç diye düşündü nefret ettigim kurbacık şimdi benim en yakın dostum.
demekki önyarğı hayattta yapılabilecvek en büyük yanlışlardan biriydi.
nefret etmek kolay,sevmek zor,kınamak kolay, anlamak hak vermek zor.
ve biz hep kolayına kaçıyoruz hayatın tıpkı bana haksızlık yapıldığı gibi bende başkalarına haksızlık yapıyorum.
derhal bundan vaz geçmeliyim dedi. ve artık hayat onun için bamabaşka bir anlam kazanmıştı.
belkide sevgi,merhamet,şevkat daha önce hiç tatmadığı duygulardı.,o kadar büyük bir huzur vardıki içinde derin bir nefes aldı ve ilk defa dedi ki şükürler olsunn tanrımmm sana şükürler olsunn
ve yüzünde bir tebessümle yola devam etti.

Fakat henüz bir arpa boyu yol alamadan kurbağa vücudundaki nem kaybından dolayı ölüvermiiiş... Kurbağanın ölmesi demek onun da ormanda kalması demek değildi...Babası O'na daima çok zor durumda kaldığında,aşılması zor engellerle karşılaştığında şöyle derdi;"karanlığın en koyu olduğu vakit , aydınlığın en yakın olduğuna işarettir...Bu sözü aklına gelmiş ve yola devam etmiş....

kurbağanın ölüsü oracıkta duruyorken, o an nasıl olduysa bir prenses peyda oldu. Yerde cansız yatmakta olan kurbağaya yaklaştı, seslendi ama malesef.. kurbağa tepkisizdi. Evirdi, çevirdi ama nafile.. Bir de suni solumun yapmayı deneyim dedi kendi kendine. Fakat o da sonuç vermedi. Prensesin aklına birden prenses olduğu geldi : ) Aman dedi neden bukadar ilgilendim ki bu kendine bile faydası olmayan yeşil yaratıkla.. Ben ki koskoca hükümdarın asil hanımefendisi.. diye kendi kendine konuşarak yoluna kaldığı yerden devam ediyordu ki.. o anda karşısında dört atlının karaltısı belirdi.. Kim olduklarını seçemiyordu...

gelen atlılar hükümdarın perensesi bulması için görevlendirdiği muhafızlardı.prenses hemen çalılıkların arkasına saklandı. artık o saraya tıkılıp kalmak istemiyordu beyaz atlı perensini bulacaktı onu arıyordu. ama saraydaki o koca duvarların arkasında bunu yapması imkansızdı.
onun için saklanmalıydı.muhafızlar bütün heryeri didik didik arıyorlardı ve perensese çok yaklaşmışlardı. penses nefes almaya korkuyordu. o da ne ensesinde bir el hissetti tam çığlık atacaktı kii

...birisi Prensesin azini tutu."sus" dedi "benim senin beyaz atli Prensin". Bizim oglan aslinda beyaz atli Presn mis. Prenses saskinlikla oglana bakti ve sarildi ne olur beni bu kötülerden koru derken...

peşlerinde olan atlıları gördüler onları yakalamalarına ramak kalmıştı.Prens olduğunu söyleyen adam cebinden bir makina çıkardı bir kaç tuşuna basınca ordan yok oldular herkes şaşkınlık içindeydi... peki ama nereye, nasıl gitmişlerdi...

prenses şaşkınlık içindeydi neler oluyordu yoksa masallarda anlatılan doğa üstü olaylar gerçekmiydi tam bunları düşünüyordu ki

birden gözünü açtı kendini çalılıkların arasında buldu. megerse bütün bu yaşananlar bir rüyadan ibaretmiş. atlılardan saklanan prenses oracıkta yorgunluktan uyuya kalmış.
kalktığında ne atlılar,ne prens,ne de doğa üstü olaylar hiç biri yoktu yine yapayalnız kalakalmıştı ormanda

Saat gece yarısını biraz geçmişti. Aysız bir geceydi.Her yer zifiri karanlıktı. Ormana nerden girdiğini kestiremiyordu; nasıl çıkacağını da... Hafif bir rüzgar esmeye başladı.

Uzaklardan bi yerlerden gelen bazı sesler duymaya başladı. İyice ürktü....

"Korkma ben seni kurtarmaya geldim" dedi birisi o zifiri karanlığın derinliklerinden sağına baktı soluna baktı ama sadece ses geliyordu derken birden

''heyyyy orda kimse varmı? heyyy duymuyor musunuz?''
adam



''burdayımmm duymuyor musun?''
bu bu bu ama nasıl olur? bu...
pardon hakaye nin sonu şu şekilde olabilir mi? o aslında geleceğini hayal ediyordu ve bir hayale dalmıştı hayali onun uyumasını sağlamıştı.o kendi geleceğinden korkuyordu ya böyle olursa diye fakat... devamını siz getirin ama kabul ederseniz [FONT="Courier New"]hikayenin sonu SmileBig GrinSmile
Bu ses hiç yabancı gelmiyordu.Hayatı boyunca beklediği ve bir türlü kavuşamadığı prensin sesi değilmiydi bu? prenses arkasını dönüp bakmaya cesaret edemiyordu ya prens değilse?ama merakını da yenemiyordu ve tüm cesaretini toplayıp arkasına döndü ve biricik aşkı prens karşısındaydı ve
[COLOR=Purple]Bir an gözgöze geldiler. Sustukça o kadar şey anlatıyodu ki gözleri, konuşunca bu büyünün bozulacağına inandılar birden.
Gece soğuktu ve gökyüzünde bulutların arasından geceyi aydınlatmaya çalışan bir dolunay vardı (yukarıda aysız bir gece diye yazılmış ama bulutların arasındaymış ay).

Prens dolunaylı geceleri hiç sevmiyordu, ay bulutların arasından kendini gösterir göstermez olan oldu. O sessiz prens gece van helsingi izlediğinden midir nedir, kıllı,çirkin, kocaman ağızlı bir kurt adama dönüştü. Prenses çok korkmuştu sevdiği adam bir kurttu. Ya da sevdiği kurt bir adamdı. Belki de o bir kurt adamı seviyordu.

Prens ona zarar vermemek için eliyle git işareti yapabildi sadece ve ardından hoplaya zıplaya uluyarak ormanın derinliklerinde kayboldu...
prenses çok ürkmüştü ömrünü adadığı hayallerini süsleyen sevdiği adam karşısında kurt olarak duruyordu.bi an durdu ve düşündü acaba neden böyle oldu diye .cevabını çok aradı ama bulamadı.prensin git demesiyle evin yolunu buldu.eve gitti ve dolunayın bitmesini bekledi fakat ne hikmetse bitmiyorudu.bir an önce onunla konuşmak istiyordu.nasıl olurda sevdiği böyle olur cevabını öğrenmek istiyordu ve bunları düşünürken uyuya kaldı güzel prenses.kalktığında güneş yuvasından çıkıyordu .bu durumu görür görmez yola koyuldu.hiç kimsecikler yoktu...sessiz yolda ilerledi ilerledi gözleri sürekli prensi arıyordu ve birden bir ağlama sesi işitti yüzünü çevirdiğinde prens karşısındaydı her zaman ki yakışıklılığı ve şıklığı ile...prenses seslendi ama prens yüzüne bakmadı bakamadı...utanıyor çekiniyor üzülüyordu.prenses koşup sarıldı ve neden diye sordu .uzun süre ısrar etmesine rağmen prens söylemedi söyleyemedi.sakladığı birşey vardı belliydi...
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7