07/10/2009, 17:27
Bu hafta vizyonda yedi yeni film var
Son Veda / Departures
En İyi Yabancı Film Oscar’ına ve Avrupa’dan birçok ödüle layık görülen Departures hem güldüren hem de hüzünlendiren filmlerden. Japonya sınırlarının ötesine geçen etkileyici bir film. Hikaye odaklı, enfes planları, dokunaklı müzikleri, dolu dolu yan karakterleri ve minimal sinema ****forlarıyla, çok iyi bir yönetmelikle iyi bir film olmuş ve izlenmeyi hak ediyor. Çello çalan Daigo’nun çaldığı orkestra dağılınca karısıyla beraber memleketine döner. Ve iş aramaya başlar. Bulmasına bir iş bulur ama iş biraz ilginçtir. Cesetlerin yakılmadan önce törensel olarak tabutlanması işidir. Ölüye dokunmanın hoş karşılanmadığı bir toplumda Daigo’nun bu işi yapması karısı dahil birçok kişi tarafından hoş karşılanmaz. Ama Daigo bir nevi insana saygı içeren bu işi sürdürmeye kararlı bir davranış içine girer. Ama onunda hayatta açmazları vardır. Küçük yaşta terk eden babasından nefret eder ama kader onları farklı bir biçimde buluşturur. Son Veda, hüzünlü ama aynı zamanda komik bir çizgide ilerliyor. Dingin bir film. Mekanların seçimi ve kullanımı çok başarılı. Yabancı film Oscar’ına uzanması, yaşamın ve ölümün bu kadar hayatın içinde başa baş gittiğini cesurca göstermesi açısından başarılı bir film. Törensel havası da filme ayrı görsel bir tat katıyor.
Ölümcül Tuzak / Hurt Locker
Chris Hedges’in “Savaşma arzusu güçlü ve ölümcül bir bağımlılıktır. Savaş bir uyuşturucudur. “ sözüyle açılan film, dünyanın en zor işlerinden birini yapan, muharebe sırasında bombaları etkisiz hale getirmekle görevli askerlerin yaşamından bir kesit sunuyor. Herkesin potansiyel düşman ve her objenin de ölümcül bomba olduğu Irak'ta, elit askerler dünyanın en zor görevlerinden birinde yer alır. Sıcak savaşın ortasında bombaları imha etmekle yükümlüdürler. Takım lideri William James, hem bu yaygın bombalardan hem de psikolojik ve duygusal etkilenmelerle uğraşmaktadır. James'in iki askeri kendini cüretkarca savaşın ortasına atar. James ise ölüme aldırmadığı için askerlerine yardıma gider. Yeni vahşi liderini korumaya çabalayan adamlar, şehri kaosa sürekler.
Oyuncu / Gamer
Zamanın ibresini bir hayli ileriye attığı bir hayat dilimindeyiz. Bilgisayar oyunlarının gerçeğe uyarlanmış hali de diyebiliriz. ‘Zihin kontrol teknolojisi’nin tehlikeli bir gerçeklik halini aldığı, aksiyon ve gerilimin kol gezdiği filmde toplumdan uzak bir yaşam süren milyarder Ken Castle şimdiye kadar yapılanlar arasında en çok tartışma yaratmış olan oyun biçimini yaratmıştır: “Slayers”. Bu oyun milyonlara en derindeki arzularını ve fantezilerini tüm dünyanın gözü önünde sergileyebilme imkanı sağlayan ve olağanüstü popüler bir hale gelen çok-oyunculu bir online oyun. Fakat oyun yeni ve korkunç bir boyut kazanır. İnsanlar insanları oynuyordur. Gerard Butler’ın oynadığı Kable, oyuncusunun kontrolünde her engele meydan okuyarak onu her hafta zaferden zafere koşar. Ailesinden alınıp hapsedilen ve kendi iradesi dışında savaşmaya zorlanan günümüz gladyatörü, oyundan kaçabilmek için hayatta kalmak zorundadır. Kendi özgür iradesini ve kimliğini geri kazanması, karısını, ailesini ve insanlığı Castle'ın acımasız teknoloji spiralleri daha da kontrolden çıkmadan önce kurtarması gerekir. Dejenerasyonun boyutlarını ve geleceğin ne kadar berbat bir hal alacağının duygusunu etkili bir biçimde sunuyor. Film Neveldine / Taylor imzası taşıyor.
Matrak Adamlar / Funny People
Geçtiğimiz son birkaç yılda, yönetmen Judd Apatow, komedi söz konusu olduğunda, orta yaş bekareti veya istenmeyen hamilelik dahil olmak üzere hiçbir şeyin tabu olmadığını kanıtladı. 2005 yılında çıkış yaptığı filmi “40 Yıllık Bekar” ve onu takip eden 2007 yapımı “Kaza Kurşunu”, önemli filmlerdi. İzleyiciye hayatlarının en komik anlarını yaşatan bu filmler gişede de büyük bir başarıyı yakaladı. Bu üçüncü yönetmenliğinde, insanın hayatındaki en büyük mücadelenin mizahi yönlerini gözler önüne seriyor. Kısa süre sonra öleceği haberini alan ünlü bir komedyen ve elde ettiği ikinci bir şansla neler yaptığının hikayesi olan “Matrak Adamlar” filminde Adam Sandler, Seth Rogen ve Leslie Mann rol alıyor. Apatow daha önce hiç bu kadar açıkça gündeme gelmeyen bir soru yöneltiyor: En baştan başlama şansınız olsaydı, aynı ahmaklıkları yapmaya devam eder miydiniz? Judd Apatow bir dönem, kendi de tecrübe ettiği stand-up komedyenliği işine yakından bakmış. Duygusal anlar olduğu kadar, bel aşağı muhabbetler de stand up komedyenlerinin ağzından eksik olmuyor. Uzun ama sıkılmazsınız büyük ihtimalle…
Acı
Cemal Şan, son yılların en fazla film çeken yönetmenlerinden. ‘Bu filmi çekmeseydim sinemayı bırakırdım’ diyecek kadar bel bağlamış durumda Acı’ya. Acı adı gibi zorlu koşullarda çekilmiş bir film. Tam bir kış filmi ama içinde birçok detay barındırıyor. Yalnızlaştırma politikası, toprağa bağlılık, yaşlılık ve direnme, kaçış, sığınma, inatlaşma ve gerçekten de acı duygularını fazlasıyla barındırıyor. Erzincan’ın iki bin metre yüksekliğindeki bir dağ köyünde, zor koşularda çekilen filmde Cemal Şan’ın “fetiş” oyuncum dediği Nesrin Cavadzade ve yılların deneyimli oyuncusu, “Sürü” filminin unutulmaz ağabeyi Erol Demiröz başrolde. Filmde, iki apayrı insan, iki apayrı oyunculuk anlayışı, iki apayrı dünya bir araya geliyor ve filmde anlatılmaya çalışılan dede torun ilişkisi, kuşak çatışmaları değişik gerçeklikle ortaya konularak iki kişilik bir dünya yaratılıyor…Hava muhalefetinin de etkisi bir hayli hissediliyor filmde. Öykü iyi, açılar iyi, hikayenin dokusu ve ilerleyişi iç burkucu…
Kampüste Çıplak Ayaklar
Cansel Elçin yurtdışından geldikten sonra birçok dizide rol aldı, sevildi ve beğenilen oyuncular arasında yer aldı. Daha önce çektiği kısa filmi de bulunan Elçin, Luk Piyes’in ardından film çeken oyuncular kervanına katılmış bulunuyor. Filmin senaryosu Cansel Elçin ve Meltem İnan’a ait. Yani Hindistan yanını İnan’dan, Fransa yanını ise Elçin’den almış. Film bir kampus ortamında geçiyor. Üç farklı kızın dünyasına dalıyoruz. Hepsinin de açmazları var. Deniz eski arkadaşını unutamaz, Arzu yaptığı evliliği yürütemez, Ebru ise erkeklere umarsız davranarak kendini rahatlatmaya çalışır. Sonra bir gün sınıfa Hintli bir kız gelir ve olayların seyri değişir. Cansel Elçin masalsı bir film anlatmaya çalışıyor ama bunu biraz dağınık bir biçimde yaptığı için çok da bir araya toplayamıyor. Araya serpiştirilen Hint öğretilerinin ne kadar ilgi çekeceği ise belirsiz. Aslında herkese umut veren, masalsı bir dokunuşla onların önünde bir yol açmaya çalışan kızın, gerçekliğinden kuşkuluyuz. Yönetmen de böyle olmasını istiyor. Bir oyuncunun yönetmenliğinin ne kadar başarılı olduğunu tartmak isteyenler için…
Karanlıktakiler
Çağan Irmak iddialı filmler çekmiyor gibi görünüyor ama her seferinde filmin içindeki bir duygu seyircide patlama yaratıyor. Filmler bir anda kulaktan kulağa yayılıyor, gerek o duygulara eşlik eden sahneler, gerekse müzikleriyle bir anda insanların hücum ettiği filmler oluyor. Karanlıktakiler bu anlamda biraz daha geride kalacak filmlerden. Bir anne – oğul ilişkisine odaklanıyor ve farklı bir açılımla noktalanıyor. Yalnızlığın kasıp kavurduğu bir anne ve oğul. Anne evden dışarı adım atamıyor, herkesin gözünde biraz kafadan tırlak. Oğul ise anneye biraz gıcık. Ama ikisi de bu dünyanın dışında, itilmeye, yalnız bırakılmaya pek müsaitler. Oğul patronunun ilgisini yanlış anlıyor, anne geçmişiyle hesaplaşamıyor bir türlü. Ama sonra herkesi tartışma noktasına sürükleyecek bir çözüm buluyor oğul Egemen. Unutturmayan, güldüren, tatlı isteten ve acıları ortaya döküp cesaretlendiren…Film ev ve ofis ortamlarında geçen, Egemen’in annesine olan duyguları hakkında tersinleme yapan film, tekrarlı anlatımıyla seyircide sıkıntı yaratabilir. Ama öyküsüyle sürükleyebilir. Erdem Akakçe, duygu iniş çıkışları yaşatmayan oyunculuğuyla başarılı, Meral Çetinkaya ise abartılı oyunculuğuyla birçokları için sevimli / itici gelebilir. Irmak, yine düşsel bir akış yaratarak, dikkatleri üzerine çekebilir…
Son Veda / Departures En İyi Yabancı Film Oscar’ına ve Avrupa’dan birçok ödüle layık görülen Departures hem güldüren hem de hüzünlendiren filmlerden. Japonya sınırlarının ötesine geçen etkileyici bir film. Hikaye odaklı, enfes planları, dokunaklı müzikleri, dolu dolu yan karakterleri ve minimal sinema ****forlarıyla, çok iyi bir yönetmelikle iyi bir film olmuş ve izlenmeyi hak ediyor. Çello çalan Daigo’nun çaldığı orkestra dağılınca karısıyla beraber memleketine döner. Ve iş aramaya başlar. Bulmasına bir iş bulur ama iş biraz ilginçtir. Cesetlerin yakılmadan önce törensel olarak tabutlanması işidir. Ölüye dokunmanın hoş karşılanmadığı bir toplumda Daigo’nun bu işi yapması karısı dahil birçok kişi tarafından hoş karşılanmaz. Ama Daigo bir nevi insana saygı içeren bu işi sürdürmeye kararlı bir davranış içine girer. Ama onunda hayatta açmazları vardır. Küçük yaşta terk eden babasından nefret eder ama kader onları farklı bir biçimde buluşturur. Son Veda, hüzünlü ama aynı zamanda komik bir çizgide ilerliyor. Dingin bir film. Mekanların seçimi ve kullanımı çok başarılı. Yabancı film Oscar’ına uzanması, yaşamın ve ölümün bu kadar hayatın içinde başa baş gittiğini cesurca göstermesi açısından başarılı bir film. Törensel havası da filme ayrı görsel bir tat katıyor.
Ölümcül Tuzak / Hurt Locker
Chris Hedges’in “Savaşma arzusu güçlü ve ölümcül bir bağımlılıktır. Savaş bir uyuşturucudur. “ sözüyle açılan film, dünyanın en zor işlerinden birini yapan, muharebe sırasında bombaları etkisiz hale getirmekle görevli askerlerin yaşamından bir kesit sunuyor. Herkesin potansiyel düşman ve her objenin de ölümcül bomba olduğu Irak'ta, elit askerler dünyanın en zor görevlerinden birinde yer alır. Sıcak savaşın ortasında bombaları imha etmekle yükümlüdürler. Takım lideri William James, hem bu yaygın bombalardan hem de psikolojik ve duygusal etkilenmelerle uğraşmaktadır. James'in iki askeri kendini cüretkarca savaşın ortasına atar. James ise ölüme aldırmadığı için askerlerine yardıma gider. Yeni vahşi liderini korumaya çabalayan adamlar, şehri kaosa sürekler.
Oyuncu / Gamer
Zamanın ibresini bir hayli ileriye attığı bir hayat dilimindeyiz. Bilgisayar oyunlarının gerçeğe uyarlanmış hali de diyebiliriz. ‘Zihin kontrol teknolojisi’nin tehlikeli bir gerçeklik halini aldığı, aksiyon ve gerilimin kol gezdiği filmde toplumdan uzak bir yaşam süren milyarder Ken Castle şimdiye kadar yapılanlar arasında en çok tartışma yaratmış olan oyun biçimini yaratmıştır: “Slayers”. Bu oyun milyonlara en derindeki arzularını ve fantezilerini tüm dünyanın gözü önünde sergileyebilme imkanı sağlayan ve olağanüstü popüler bir hale gelen çok-oyunculu bir online oyun. Fakat oyun yeni ve korkunç bir boyut kazanır. İnsanlar insanları oynuyordur. Gerard Butler’ın oynadığı Kable, oyuncusunun kontrolünde her engele meydan okuyarak onu her hafta zaferden zafere koşar. Ailesinden alınıp hapsedilen ve kendi iradesi dışında savaşmaya zorlanan günümüz gladyatörü, oyundan kaçabilmek için hayatta kalmak zorundadır. Kendi özgür iradesini ve kimliğini geri kazanması, karısını, ailesini ve insanlığı Castle'ın acımasız teknoloji spiralleri daha da kontrolden çıkmadan önce kurtarması gerekir. Dejenerasyonun boyutlarını ve geleceğin ne kadar berbat bir hal alacağının duygusunu etkili bir biçimde sunuyor. Film Neveldine / Taylor imzası taşıyor.
Matrak Adamlar / Funny People
Geçtiğimiz son birkaç yılda, yönetmen Judd Apatow, komedi söz konusu olduğunda, orta yaş bekareti veya istenmeyen hamilelik dahil olmak üzere hiçbir şeyin tabu olmadığını kanıtladı. 2005 yılında çıkış yaptığı filmi “40 Yıllık Bekar” ve onu takip eden 2007 yapımı “Kaza Kurşunu”, önemli filmlerdi. İzleyiciye hayatlarının en komik anlarını yaşatan bu filmler gişede de büyük bir başarıyı yakaladı. Bu üçüncü yönetmenliğinde, insanın hayatındaki en büyük mücadelenin mizahi yönlerini gözler önüne seriyor. Kısa süre sonra öleceği haberini alan ünlü bir komedyen ve elde ettiği ikinci bir şansla neler yaptığının hikayesi olan “Matrak Adamlar” filminde Adam Sandler, Seth Rogen ve Leslie Mann rol alıyor. Apatow daha önce hiç bu kadar açıkça gündeme gelmeyen bir soru yöneltiyor: En baştan başlama şansınız olsaydı, aynı ahmaklıkları yapmaya devam eder miydiniz? Judd Apatow bir dönem, kendi de tecrübe ettiği stand-up komedyenliği işine yakından bakmış. Duygusal anlar olduğu kadar, bel aşağı muhabbetler de stand up komedyenlerinin ağzından eksik olmuyor. Uzun ama sıkılmazsınız büyük ihtimalle…
Acı
Cemal Şan, son yılların en fazla film çeken yönetmenlerinden. ‘Bu filmi çekmeseydim sinemayı bırakırdım’ diyecek kadar bel bağlamış durumda Acı’ya. Acı adı gibi zorlu koşullarda çekilmiş bir film. Tam bir kış filmi ama içinde birçok detay barındırıyor. Yalnızlaştırma politikası, toprağa bağlılık, yaşlılık ve direnme, kaçış, sığınma, inatlaşma ve gerçekten de acı duygularını fazlasıyla barındırıyor. Erzincan’ın iki bin metre yüksekliğindeki bir dağ köyünde, zor koşularda çekilen filmde Cemal Şan’ın “fetiş” oyuncum dediği Nesrin Cavadzade ve yılların deneyimli oyuncusu, “Sürü” filminin unutulmaz ağabeyi Erol Demiröz başrolde. Filmde, iki apayrı insan, iki apayrı oyunculuk anlayışı, iki apayrı dünya bir araya geliyor ve filmde anlatılmaya çalışılan dede torun ilişkisi, kuşak çatışmaları değişik gerçeklikle ortaya konularak iki kişilik bir dünya yaratılıyor…Hava muhalefetinin de etkisi bir hayli hissediliyor filmde. Öykü iyi, açılar iyi, hikayenin dokusu ve ilerleyişi iç burkucu…
Kampüste Çıplak Ayaklar
Cansel Elçin yurtdışından geldikten sonra birçok dizide rol aldı, sevildi ve beğenilen oyuncular arasında yer aldı. Daha önce çektiği kısa filmi de bulunan Elçin, Luk Piyes’in ardından film çeken oyuncular kervanına katılmış bulunuyor. Filmin senaryosu Cansel Elçin ve Meltem İnan’a ait. Yani Hindistan yanını İnan’dan, Fransa yanını ise Elçin’den almış. Film bir kampus ortamında geçiyor. Üç farklı kızın dünyasına dalıyoruz. Hepsinin de açmazları var. Deniz eski arkadaşını unutamaz, Arzu yaptığı evliliği yürütemez, Ebru ise erkeklere umarsız davranarak kendini rahatlatmaya çalışır. Sonra bir gün sınıfa Hintli bir kız gelir ve olayların seyri değişir. Cansel Elçin masalsı bir film anlatmaya çalışıyor ama bunu biraz dağınık bir biçimde yaptığı için çok da bir araya toplayamıyor. Araya serpiştirilen Hint öğretilerinin ne kadar ilgi çekeceği ise belirsiz. Aslında herkese umut veren, masalsı bir dokunuşla onların önünde bir yol açmaya çalışan kızın, gerçekliğinden kuşkuluyuz. Yönetmen de böyle olmasını istiyor. Bir oyuncunun yönetmenliğinin ne kadar başarılı olduğunu tartmak isteyenler için…
Karanlıktakiler
Çağan Irmak iddialı filmler çekmiyor gibi görünüyor ama her seferinde filmin içindeki bir duygu seyircide patlama yaratıyor. Filmler bir anda kulaktan kulağa yayılıyor, gerek o duygulara eşlik eden sahneler, gerekse müzikleriyle bir anda insanların hücum ettiği filmler oluyor. Karanlıktakiler bu anlamda biraz daha geride kalacak filmlerden. Bir anne – oğul ilişkisine odaklanıyor ve farklı bir açılımla noktalanıyor. Yalnızlığın kasıp kavurduğu bir anne ve oğul. Anne evden dışarı adım atamıyor, herkesin gözünde biraz kafadan tırlak. Oğul ise anneye biraz gıcık. Ama ikisi de bu dünyanın dışında, itilmeye, yalnız bırakılmaya pek müsaitler. Oğul patronunun ilgisini yanlış anlıyor, anne geçmişiyle hesaplaşamıyor bir türlü. Ama sonra herkesi tartışma noktasına sürükleyecek bir çözüm buluyor oğul Egemen. Unutturmayan, güldüren, tatlı isteten ve acıları ortaya döküp cesaretlendiren…Film ev ve ofis ortamlarında geçen, Egemen’in annesine olan duyguları hakkında tersinleme yapan film, tekrarlı anlatımıyla seyircide sıkıntı yaratabilir. Ama öyküsüyle sürükleyebilir. Erdem Akakçe, duygu iniş çıkışları yaşatmayan oyunculuğuyla başarılı, Meral Çetinkaya ise abartılı oyunculuğuyla birçokları için sevimli / itici gelebilir. Irmak, yine düşsel bir akış yaratarak, dikkatleri üzerine çekebilir…
![[Resim: 9074999.jpg]](http://img269.imageshack.us/img269/4135/9074999.jpg)
[/URL][/align]![[Resim: 123.jpg]](https://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/05/123.jpg)
![[Resim: 124.jpg]](https://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/05/124.jpg)
![[Resim: 125.jpg]](https://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/05/125.jpg)
![[Resim: 126.jpg]](https://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/05/126.jpg)