Pir Zöhre Ana Forum

Tam Versiyon: Kendi kaynaklarına göre "Zöhre Ana"cılık (gençaleviler)
Şu anda arşiv modunu görüntülemektesiniz. Tam versiyonu görüntülemek için buraya tıklayınız.
Sayfalar: 1 2 3
]Yazan Naki
Kendi kaynaklarına göre "Zöhre Ana"cılık


Ankara, özellikle son 30 yılda ışığa koşan pervaneler gibi hızla kentlere göçen Alevi nüfusun yoğun biçimde yerleştiği yerlerin başında gelir...

Yüzlerce yıllık üretim biçimini, geleneğini, inançsal ritüellerini terk ederek Ankara varoşlarına doluşan bu halkın hayata tutunduğu bölgelerin başında Seyranbağları, Abidinpaşa, Kırkkonaklar, Mamak, Saimekadın gibi semtler gelir. Aleviliğin belkemiği niteliğindeki ocaklar, bu kentlere doluşma sürecinde büyük bir darbe aldı. Oysa, her biri dede soylular ve talipler seklinde iki kesimin bir bütünü oluşturduğu bir sosyal yapı olan bu ocaklar, Aleviliğin temel sosyal organizasyonunu oluşturuyordu. Yaşanan hızlı nüfus hareketleriyle pir-talip ilişkisi büyük ölçüde koptu, ocak sistemi fiilen işlevsiz kaldı. Alevilerin ocaklar temelindeki inançsal yaşamını, Sünni devlet kimliği ve kurumlarının egemen olduğu kentlerde sürdürmesi neredeyse olanaksızdı.

Kente doluşanların kentlileşebilmesi de pek kolay olmadı. Aradan 4-5 kuşak geçmesine rağmen bu süreç henüz tamamlanmadı.

Şehirlerin varoşlarına kümelenen göçgün Aleviler, tarihsel süreçte ekonomik bakımdan düştükleri "en zayıf halka" konumunu burada da sürdürmeye, istisnalar dışında en yoksul kesimlerin başında gelmeye devam ettiler. 1970 ve 1980'lerde kitle halinde inançlarını yok sayarak, siyasi kimliklerini ön plana çıkaran Alevi toplumu, "ideolojilerin ölümü" için milat kabul edilen 1990'lardan itibaren ise yeniden aslına rücu etmeye başladı.

Kısaca özetlemeye çalıştığım bu dev toplumsal dönüşüm sürecinde, birey olarak aynı serüveni yaşayanlardan biri var ki O'nun öyküsü oldukça değişik ve ilgi çekici... Eğitimsiz, yoksul, sıradan bir evkadını iken bir gün her nasılsa "erişen", bu yüzden "Pir", "Ana" diye anılmaya başlanan birisi...Kendisi yaklaşık 30 yıldır Alevilik adına hüküm veren, tarihi kimlikleri yeniden tanımlayan, önemli tarihi günleri kendince değiştiren, gaipten haber verdiğine inanılan, hasta, sakat, çaresiz, gariban, yoksulların medet umduğu, şifa bulmak için kapısına yüz sürdüğü, el etek öptüğü biri...

Milyonlarca insanın tanıdığı, binlerce kişinin niyaz ettiği bu kişi, Ankara'nın en geri mahallelerinden birinde son derece şaşalı, göz kamaştırıcı, lüks bina kompleksi, dini-sosyal tesisler inşa eden, koskoca bir sosyal yapıya-kesime hükmeden biri...

Bu kişi bir "Alevi Piri" kabul ediliyor, Alevilik adına kendisinden görüş alınıyor, medyada hakkında haberler yapılıyor, kitaplar yazılıyor.

Bu inançsal-sosyal yapıyı ortaya çıkaran bu kişinin bizzatihi kendisi mi, yoksa bu kişi, kendisinin de bir birey olarak içinde yar aldığı köksüz kalmış Alevi toplumunun ürettiği bir figür mü? Bu ortaya çıkan inançsal ekol için "Varoş Aleviliği" deyimi uygun mudur?

"Ana"nın imanlı ve sadık izleyicileri var. Güçlü bir kadro izlenimi veriyor. Bağlıları sosyal, kültürel faaliyetler çerçevesinde tanıtım işine de büyük önem veriyor. Bir de internet siteleri var ki, buradaki içerik, (deyim yerindeyse) "Zöhre Ana" öğretisinin niteliğini bir bakışta anlaşılacak biçimde ortaya koyuyor.

Kendi kaynaklarından yaptığımaşağıdaki alıntılarda, bu yapı kendini net olarak gösteriyor. Bunları olduğu gibi ve YORUMSUZ olarak aktarıyorum. İsteyenler internet sitelerinde daha ayrıntılı bilgiler de bulabilir. Özellikle "Ana"nın ağzından dökülen manzum sözlere (şiir?) bir göz atmak yeterlidir diye düşünüyorum.

Bu inançsal-sosyolojik olayı, forumlarda yıllardır durmadan Alevilik tartışan kişilerin dikkatine sunuyorum.

[BZöhre Ana kimdir?[/B]

“Süheyla Gülen (Zöhre Ana), 15 Haziran 1957 yılında Yozgat merkeze bağlı Köçekkömü Köyünde dünyaya geldi. Baba adı İsmail, anne adı Yeter. 1974 yılında evlendi. Bu evlilikten Gazi ve Selver isminde iki çocuğu oldu. Herkes gibi normal bir yaşam sürerken 10 Kasım 1982 yılında, saat 05:30 civarında kendisine batın aleminden gelen bir evliya (Yusuf-u Ziya, bilinen adı Gül Baba) tarafından Zöhre Ana ismi bildirildi. Bu tarihten sonra Zöhre Ana olarak tanınan Süheyla Gülen, kendisine ziyarete gelen insanlara bilgi vermesinin yanısıra, şifa da vermeye başladı.

Bir evliya olarak inanılan Zöhre Ana, Alevi inancından gelmesine karşın, verdiği dini bilgiler bu günkü alevilerin inançlarıyla farklılık göstermekte, sünni inanışın bilgilerinide alt üst etmektedir. Bunlara bir örnek vermek gerekirse; Alevi inancında Hz Muhammed ile Hz Ali’nin müsahip (Yol kardeşliği. Sonradan olunmuş inanç kardeşi.) olduğu bilinir. Oysaki Zöhre Ana, “Hz Muhammed ve Hz Ali yol kardeşi değildir, onların dedeleri müsahip olmuştur”, der. Ayrıca tarihi kaynaklarda, amca çocuğu oldukları yazarken, Zöhre Ana, Hz Muhammed ve Hz Ali hala-dayı çocuklarıdır diye bilgi vermektedir. Alevilikte musahip kardeşlerin çocukları bile birbiri ile evlendirilmez günah kabul edilirken, Hz Muhammed’in musahip kardeşine kendi kızını vermiş olması mümkün görülmemektedir . Bir başka örnek ise hem alevi hem de sünni inancı ilgilendirmekte dir. Tarihlerin değiştirilmiş olduğu ve insanların asırlardır yanıltıldığıdır . Tarihte hiç bir olayın gününün değiştirilemiye ceğini savunan Zöhre Ana, Hicri takvime göre yapılan ibadet ya da benzeri eylemlerin gerçek tarihleri dışında yapılmakta olduğunu bildirmektedir. Mesela Kerbela’da, Halife Yezid’in emriyle başı kesilen Hz Muhammed’in torunu İmam Hüseyin için, Muharrem ayında tutulan yasın gerçek tarihinin, 4 Mart ve 15 Mart arasında tutulması gerektiğini, Hz Hüseyin’in 15 Mart’a kadar eziyet ve işkence gördüğünü ve 15 Mart günü ise başının ensesinden kesilerek şehit edildiğini ve kesik başının yerlerde tekmelendiğini söylemektedir. Bu ve daha pek çok konuda insanlara bilgi verirken, tıpta çaresi olan ya da olmayan bir çok hastalığa derman bulabilmek için insanlar Zöhre Ana’ya başvurmaktalar. Bu hastalıklar arasınsa, sara, sedef, kanser, sinir, felç, şeker, böbrek hastaları ile kısır teşhisi konmuş çiftlerin çocuk istekleri öne çıkıyor. Üniversite sınavlarına ya da iş sınavlarına gireceklerin kalemlerine el sürdürmelerini de unutmamak gerekiyor. Tüm bunların karşılığı olarak Zöhre Ana, gelen ziyaretçilerind en bir şey talep ediyor mu diye sorarsak, görünen açıkça şu dur; Hayır bu güne kadar hiç kimseden hiç bir şey almadığı bir gerçektir. Aldı ya da alıyor diyen insanlar yok mu? Evet tek tük te olsa bunlarlada karşılaşıyorsun uz. Ancak bunların gerçek dışı iddialar olduğu da çok geçmeden anlaşılıyor. Muska, tılsım, büyü, fal, gibi olaylara karşı olan Zöhre Ana, Musfa Kemal’in aslında Hacı Bektaşi Veli’nin bir yaşamı olduğunuda söylemekte. Zöhre Ana’nın bir de edebi yönü var ki, söylediği deyişlere yetişmek mümkün değil. Kesinlikle din, dil, ırk ayrımına karşı duran [/BZöhre Ana’nın kişiliği, dergah binasının duvarına asılı şu sözlerle daha iyi anlaşılacaktır”
Kaynak: [B]][Only registered and activated users can see links. Click Here To Register... ]



[B]"PİR DİLİNDEN” (özlü sözler)[/B]


Gönlüm Allah’ın kitabı, dilim Allah’ın kalemidir.”
“Evliyaların kendinden geçmeleri içkiyle değildir. Onlar aktardıkları hak nefesleriyle coşup, aşka gelerek, hak aşkıyla kendilerinden geçerler.”
“Bir damla kanım varsa O da Mustafa Kemal’ in yoluna feda olsun.”
“Bu kapı Muhammed- Ali, 12 İmam, Ehlibeyt yolunda; insanlık, sevgi, saygı, hoşgörü, doğruluk, dürüstlük içinde; Mustafa Kemal Atatürk’ün sancağı altında açılan bir kapıdır.”
“Kur-an İmanla Olur. İman Aşkla Olur. Aşk İnsanla Olur, İnsanı Sevmekle Olur.”
“Ali’siz yol yürünmez.”
“Bütün cihanı yaratan Allahtır. Kimse kimsenin ibadetine karışmamalı ve hoşgörü ile bakmalıdır.”
“Hak her zaman inananın ve çağıranın yanındadır.”
“Muhammed İlmin Kapısı, Ali Anahtarıdır.”
“Her Müslüman ülkede İslam var ama Ali ismi, Ali nefesi yoktur.”
Atatürk, Zöhre Ana’nın dilidir.”
“[BZöhre Ana ilmin deryasından gelmiş, şar kapısını açmış ve Hz.Ali’nin nefesini saçmıştır[/B].”
“Bizim tuttuğumuz oruç değil, yastır.”
“Bu cinci, muskacı, falcı, üfürükçü, hacı hocaların gerçekten bir marifeti olsaydı; bugün dünyaya hakim olurlardı. Bu tür safsatalara inanmayınız.”
“Benim siyasetim insan sevgisidir.”
“Niyaz ettiğiniz post İmam Şah Üseyin’in makamını temsil eder.”
Namazınızı mutlaka kılın. Elinizden geldiğince, fırsat buldukça başınızı bir kerecik olsun hak için secdeye götürünüz.”
“Evliyalar geldikleri her dönemde Allah’ın bir vekili olarak gelmiştir.”
“İnancı diri tutan ibadettir. İbadetsiz insan olmaz.”
“İnsanları daima sevin, sayın ve daima yardımsever olun. Hakkınızı sonuna kadar arayın ancak kötülüğe kötülükle cevap vermeyin. Kötü insanlardan da kendinizi sakınıp uzak durmaya çalışın. Size kötülük etmek isteyenlere karşı da pirinize sığının.”
“Takkeden, tespihten, sarıktan, türbandan medet umulmaz.”
“Padişah kapısını kürk açar, hakikat kapısını post açar.”
“Evliyanın hizmeti haktır, duası haktır, pençesi haktır.”
“Evliyanın ışığı Allah’tan, kerameti Ali’dendir.”
“Yas aylarında düğün, bayram, eğlence yapılmaz.”

ZÖHRE ANA GELENEĞİNE GÖRE “ALEVİ SÖZLÜĞÜ”

Akibet :Ahiret (Öbür Dünyanın Varlığı)
Avaz : Dervişin huvan etmesi
Ayan Olmak :Geçmişi ve geleceği görmek
B
Batın : Allah Dünyası
Beş Esma : Hz. Muhammed Mustafa’nın aile efradı (Hz. Ali, Fatıma Zöhre, Adila Ana, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin’in var oluşu)
C
Car :Evliyanın imdada yetişmesi
Cemal :Yüz Güzelliği
Cem Evi :Kırkların ibadet ettiği mekân
Cılga :Tepelerden aşan yol
Cıplanmak :Hakikate üryan büryan olmak
Ç
Çeşmim : Özden ağlamak
D
Dan Yıldızı :Fatıma Zöhre’nin doğuşu
Dara Durmak :Hakikate Bağlanmak
Dem :Allah tarafından Evliyalara gelen söz ve nefes
Derviş :Evliyanın bir ismi
Destur Vermek :Evliyanın Himmeti
Don Değişmek :Evliyaların, her dervişin sıfatında konuşması
Duaz İmam :Allah tarafından inen beyitler
E
Ehlibeyt :Hz. Muhammed’in Soyunun Gelmesi
G
Gargar Yapmak :Hakikate karşı iyi konuşup, kötü konuşmayacağına söz verip, ağzını suyla temizlemek
Güfer :Can gözlerinin dökülmesi
Güman :İkilik
H
Hakikat Narı :Allah’ın kor ateşi
Haraba :İnsanın akıbetinin viran olması
Hendeki :Allah’ın her şeye kadir olması
I-İ
Ilgıt Ilgıt : Dervişlerin kan ve terinin akması
İkrar :Hakk’a söz vermek
İrşat :Allah’ın evliyaları göndererek kerametleri ile tanıtılması
K
Kâmil :Evliyanın mekânında ağırlığı
Katarlanmış :Gökte Turna,yerde Devenin dizilişi
Kayba Girmek :Evliyanın göç etmesi
Kelam :Allah sözünün konuşulması
Kemerbest :Muhammed-Ali’nin ibadet kuşağı
Keyfeni :Hak lokmasını pişiren kişi
Kıvrak :Murat almak (Hz. Fatıma’nın gelin olarak murad alması)
Kibpria :Beş Esma’nın bir ismi,Hz.Hüseyin’in balık ağında şehit düşmesi)
Kirid :Kin tutmak
Koylanı :Hak ateşine yanmak (Üzülmek)
Künye :İnsanın evveliyatını bildirmek
L
Lal Eylemek :Akibet zamanında dilin tutulması
Leflake Leflek :Allah’ın kendi varlığını bildirmesi
Libas : Dervişin şalı
Lokma :Hak için kurban kesmek ve hayır dağıtmak
Lutuf : Dervişten alınan dilek
M
Mağrup :Batın alemi
Maşrup :Zahir, yaşanan dünya
Maşuk :Evliyaların hocası
Mataf :Evliyanın gösterdiği kerametleri
Menzil :Hakikate ermek
Mest :Hakka bağlanıp, kendinden geçmek
Mim :Muhammed’in okuduğu Kur’an
Mürşit :Allah kapısını açan evliyanın bir ismi
N
Naçar :Ümidin kesilmesi
Necef Deryası :Umman, Allah’ın deryası
Nefes :Allah’tan gelen sözler
Nişan :Evliyaların birbirini tanıması
Niyaz :Hakk’a secdeye inmek
Ö
Öğcüdükçe :İçini kusmak
P
Palas :Turna kuşu yavrusunun tüylenmesi
Pençe :Evliyanın dokunması
Pir :Evliyanın bir ismi
Post :Evliyanın oturduğu makam
R
Rehber :Evliyanın ışık tutup yol göstermesi
S
Serçeşme :Abûkevser ırmağının başı
Seyid :Evliyaların Hz. Muhammed soyundan gelmesi
Ş
Şad :Murad alıp gülmek
Şavk :Allah nurunun yansıması
Şefaat :Evliyalardan murad almak
T
Teber :Evliyalardan darbe yemek
Tevhid :Kırklar ceminde diz üstünde yapılan ibadet
Tezdirmek :Evliyaların doğru sözlerinden insanların kaçınması
Tot :Köpeğin boğazına takılan tasma
U
Uğunmak :Evliyaların Hakk’a ağlaması
Umman :Evliyaların Hak sırrına ermesi
Uruf :İnsan bedeninin sahibi
Ü
Übrüdü :Korkmak
Ürümek :İnançsız insanların gerçekleri görmemesi
Üryan Büryan :Hakk’a her şeyi ile bağlanarak yanmak
Y
Yas-ı Matem :Hz. Muhammed ve soyunun çektiği acılara saygı duymak
Yadetmek :Emaneti yerine getirmek
* **
Hayrettin Baba, Eba Müslim, Didar Ana, Yusuf Şah, Seyit Ahmet, Şah Sultan, Mevlana (Celal Abbas) gibi adlardaki, çoğunun kimliği pek bilinmeyen ya da ben cahilin bilemediği bazı merhumların, Zöhre Ana’nın ağzından manzum olarak konuştuğu, Ana’nın bir çeşit vahy yöntemiyle bu kişilerden aldığı sözleri halka aktardığına inanılıyor.

Bir örnek:
HAYRETTİN Baba'dan

"Müslüman sayılır Allah bilmiyo
Yolunu yitirir nere gidiyo
Cümle mahlûk yaradana geliyo
Kuzusun yitiren koyun meliyo
Bir çiçek misali açıp solarsın
Görünmez köylere kendin yorarsın
Burada duymazsın birgün duyarsın
Sahipsiz kalırsın insan ararsın
Muhammed üstadım Pirim Ali’dir
Kırkların evinde cemde yeridir
İmam ikrar bir karar verilir
En sonunda cesat yere serilir
Götürür ahbabın sonunda seni
Akibet toprağı bedeni teni
Cehennem kapısı şeytanın yeri
Kullar azmış Zöhre haber ver Ali
Bu dünya fanidir insan göçüyo
Bile bile dervişlere ürüyo
Ömür bitmez gibi hele yürüyo
Kahkaha atarak niye gülüyo
Bilmez görmez bu alemde yaşayan
Dünya dolar taşar suları coşan
Kanatlar Ali’ye dervişler uçan
Her taraf bezenmiş kokuya saçan
Ahret gömleğini sırtına almış
Giden gelen var mı topraktan kalkmış
Mustafa tacını kimlerden takmış
Kara deve gelmiş kapıya ıkmış
Zahir batın okudanım Ali’dir
Her dervişin zaten adı delidir
Hem gezinir hem şalında velidir
Şahımerdan ismi billah Ali’dir
Sorgular sorular birbir divanda
İllâ Ali illâ Seyfe Merdan’da
Yeşil Zülfikarı gezer havada
Oniki imam soyu yazar burada
Cennet kapısında Fatıma Zöhre
Şefaat isterim ulaşsın bize
Mim yazar elleri şimdiden pire
Bu dünya sahibi göçüyo kime
Uzak mıdır Yemen gerçek er isen
Kırkların içinde Hakka var isen
Oniki İmam sultanına Pir isen
Ekilmiş ekeni mürşid veliysen
Kırmızı gül teni verir açıyo
Kokusu cennetten Pir’e saçıyo
Katar katar durna gökte uçuyo
İman ikrar bitmiş erden kaçıyo
İki elin almış yanına yatar
İşi gücü bitmiş yolunu tutar
Sanki bir ejderha Azrail yutar
Et kemik cesatta kaldırır atar
Onsekiz yaşını yel gibi geçer
Yirmisine gelmiş libasın seçer
Ahreti düşünmez gün biter göçer
Herkes ektiğini önünde biçer
Taput derler bunu kimler yapıyo
Evinden yerinden dışa atıyo
Kararmış ışığı nasıl yakıyo
Bir zaman inanmaz kafir atıyo
Cevheri satalım Zöhre Ana’dan
Dervişler ayrılmaz Hüsnü Rıza’dan
Kerbela sözleri döker Hüdadan
Sen seni bilmezsin bilir yaradan
Kara giymiş derviş hakka gezinir
Gece yatmaz gündüz kula ezilir
Kırkların darına duran dizilir
Hz. Hüseyin niye kesilir
Musalla taşına uzanır kalkmaz
Bir zaman gezinir dünyadan korkmaz
İyi kötü günler geçirir bıkmaz
Ahbap dostu yoktur yüzüne bakmaz
Yalan düzen durmaz dili dönüyo
Tatlıdır, naziktir canın veriyo
Nerede bu köyler herkes geliyo
İnanmaz Allah’a kafir ürüyo
Yaradan yücedir kimsin bilemez
Toprağa yatanlar geri gelemez
Ölüyor cesatın niye dirilmez
Azrail başında çöktü görünmez
Birer birer can cesetten çıkıyor
Ecel teri döker uruf bıkıyor
Dünya kadar malın olsa ıkıyor
Direnmiş bedenin kimler yıkıyor
Kimi suyun döker kimide kefin
Akibet mezardır bilirdir yerin
Bir zaman yapardın boşudu evin
Çağırsam duyar mı acaba Pirin
İmansız Kuransız birgün gelirsin
Hakikat hakkını Hakka verirsin
Domuz gibi cesat yere gerersin
Şu dünyada ölmez gibi gezersin
İçilmez suların zehire döndü
Komşu akrabalar bak seni gömdü
Mekke Kabe derler kıbleye yönü
Abdest namaz geze geze övündü
İbret irşat eder kullar sürünür
Dermansız dertlere düşen dövünür
Bir zamanlar kızım oğlum övünür
Yatar yere vallah toprak üğrünür
Şu dünyada üç beş arşın bezine
Eyvah çeken birgün vurun dizine
Sen inanman niye Zöhrem sözüne
Sonun gelmez dokunduysan gözüne
Zöhre Ana Zöhre Ana dillerde
İkrarı bütündür vermiş pirlere
Kimi kafir kimi körler nerede
Sultan Süleyman’a eren erlere
Kötü iyi demez bir bir gidiyo
Malı mülkü bitmiş kime veriyo
Hem gezinir hem oturur biliyo
Yoktur ibadeti şeytan gözlüyo
Allah yoktur diye isyan edenler
İbadet edemez yolsuz gezenler
Hergün bin adamı yolcu görenler
Boşunamı göçer bir bir gidenler
Kimi abdest kimi namaz övünür
Hakka yapmaz ibadeti görünür
Kıblem Muhammed’dir Kabem Ali’dir
Yeşil ırmak Abû Kevser gölüdür
Ben okurum benim Hocam Ali’dir
Bir ismi Zöhre Ana biri Velidir
Çok kafir var çamur atar peridir
Hacı Bektaş Veli kırklar cemidir
Ay güneş içinde nuru görene
Bezenmiş şallara Hakka gezene
Kıyamet ahiri pire gidene
Varolsun cihna böyle gelene
İbadet yapalım Allah yoluna
İman eyle Oniki imam soyuna
Birgün yola düşen pişman sonunda
Yakasız gömleği dakan dalına
Taş dikilmiş mezarının üstüne
Kuşlar konmuş öter Allah ses vere
Bu dünyada insan dolar körğine
Göremez gözleri ahret nerede
Nice insan yatmış sesi gelmiyo
Uğradım mezara selam vermiyo
Çağır bağır boşa geri dönmüyo
Bile bile münkir Hakkı körlüyo
Kaynamış bedeni aşk ateşine
Kimi mahluk düşmüş dünya işine
Bu dünya boşuna güvenme gine
Akibet zamanı koyarlar yere
Gündüzü bilinmez gecesi bitmez
Vade yetmeyince eceli yetmez
Tohumu ekmezse tarlası bitmez
Bülbüller yerinde kargalar ötmez
Hüdaiyim bilinmez Musa’dır adım
Kırkların içinde varıdı tadım
Yobazlar daşladı bi zaman yadım
Sen bildir Zöhre Ana haberim saldım
Muhammed Ali’nin var oldu yolu
İmam Hüseyin’e bağlıdır kolu
İt ürür kervana köpeğin sonu
Kerbela şehidi imamlar oğlu
Cebrail’e Mekail’i bildiren
Dört kitabı gökyüzünden indiren
Hasan ile Hüseyin’i sildiren
Akibette Zöhrem bizi güldüren
Durnalarım gelir senle ötüşür
Düşmanlarda daha bekler pekişir
Düğün aşı gibi çorba pişirir
Darda koymaz birgün Hızır yetişir
Dağlar duman oldu tepesi yüce
Dervişler kelamı okuyor hece
Karadır yazısı hocalar nere
Ak kalem nurdandır İmam Ali’de
Karadan okumuş bilemez ağı
Ahraz dillenmiyor Allah’tır varı
Her kul göçer ama boşadır salı
Muhammed Ali’dir sırları arı
Hüdai’yem ben Zöhrem’e kavuşam
Aşikere ummanlarda konuşam
Cümle alem diller Hakta dolaşam
Bozatlı Hızıra hümmet ulaşam
Büyümüş bedeni bilemez kendi
Yedi yaşlı oğlan devidi bendi
Şimdide Zöhre Ana dillenir dili
Ummanlara dalar yatar bedeni
Derya Umman dalar yatar bilinmez
Dervişlik makamı boşa verilmez
Bir abdes namaza kulluk edilmez
Şahımerdan derler kolay görünmez
Sorun beni şu sorgumu vereyim
Hızır derler ben atına bineyim
Dünya dolu boşa gamım nideyim
Ulu mevlam pervanesi döneyim
Şu cihanda ulu derler Ali’ye
Gönül verdim Hacı Bektaş Veli’ye
Oniki İmam yolu Haktır gidene
Arşa dikmiş yeşil güneş direğe
Hak dediler Muhammed’in nefesi
Necefte ötüyo bülbül kafesi
Pir dalında gördüm pirin heybesi
Hüseyin’e vermiş postun hibesi
Has bahçede çiçek kokusu kokar
Kerbelada Fırat suları akar
Od olmuş sinamı ataşı yakar
Hüseyin davası Kerbela çıkar
Nurdan bezetmişler kundağı belli
Geziyor erenler adları veli
Baharda akıyor bulanık seli
Gördüm zemheride esiyor yeli
Sana diyom, sana utanmaz kafir
Savaşa katılmış Muhammed bedir
Allah’ın yoluna giderim nedir
Sırı sır oluyor hikmeti gelir
Cumaya dizildi bir bir duranlar
Kerbela adını anmaz yobazlar
Kuşlar bile öter Ali’Ye çatlar
Üç kulfu bir elham cennete zorlar
Muhammed adını bilse diyemez
Kırkların sohbetin kalbi veremez
Don değişir Ali Arap göremez
Fatıma Zöhre’den şefaat gelmez
Üst üstte yapılır binası uzun
Mim yazılır elde sohbeti hüzün
Allah’ı bilmezsin karadır yüzün
Bir engür şerbeti içilir üzüm
Bildiren: PİR ZÖHRE ANA"

Daha da ilginci, M. Kemal Atatürk de Ana’nın ağzından bildiriyor...

"Muhammed dinin yapısı
Açıldı okul kapısı
Türklüktür onun yapısı
Musa’dadır hak esası
Kibirlenme yiğit yaşa
Türk ordusu Kemal Pasa
Albayrak göğsümde halâ
Sağ kolumsun Zöhre Ana
29 Ekim günü
Dünyaya duyurdum ünü
Bozatlı Hızır düğümü
Çözek bugün Zöhre Ana
Atalar atası gider
Analar anası döner
Ermeniler bizi körler
Dök dersimi Zöhre Ana

İslam bayrağını çeken
Gülbenk okur Ali Pirden
Koç inen İsmail dedem
Dökek kanı [/BZöhre Ana
Harbiye Okulunu gezdim
Düşmanlar gaddar sır gizledim
Hacı Bektaş Pir özledim
Postum sensin Zöhre Ana
Çok yobaz var bilmez beni
Celâl Abbas Ali demi
Ehlibeyt Kırklar Cemi
Yolum sensin Zöhre Ana
Türklüğe şanım bıraktım
Hani din bilmez yobazdım
Şimdi senle mesaj saldım
Bildir beni Zöhre Ana
Mustafa Kemal geliyo
Ankara’dan şan veriyo
Kimbilirki kim ölüyo
Ölmedim ben Zöhre Ana
Kimi kibirlenir bilmez
Kimi kin tutuyor sevmez
Kafir olan Hakkı görmez
Hak bizdedir Zöhre Ana
Sümbül gibi çiçek açtım
Çok sırrımı sende saçtım
Derviş Zöhrem kucak açtım
Atatürk mekanım sattım
Dokuzu beş geçe göçem
Ecel şerbetini içem
Ahiret gömleğimi biçem
Giydim Haktır Zöhre Ana
Ali Rıza Bey babam ise
O Zübeyde anam ise
Al bayrağım kanım ise
Koymam ahtını Zöhre Ana
Kurtuluş savaşını yapan
Atatürk’tür senin Atan
Allahın arslanı çıkan
O da Ali’dir Zöhre Ana
Meclise açıldı Kemal masası
Yobozlar okuyo şeytan duası
O güzel atamın Rıza babası
Zübeyde Hanımdır hatun anası
Gökyüzünde uçar turna katarı
Türkiye unutma güzel atanı
Memleket kurtaran bunca vatanı
Toprak kabul etmez diye çamur atanı
Bütün dünya bilir Türk Ordusunu
Egemenlik kurdum yurt ulusunu
Dillerde söylenir Allah doğrusu
Cihana getirdim barışı sulhu
Mustafa Kemal’in gözleri derya
Tüm insanlar doğdu Âdemden Havva
İngiliz, Fransız, Yunanı kova
Kocatepe’deyken kim darda kala
Birlik meşalesini Peygamber yakan
Hınzırlık yapmayın köpekler utan
[B]Zehirli yılandır Ermeni düşman

Göstermez kanını ebedi saçan
Atatürk dediler adıma benim
İkrarımı verdim Ali’dir Pirim
Mürşidim Zöhre Ana posta vekilim
Latince yazısını dilden dökerim
İngiliz Yunan’a gebe kaldınız
Türklüğün şanını siz mi aldınız
Peygamber soyuna dava kıldınız
Hu zikir çekerek insan mı oldunuz
Peygamberi bilmez Allah’a hotlar
Rus tohumu gelmiş Kemal’e çatlar
İçi dışı pislik yobazlar patlar
Toplanmış itlerde velilik satar
Kurtuluş savaşını yapan canlara
Al bayrak çekildi Kemal şanına
Ermeni tohumu dolsun damlara
Cumhuriyeti kurdum Türk Vatanına
Erzurum, Sivas’a toplandı itler
Padişah çekemedi köylüyü yeller
Sultan Süleyman melhamla gezer
Acıyan canları sabaha düzler
Muhammed Mustafa dilleri demez
Yeşil şifa köpeklerin elleri vermez
Akıbeti mezar, yüzleri gülmez
Kemal’in dilleri Zöhre Ana bitmez
Söyle Zöhrem söyle sen söyle durma
Dervişin kalemi nurundan yaza
Kâhi atar kâhi yüzü kızara
Mustafa Kemal’in özü Allah’a
Alevi kökünü sen goyman Hoca
İslamiyet partisini gel kurma boşa
Müslümanlık göremem ben sende haşa
Laikliği kuran Mustafa Kemal Paşa
İşi gücü abdest suyunu söyler
Fatıma Zöhre’nin soyunu körler
Allah’ın aslanı Ali’yi irder
İslamın şartı beştir diye kanunda gezer
Fatıma Zöhre’nin babası kimdir
Üseyin’i bilmez kâfir kinidir
Yavaş yavaş Zöhrem sen bizi bildir
Çekelim Al bayrağı yüzümüz güldür
Meşale yanıyor Atam büstüne
Bitlis, Mardin kuşandı İngiliz ile
Türk ordusu savaş tutar kiminle
Söz açak Zöhre Ana Aziz Nesin ile
Her bir yandan Ermeniler kuşadan

Bahane ederek Kemalist yıkan
Her gün bir şehidimi toprağa satan
Ordu başı yoktur paşalık yapan
Selam sana Zöhrem Hacı yolladı
Hatıra günlerimi halkım kutladı
Yobazlar çekemez beni karardı
Atatürk diyene karnı almadı
İkinci sefere kardeşim Bektaş
Kahraman Atayın gözleri ataş
Hüseynin soyundan geldim Ali Rıza yavaş
Bedriye Anamdı, Zübeyde savaş
Hınız tepesinde çukur boydadır
Mürşidim Ali’dir beni yolladır
Mersin’den gemiler gece salanır
Harput kalesine düşman saklanır
Hızır’ın atını rüyamda gördüm
Çabalar çavuşlar mermiyi verdim
Gavurlar çekemez Türkleri böldüm
Kara Fatma donum cihana geldim
Fatma, Sapma, Kerem Alekberim ben
Kimsemiz kalmadı carımız Yemen
On Kasım yaparlar atama tören
Askerler önünde geçiti gören
Çanakkale içinde aynalı çarşı
Askerimi düzdüm Yunan’a karşı
Üseyin kafası mızrakta başı
Deniz kenarında Mehdi duacı
Babamın adına derler Atatürk
Zöhrem senin şanın bizden de büyük
Dağlarda gezerim yaralı geyik
Anamın koynunda ciğerim ezik
Cephane odamda silah doludur
Veysel Karani’nin Hacı oğludur
Patlıyor mermiler bacak koludur
Yusuf’u Şah derler yatar Bolu’dur
Bildiren: PİR ZÖHRE ANA"


ZÖHRE ANA'YA GÖRE ALEVİLERİN "YAS-I MATEM GÜNLERİ"

"18-19-20 Ocak :Hz.Ali’nin Yâs’ı Matemi
26-27-28 Şubat: Hızır Yâs’ı Matemi
1 – 2 – 3 Mart: Eba Müslüm
4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15 Mart: Muharrem ayı. Hz.İmam Hüseyin’in Yâs’ı Matemi
16 Mart – 31 Mart: Aşure Çorbası Günleridir
15 Nisan: İsmail Peygamber’in Doğum Günüdür. Helva verilir.
10 Mayıs – 11 Mayıs: Hıdır – İlyas Yâs günüdür
15 Temmuz: ismail Peygamber’e kurban indiği gündür
10 Kasım: Atatürk’ün Yâs günüdür
15 Aralık – 16 Aralık: Hz.İmam Hasan’ın Yâs’ı Matemi"
Sn. Naki, nisbi olarak tarafsız sayılabilecek tesbitler yapmışsınız, şahsım adına kutlarım.

Düzey muhafaza edildiği sürece bütün eleştirilere açığız. Şükürler olsun bir açığımız yok, olsaydı sizden daha önce egemen sınıfın kurumsal akbabaları faaliyete geçerlerdi.

Bizler yolumuza, tarihimize, pirlerimize, ecdadımıza şeksiz-gümansız bir şekilde bağlıyız. Gücümüzü tarihimizden; İmam Hüseyin'den alıyoruz. Davamız da O'nun davasıdır. Duruşumuz aynıdır, aynı kalacaktır. İnandıklarımızı söylemekten çekinmeyeceğiz, yılmayacağız. Gerçeklerin en nihayetinde anlaşılacağını biliyoruz, anlaşıldığını görüyoruz. Haklıyız, haklılığımızı savunuyoruz.

Pir Zöhre Ana'nın Cumhuriyet Halk Partisine katılımı ülke tarihinde önemli bir gelişmedir. Bu gelişmelerin de yine mümkün olduğu kadar tarafsız ve sağduyu ile değerlendirilmesinde fayda vardır. Zöhre Ana'nın inançsal ve siyasal çizgisi 1982 yılında ne ise 2011 yılında da aynıdır. Gelinen noktada Cumhuriyet mevzusunda derin kaygılar ve yaşanması kuvvetle muhtemel çok olumsuz öngörüleri olan bir Pirin, kurucusu yine bir Pir olan Cumhuriyet Halk Partisine adım atması bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Pir Zöhre Ana nezlinde, kendisi her ne kadar bir Alevi Piri ise de "herkesin inancı kendine" bakışıyla bugüne kadar insanlar arasında asla ayrımcılık yapılmamıştır. Sünni olduğu için ayrımcılığa uğradığını söyleyebilecek hiçkimse çıkamaz.

Beyitlerinde kullandığı "Türklük" kavramı Atatürk milliyetçiliğinin ötesinde bir mana taşımaz. İnsanı insan olduğu için seven ve insanlığına göre değerlendiren bir misyonun temsilcisidir.

Siyasette de aynı çizgi ile -ki Pir Mustafa Kemal Atatürk'ün çizgisi ile aynıdır- devam edeceği bilinmelidir.

Dikkatlice irdelenmesi gereken diğer bir konu da, Tarafsız(?) medyada konuların haber edilmesinde temel kriterin etnisite olduğudur. Bir taşla üç kuş vurulmak istenmektedir. Zöhre Ana, CHP ve alevilik... Bu ucuz emevi oyunlarına gelinmemesi, sağduyulu olunması şahsi temennimdir.

Şu kadar ki, Pir Zöhre Ana Atatürk için yas-ı matem tutmaya 10 Kasım 2011'de karar vermemiştir. Pire gönül veren insanlar diğer Atatürkçülerden farklı olarak Atatürk'ü bir Pir kabul eder ve 1982 yılından itibaren her 10 Kasımı yas-ı matemle geçirir, imkanı olan Anıtkabiri ziyaret eder, Pirin de muhabbeti olur.

Pir Zöhre Ana Hakkın ışığına vasıf olmuş bir kerametkanidir, bir gerçektir; Türkiye ve Dünya için bir realitedir, sadece gözlerini kapatanlar veya kafalarını kuma sokanlar göremezler.

Bu bağlamda alevi-sünni bütün vatandaşlarımızı, belli bir amaca; egemen zihniyete hizmet eden; kasıtlı yanlış bilgilerle kamuoyu oluşturmaya çalışanlara itibar etmemelerini, Pir Zöhre Ana'yı bizzat görerek fikir sahibi olmalarını; yaşayan bir Piri tanıma onuruna nail olmalarını öneriyorum.

Saygılar....
naki bakır'ın cevabı..(gencaleviler.com)

Naki yazdı:Sayın TUNÇ,
Sizi tanımıyorum, Zöhre Ana inançsal yapılanması içinde hangi konumda olduğunuzu da bilmiyorum. Ancak O’nun adına açıklama yapma yetkisi olan biri edasıyla konuştuğunuz için ben de sizi bu gözle değerlendirerek, bazı soru ve eleştirilerimi yönelteceğim.
Burada “yol” ifadesiyle Aleviliği, “tarihimiz, pirlerimiz, ecdadımız” ile de Aleviliğin tarihi, pirleri, büyüklerini kastettiğinizi anlıyorum. Siz bu değerlere bağlıysanız, Alevilik geleneğinde ocakzade-seyyid (dede soyundan) olmayan birinin posta oturamayacağını, “Pir” sıfatı taşıyamayacağını bilmeniz gerekir.
. Sayın Zöhre Ana, “Pir” titrini taşıma yetkisini nereden almıştır, bu unvanı kendi kendisi için mi kullanıyor, yoksa bu takipçilerinin kendisine uygun gördüğü bir unvan mıdır?

Zöhre Ana’nın CHP’ye ve siyasete girişi, ülkenin geleceği ve demokrasi açısından ne gibi katkılar sağlayacaktır, kendisi örneğin milletvekili ya da siyasi lider mi olmayı hedefliyor, siyaset alanında hayata geçirmek istediği projeleri nelerdir?
. Sizce Atatürk, inançsal bir önder ya da ulu, ruhani, ilahi bir kişi midir?
. Aleviliğe ait bir terim olarak “Pir” adlandırmasını Atatürk için uygun görmenizin nedeni ve mesnedi nedir?
. Alevi olmayan biri Alevi Piri olabilir mi?
. Aleviliği benimsememiş, hatta yasaklamış biri Alevilerin Piri olabilir mi?

1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ilan eden TBMM’nin çıkardığı ilk yasalardan biri 1924 tarihinde kabul edilen Diyanet İşleri Başkanlığı’nın teşkilat yasasıdır. Bu yasa ile Türkiye Cumhuriyeti, her ne kadar Anayasası’na daha sonra “laik” ifadesi yazılsa da “İtikatte Sünni-amelde Hanefi” bir yapı olarak inşa edildi ve hala da öyledir. Yani Atatürk’ün liderliğinde kurulan yeni devlet Sünni bir kimliktedir. Devletin Sünni kimliği 12 Eylül'le tahkim edilmiştir. Mevcut iktidar döneminde ise Sünnilik siyasi bir doktrin haline gelerek devlete tamamen egemen olmuştur.
Atatürk’ün isteğiyle 1925’te çıkarılan bir başka kanunla (*)da tekke ve zaviyelerle birlikte cemevi merkezli Alevi erkanı da fiilen illegal sayılmış, “Dervişlik, dedelik, şeyhlik, seylidlik, babalık, çelebilik” gibi unvan ve titrler resmen yasaklanmış, bunların kullanılması cezai yaptırıma bağlanmıştır.
Oysa Alevilik ocak sistemine dayanır. Ocaklar pirler ve talipler şeklinde iki kesimden oluşur. Her Alevinin bağlı olduğu bir ocağı bulunur. Alevi erkanı, Pirlerin yönetiminde taliplerinin katılımı, görgü-sorgu müessesesi temelinde devam eder. Alevilerin Pirleri, dedeleri olmazsa Alevilik de olmaz, Aleviliğin erkanı yürümez. Oysa Pirlerin bu titri taşıması, kanunen yasaktır. Ayrıca Pirlerin ocakzade olma şartını da tekrar hatırlatalım.
Bütün bunlardan çıkan sonuca göre Atatürk Sünni bir devlet kurmuş, Aleviliği ise fiilen yasaklamıştır.
Hal böyleyken, hilafet ve saltanatı kaldırdığı, eğitimi bilimsel temellere dayandırmak istediği, çağdaş uygarlığı hedef aldığı, bir aydınlanma hareketi başlattığı için bu yönleriyle sevip taktir ettiğimiz, ancak Aleviliği değil Sünniliği esas aldığı aşikar olan Atatürk için “[B]Alevi Piri” sıfatını neye dayanarak uygun görüyorsunuz? [/B]
Öte yandan Zöhre Ana'dan aktarılan dizelerde Ermeni, Yunan gibi milletler için bazı düşmanca, etnikçi, milliyetçi söylemin yer alması; gayrimüslim anlamında "gavur" ifadesinin geçmesi dikkat çekici. Bununla da kalmıyor binlerce masumun kırıldığı Dersim operasyonuna alkış tutuyor. "Dök Dersim'i..." diyor. Zöhre Ana, Alevi Dersimlilerin nereye dökülmesini istiyor, anlayamadım....Kendisi "Kan dökmek"ten dem vuruyor. Günümüzde bu tür söylem "nefret suçu" kapsamında değerlendiriliyor.

"Muhammed dinin yapısı
Açıldı okul kapısı
Türklüktür onun yapısı
Musa’dadır hak esası
Kibirlenme yiğit yaşa
Türk ordusu Kemal Pasa
Albayrak göğsümde halâ
Sağ kolumsun Zöhre Ana

29 Ekim günü
Dünyaya duyurdum ünü
Bozatlı Hızır düğümü
Çözek bugün Zöhre Ana"
Atalar atası gider
Analar anası döner
Ermeniler bizi körler
Dök dersimi Zöhre Ana

İslam bayrağını çeken
Gülbenk okur Ali Pirden
Koç inen İsmail dedem
Dökek kanı Zöhre Ana..."

. Bu dizeler Zöhre Ana'ya ilahi bir kaynaktan mı geliyor?
. Bir çeşit vahiy(!) mi bunlar? Bu dizeler Zöhre Ana'nın "temsilcisi" olduğu Aleviliği mi yansıtıyor?
. Siz hiç Yunus, Hatayi, Pir Sultan, Kul Himmet gibi Alevi aşıklarının dizelerini okumadınız mı, onlarla karşılaştırdığınızda yukarıdaki dizeleri nasıl değerlendirirsiniz?

. Kendisi yukarıda etnik ayrımcılık içeren ifadeleri "[B]72 millete bir nazarla bakan" Alevilik adına mı yoksa takipçisi olduğunu "Atatürk milliyetçiliği" adına mı kullanıyor?[/B]

Giderek tamamen yandaş hale gelen medyanın, başta Aleviler olmak üzere muhalif kesimlere bakışının çarpık olduğu malumumuz. Burada Zöhre Ana olayına medyanın nasıl baktığı bizim için kriter değil. Bu konuda Alevilik inancı-öğretisinin temel kriterleridir esas olan. Böyle bir Alevilik var mı, bu Aleviliğin özüne uygun mu değil mi onu sorgulamalıyız diye düşünürüm.


. Alevilik karşısındaki konumunu yukarıda anlatmaya çalıştığım Atatürk için ölüm yıldönümü olan 10 Kasım’ı Aleviler için “[B]yas-ı matem” (**) günü ilan etmek kimin yetkisindedir?
. Kendisini Alevi piri olarak gören Zöhre Ana böyle bir karar aldığına göre bu gün bundan sonra Aleviler için bir yas günü haline mi gelmiştir?
. Bu konuda Alevilerin kadim pir ve mürşit ocaklarının temsilcilerinin görüşü alınmış mıdır? Onlar bu konuda ne düşünürler? [/B]



. [BZöhre Ana, ne gibi kerametler göstermiştir?
. Hakkın ışığına kavuştuğunu söylüyorsunuz. Kendisi gayb alemi ile nasıl bir ilişki içindedir, uhrevi alemden mesajlar mı almaktadır? [/B]Gözümüzü ve kulağımızı sonuna kadar açıyoruz, böyle bir şey varsa görmek isteriz.
. Kendisi hastalara şifa mı dağıtmaktadır?
. Bu gücünü hangi ilahi kaynaktan almakta?
. Hastaları iyileştirdiği konusundaki iddialar doğru mudur?
. Örneğin kendisine gelen felçli hastaların yüzde kaçı kalkıp yürümeye başlar? Tıpta “[B]plasebo
” diye bir terim olduğunu biliyor musunuz?
. Zöhre Ana tarafından iyileştirileceğine inanarak gerekli tıbbi desteği almadığı için sağlık sorunları ilerleyen ve terk-i dünya etmek zorunda kalan kişiler için ne düşünürsünüz[/B]?

50'sine merdiven dayamış, 23 yıldır kalemiyle hayatını kazanan, çağın gerektirdiği bilgi donanımına sahip olma gayreti içinde bulunan biri olarak, belli amaca ve egemen zihniyete hizmet eden yanlış bilgileri doğrularından ayırma yeteneğimin olduğunu umut ediyorum. İnsanları görerek tanımak elbette iyidir. Ancak şart değildir. Yukarıdaki sayfalarda yer alan ifadeler, eğer kendisine aitse O’nu tanıma konusunda bize epey yardımcı oluyor.
Saygılar…


(*)Tekke ve zaviyelerle türbelerin kapatılmasına ve türbedarlıklarla (türbede hizmet edenler) birtakım unvanların men ve ilgasına dair kanun: (No. 677, Tr: 13 Aralık 1925.)
”Madde l - Türkiye Cumhuriyeti dahilinde gerek vakıf suretiyle, gerek mülk olarak Şeyhinin tasarrufu altında, gerek diğer suretlerle tesis edilmiş bulunan bilumum tekkeler ve zaviyeler, sahiplerinin diğer şekilde temellük ve tasarruf haklan baki kalmak (yani başka maksatlar için kullanılmak) üzere kâmilen kapatılmışlardır. Bunlardan mevzu usulü dahilinde halen cami veya mescit olarak kullanılanlar ipka edilir.
Bilûmum tarikatlarla, Şeyhlik, Dervişlik, Müritlik, Dedelik, Seyitlik, Çelebilik, Babalık, Emirlik, Naiplik, Halifelik, büyücülük, üfürükçülük, falcılık ve gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak maksadiyle nüshacılık gibi unvan ve sıfatların istimaliyle, bu unvan ve sıfatlara ait hizmet ifa ve kisve iksâsı (elbise giyilmesi) memnudur(***).
Türkiye Cumhuriyeti dahilinde Selâtine (Padişahlara, Sultanlara) ait, ve ya bir tarikata (dini tarikata) ve yahut cerri menfaata (Çıkarcılığa) müstenit olanlarla, bilûmum sair türbeler mesdut (kapatılmış) ve türbedarlıklar mülgadır. Kapatılmış olan tekke ve zaviyeleri veya türbeleri açanlar veya bunları yeniden ihdas edenler veya tarikat âyini icrasına mahsus olarak velev muvakkaten olsa bile yer verenler ve yukarıdaki unvanları taşıyanlar veya bunlara mahsus hizmetleri ifa veya kıyafeti iksâ edenler (elbise giyenler) üç aydan eksik olmamak üzere hapse ve elli liradan aşağı olmamak üzere para cezasına çarptırılırlar.
Madde 2 - İşbu kanun neşri tarihinden muteberdir.
Madde 3 - Bu kanunun icrasına Vekiller Heyeti memurdur.”
(**) Yas ve matem sözcükleri eş anlamlı, dolayısıyla “yas-ı matem” dilsel açıdan bozuk bir ifadedir.
(***) memnu= yasak.
benim cevabım

naki can, Zöhre Ana hakkında baya atıp tutmuşsun ama anlaşılan sen bu konuyu hiç bilmeden sağdan soldan duyduklarınla atmışsın o kadar. sen de merak ediyorsun Zöhre Ana'yı ve kafanda bi sürü soru oluşmuş. bütün bu sorularının cevabını bizzat Ankara Mamak'ta ki hizmet binamıza gelip öğrenmeni tavsiye ederim. çünkü en iyi o şekilde anlarsın. gelemem diyorsan bütün bu sorularının cevabını buradan da verebiliriz tabiki. Keramet Allahtan gelen birşeydir. değil mi, Hz. Muhammed geldi Kuran indi, inanmayanlar çıkmadı mı tabiki çıktı. Bin yıllardır ehlibeyt katlediliyor, inanmayanlar her zaman var. Nesimi yüzüldü, Pir Sultan Abdal asıldı, Zekerya Peygamber beşe bölündü.... inanmayanlar bitti mi bitmedi.
biz size açıklarız sorularınızı ama bunlara rağmen inanırsınız inanmazsınız buna bişey diyemeyiz, çünkü herkesin inanç ve ibadet özgürlüğü vardır. fakat unutulmamalıdır ki kimse bir başkasının inancına ve ibadetine hakaret de edemez... lütfen bunu da göz önünde bulundurun.
Herkeze Merhaba Arkadaşlar,

Naki can ın bir kaç sorusuna ben cevap vereyim.

Alıntı:Burada ’yol’ ifadesiyle Aleviliği, ’tarihimiz, pirlerimiz, ecdadımız’ ile de Aleviliğin tarihi, pirleri, büyüklerini kastettiğinizi anlıyorum. Siz bu değerlere bağlıysanız, Alevilik geleneğinde ocakzade-seyyid (dede soyundan) olmayan birinin posta oturamayacağını , ’Pir’ sıfatı taşıyamayacağın ı bilmeniz gerekir.
. Sayın Zöhre Ana, ’Pir’ titrini taşıma yetkisini nereden almıştır, bu unvanı kendi kendisi için mi kullanıyor, yoksa bu takipçilerinin kendisine uygun gördüğü bir unvan mıdır?
[COLOR="red"]
Bu soruya cevap vermek için önce Aleviliğin ne olduğunu bilmek gerekir. Alevilik Ehlibeyt e ve Ehlibeyt soyundan gelen Pir lere inanan. Hz Muhammet ten sonra Hz Ali kavimini ve ailesini benimseyip yolundan yürüyen insanlardır.

Pir ise Ehlibeyt soyundan gelen Hz Ali nin 1001 sıfatından biri olan Hak evliyalarıdır. Pir Zöhre Ana dünyada ilk yaşamı değildir. İlk yaşamlarında Hz Muhammet in geldiği nesilden gelen Pirlerin dünya üzerinde birden fazla yaşamları vardır. Allah tarafından gönderilen Hz Ali nin yeryüzündeki sıfatlarından biridir. Dedelerin soyu dediğimiz ocaklar ise bu Pirlerin cocuklarından gelen evlatlarıdır. Her yüzyılda bir Pir gelmiş kah dağda çoban olarak yaşamış, kah devlet adamı olarak yaşamış, kah öğretmen olarak yaşamış , kah derviş olarak yaşamış. Bazı pirler kendini bildirmiş bazı Pirler ise kendini bildirmemiştir. Her dönemde bir pir gelip görevini yerine getirip gayba girmiştir. Örneğin Mustafa Kemal ATATÜRK ilk yaşamı Kerbela döneminde Veysel Karani nin üç oğullarından büyüğü olan Hacı olarak yaşamıştır. Bu üç kardeş Hacı , Bektaş ve Veli adlarında yaşadılar. Daha sonra Hacı olan Mustafa Kemal ATATÜRK olarak geldi. Türkiye Cumhuriyetini kurdu. Bektaş olan Pir Taptuk Emre olarak geldi. Anadolu ya Ehlibeyt ocağını kurdu. Hacı Bektaş-ı Veli dergahını açtı. Veli olan Pir de Nasrettin Hoca olarak geldi.
Alıntı:. Siz hiç Yunus, Hatayi, Pir Sultan, Kul Himmet gibi Alevi aşıklarının dizelerini okumadınız mı, onlarla karşılaştırdığı nızda yukarıdaki dizeleri nasıl değerlendirirsi niz?

]Bu sorunuza da Pir Sultan Abdal ın bir sözü ile cevap vereyim.[/color]

Alıntı:Pir Sultan Abdal’ım der varalım
Anda günahlar görelim
Azrail’den bir soralım
Kendi canım alan kimdir
Uzundu usuldu Dedem’in boyu
Yıldız’dır yaylası Banaz’dır köyü
Yaz bahar ayında bulanır suyu
Çağlar ağlar ağlar Pir Sultan deyu
Ben Musa’yım sen Firavun
İkrarsız şeytani lâin
Üçüncü ölmem bu hain
Pir Sultan ölür dirilir.

]Burada "üçüncü ölmem bu hain " sözü Pir Sultan Abdal sıfatı ile üçüncü yaşamı Pirin.[/color]
ocak zadeler, yani seyid yada dedeler, ocaklarının yolunu tarihler boyunca babadan oğula aynı nesilden taşımaya çalışırlar. keramet, ışık ocağın kendisindedir.. yani ocak Pir'dir. dedeler ocaklarına ( pirine ) sığınırak ibadetlerini yaparlar.. dedelerde keramet yoktur. keramet ocakta yani pirdedir.
Hacı Bektaşı veli, Pir Sultan, Şah Hatayi gibi pirler,gelmiş geçmiş bir çok evliya ocaktan gelip soy devam etmediler. batından zahire yani dünyaya pir, evliya olarak geldiler. evliyalar, pirler ocağın ta kendisidir... her asırda bir evliya, dünyaya Allah tarafından görevlendirilip gelir. ışığını saçar. dağılmakta ve kaybolmakta olan MUHAMMAD ALİ - EHLİBEYT yolunu insanlığa tam gerçeğiyle öğretir. işte bu pirler sayesinde, 1500 yıldır nice uygarlıklar milletler yok olduğu halde ALEVİLİK yok olmamıştır...
Hayattayken, kıymetini bilmeyip Aramızdan ayrıldıktan sonra sahip çıkılan değerlerimizin örneği çoktur...
BİLGİ SAHİBİ OLMADAN FİKİR SAHİBİ OLUNMAZ..
Araştırıp, hatta bizzat görüp yaşayıp, değerlendirmeden yapılan yorumların adı ; ÖN YARGIDIR. işte bizim birlik olamayışımız bundandır canlar..
Alıntı:
Naki Nickli Üyeden Alıntı [Resim: viewpost.gif]

. Sayın Zöhre Ana, “Pir” titrini taşıma yetkisini nereden almıştır, bu unvanı kendi kendisi için mi kullanıyor, yoksa bu takipçilerinin kendisine uygun gördüğü bir unvan mıdır?

Bütün evliyalar Pir ünvanını nerden alıyorsa Zöhre Ana da ordan alıyor. Yani direk Haktan alıyor. Yani direk bütün evliyaların Şahı olan Hz. Ali'den alıyor. Çünkü Hz. Ali Hakkın kendisidir...

Alıntı:
Naki Nickli Üyeden Alıntı
Zöhre Ana’nın CHP’ye ve siyasete girişi, ülkenin geleceği ve demokrasi açısından ne gibi katkılar sağlayacaktır, kendisi örneğin milletvekili ya da siyasi lider mi olmayı hedefliyor, siyaset alanında hayata geçirmek istediği projeleri nelerdir?

[BZöhre Ana'nın siyaseti tamamen insanlık siyasetidir...[/B]
Amacı Atatürkçülüğü ve Onun devrimlerini ve de Cumhuriyetimizi hakettiği noktaya taşıyıp Atatürk'ün ışığını insanların beyinlerinde, akıllarında ve gönüllerinde yerleştirerek çağdaş uygarlık yolunda insanlarımızın birlik ve bütünlük içerisinde diğer ileri milletlerin düzeyine yükselmelerini sağlamaktır...

Alıntı:
Naki Nickli Üyeden Alıntı
. Sizce Atatürk, inançsal bir önder ya da ulu, ruhani, ilahi bir kişi midir?
. Aleviliğe ait bir terim olarak “Pir” adlandırmasını Atatürk için uygun görmenizin nedeni ve mesnedi nedir?
. Alevi olmayan biri Alevi Piri olabilir mi?
. Aleviliği benimsememiş, hatta yasaklamış biri Alevilerin Piri olabilir mi?

Atatürk de aynı diğer evliyalar gibi Hz. Ali'nin binbir sıfatından biridir. Geçmiş yüzyılda lider sıfatında gelerek yok olmak üzere olan bir milletin yeniden doğmasını sağlamak için kendi evliya olduğuğu sırrını saklamıştır. Çünkü kurtuluş savaşını verebilmek için milletin birlik ve bereberliği çok önemliydi. Atatürk sırf bunu sağlamak için evliya olduğunu gizlemiştir...

Sizler de kabul edersiniz ki kaç sünni inancında insan bir Alevinin peşinden giderdi. Hele bir de onca vatan haini satılmış yobaz şeriatçi dinciler fırsat kollarken...

Atatürk'ün saklamış olduğu evliyalık sırrını günümüz Evliyası olan Pir Zöhre Ana insanlara bildirmiştir. Bunu da 30 senedir hiç çekinmeden 10 kasımlarda Atatürkün yasını tutaraktan ve de Onun değerlerine sahip çıkaraktan insanları bilgilendirerekten bugüne kadar taşımış, bugün de siyasete girerek Atatürkün yok edilmeye çalışılan bütün güzelliklerini tekrar canlandırmak için her türlü sıkıntılara iftiralara ve karalamalara rağmen CHP'den siyasete girme gereği hissetmiştir...

Atatürk bir Alevi Piridir. Atatürk'ün Alevi Piri olduğunu söyleyen yine bir Alevi Piri olan Zöhre Ana'dır. Gerçekler yanlızca Gerçeklerden öğrenilir...

Atatürk'ün Aleviliği benimseyip benimsememesi gibi bir durumu yoktur. Atatürk bütün milletin lideri olduğu için bulunduğu olumsuz şartlar içerisinde milletin birlik ve bütünlüğünü sağlamak için işin inanç kısmını o dönemler için fazla kurcalamamıştır. Yanlızca o dönemdeki yobaz şeriatçi zihniyetlere karşı bir kaç kanun koydurmuş. Bunu yaparken de Alevilik de etkilenmiş olabilir. Ancak Atatürk de her yüzyılda bir evliya geleceğini bildiği için Aleviliğin gelecekte bir Pir (Zöhre Ana) tarafından yeniden yoluna sokulacağını bildiği için bundan fazla rahatsızlık duymamıştır. Sonuçta Atatürk bir inancı egemen kılmak için gelmemiş, bir milletin yok oluşunu engellemek için gelmiştir...

Alıntı:
Naki Nickli Üyeden Alıntı

Hal böyleyken, hilafet ve saltanatı kaldırdığı, eğitimi bilimsel temellere dayandırmak istediği, çağdaş uygarlığı hedef aldığı, bir aydınlanma hareketi başlattığı için bu yönleriyle sevip taktir ettiğimiz, ancak Aleviliği değil Sünniliği esas aldığı aşikar olan Atatürk için “Alevi Piri” sıfatını neye dayanarak uygun görüyorsunuz?

Atatürk'ün yukarda da bahsettiğim gibi milletin birlik ve bütünlüğünü bozmamak için inanç konusunda hiç bir kesmi zorlamamıştır. Tek yaptığı şeriatçi yobazların millet üzerindeki etkilerini en aza indirmekti. Bunu yaparken de yeni kurulan bir devlette tutup da bir Alevi devleti kuracak değilldi. Ancak ülke sınırları içerisindeki halkın çoğunluğu sünni inancına sahip olduğu için o dönemde doğal olarak bu inancın esas alındığı şekillendirmeler yapıldı...

Ancak mantıklı olarak düşündüğümüzde aslında şeriat üzerine kurulu sünni inancını halifeliği kaldırmak suretiyle devlet ve millet üzerindeki hakimiyetine de büyük bir darbe indirmiştir. O döneme kadar osmanlı tarafından sürekli dışlanan Alevilik inancı Cumhuriyetten sonra rahat bir nefes almaya başlamıştır. Bunları da iyi görmek lazım. Ancak dediğim gibi Atatürk o günün şartlarında milletin bütünlüğü ve de milletin yeniden ayağa kalkıp bir ulus yaratabilmesi için bu şekil davranmak zorundaydı. Aksini iddia etmek çok acımasızca olur. Hele bizim gibi sabah öğlen akşam yiyip sonra da yan gelip sıcak yuvalarında yatan insanların böyle bir şeyi istemesi çok haksız olacağı kanısındayım...

Alıntı:
Naki Nickli Üyeden Alıntı
Öte yandan Zöhre Ana'dan aktarılan dizelerde Ermeni, Yunan gibi milletler için bazı düşmanca, etnikçi, milliyetçi söylemin yer alması; gayrimüslim anlamında "gavur" ifadesinin geçmesi dikkat çekici. Bununla da kalmıyor binlerce masumun kırıldığı Dersim operasyonuna alkış tutuyor. "Dök Dersim'i..." diyor. Zöhre Ana, Alevi Dersimlilerin nereye dökülmesini istiyor, anlayamadım.... Kendisi "Kan dökmek"ten dem vuruyor. Günümüzde bu tür söylem "nefret suçu" kapsamında değerlendiriliy or.

Ordaki sözler Atatürk'e aittir. Batında Zöhre Ana ile dilleşen Atatürk'ün bu sözlerini batından zahire Zöhre Ana ummanda bizlere aktarmıştır...

Ordaki "dök dersimi" bildiğimiz okulda alınan ders manasındaki kelimedir. Yoksa sizin zannetiğiniz Dersim ilçesi değildir...

[BNe diyor orda Ermeniler bizi karalar, kötüler, bize iftiralar atar. Onların bu kötülemelerine ve karalamalarına karşı beni bildir, Beni anlat, manasında "dök dersimi" diyor Mübarek...[/B]

Dörtlükler Atatürk'e aittir. Ermeniyi ve Yunanı düşman gösteren gavur gösteren Atatürk'tür. Çünkü sözler Ona aittir. Mantık olarak da bunu eleştirmek çok komik olacaktır. Çünkü o dönemde ermenisiyle yunanıyla savaşan Atatürk olduğu için onlara düşman demesi gayet normaldir değil mi?

Atalar atası gider
Analar anası döner
Ermeniler bizi körler
Dök dersimi Zöhre Ana
...


Alıntı:
Naki Nickli Üyeden Alıntı
. Bu dizeler Zöhre Ana'ya ilahi bir kaynaktan mı geliyor?
. Bir çeşit vahiy(!) mi bunlar? Bu dizeler Zöhre Ana'nın "temsilcisi " olduğu Aleviliği mi yansıtıyor?
. Siz hiç Yunus, Hatayi, Pir Sultan, Kul Himmet gibi Alevi aşıklarının dizelerini okumadınız mı, onlarla karşılaştırdığı nızda yukarıdaki dizeleri nasıl değerlendirirsi niz?
. Kendisi yukarıda etnik ayrımcılık içeren ifadeleri "72 millete bir nazarla bakan" Alevilik adına mı yoksa takipçisi olduğunu "Atatürk milliyetçiliği" adına mı kullanıyor?

Bu dörtlükler Zöhre Ana'ya ummana girdiğinde batın alemindeki evliyalar tarafından verilir. Zöhre Ana o anda batın alemindeki evliyaların dili ve nefesi olur. Ve Onların sözlerini ve nefeslerini batından zahire aktarır...

Bu bütün peygamber ve evliyalarda böyle olmuştur...

Her evliyanın bir hitap etme şekli vardır. Mesela bir Evliya olan Nasrettin Hoca hep ince esprili şekilde ders verici düşündürücü ve yol gösterici şekilde konuşurdu. Atatürk bir devlet adamı şeklinde konuşmuştur. Mevlana daha değişik bir uslup kullanmıştır. Yunus Emre başka bir uslup kullanmıştır. Zöhre Ana'nın da dörtlükleri aktarış şekli böyledir...

Ancak sizler şekilci baktığınızda O sözlerin mana kısmını da bir Pir ışığında aydınlanamadığınızdan çözemiyorsunuz. Dolayısıyla aktarılan dörtlükleri anlayamadığınız için de ister istemez sırf öyle görmek istediğiniz için bozuk ve yanlış görüyorsunuz. Hani kediler uzanamadığı ciğere mındar dermiş ya sizinkisi de biraz o hesaba kaçıyor...

Yukarda belirttiğim gibi ayrımcılık falan yok. Yanlızca Atatürk kendi dönemindeki düşmanların ve de onların soylarının ilerde yapacağı karalamalara ve düşmanlıklara karşı insanları uyarmasını söylüyor...


Alıntı:
Naki Nickli Üyeden Alıntı
. Alevilik karşısındaki konumunu yukarıda anlatmaya çalıştığım Atatürk için ölüm yıldönümü olan 10 Kasım’ı Aleviler için “yas-ı matem” (**) günü ilan etmek kimin yetkisindedir?
. Kendisini Alevi piri olarak gören Zöhre Ana böyle bir karar aldığına göre bu gün bundan sonra Aleviler için bir yas günü haline mi gelmiştir?
. Bu konuda Alevilerin kadim pir ve mürşit ocaklarının temsilcilerinin görüşü alınmış mıdır? Onlar bu konuda ne düşünürler?

10 Kasımda yas tutmak tamamen şahısların kendi hür iradesine kalmıştır.İnancına kalmıştır...

Nasıl ki birileri Ehlibeytin yolunu seçti. Birileri de Ehlibeyte sırt çevirip de ömerin yolunu seçtiyse Zöhre Ana da bir Pir olarak Atatürk'ün 10 kasımda yasının sevenleri tarafından tutulmasını istemiştir. Bizler de kendisine inanan ve de kendisinin ışığında yürümeye çaba gösteren müritleri olarak her 10 kasımda Atatürk'ün yasını tutacağız. yarın sizler de gerçekleri görür inanırsanız sizler de kendi hür iradenizle ister tutar ister sırt çevirip tutmazsınız. O size kalmıştır.Zöhre Ana kimseyi zorlamaz...

Zöhre Ana'nın ocakzadelerden ve dedelerden ibadet konusunda er pir konsunda yol konusunda izin alması, görüş alması beklenemez. Çünkü bugünün evliyası ve Piridir. Yani o ocakzadeler ve delerin de Piridir. Dolayısıyla Hz. Ali kimseden Alevilik yoluna ait değerler için görüş almamışsa Zöhre Ana da Hz. Ali'nin bir sıfatı olarak kimseden Allah Muhammeed Ali yolu için görüş alacak değildir. Çünkü bugün O Yolun sahibidir kendisi...

Dedeler ve ocakzadeler gelir saygısını gösterirse, Pir olarak kabul eder de niyazlarını sunarlarsa elbetteki onların sıkıntılı anlarında Zöhre Ana da attıkları her adımda yanlarında olur. Onların yolarının açık olması için her türlü yardımını bir Pir olarak esirgemez...


Alıntı:
Naki Nickli Üyeden Alıntı
. Zöhre Ana, ne gibi kerametler göstermiştir?
. Hakkın ışığına kavuştuğunu söylüyorsunuz. Kendisi gayb alemi ile nasıl bir ilişki içindedir, uhrevi alemden mesajlar mı almaktadır? Gözümüzü ve kulağımızı sonuna kadar açıyoruz, böyle bir şey varsa görmek isteriz.
. Kendisi hastalara şifa mı dağıtmaktadır?
. Bu gücünü hangi ilahi kaynaktan almakta?
. Hastaları iyileştirdiği konusundaki iddialar doğru mudur?
. Örneğin kendisine gelen felçli hastaların yüzde kaçı kalkıp yürümeye başlar? Tıpta “plasebo” diye bir terim olduğunu biliyor musunuz?
. Zöhre Ana tarafından iyileştirileceğ ine inanarak gerekli tıbbi desteği almadığı için sağlık sorunları ilerleyen ve terk-i dünya etmek zorunda kalan kişiler için ne düşünürsünüz ?

[BZöhre Ana'dan iyileşen ve de bir sürü kerametini gören biri olarak ben canlı şahit olduğum bir kaç kerametini anlatayım...[/B]

Mesela nefes darlığı çeken astım hastasıydım. birkaç sene doktor ve ilaç tedavisi görmem rağmen iyileşemediğim gibi üstüne üstelik de gitgide kötüleşiyordum. Bir sürü paralar harcadım nafile...

Ancak Zöhre Anaya gittim bana on dakika bir dua okuduktan sonra merak etme iyileşirsin dedi. Ve ben daha yanında ayrılırken nefesi rahat almaya başladığımı hissetim.İyileştim. Ne bir para verdim. Ne de ilaç aldım. Ağrısız sızısız on dakikada senelerce doktorlardan bulamadığım şifamı buldum...

Ayrıca ben sene 2001 de eşimle daha evlenmeden nikahımız esnasında size bir erkek bir de kız çocuğu veriyorum demişti. bugün sene 2011 bir erkek çocuğum sonra da bir kız çocuğum oldu. Çocukların vücutlarında Zöhre Ana'nın değişik şekillerde pençe izleri vardır...

Bir felçli kucakta gelen gencin Zöhre Ana'nın duasını aldıktan sonra kalkarak yürüyüp gittiğini gözlerimle canlı bir şekilde gördüm...

Askerliğime kadar bir sünni gibi yaşıyordum. Camilerden çıkmıyor ezan bile okuyordum. Sünni çocuklarıyla büyüdüğümden Aleviliği hiç tanımıyordum. Bunu sünni komşularım da doğrulayacaktır.
Ancak Zöhre Ana'yı tanıyınca Alevi olduğumla gurur duydum. Alevilik ile ilgili hiçbir şey bilmeyen ben, bugün bu yazıları yazıp Aleviliği büyük bir gururla savunuyorum. Tabi gerçek Alevilikten bahsediyorum...

Bunun gibi bir sürü şeyler anlatabilirim.

[BZöhre Ana'ya gelip de şifa ve murad almayacak insan yoktur. Ancak bazı şeyler nasip kısmet işidir. Nasıl ki Allah istese her kuluna her istediği muradını dileğini ve şifasını verebildiği halde herkese vermiyorsa Zöhre Ana da aynı şekilde kime kısmet ise onun kendisine inanmasını, onun gelip murad ve şifasını almasını sağlıyor. Allah'ın yaptığına Allah'ın elçisinin ters davranışta bulunması beklenemez değil mi? Ayrıca Zöhre Ana'dan şifa alamadığını söyleyenlerin %90 kısmı yalan söylüyor bunu bilesiniz. %10 kısmı da yanlış bilip olayları yanlış değerlendirmektedir.Dedim ya herşey nasip kısmettir. Yoksa şimdi bugün bütün insanlar bir peygambere inanırlardı değil mi? Herkesin bir evi bir de evinin önünde arabası olurdu vs...[/B]

Alıntı:
Naki Nickli Üyeden Alıntı
50'sine merdiven dayamış, 23 yıldır kalemiyle hayatını kazanan, çağın gerektirdiği bilgi donanımına sahip olma gayreti içinde bulunan biri olarak, belli amaca ve egemen zihniyete hizmet eden yanlış bilgileri doğrularından ayırma yeteneğimin olduğunu umut ediyorum. İnsanları görerek tanımak elbette iyidir. Ancak şart değildir. Yukarıdaki sayfalarda yer alan ifadeler, eğer kendisine aitse O’nu tanıma konusunda bize epey yardımcı oluyor.
Saygılar…

İnsanları yazılıp çizilenlerden tanımaya çalışacak isek siz de bana çok boş bir insan olarak göründünüz. Ancak ben böyle bir insan olduğunuza inanmıyorum. Eminim ki sizi canlı görüp tanıdığım zaman çok değerli bir insan olduğunuzu daha net bir şekilde anlarım...

Eğer bir Piri tanımadan fikir sahibi olunabilseydi onca peygamber ve evliyalar neden keramet gösterme gereği hissetmişlerdir. Peygamber ve evliyaları gördükleri halde tanıdıkları halde kerametlerini gördükleri halde inanmayıp kafirlik yapan bir sürü insan varken sizin okuduklarınızla bir Evliyanın varlığını görebilmeniz, anlayabilmebiz ve de kabullenebilmeniz ne kadar mümkün olur ki? Biraz mantıklı olmak lazım...
Sayfalar: 1 2 3