03/05/2011, 04:26
[COLOR=#888888]OSMAN TÜRKOĞUZ
[COLOR=#888888][COLOR=#2288bb][email protected]
[COLOR=#888888] İzmir;30 Nisan 2011
[COLOR=#888888]DİNİ HEZEYANLARIN PSİKO-MEDİKAL YÖNÜ!-1
MİSTİK PARANOYA NEDİR?
Mistik paranoya psikolojik bir hastalıktır. Kendilerinde tanrısal güç bulunduğuna inanan bu tür hastalarda yargı bozukluğu görülmektedir. Hayal dünyasında yaşayan ve ileri sürdükleri düşüncelerin bilimsel gerçeklerle yakından uzaktan ilgisi bulunmayan bu kişilerin mutlaka psikiyatrik tedaviden geçmesi gerekir. Söz konusu kişiler zeki olur. Zeki oldukları için de bu hezeyanları (gerçek dışı inanç) dışında normal bir insan olarak görülür ve çevrelerinde hayal dünyalarına inanacak kimseler toplayabilirler.
Milliyet’in pazar günleri yayımlanan Haftaya Bakış adlı ilginç bir dergisi var. Bu derginin 14 Aralık - 20 Aralık 1986 döneminin önemli olaylarını içeren 9. sayısıyla 15–21 Şubat 1987 döneminin önemli olaylarını içeren 18. sayısında, Zöhre Anayla ilgili ilginç haberler var.
Kendisine şifa için gelenlerin izdihamlarını demir kapıların güçlükle önleyebildiği 30 yaşlarında Zöhre Ana; doktora gidemeyen, ilaç alacak parası olmayanların son sığınağı. İlkokul mezunu; asıl adı Süheyla Höke; eline kitap almamış; modanın öncülüğünü yapmış bir kadın; 3–5 yıl önce ani bir değişimle nasıl oluyor da evliya olup çıkıyor. 3–5 yıl önce Süheyla Höke’de meydana gelen değişiklikler ailesini çok ürkütmüş; götürmedikleri hacı ve hoca kalmamış. Sonra; günlerden bir gün, bir kadın çıkagelmiş; “Bu evde bir ermiş varmış; rüyamda gördüm. Benim hastalığımı iyi edebilirmiş” demiş. Süheyla Höke; şöyle bir okuyup, üflemiş hasta iyi olmuş. Ondan sonra; ta İran’dan Humeyni gibi bir din büyüğünün! Ülkesinden bile otobüs dolusu hasta gelmiş. Doktoru, subayı, polisi ve profesörleri gelmişler; tedavi olup gitmişler. Kadın ermiş! Evlilik yaşamı da tümden bitmiş.
Bakınız neler diyor Zöhre Ana. Adı değişmiş, Zöhre Ana oluvermiş.
“Ben, beş yıl önce gerçekleştim. Daha önce herkes gibi bir insandım. Çocukken hiç bir belirti yoktu. Ailem çok sıkıydı. Ben hacı hoca değilim, evliyayım. Şu anda benden başka evliya yok. Tüm eski evliyalarla ilişkiye geçiyorum. İstedikleri zaman türbelerini ziyaret ediyorum. Her evliya bana başka şey öğretti. Bana namaz kılmayı da Allah öğretti.”
“Zöhre Ana, namazı herkesin kıldığı gibi değil. Allahın kıldığı gibi kıldığını dergi mensubuna söyledi. Bütün görevi Allahın kendisinden istediklerini yerine getirmek, hastaları iyileştirmektir.”
“Evde temizliğe çok önem verildiği için, büyük kalabalığın, duvarlarında Hazreti Ali’nin resmi bulunan odayı kirletmemesi amacıyla, hasta kabulleri koridorda yapılıyordu.”
“Zöhre Ana, hastaları üç gruba ayırmaktaydı. Birinci grupta, sadece elini sürmesi ve hastayı yeşil bir bez vermesiyle tedavi edilen hastalıklar vardı. Başı ağrıyanlar, midesi ağrıyanlar, gözü az görenler, romatizması olanlar bu gruba giriyorlardı. Felçliler, gözleri hiç görmeyenler, kanserliler, saralılar, korku yüzünden kaşıntıya yakalananlar ise ikinci grubu oluşturuyorlardı. Üçüncü gruba girenler ise çocuğu olmayanlardı. Bunların sırtları Zöhre Ana tarafından sıvazlanıyor ve okunmuş elmaları koçanlarıyla yiyorlardı.”
“Belki garip gelecekti ama Zöhre Ana bir bakıma koyu bir Atatürkçü sayılırdı. Dergi mensubuna bunları söyledi.”
“Hacı Beştaş Veli gerçekte ATATÜRK’TÜR. ATATÜRK’ÜN tüm yaşamını, deyişlerini hep bilirim. Bana kendisi öğretti. Ben herkesin düşüncelerini okurum, geleceğini görürüm, ama söylemem, söylemek yanlış çünkü.”
“Zöhre Ana, hacıya, hocaya ve onların verdikleri muskalara da karşıydı.”
[FONT=TahomaZöhre Ana hakkında bakınız Ankara İl Sağlık Müdürü Dr. Muzaffer Keçeci Bey ne diyor:
—Benim böyle bir olaydan haberim yok. Şarlatanlık yapıyordur. Eğer bize resmi olarak kimse şikâyette bulunamazsa bir müdahale yapamayız. Hastalardan para ve benzeri şeyler almıyorsa, yanlış uygulamalar yapmıyorsa, zarar pek söz konusu değildir.” dedi. 1996 yılında; Mamak’ta Türkiye Cumhuriyeti Yetkilileri, Zöhre Ana külliyesinin temeline attılar.
Ve Zöhre Anayla ilgili Prof. Dr. Orhan ÖZTÜRK’ÜN HAFTAYA Bakışın 9 ve 18. sayılarında yayımlanan iki görüşünü de okuyalım. Prof. Dr. Orhan Öztürk
HACI, HOCA, ÜFÜRÜKÇÜ ve EYLİYALAR
Haftaya Bakışın 9. sayısında “Başkent’teki Evliya” başlığıyla Zöhre Ana adlı bir kadının evliyalık öyküsü yayınlandığından beri büromuzun telefonları hiç durmadı. BAKIŞ okurları ısrarla Zöhre Ana’nın adresini istediler. Hepsi dertlerine ya da hastalarına son bir umut peşindeydiler. Ama sadece “ilginç bir olay” olduğu için dergimizde haber olarak yer almış olan Zöhre Ana yayınının yanında Hacettepe Üniversitesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Orhan Öztürk’ün “bu tür kişilerin yararlı olabilecekleri gibi, zararlı da olabilecekleri” yolundaki uyarısı gözden kaçtı. Bu süre içinde Zöhre Ana’ya başvuranlar da “Türbelere ziyarete gitti”, “Evde yok”, “Artık hasta bakmıyor” gibi yanıtlarla karşılaştılar. Bazı suiistimal söylentileri ve olasılığı üzerine konuyu yeniden Prof. Dr. Orhan Öztürk’le tartıştık:
HAFTAYA BAKIŞ - Kendilerini “evliya” “hacı-hoca” olarak adlandıran ve “şifa” dağıttıklarını söyleyen kişilerin varlığını nasıl yorumluyorsunuz?
ÖZTÜRK - Türk toplumu hacı, hoca, üfürükçü, evliya, ermiş adı altında tedavi yapmaya çalışanlar tarafından halkın sömürüldüğü, istismar edildiği bir ortamdır. Basın da bu kişilerin gerçek yüzlerini topluma yansıtırken, bir yandan da reklâmını yapıyor.
haftaya bakış - Dergimizin yayını ile gün ışığına çıkan Zöhre Ana olayını nasıl değerlendiriyorsunuz:
ÖZTÜRK - Zöhre Ana ile ilgili yayının, bazı kesimlerde yanlış değerlendirildiği kanısındayım, bu tür uygulamalar, gerçekte birçok organik ve ruhsal hastalıkların tanı ve tedavisinin gecikmesine, bazen de tümden önlenmesine yol açıyor. Cumhuriyet kurulduktan kısa bir süre sonra bunlar tamamıyla yasaklanmış oldukları halde, toplumdaki din sömürüsüne paralel olarak artış göstermişlerdir.
HAFTAYA BAKIŞ- Bazı hastalıkların telkin yoluyla tedavi edilebileceğini söylemiştiniz. Zöhre Ana da, bu yolla tedavi ettiği hastalar karşısında kendisini evliya sanıyor olabilir mi?
ÖZTÜRK- Olabilir. Çaresiz ve umutsuz insanlar, doğaüstü bir güce bağlanma gereksinimi hissederler. Örneğin; Anadolu köylerinde, büyük kıtlıklar, yoksulluklar ve bunalımlar olduğu dönemlerde evliyalar türer. Bu tür uygulamaların yaygın oluşunun başka nedenleri de, halkın iyi eğitilmemesi, sağlık kuruluşlarının yetersiz kalması, bu tür uygulamaların dinle ilgisi olmadığı halde, varmış gibi bir inanç yüklenmesidir. Organik bir bozukluğa bağlı olmayan, ruhsal kaynaklı histerik körlük, histerik sağırlık, histerik felç gibi hastalıklar telkinlerle geçebilir, bir kısmı da kendiliğinden iyileşebilir. Ancak, hekime gitmediği içini kronikleşen hastalar da çoktur.
HAFTAYA BAKIŞ- Ya tıbbın çaresiz kaldığı hastalıklar?
ÖZTÜRK- İnsan yaşamında tedavisi mümkün olmayan hastalıklar da vardır. Bu hastalıkları, insan onuruna yakışır şekilde kabullenmek gerekir.
HAFTAYA BAKIŞ- Zöhre Ana 5 yıl önce kendi kendine aralıksız konuşmaya ve ilahiler okumaya başlıyor. Bugün de düzgün ve tekdüze konuşmayı sürdürüyor.
ÖZTÜRK - Ruh hastaları arasında kendilerini peygamber, evliya olarak görenler, olağanüstü güçleri olduğunu söyleyenler vardır. Okuyup üfleyerek hastaları tedavi ettiğini ileri süren bu insanların önemli bir kısmının da ruh hastası olması mümkündür. Bir kısmı şarlatandır, bir kısmı gerçek ruh hastasıdır. Ama halkı sömürme yoluna gitmeyen ve teselli etmek, rahatlatmak amacıyla dinsel telkinler yapan insanlar da olabilir. İleri derece içe kapanma, kendi kendine konuşma ve sonra da “evliyayım” diye ortaya çıkma, ağır ruh hastalıklarında sıklıkla görülen belirtilerdir. Halk arasında, “Kimi deli, kimi veli dedi” diye bir söz vardır.
HAFTAYA BAKIŞ- Bu tip ruh hastalıklarının konuşmalarının mantıklı olması olasılığı var mıdır?
ÖZTÜRK - Konuşmalar bazen mantıklı, bazen de mantıksız olabilir. Konuşmaların içine sürekli dualar katarak, dışarıya bir evliyanın konuşmasıymış gibi gösterilebilir.
HAFTAYA BAKIŞ- Zöhre Ana gibi kişilerin zararları olabilir mi?
ÖZTÜRK - Bu tür uygulamaların, hastaları bilimsel tıptan uzaklaştırmaları, erken tanı konmasını önlemeleri, tedavi edilebilecek birtakım hastalıkların tedavisini geciktirmeleri, tedavisi mümkün olmayan hastaların da oradan oraya dolaşmalarına neden olmaları gibi zararları vardır. Sağlık sistemimiz, bütün halkımıza yeterli sağlık hizmeti götürebilecek düzeyde olmadığından ve eğitimdeki eksikliklerden dolayı, bu tür hekimlik dışı uygulamalar Türkiye’de devam etmek durumundadır. Prof. Dr. Orhan ÖZTÜRK
[COLOR=#339966] EFSANE YAYGINLAŞTIKÇA, GÜÇ ARTAR
Hacettepe Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan ÖZTÜRK, HAFTAYA BAKIŞ’IN sorularını yanıtladı:
HAFTAYA BAKIŞ - Zöhre Ana olayını nasıl yorumluyorsunuz?
ÖZTÜRK - Çok eski çağlardan beri, hekimliğin önemli bir kısmı büyüye dayanmıştır. Çağdaş hekimlik geliştikçe büyü kaybolmuş ve yerini bilimsel hekimlik almıştır. Ama özellikle geri kalmış toplum kesimlerinde büyüye dayalı iyileştirme yöntemleri hala süregelmektedir. Burada iyileşme inanmaya bağlıdır. Kişi inandığı oranda iyileşir ya da iyileştiğini kabul eder.
HAFTAYA BAKIŞ- Bu inanç nasıl doğuyor:
ÖZTÜRK - Tedavi edicinin çevresinde büyük bir efsane geliştirilir. Bu efsaneye göre birçok öyküler yaratılır. Öykülerin yaratıldığı ve yaygınlaştığı oranda da tedavi edenin gücü artar. Bu kişilere giden hastaların büyük bir kısmı, zaten iyileşmeye hazır bir inançla giderler ve gerçekten de olumlu sonuçlar ortaya çıkabilir. Fakat kanser gibi hastalıkların tedavi olayı, bugünkü bilimsel hekimliğe göre, sadece efsanelerin bir parçasıdır.
HAFTAYA BAKIŞ - Zöhre Ana ve benzerleri daha çok hangi tür hastalıklarda başarılı olabilirler?
ÖZTÜRK - İyileşen rahatsızlıklar, genellikle bizim ruh hekimliğinde “histeri” dediğimiz rahatsızlıklardır. Histeri telkinle ve birtakım işlevsel bozukluklarla oluşan hastalıklardır. Örneğin Histerik felç, histerik körlük, histerik sağırlık, histerik kusmalar, histerik öğürmeler olabilir. Bunlar bilinç dışı sıkıntılara bağlı rahatsızlıklardır. Bu rahatsızlıkların önemli bir kısmı telkin yöntemleriyle düzelebilir. Eğer hasta tedavi olacağı bu kişiye inanıyorsa, onun yönteminin ilaç, okuyup, üfleme veya elektrik masajı olması pek fazla fark etmeyebilir. Hastalık ortadan kalkabilir.
HAFTAYA BAKIŞ- Zöhre Ana’nın körleri iyi ettiği iddiaları da var.
ÖZTÜRK - Histerik körlük çok eski çağlardan beri bilinen bir şeydir. Peygamberlerin okuyarak, sıvazlayarak iyileştirdiği hastalar bu tür hastalardır. Örneğin İsa, yirmi yıl felçli bir hastayı kaldırıp yürütmüştür. Bu hastalar, derin bilinç dışı çatışmalar, sıkıntılar nedeniyle rahatsızlanmışlardır. Bunlar, Hipokrat döneminden beri bilinen rahatsızlıklardır. Bir kısmı telkin yöntemleriyle düzelir. Hekim ilaç, iğne veya elektrik masajı ile de düzeltebilir. Ama hekim iyileştirdiğinde bir efsane yaratılmaz. Çünkü burada büyüsel bir güce gereksinim yoktur. Oysa Zöhre Ana örneğinde, büyüsel bir etkiye gereksinim olduğundan dolayı, sürekli olarak onun yaşatılması ve iyileştirme olaylarının biraz da abartılmış bir şekilde öyküleştirilmesi gerekir.
HAFTAYA BAKIŞ- Bu tür kişilerin yararlı oldukları söylenebilir mi?
ÖZTÜRK - Yararlı olabilecekleri gibi, zararlı da olabilirler. Hekim tedavisiyle iyileşebilecek hastaların uzun süre hekime gitmesinin önlenmesi de söz konusu olabilir. Bazen hekime gitmekte geç kalınabilir. Batı toplumunda inanca dayalı iyileştirme yöntemleri vardır, ama bize oranla çok daha azdır.
Yukarıdaki metin, Osman Türkoğuz'un kendi bloğundan alınmıştır. Yazısı 2 sayfadır. Zöhre Ana ile ilgili kısmı aldım. Yazı 30 Nisan 2011 de yazılmış.
[COLOR=#888888][COLOR=#2288bb][email protected]
[COLOR=#888888] İzmir;30 Nisan 2011
[COLOR=#888888]DİNİ HEZEYANLARIN PSİKO-MEDİKAL YÖNÜ!-1
MİSTİK PARANOYA NEDİR?
Mistik paranoya psikolojik bir hastalıktır. Kendilerinde tanrısal güç bulunduğuna inanan bu tür hastalarda yargı bozukluğu görülmektedir. Hayal dünyasında yaşayan ve ileri sürdükleri düşüncelerin bilimsel gerçeklerle yakından uzaktan ilgisi bulunmayan bu kişilerin mutlaka psikiyatrik tedaviden geçmesi gerekir. Söz konusu kişiler zeki olur. Zeki oldukları için de bu hezeyanları (gerçek dışı inanç) dışında normal bir insan olarak görülür ve çevrelerinde hayal dünyalarına inanacak kimseler toplayabilirler.
Milliyet’in pazar günleri yayımlanan Haftaya Bakış adlı ilginç bir dergisi var. Bu derginin 14 Aralık - 20 Aralık 1986 döneminin önemli olaylarını içeren 9. sayısıyla 15–21 Şubat 1987 döneminin önemli olaylarını içeren 18. sayısında, Zöhre Anayla ilgili ilginç haberler var.
Kendisine şifa için gelenlerin izdihamlarını demir kapıların güçlükle önleyebildiği 30 yaşlarında Zöhre Ana; doktora gidemeyen, ilaç alacak parası olmayanların son sığınağı. İlkokul mezunu; asıl adı Süheyla Höke; eline kitap almamış; modanın öncülüğünü yapmış bir kadın; 3–5 yıl önce ani bir değişimle nasıl oluyor da evliya olup çıkıyor. 3–5 yıl önce Süheyla Höke’de meydana gelen değişiklikler ailesini çok ürkütmüş; götürmedikleri hacı ve hoca kalmamış. Sonra; günlerden bir gün, bir kadın çıkagelmiş; “Bu evde bir ermiş varmış; rüyamda gördüm. Benim hastalığımı iyi edebilirmiş” demiş. Süheyla Höke; şöyle bir okuyup, üflemiş hasta iyi olmuş. Ondan sonra; ta İran’dan Humeyni gibi bir din büyüğünün! Ülkesinden bile otobüs dolusu hasta gelmiş. Doktoru, subayı, polisi ve profesörleri gelmişler; tedavi olup gitmişler. Kadın ermiş! Evlilik yaşamı da tümden bitmiş.
Bakınız neler diyor Zöhre Ana. Adı değişmiş, Zöhre Ana oluvermiş.
“Ben, beş yıl önce gerçekleştim. Daha önce herkes gibi bir insandım. Çocukken hiç bir belirti yoktu. Ailem çok sıkıydı. Ben hacı hoca değilim, evliyayım. Şu anda benden başka evliya yok. Tüm eski evliyalarla ilişkiye geçiyorum. İstedikleri zaman türbelerini ziyaret ediyorum. Her evliya bana başka şey öğretti. Bana namaz kılmayı da Allah öğretti.”
“Zöhre Ana, namazı herkesin kıldığı gibi değil. Allahın kıldığı gibi kıldığını dergi mensubuna söyledi. Bütün görevi Allahın kendisinden istediklerini yerine getirmek, hastaları iyileştirmektir.”
“Evde temizliğe çok önem verildiği için, büyük kalabalığın, duvarlarında Hazreti Ali’nin resmi bulunan odayı kirletmemesi amacıyla, hasta kabulleri koridorda yapılıyordu.”
“Zöhre Ana, hastaları üç gruba ayırmaktaydı. Birinci grupta, sadece elini sürmesi ve hastayı yeşil bir bez vermesiyle tedavi edilen hastalıklar vardı. Başı ağrıyanlar, midesi ağrıyanlar, gözü az görenler, romatizması olanlar bu gruba giriyorlardı. Felçliler, gözleri hiç görmeyenler, kanserliler, saralılar, korku yüzünden kaşıntıya yakalananlar ise ikinci grubu oluşturuyorlardı. Üçüncü gruba girenler ise çocuğu olmayanlardı. Bunların sırtları Zöhre Ana tarafından sıvazlanıyor ve okunmuş elmaları koçanlarıyla yiyorlardı.”
“Belki garip gelecekti ama Zöhre Ana bir bakıma koyu bir Atatürkçü sayılırdı. Dergi mensubuna bunları söyledi.”
“Hacı Beştaş Veli gerçekte ATATÜRK’TÜR. ATATÜRK’ÜN tüm yaşamını, deyişlerini hep bilirim. Bana kendisi öğretti. Ben herkesin düşüncelerini okurum, geleceğini görürüm, ama söylemem, söylemek yanlış çünkü.”
“Zöhre Ana, hacıya, hocaya ve onların verdikleri muskalara da karşıydı.”
[FONT=TahomaZöhre Ana hakkında bakınız Ankara İl Sağlık Müdürü Dr. Muzaffer Keçeci Bey ne diyor:
—Benim böyle bir olaydan haberim yok. Şarlatanlık yapıyordur. Eğer bize resmi olarak kimse şikâyette bulunamazsa bir müdahale yapamayız. Hastalardan para ve benzeri şeyler almıyorsa, yanlış uygulamalar yapmıyorsa, zarar pek söz konusu değildir.” dedi. 1996 yılında; Mamak’ta Türkiye Cumhuriyeti Yetkilileri, Zöhre Ana külliyesinin temeline attılar.
Ve Zöhre Anayla ilgili Prof. Dr. Orhan ÖZTÜRK’ÜN HAFTAYA Bakışın 9 ve 18. sayılarında yayımlanan iki görüşünü de okuyalım. Prof. Dr. Orhan Öztürk
HACI, HOCA, ÜFÜRÜKÇÜ ve EYLİYALAR
Haftaya Bakışın 9. sayısında “Başkent’teki Evliya” başlığıyla Zöhre Ana adlı bir kadının evliyalık öyküsü yayınlandığından beri büromuzun telefonları hiç durmadı. BAKIŞ okurları ısrarla Zöhre Ana’nın adresini istediler. Hepsi dertlerine ya da hastalarına son bir umut peşindeydiler. Ama sadece “ilginç bir olay” olduğu için dergimizde haber olarak yer almış olan Zöhre Ana yayınının yanında Hacettepe Üniversitesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Orhan Öztürk’ün “bu tür kişilerin yararlı olabilecekleri gibi, zararlı da olabilecekleri” yolundaki uyarısı gözden kaçtı. Bu süre içinde Zöhre Ana’ya başvuranlar da “Türbelere ziyarete gitti”, “Evde yok”, “Artık hasta bakmıyor” gibi yanıtlarla karşılaştılar. Bazı suiistimal söylentileri ve olasılığı üzerine konuyu yeniden Prof. Dr. Orhan Öztürk’le tartıştık:
HAFTAYA BAKIŞ - Kendilerini “evliya” “hacı-hoca” olarak adlandıran ve “şifa” dağıttıklarını söyleyen kişilerin varlığını nasıl yorumluyorsunuz?
ÖZTÜRK - Türk toplumu hacı, hoca, üfürükçü, evliya, ermiş adı altında tedavi yapmaya çalışanlar tarafından halkın sömürüldüğü, istismar edildiği bir ortamdır. Basın da bu kişilerin gerçek yüzlerini topluma yansıtırken, bir yandan da reklâmını yapıyor.
haftaya bakış - Dergimizin yayını ile gün ışığına çıkan Zöhre Ana olayını nasıl değerlendiriyorsunuz:
ÖZTÜRK - Zöhre Ana ile ilgili yayının, bazı kesimlerde yanlış değerlendirildiği kanısındayım, bu tür uygulamalar, gerçekte birçok organik ve ruhsal hastalıkların tanı ve tedavisinin gecikmesine, bazen de tümden önlenmesine yol açıyor. Cumhuriyet kurulduktan kısa bir süre sonra bunlar tamamıyla yasaklanmış oldukları halde, toplumdaki din sömürüsüne paralel olarak artış göstermişlerdir.
HAFTAYA BAKIŞ- Bazı hastalıkların telkin yoluyla tedavi edilebileceğini söylemiştiniz. Zöhre Ana da, bu yolla tedavi ettiği hastalar karşısında kendisini evliya sanıyor olabilir mi?
ÖZTÜRK- Olabilir. Çaresiz ve umutsuz insanlar, doğaüstü bir güce bağlanma gereksinimi hissederler. Örneğin; Anadolu köylerinde, büyük kıtlıklar, yoksulluklar ve bunalımlar olduğu dönemlerde evliyalar türer. Bu tür uygulamaların yaygın oluşunun başka nedenleri de, halkın iyi eğitilmemesi, sağlık kuruluşlarının yetersiz kalması, bu tür uygulamaların dinle ilgisi olmadığı halde, varmış gibi bir inanç yüklenmesidir. Organik bir bozukluğa bağlı olmayan, ruhsal kaynaklı histerik körlük, histerik sağırlık, histerik felç gibi hastalıklar telkinlerle geçebilir, bir kısmı da kendiliğinden iyileşebilir. Ancak, hekime gitmediği içini kronikleşen hastalar da çoktur.
HAFTAYA BAKIŞ- Ya tıbbın çaresiz kaldığı hastalıklar?
ÖZTÜRK- İnsan yaşamında tedavisi mümkün olmayan hastalıklar da vardır. Bu hastalıkları, insan onuruna yakışır şekilde kabullenmek gerekir.
HAFTAYA BAKIŞ- Zöhre Ana 5 yıl önce kendi kendine aralıksız konuşmaya ve ilahiler okumaya başlıyor. Bugün de düzgün ve tekdüze konuşmayı sürdürüyor.
ÖZTÜRK - Ruh hastaları arasında kendilerini peygamber, evliya olarak görenler, olağanüstü güçleri olduğunu söyleyenler vardır. Okuyup üfleyerek hastaları tedavi ettiğini ileri süren bu insanların önemli bir kısmının da ruh hastası olması mümkündür. Bir kısmı şarlatandır, bir kısmı gerçek ruh hastasıdır. Ama halkı sömürme yoluna gitmeyen ve teselli etmek, rahatlatmak amacıyla dinsel telkinler yapan insanlar da olabilir. İleri derece içe kapanma, kendi kendine konuşma ve sonra da “evliyayım” diye ortaya çıkma, ağır ruh hastalıklarında sıklıkla görülen belirtilerdir. Halk arasında, “Kimi deli, kimi veli dedi” diye bir söz vardır.
HAFTAYA BAKIŞ- Bu tip ruh hastalıklarının konuşmalarının mantıklı olması olasılığı var mıdır?
ÖZTÜRK - Konuşmalar bazen mantıklı, bazen de mantıksız olabilir. Konuşmaların içine sürekli dualar katarak, dışarıya bir evliyanın konuşmasıymış gibi gösterilebilir.
HAFTAYA BAKIŞ- Zöhre Ana gibi kişilerin zararları olabilir mi?
ÖZTÜRK - Bu tür uygulamaların, hastaları bilimsel tıptan uzaklaştırmaları, erken tanı konmasını önlemeleri, tedavi edilebilecek birtakım hastalıkların tedavisini geciktirmeleri, tedavisi mümkün olmayan hastaların da oradan oraya dolaşmalarına neden olmaları gibi zararları vardır. Sağlık sistemimiz, bütün halkımıza yeterli sağlık hizmeti götürebilecek düzeyde olmadığından ve eğitimdeki eksikliklerden dolayı, bu tür hekimlik dışı uygulamalar Türkiye’de devam etmek durumundadır. Prof. Dr. Orhan ÖZTÜRK
[COLOR=#339966] EFSANE YAYGINLAŞTIKÇA, GÜÇ ARTAR
Hacettepe Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan ÖZTÜRK, HAFTAYA BAKIŞ’IN sorularını yanıtladı:
HAFTAYA BAKIŞ - Zöhre Ana olayını nasıl yorumluyorsunuz?
ÖZTÜRK - Çok eski çağlardan beri, hekimliğin önemli bir kısmı büyüye dayanmıştır. Çağdaş hekimlik geliştikçe büyü kaybolmuş ve yerini bilimsel hekimlik almıştır. Ama özellikle geri kalmış toplum kesimlerinde büyüye dayalı iyileştirme yöntemleri hala süregelmektedir. Burada iyileşme inanmaya bağlıdır. Kişi inandığı oranda iyileşir ya da iyileştiğini kabul eder.
HAFTAYA BAKIŞ- Bu inanç nasıl doğuyor:
ÖZTÜRK - Tedavi edicinin çevresinde büyük bir efsane geliştirilir. Bu efsaneye göre birçok öyküler yaratılır. Öykülerin yaratıldığı ve yaygınlaştığı oranda da tedavi edenin gücü artar. Bu kişilere giden hastaların büyük bir kısmı, zaten iyileşmeye hazır bir inançla giderler ve gerçekten de olumlu sonuçlar ortaya çıkabilir. Fakat kanser gibi hastalıkların tedavi olayı, bugünkü bilimsel hekimliğe göre, sadece efsanelerin bir parçasıdır.
HAFTAYA BAKIŞ - Zöhre Ana ve benzerleri daha çok hangi tür hastalıklarda başarılı olabilirler?
ÖZTÜRK - İyileşen rahatsızlıklar, genellikle bizim ruh hekimliğinde “histeri” dediğimiz rahatsızlıklardır. Histeri telkinle ve birtakım işlevsel bozukluklarla oluşan hastalıklardır. Örneğin Histerik felç, histerik körlük, histerik sağırlık, histerik kusmalar, histerik öğürmeler olabilir. Bunlar bilinç dışı sıkıntılara bağlı rahatsızlıklardır. Bu rahatsızlıkların önemli bir kısmı telkin yöntemleriyle düzelebilir. Eğer hasta tedavi olacağı bu kişiye inanıyorsa, onun yönteminin ilaç, okuyup, üfleme veya elektrik masajı olması pek fazla fark etmeyebilir. Hastalık ortadan kalkabilir.
HAFTAYA BAKIŞ- Zöhre Ana’nın körleri iyi ettiği iddiaları da var.
ÖZTÜRK - Histerik körlük çok eski çağlardan beri bilinen bir şeydir. Peygamberlerin okuyarak, sıvazlayarak iyileştirdiği hastalar bu tür hastalardır. Örneğin İsa, yirmi yıl felçli bir hastayı kaldırıp yürütmüştür. Bu hastalar, derin bilinç dışı çatışmalar, sıkıntılar nedeniyle rahatsızlanmışlardır. Bunlar, Hipokrat döneminden beri bilinen rahatsızlıklardır. Bir kısmı telkin yöntemleriyle düzelir. Hekim ilaç, iğne veya elektrik masajı ile de düzeltebilir. Ama hekim iyileştirdiğinde bir efsane yaratılmaz. Çünkü burada büyüsel bir güce gereksinim yoktur. Oysa Zöhre Ana örneğinde, büyüsel bir etkiye gereksinim olduğundan dolayı, sürekli olarak onun yaşatılması ve iyileştirme olaylarının biraz da abartılmış bir şekilde öyküleştirilmesi gerekir.
HAFTAYA BAKIŞ- Bu tür kişilerin yararlı oldukları söylenebilir mi?
ÖZTÜRK - Yararlı olabilecekleri gibi, zararlı da olabilirler. Hekim tedavisiyle iyileşebilecek hastaların uzun süre hekime gitmesinin önlenmesi de söz konusu olabilir. Bazen hekime gitmekte geç kalınabilir. Batı toplumunda inanca dayalı iyileştirme yöntemleri vardır, ama bize oranla çok daha azdır.
Yukarıdaki metin, Osman Türkoğuz'un kendi bloğundan alınmıştır. Yazısı 2 sayfadır. Zöhre Ana ile ilgili kısmı aldım. Yazı 30 Nisan 2011 de yazılmış.