21/10/2010, 14:14
[INDENT] Aşkı bilen gelsin.
Sıcak bir haziran günü tepemizde güneş pırıl, pırıl bakıyordu. Biz ise bir zamanlar dünya merkezi olan Suriye’nin Halep şehrinin sokaklarını adımlıyoruz. Mahalle aralarında gül yasemin kokuları birbirine karışmış sonsuz çiçekler buketi esansı ile tüm evleri uyuşturduğuna şahit oluyorduk. Çocukların ve annelerinin bağrışmalarının yankıları Halep şehrini sarmalayan şefkati ile sallıyor tüm şehir anne ve yavrum diyordu.
Yürümekten içimiz geçmişti nefes almak için pazar yerindeki çay ocağında derviş Mansur yol yoldaşımla oturduk.
Nane çayı yudumlayarak yorgunluğumuzu atıyor, atıyor gözlerimizi yorgunluktan kapatıyorduk. Kulağıma bildiğim yol eğlediğim bir ses ah be ses her şey sensin diyordum. Birden vücudumun tüm azalarını titrediğini hissettim. Yaşlı titrek o kadarda nerde ne söyleyeceğini bilen derin onurlu bir sohbet tanıklık ediyorduk.
Boğazda sesler çıkıyor. Dilde harf ve kelime oluyor, dudaklarda cümle olarak dökülüp dinleyenlerin kulaklarında şuurunda Hayber gazası olarak söyleneni kavrıyorduk. Hz. Ali göklere çıkarılıyor. Öğle şeyler duyuyoruz ki Hz. Ali ilahlaşıyordu. Merhab gibi devi Zülfikar ile çölün üzerini bir daha gözünü açmaksızın serdiğini söyleyen yaşlı dudaklar çevresindeki dinleyenleri gururlandırıyor sevindiriyordu.
Yaşlı adam bana dönerek
—Ey yabancı ismin nedir?
—Nesimi.
Yaşlı adam
—Bir lakabın veya unvanın varmı?
—Nesimi
Fadlullah Astrabadi tanırmısın hani şu “hak insandadır” felsefesini benimsemiş Deylem dilinin kolu olan Gurganca lehçesiyle eser şiirler bırakmış Canın yolundaki Nesimiyim.
Birden yaşlı adam irkildi yerinden kalkarak ellerime sarılmaya çalışıyordu.
Yaşlı adam;
—Ne olur bana elinizi verin. Deyip Allah'a hamdüsenalar ediyordu. Efendim her yerde sizi arıyorlar. Bulurlarsa sizi öldürecekler. Sonra yaşlı adam belki bu son görüş olduğunu anlarcasına bana
—Ey Nesimi!! Can Nesimi!!
Biz canlara bir şeyler söyle Şiirler oku şu dünyadan âlemlerden bi haber biz fakirlere. Belki bu senin beden halindeki son görüşümüzdür.
—Nesimi
"Ey er kişi dinle ozanlığım şairliğim pek yoktur. Lakin ben çok düşünür ve tasavvuf anlam kazandırma idrakini bilir âlemleri içindeki yerimi arar pervane olurum!!!!!!!
Lakin sana bir şeyler anlatayım bir iki mısra bahçemden gül dökeyim gönlüne bunu anlarsan ne ala zahiri de batın-ı si de hoştur;
Ben melamet hırkasını kendim giydim eynime
Ar u namus şişesini taşa çaldım kime ne
Gah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi
Gah inerim yeryüzüne alem seyreder beni
Gah giderim medreseye ders okurum hak için
Gah giderim meyhaneye dem çekerim kime ne
Sofular haram demişler bu aşkın şarabına
Ben doldurur ben içerim günah benim kime ne
Sofular secde ederler mescidin mihrabına
Benim ol dost eşiğidir secdegahım kime ne
[BNesimi ye sordular kim yarin ile hoş musun [/B]
Hoş olayım olmayayım o yar benim kime ne
Bize müsaade varıp gideceğimiz söz söyleyeceğimiz çok can cemaat var. Hakk’ın sözü bitmez. Her dem âlemler gördükçe dinledikçe demlenelim. An gelir "an-lam" verirsiniz bana. Öğle ya her dem an ile anlamlanırım anlayanların yüreğinde.
Halep sokaklarını arşınlamaya devam ediyor kendimizi saklamaya çalışıyorduk. Çıkmaz bir sokağa adım atmıştık ki feryatlar figanlar tüm güzelliklerin üzerini örümcek ağı gibi kaplıyor yok ediyordu.
Sesin geldiği yere avlu içerisine baktım. Teneşir üzerinde biri son kez yıkanıyor bembeyaz giydirilmiş âlemini değiştirmişti.
Figana yürek dayanmaz oldu. Bir an doğmanın ölmek olduğunu an-ladım. Hakk bir başkasında doğmaya yüreğinde sığmaya devam edecekti. Kimbilir an bizi nasıl yakalayacaktı.
[BNe garip doğarken sevinen aile ve eş dost, ağlayansa doğan bebekti. Lakin şu an ağlayan dövünen cemaat ve ailesi suskun sevinen ise doğan olmuştu. Hakk kendinde olanları almıştı. Ama bu alma yenilenmekti ne alınan ne verilen vardı hepsi zamanına göre bin an-ı anlamlandırıyorlardı. Ne güzel ruhu ak pak olanlara.[/B]
Biz bize düşeni yapmaya devam için yürümeye devam ettik. Hava kararmış arandığımızı öğrenmiştik. Şehir dışında bir zeytin ağacının altına uzandık. Gözüm gökyüzüne takıldı. Gökyüzünde kum taneleri kadar yıldızlar sevgi ve düşünmek kisvesi giymişler. Güzel bir rüzgâr ise yüzümü yalıyor burnuma miski amber tüm kokuları taşıyordu. Ben ise gözlerimi yıldızlara dikmiş havada asılı kalışlarının gayesini ve bu güzel süsü bize veren güzelliği düşünüyordum. Dünyanın bin bir hali zaman mekân yer durak tanımıyordu.
Bir vakit geçtimişti. Uyku beni, ben ise uykuyu kovalıyorduk. Lakin ruhum önde koşuyor uyku benim ardımdan bana kavuşamıyordu. Nefesimin en kısık haliyle yanımda ana uryan tanrıdan geldiği gibi yün abasına sarılarak uzanan Mansura seslendim.
—Mansur uyuyor musun? Hey Mansur.
—Yok, Nesimi uyku tutmadı. Bu gün Hakka yürüyen gördüğümüz manzara aklımda.
Gecenin bir yarısında Ay yer değiştirmiş arkamızı tutmuştu. Zaman vakti kovalıyordu.
—Hey Nesimi uyan, uyansana be adam uyan.
—Nesimi
“Mansur ne oldu? Bu deli divane beni sallayışın nedir? Ne ola ki bir anlat bende anlayayım. Bu nasıl uyandırmaktır.
—Mansur
“Ne olacak Mısır Memlükları kara bir ata binmiş ellerinde neşterler şeriat inkâr eden Nesimi’ ,Nesimi diye sayıklıyordun”
[BNesimi er geç başına ne geleceğini anlamıştı. Kendi kendine,[/B]
Canım erenlere kurban, serim meydanda meydanda
Bütün ikrar canım feda, canım meydanda meydanda
Dedikten sonra.
-Ey Mansur dinle!!!!!
Yüzün gördüm dedim el-hamdü li’llah
Boyun gördüm okudum kul hüva’llah
Müselsel zülfünü gördüm mu’anber
Mukavves kaşların nasrun mina’llalı
Karahçı gözlerin yağmalarından
Yine dönüp demen estağfiru’llah
Gel imdi’sa’ili sen koyma mahrum
Geliptir kapına birşey’i li’llah
Dudağın şerbeti ayn-i şifadır
Sekahüm Rabbühüm mm rahmeti’llah
Benim gönlüm sana hayran oluptur
[BNeKim cebbar kılar el-hükmü’li’llah [/B]
Cemalin ka’besine çün iriş din
Dahı ayrılmazam bil ya’lemu’llah
Cemalin görmüşüm ayrılmağım yok
Eğer inanmasan va’llahi bi’llah
[BNesirni kıldısa bir katle tevbe [/B]
Nasuhi tevbesi tabu ila’llah
Perde içinde çalınır saz
Kim eder aşk nevazını az
Geh neva seyrini kılar uşşa
Büzrüğün nağmesin tutar şehnaz
Arif anlar bu nağmenin remzin
Aşina olmayana vermez raz
Sen işit bu niyazı ey talib
Ben bu pinhanı kılmazam enbaz
Bezm kurmuş şarab içer
Mahmud Meclis esbabını düzer çü ayaz
Gözleri dolmuş Yarın benim için bir daha bu güneş doğar mı?
[BNeimi’nin kızı, Kadınım; Bakü’yü, doğduğum Şamahı özledim. Vakit geldi Hakk beni çağırır. Hallaca, Şihabuddin Fazlullah Esterabadi’ye eş olalım der.[/B]
Yola koyulur. Şehir meydanına geldiklerinde mahşer yeri tasvirinde bir kalabalık ne kalabalık kan koyuyordu tüm meydan.
Kirli sakallılar şeriat isteriz deyip bir masum genci dara çekip işkence yapıyorlardı. Nesimi bir süre baktı genç ise Bilmediği görmediği fakat duyduğu Nesimi şiirlerini sözlerini söylüyordu. Adeta kendinden geçmiş durduğu yerde elleri kolları bağlıyken ya Hakk diye semah ediyor edasında melekler gibi huzurluydu.
Cellâttın korda hazırladığı kızgın demirle, O ak pak olan genci dağlamasına genci fayda etmiyordu. Hakk aşığı genç pervane olmuş ya Hakk Ya Hızır deyip duruyordu. Sakallılar ise pis kâfir, Hulul inançlı öldürün diye alkış tutuyordu ki.
[BNesimi bu insanlıktan çıkmış güruha Bağırıp.[/B]
Durun hele Hakk mahkemesi odlu mu ?bu can.
Evet dediler.
Bu genç Nesimi değil Nesimi benim Der ve bir iki şiir ve rubailer söyler.
—Nesimi
“İşte sizin mahkemenizde özünüz gibi böyle çürük ey güruh Ene-l-Hakk deyip durur her hal ve halim .
Mollaları ve azgın güruh hep bir ağızdan doğru Nesimi budur derler.
Mollalar getirir şu kâfiri buraya Nesimi hemen ceza meydanına getirilir, Oracıkta Molla şeriat mahkemesinde karar almıştır. Hurufi mürşidi olduğunu için Can Nesimiyi, diri, diri soyulmasına fetva verirler.
Mansur Halkın içinde bu Cehennem gibi vahşeti izliyor Tir, tir titriyordu. Bir an Nesimi dese de durumu anlaşıldığından saray askerlerince zindana götürülür. Oracıkta katledilir.
Çarmıha gerilen Nesimi Hz. İsa havasında idi. İsa Çarmıha çivilenmişti. O ise Hakk aşkına derisi bağırtıla, bağırtıla la ilahe illallah diyen cellâttın ellerinde soyuluyordu. Tüm Güzellikleri Yurdu Karısı Piri Fadl Gözleri önünden geçiyordu.
Ve şu beyitleri okudu.
Bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam
Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam
Kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim
Sen bu nişân ile beni bil ki nişâne sığmazam
Kimse gümân ü zann ile olmadı Hakk ile biliş
Hakkı bilen bilir ki ben zann ü gümâna sığmazam
Sûrete bak vü ma'niyi sûret içinde tanı kim
Cism ile cân benim veli cism ile câna sığmazam
Hem sadefim hem inciyim haşr ü sırât
Bunca kumâş ü raht ile ben bu dükâna sığmazam
Genc-i nihân benim ben uş ayn-ı ayân benim ben uş
Gevher-i kân benim ben uş bahr ile kâna sığmazam
Arş ile ferş ü kâf ü nûn bende bulundu cümle çün
Kes sözünü uzatma kim şerh u beyâna sığmazam
Gerçi muhit-i a'zâmım adım âdem durur âdemim
Dâr ile kün fekân benim ben mu mekâna sığmazam
Cân ile hem cihân benim dehr ile hem zamân benim
Gör bu latifeyi ki ben dehr ü zamâna sığmazam
Encüm ile felek benim vahy ile melek benim
Çek dilini vü epsem ol ben bu lisâna sığmazam
Zerre benim güneş benim çâr ile penc ü şeş benim
Sûreti gör beyân ile çünkü beyâna sığmazam
Zât ileyim sıfât ile Kadr ileyim Berât ile
Gül-şekerim nebât ile piste-dehâna sığmazam
Şehd ile hem şeker hem şems benim kamer benim
Rûh-ı revân bağışlarım rûh-ı revâna sığmazam
Tir benim kemân benim pir benim civân benim
Devlet-i câvidan benim ine vü âna sığmazam
Yer ü gökü düzen benim geri dönüp bozan benim
Cümle yazı yazan benim ben bu divâna sığmazam
Nâra yanan şecer benim çarha çıkar hacer benim
Gör bu odun zebânesin ben bu zebâne sığmazam
Gerçi bugün Nesimiyim Hâşimiyim Kureyşiyim
Bundan uludur âyetim âyet ü şâna sığmazam
Cellât Besmele çekerek nesiminin derisini Mollalar önünde soyuyor. Şeriat mahkemesi hakk mahkemesi kararı diyordu. Halkta bu mahkemenin kutsallığından olacak ki
Kâfir, Hululcu, kâfir. Diye acımadan bu bin kez ölürcesine Hiç âlemlere sığmayan işkenceyi şeriat diye izliyordu.
Derisi dirhem, dirhem soyulan Nesiminin peti benzi sararmıştı çokta kan kaybetmişti ki
Molla ve kadı;
“Sen ki haksın, peki niye rengin sarıdır?
—Nesimi
Ben sonsuzlukta gök ve yerin birleştiği yerde doğan bir Şemns-im(güneş) Sizin aklınız ermez ey Aşktan korkan özü görmeyen şekil erbabı. Bilmez misiniz? Güneş batarken sararır, bir daha her gönülde doğmak için
Biz bir Hakka yürür.Bin Haktan beri yürürüz.
Oy nesimi can nesimi ol gani mihman iken
Yarın şefaatlarım ahmed-i muhtar iken
]Cümlenin rızkını veren ol gani settar iken
Yeryüzünün halifesi hünkara minnet eylemem
Hurufican:11/03/2010 [/INDENT]
Sıcak bir haziran günü tepemizde güneş pırıl, pırıl bakıyordu. Biz ise bir zamanlar dünya merkezi olan Suriye’nin Halep şehrinin sokaklarını adımlıyoruz. Mahalle aralarında gül yasemin kokuları birbirine karışmış sonsuz çiçekler buketi esansı ile tüm evleri uyuşturduğuna şahit oluyorduk. Çocukların ve annelerinin bağrışmalarının yankıları Halep şehrini sarmalayan şefkati ile sallıyor tüm şehir anne ve yavrum diyordu.
Yürümekten içimiz geçmişti nefes almak için pazar yerindeki çay ocağında derviş Mansur yol yoldaşımla oturduk.
Nane çayı yudumlayarak yorgunluğumuzu atıyor, atıyor gözlerimizi yorgunluktan kapatıyorduk. Kulağıma bildiğim yol eğlediğim bir ses ah be ses her şey sensin diyordum. Birden vücudumun tüm azalarını titrediğini hissettim. Yaşlı titrek o kadarda nerde ne söyleyeceğini bilen derin onurlu bir sohbet tanıklık ediyorduk.
Boğazda sesler çıkıyor. Dilde harf ve kelime oluyor, dudaklarda cümle olarak dökülüp dinleyenlerin kulaklarında şuurunda Hayber gazası olarak söyleneni kavrıyorduk. Hz. Ali göklere çıkarılıyor. Öğle şeyler duyuyoruz ki Hz. Ali ilahlaşıyordu. Merhab gibi devi Zülfikar ile çölün üzerini bir daha gözünü açmaksızın serdiğini söyleyen yaşlı dudaklar çevresindeki dinleyenleri gururlandırıyor sevindiriyordu.
Yaşlı adam bana dönerek
—Ey yabancı ismin nedir?
—Nesimi.
Yaşlı adam
—Bir lakabın veya unvanın varmı?
—Nesimi
Fadlullah Astrabadi tanırmısın hani şu “hak insandadır” felsefesini benimsemiş Deylem dilinin kolu olan Gurganca lehçesiyle eser şiirler bırakmış Canın yolundaki Nesimiyim.
Birden yaşlı adam irkildi yerinden kalkarak ellerime sarılmaya çalışıyordu.
Yaşlı adam;
—Ne olur bana elinizi verin. Deyip Allah'a hamdüsenalar ediyordu. Efendim her yerde sizi arıyorlar. Bulurlarsa sizi öldürecekler. Sonra yaşlı adam belki bu son görüş olduğunu anlarcasına bana
—Ey Nesimi!! Can Nesimi!!
Biz canlara bir şeyler söyle Şiirler oku şu dünyadan âlemlerden bi haber biz fakirlere. Belki bu senin beden halindeki son görüşümüzdür.
—Nesimi
"Ey er kişi dinle ozanlığım şairliğim pek yoktur. Lakin ben çok düşünür ve tasavvuf anlam kazandırma idrakini bilir âlemleri içindeki yerimi arar pervane olurum!!!!!!!
Lakin sana bir şeyler anlatayım bir iki mısra bahçemden gül dökeyim gönlüne bunu anlarsan ne ala zahiri de batın-ı si de hoştur;
Ben melamet hırkasını kendim giydim eynime
Ar u namus şişesini taşa çaldım kime ne
Gah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi
Gah inerim yeryüzüne alem seyreder beni
Gah giderim medreseye ders okurum hak için
Gah giderim meyhaneye dem çekerim kime ne
Sofular haram demişler bu aşkın şarabına
Ben doldurur ben içerim günah benim kime ne
Sofular secde ederler mescidin mihrabına
Benim ol dost eşiğidir secdegahım kime ne
[BNesimi ye sordular kim yarin ile hoş musun [/B]
Hoş olayım olmayayım o yar benim kime ne
Bize müsaade varıp gideceğimiz söz söyleyeceğimiz çok can cemaat var. Hakk’ın sözü bitmez. Her dem âlemler gördükçe dinledikçe demlenelim. An gelir "an-lam" verirsiniz bana. Öğle ya her dem an ile anlamlanırım anlayanların yüreğinde.
Halep sokaklarını arşınlamaya devam ediyor kendimizi saklamaya çalışıyorduk. Çıkmaz bir sokağa adım atmıştık ki feryatlar figanlar tüm güzelliklerin üzerini örümcek ağı gibi kaplıyor yok ediyordu.
Sesin geldiği yere avlu içerisine baktım. Teneşir üzerinde biri son kez yıkanıyor bembeyaz giydirilmiş âlemini değiştirmişti.
Figana yürek dayanmaz oldu. Bir an doğmanın ölmek olduğunu an-ladım. Hakk bir başkasında doğmaya yüreğinde sığmaya devam edecekti. Kimbilir an bizi nasıl yakalayacaktı.
[BNe garip doğarken sevinen aile ve eş dost, ağlayansa doğan bebekti. Lakin şu an ağlayan dövünen cemaat ve ailesi suskun sevinen ise doğan olmuştu. Hakk kendinde olanları almıştı. Ama bu alma yenilenmekti ne alınan ne verilen vardı hepsi zamanına göre bin an-ı anlamlandırıyorlardı. Ne güzel ruhu ak pak olanlara.[/B]
Biz bize düşeni yapmaya devam için yürümeye devam ettik. Hava kararmış arandığımızı öğrenmiştik. Şehir dışında bir zeytin ağacının altına uzandık. Gözüm gökyüzüne takıldı. Gökyüzünde kum taneleri kadar yıldızlar sevgi ve düşünmek kisvesi giymişler. Güzel bir rüzgâr ise yüzümü yalıyor burnuma miski amber tüm kokuları taşıyordu. Ben ise gözlerimi yıldızlara dikmiş havada asılı kalışlarının gayesini ve bu güzel süsü bize veren güzelliği düşünüyordum. Dünyanın bin bir hali zaman mekân yer durak tanımıyordu.
Bir vakit geçtimişti. Uyku beni, ben ise uykuyu kovalıyorduk. Lakin ruhum önde koşuyor uyku benim ardımdan bana kavuşamıyordu. Nefesimin en kısık haliyle yanımda ana uryan tanrıdan geldiği gibi yün abasına sarılarak uzanan Mansura seslendim.
—Mansur uyuyor musun? Hey Mansur.
—Yok, Nesimi uyku tutmadı. Bu gün Hakka yürüyen gördüğümüz manzara aklımda.
Gecenin bir yarısında Ay yer değiştirmiş arkamızı tutmuştu. Zaman vakti kovalıyordu.
—Hey Nesimi uyan, uyansana be adam uyan.
—Nesimi
“Mansur ne oldu? Bu deli divane beni sallayışın nedir? Ne ola ki bir anlat bende anlayayım. Bu nasıl uyandırmaktır.
—Mansur
“Ne olacak Mısır Memlükları kara bir ata binmiş ellerinde neşterler şeriat inkâr eden Nesimi’ ,Nesimi diye sayıklıyordun”
[BNesimi er geç başına ne geleceğini anlamıştı. Kendi kendine,[/B]
Canım erenlere kurban, serim meydanda meydanda
Bütün ikrar canım feda, canım meydanda meydanda
Dedikten sonra.
-Ey Mansur dinle!!!!!
Yüzün gördüm dedim el-hamdü li’llah
Boyun gördüm okudum kul hüva’llah
Müselsel zülfünü gördüm mu’anber
Mukavves kaşların nasrun mina’llalı
Karahçı gözlerin yağmalarından
Yine dönüp demen estağfiru’llah
Gel imdi’sa’ili sen koyma mahrum
Geliptir kapına birşey’i li’llah
Dudağın şerbeti ayn-i şifadır
Sekahüm Rabbühüm mm rahmeti’llah
Benim gönlüm sana hayran oluptur
[BNeKim cebbar kılar el-hükmü’li’llah [/B]
Cemalin ka’besine çün iriş din
Dahı ayrılmazam bil ya’lemu’llah
Cemalin görmüşüm ayrılmağım yok
Eğer inanmasan va’llahi bi’llah
[BNesirni kıldısa bir katle tevbe [/B]
Nasuhi tevbesi tabu ila’llah
Perde içinde çalınır saz
Kim eder aşk nevazını az
Geh neva seyrini kılar uşşa
Büzrüğün nağmesin tutar şehnaz
Arif anlar bu nağmenin remzin
Aşina olmayana vermez raz
Sen işit bu niyazı ey talib
Ben bu pinhanı kılmazam enbaz
Bezm kurmuş şarab içer
Mahmud Meclis esbabını düzer çü ayaz
Gözleri dolmuş Yarın benim için bir daha bu güneş doğar mı?
[BNeimi’nin kızı, Kadınım; Bakü’yü, doğduğum Şamahı özledim. Vakit geldi Hakk beni çağırır. Hallaca, Şihabuddin Fazlullah Esterabadi’ye eş olalım der.[/B]
Yola koyulur. Şehir meydanına geldiklerinde mahşer yeri tasvirinde bir kalabalık ne kalabalık kan koyuyordu tüm meydan.
Kirli sakallılar şeriat isteriz deyip bir masum genci dara çekip işkence yapıyorlardı. Nesimi bir süre baktı genç ise Bilmediği görmediği fakat duyduğu Nesimi şiirlerini sözlerini söylüyordu. Adeta kendinden geçmiş durduğu yerde elleri kolları bağlıyken ya Hakk diye semah ediyor edasında melekler gibi huzurluydu.
Cellâttın korda hazırladığı kızgın demirle, O ak pak olan genci dağlamasına genci fayda etmiyordu. Hakk aşığı genç pervane olmuş ya Hakk Ya Hızır deyip duruyordu. Sakallılar ise pis kâfir, Hulul inançlı öldürün diye alkış tutuyordu ki.
[BNesimi bu insanlıktan çıkmış güruha Bağırıp.[/B]
Durun hele Hakk mahkemesi odlu mu ?bu can.
Evet dediler.
Bu genç Nesimi değil Nesimi benim Der ve bir iki şiir ve rubailer söyler.
—Nesimi
“İşte sizin mahkemenizde özünüz gibi böyle çürük ey güruh Ene-l-Hakk deyip durur her hal ve halim .
Mollaları ve azgın güruh hep bir ağızdan doğru Nesimi budur derler.
Mollalar getirir şu kâfiri buraya Nesimi hemen ceza meydanına getirilir, Oracıkta Molla şeriat mahkemesinde karar almıştır. Hurufi mürşidi olduğunu için Can Nesimiyi, diri, diri soyulmasına fetva verirler.
Mansur Halkın içinde bu Cehennem gibi vahşeti izliyor Tir, tir titriyordu. Bir an Nesimi dese de durumu anlaşıldığından saray askerlerince zindana götürülür. Oracıkta katledilir.
Çarmıha gerilen Nesimi Hz. İsa havasında idi. İsa Çarmıha çivilenmişti. O ise Hakk aşkına derisi bağırtıla, bağırtıla la ilahe illallah diyen cellâttın ellerinde soyuluyordu. Tüm Güzellikleri Yurdu Karısı Piri Fadl Gözleri önünden geçiyordu.
Ve şu beyitleri okudu.
Bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam
Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam
Kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim
Sen bu nişân ile beni bil ki nişâne sığmazam
Kimse gümân ü zann ile olmadı Hakk ile biliş
Hakkı bilen bilir ki ben zann ü gümâna sığmazam
Sûrete bak vü ma'niyi sûret içinde tanı kim
Cism ile cân benim veli cism ile câna sığmazam
Hem sadefim hem inciyim haşr ü sırât
Bunca kumâş ü raht ile ben bu dükâna sığmazam
Genc-i nihân benim ben uş ayn-ı ayân benim ben uş
Gevher-i kân benim ben uş bahr ile kâna sığmazam
Arş ile ferş ü kâf ü nûn bende bulundu cümle çün
Kes sözünü uzatma kim şerh u beyâna sığmazam
Gerçi muhit-i a'zâmım adım âdem durur âdemim
Dâr ile kün fekân benim ben mu mekâna sığmazam
Cân ile hem cihân benim dehr ile hem zamân benim
Gör bu latifeyi ki ben dehr ü zamâna sığmazam
Encüm ile felek benim vahy ile melek benim
Çek dilini vü epsem ol ben bu lisâna sığmazam
Zerre benim güneş benim çâr ile penc ü şeş benim
Sûreti gör beyân ile çünkü beyâna sığmazam
Zât ileyim sıfât ile Kadr ileyim Berât ile
Gül-şekerim nebât ile piste-dehâna sığmazam
Şehd ile hem şeker hem şems benim kamer benim
Rûh-ı revân bağışlarım rûh-ı revâna sığmazam
Tir benim kemân benim pir benim civân benim
Devlet-i câvidan benim ine vü âna sığmazam
Yer ü gökü düzen benim geri dönüp bozan benim
Cümle yazı yazan benim ben bu divâna sığmazam
Nâra yanan şecer benim çarha çıkar hacer benim
Gör bu odun zebânesin ben bu zebâne sığmazam
Gerçi bugün Nesimiyim Hâşimiyim Kureyşiyim
Bundan uludur âyetim âyet ü şâna sığmazam
Cellât Besmele çekerek nesiminin derisini Mollalar önünde soyuyor. Şeriat mahkemesi hakk mahkemesi kararı diyordu. Halkta bu mahkemenin kutsallığından olacak ki
Kâfir, Hululcu, kâfir. Diye acımadan bu bin kez ölürcesine Hiç âlemlere sığmayan işkenceyi şeriat diye izliyordu.
Derisi dirhem, dirhem soyulan Nesiminin peti benzi sararmıştı çokta kan kaybetmişti ki
Molla ve kadı;
“Sen ki haksın, peki niye rengin sarıdır?
—Nesimi
Ben sonsuzlukta gök ve yerin birleştiği yerde doğan bir Şemns-im(güneş) Sizin aklınız ermez ey Aşktan korkan özü görmeyen şekil erbabı. Bilmez misiniz? Güneş batarken sararır, bir daha her gönülde doğmak için
Biz bir Hakka yürür.Bin Haktan beri yürürüz.
Oy nesimi can nesimi ol gani mihman iken
Yarın şefaatlarım ahmed-i muhtar iken
]Cümlenin rızkını veren ol gani settar iken
Yeryüzünün halifesi hünkara minnet eylemem
Hurufican:11/03/2010 [/INDENT]