alevi köyleri,alevi ünlüler,alevi türküleri,alevi nedir,alevi sözleri


Toplam 4 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 4 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Alevilerin Namazı Cem İbadetidir,Başk a Namaz Bilmeyiz (Mustafa Cemil KILIÇ)

  1. #1
    Forumun Kıpkıdemlisi AYFER - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29-08-2008
    İleti
    5.034
    Tecrübe Puanı
    39

    Exclamation Alevilerin Namazı Cem İbadetidir,Başk a Namaz Bilmeyiz (Mustafa Cemil KILIÇ)

    (ALINTIDIR)

    ALEVİLERİN NAMAZI CEM İBADETİDİR,
    BAŞKA NAMAZ BİLMEYİZ.


    Sünni ve Şii misyonerler tarafından Alevilere yönelik gerçekleştirile n en önemli tacizlerden biri de namaz ibadeti ile ilgilidir. Buna göre Sünni ve Şii kimi çevreler, gerçeğin hilafına, bilinen şekil ve kalıplara dökülmüş namazı İslam’ın bir buyruğu olarak gördüklerinden, Alevileri kendi anladıkları biçimiyle namaz kılmadıkları ve böyle bir şekilsel zorunluluğu kabul etmedikleri için tekfir etmekte yahut cehaletle suçlamaktadırla r. Oysa gerçek bambaşkadır. Hiç kuşku yok ki, bu gerçeği savunmak konusunda Alevi inanç ve kültürü gereken donanıma sahiptir. Biz bu çalışmamızla o donanımı gözler önüne sermek istiyoruz.


    Öncelikle namaz sözcüğünü semantik açıdan / anlambilimsel olarak inceleyelim.

    Namaz bilindiği üzere Farsça bir sözcüktür. Aslı “ Nemaz” dır. Sözlükte dua, yalvarış, yakarış gibi anlamlara gelmektedir. Sözcüğün Farsça olmasından da anlaşılacağı üzere Kur’an’da namaz sözü geçmemektedir. Bunun yerine aynı anlama gelen Arapça bir sözcük mevcuttur. Namazın Arapça’daki karşılığı “ salat “ ifadesidir.

    “ Salat ” ifadesini temel alarak namaza kanıt arayan Sünni ve Şii bilginler yer yer salat sözcüğü dışında başka sözcükleri de kendi teolojik tezleri paralelinde aynı anlama gelmek üzere yorumlamaktadır lar.

    Bu sözcükler; tesbih / yüceleme, zikr / anma, sabah kur’an’ı / sabah okuması vb.dir. Bu sözcükler; bilinen haliyle şekle dökülmüş namaz anlamına gelmediği halde o anlama geliyormuşçasın a kullanılmaktadı r.

    Namazın nasıl kılınacağı konusunda Kur’an’da hiçbir bilgi yoktur. Bu da gösteriyor ki namaz bir dua etkinliği olarak toplumdan topluma ve kültürden kültüre başka biçimlerde yerine getirilebilir bir tapınma faaliyetidir. Sadece bir kültürün tapınma faaliyetini tüm Müslüman toplumlara dayatmak İslam adına kültür emperyalizmi yapmaktan başka bir şey değildir. Şekilsel bakımdan bilinen haliyle namaz, Orta Doğu ve Arap halklarının tapınma biçimidir. Kıyam / Ayakta durma, Rukü / Eğilme, Secde / Yere kapanma ve Ka’de / Oturma adı verilen şekillerle gerçekleştirile n namaz ibadeti İslami bir zorunluluk olmayıp tümüyle geleneğin ürünüdür. Namazın İslami olan yönü Tanrı’nın adının yüceltilmesi, ona boyun eğilmesi ve ona yalvarıp yakarılmasıdır. Şekilsel yani zahiri yönünü İslami bir zorunluluk olarak görmek yüzyılların getirdiği körleşmeden başka bir şey değildir. Tanrı kendisini anmak isteyen kullarına belli şekilleri zorunlu kılacak kadar sığ bir varlık değildir. Asıl olan Allah’ın anılması ise bunun belli bir şekle hapsedilmesi insani açıdan insafsızlık olduğu kadar dinsel anlamda da bağnazlıktır.

    Buna karşın şurası bir gerçek ki, insanlar özellikle de Sünni ve Şii Müslümanlar yüzyıllardır alıştıkları, kanıksadıkları ve belledikleri şekil şartlarına hapsedilmiş bir namazdan başka türlü bir ibadeti kabul etmekte elbette ki zorlanacaklardı r. Ancak unutulmamalı ki bu zorlanma İslam adı altında gerçekleştirile n Arap Kültür Emperyalizminin yürek burkan ve can acıtıcı bir sonucudur. Bu yürek burkuntusunu ve can acısını ortadan kaldırmanın yolu, yüce Allah’ın dinini bir ırkın kültürüne hapsetmek isteyen çevrelere kararlılıkla karşı çıkmaktan geçmektedir. Biz bu kaşı çıkışı gerçekleştirmek adına yola çıktık.

    Bu karşı çıkışta Alevi ulularından, Horasanlı, Türkistanlı Türkmen pirlerinden aldığımız manevi güç, kuşku yok ki en büyük direnç kaynağımızdır.

    Arap ve diğer Orta Doğu halklarının tapınma biçimini, “ Namaz ancak böyle olur. Başka türlü olmaz !” diye dayatanlara karşı Alevi ulularının nefesleriyle verdiği yanıtlara geçmeden önce Sünni misyonerlerce ileri sürülen günlük namazların beş vakit olduğu şeklindeki iddiaya ve Şii misyonerlerin üç vakit ısrarlarına değinmek ve bu konudaki akıl tutulmasını gözler önüne sermek istiyoruz.

    Sünni kimi din bilginleri Kur’an’da günlük beş vakit namazın buyurulduğu düşüncesindedir ler. Bu düşünceye varmak için esas aldıkları söz konusu ayet şudur:




    "...Güneşin doğmasından önce de, batmasın dan önce de Rabbini övgü ile tesbih et. Gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün taraflarında da tesbih et ki, rızaya ulaşasın.”
    ( Taha suresi,130)



    Bu ayette namaz / salat sözcüğü yerine tesbih yani yüceleme sözü kullanılmıştır. Fakat sanki salat sözcüğü kullanılmış gibi davranılmakta ve beş vakit namaza en güçlü kanıt denilerek bu ayet ileri sürülmektedir. Ayrıca bu ayette “etraf “ yani “taraflar” ifadesi geçtiği halde pek çok yorumcu bu sözcüğü “ iki tarafında / gündüzün iki tarafında yani iki ucunda “ biçiminde anlamlandırmakt adır. Oysa “iki taraf” ifadesinin Arapça’daki karşılığı “tarafeyn” dir.

    Görüldüğü üzere bu ayette iki çarpıtma vardır. Biri, namaz sözcüğü kullanılmadığı halde kullanılmış gibi davranılmış olmasıdır. İkincisi ise, taraflar sözcüğünün iki taraf / iki uç biçiminde tahrif edilmiş olmasıdır.

    Eğer bu ayet Sünni anlayış doğrultusunda çarpıtılmadan anlaşılmaya çalışılırsa beş değil altı vakit namaz ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki;

    Güneşin doğmasından önce bir,
    Batmasından önce iki,
    Gecenin bazı saatlerinde üç,
    Gündün üç tarafında da üç vakit olmak üzere toplam altı vakit.

    Oysa bilindiği kadarıyla altı vakit namazı iddia eden muteber hiçbir görüş yoktur.

    Alevi inancı açısından bakıldığında bu ayetten çıkan yorum şu olmalıdır. Sabah, akşam, gece, gündüz ve her ne vakitte olursa olsun Allah sürekli anılabilir. Bu anmanın şekli yoktur. Bu, bir sözle de olabilir, bir hareketle de olabilir. Kişi buna içinde yaşadığı toplumun gelenekleri çerçevesinde karar verebilir.

    Bir başka ayet ise şöyledir:


    “Gündüzün iki ucunda ve gecenin bir kısmında namaz kıl. Doğrusu iyilikler kötülükleri giderir." (Hud suresi : 114)


    Bu ayette iki taraf ifadesi doğru bir biçimde kullanılmıştır. “ Gecenin bir kısmında “ ifadesi bazı yorumcular tarafından “ Gündüzün geceye yakın kısımları “ biçiminde anlamlandırılma ktadır.
    “ Kısımlar“ yani “ Zülef “ ifadesi Arapça çoğul kuralları çerçevesinde en az üç adet anlamında kullanılmaktadı r. İki adet için başka bir çoğul kuralı vardır ki burada ikil çoğul değil en az üç adet anlamına gelen çoğul eki kullanılmıştır.

    Ayrıca diğer ayetin tersine tesbih yada zikr gibi sözcükler yerine açıkça Namaz / salat sözcüğü kullanılmıştır. Fakat yine de bu ayette “Gecenin bir kısmında” yada “ Gündüzün geceye yakın kısımları “ ifadesiyle hangi vakitlerin kastedildiği belli değildir. Oysa yorumcular; akşam, sabah ve yatsı namazlarının kastedildiğini ileri sürmektedirler.

    Bir başka ayet:

    "Namazları ve orta namazını koruyun ve Allah'a gönülden boyun eğiciler olarak durun."
    (Bakara Suresi, 238 )



    Bu ayeti de beş vakit namaza kanıt göstermekteler. Şöyle ki; Namazlar anlamına gelen “salavat“ sözcüğü en az üç vakti bildirir. Bir de ayette orta namazından bahsedilmektedi r. O halde orta namazının gerçekten orta namazı olabilmesi için salavat sözcüğü ile üç değil dört vakit namazın kastediliyor olması gerekir.

    Görüleceği üzere burada da tam bir zorlama yorum vardır. Sünni bilginler böylesi zorlamalarla beş vakit namazı ihdas etmeye çalışmaktadırla r.

    Kur’an’da benzer içerikte birkaç ayet daha bulunmaktadır. Bir kısmı peygambere özel olarak seslenen ayetlerdir. Yani sadece peygambere özgü buyruklardır.

    Bu noktada “Vakitlendirilm iş namaz”dan bahseden ayeti ele almak yerinde olacaktır.

    "Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken anın. Artık güvenliğe kavuşursanız namazı kılın. Çünkü namaz, inananlar üzerine vakitlendirilmi ş olarak yazılmıştır." (Nisa Suresi, 103)

    Namazın yani salat’ın vakitlendirilmi ş olmasından kasıt inananların belli vakitler tayin ederek Tanrı’yı anmalarıdır. Toplu tapınma için belli bir vaktin tayin edilmesi şarttır. Nitekim bu vakit açıkça belirtilmiştir. Kur’an’da hiçbir yoruma gerek duyulmadan açıkça belirtilen tek namaz Cuma namazıdır.

    Söz konusu ayet şöyledir:


    “Ey İnananlar, Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında, Allah'ı zikretmeye koşun ve alım satımı bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır." ( Cuma suresi 9)


    Burada dikkat edilmesi gereken konu Cuma namazının kadın erkek ayrımı yapılmadan tüm inananlara yüklenmiş olmasıdır. Ancak Sünni ve Şii Müslümanlar bu gerçeği göz ardı ederek Cuma namazı sanki sadece erkeklere farz kılınmış gibi hareket etmektedirler. Kur’an’ın bu tanrısal buyruğunu gereğince yerine getirenler de yine Alevilerdir. Bilindiği gibi Aleviler Cuma günleri yani Perşembeyi Cumaya bağlayan gece kadın erkek ayrımı yapmadan Cuma namazı kılmaktadırlar. Eski takvimde ( Hicri ) yeni günün başlangıcının gün batımı olduğu gerçeği dikkate alındığında Perşembeyi Cumaya bağlayan akşamın Cuma günü içersinde yer aldığı görülecektir. Bu açıdan bakıldığında Alevilerce Cuma akşamları yani Perşembeyi Cumaya bağlayan akşam yapılan Cem ayinleri Kur’an’daki Cuma namazı buyruğunun yerine getirilmesi amacıyla gerçekleştirile n bir toplu dua etkinliğidir. Hiç kuşku yok ki, Cem ayini, Kur’an’da buyurulan toplu tapınmanın yani namazın Türk / Türkmen toplumlarınca şekle dökülmüş halidir. Sünni ve Şii Müslümanlar Cuma namazı adı verilen toplu tapınmada kadınlara yer vermezken Aleviler bu konuda da ne denli doğru bir uygulama içerisinde olduklarını göstermektedirl er.

    Nitekim Hünkar Hacı Bektaş Veli şöyle buyurmaktadır.

    ‘‘Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde
    Hakk’ın yarattığı her şey bakın yerli yerinde
    Bizim nazarımızda kadın-erkek farkı yoktur
    Noksanlık ve çirkinlik senin görüşlerinde... ’’


    Kur’an’da namazla ilgili bir diğer çarpıcı ayet de şudur:

    “Eğer (bir tehlikeden) korkarsanız, namazı yaya olarak veya binek üzerinde kılın. Güvenliğe kavuşunca da, Allah'ı, daha önce bilmediğiniz ve onun size öğrettiği şekilde anın.” ( Bakara suresi 239)

    Gerçekten bu ayet egemen Sünni ve Şii çevrelerin dayatmacı yorumlarına karşı tam bir yanıttır.

    Şöyle ki;

    Namaz illa belli şekillerle kılınacak diye bir kural yoktur. Çünkü binit üzerinde söz konusu o şekilleri uygulamak olanaksızdır. O halde anlaşılıyor ki namazın şekil olarak değişmez kuralları yoktur. Zorunlu durumlarda geleneğin ortaya koyduğu şekiller değişebilmekted ir.Bu zorunlu durumları günlük yaşamda karşılaşılan durumlarla sınırlandırmak hem doğru değildir hem de Allah’ın rahmet esaslı kolaylaştırıcıl ık özelliğini onun iradesinin hilafına kısıtlamaktır. Bu zorunlu durumlar kültürler arası farklılıklar boyutunda da anlaşılmalıdır. Her kültürün kendine özgü bir tapınma şekli vardır. Egemen Sünni ve Şii çevreler sadece Orta Doğu ve Arap halklarının tapınma biçimini tüm Müslüman halklara dayatıcı bir tavır içerisinde olmuşlardır. Bu tavır yüzyıllardır Arap olmayan Müslüman halkların bir inanç ve akıl tutulmasına uğraması sonucunu doğurmuştur. Bu inanç ve akıl tutulmasını nispeten kıran tek halk yine Alevi Türkmenlerdir. Başta Türkmenler olmak üzere Türk kavimleri, dayatılan tapınma şekillerini reddedip kendi kültürleri çerçevesinde yüce Tanrı’ya ibadet etme yolunu yaşama geçirmeyi büyük bedeller ödeme pahasına da olsa başarmışlardır.

    Kur’an’ın indiği ve onun ilk muhatabı olan Arap toplumunun kültürel ve geleneksel özelliklerinin pek çok dinsel konuda izler taşıdığı biliniyorken başka toplumlara bu özelliklerin sanki dinin aslındanmış gibi dayatılması Allah adına zulmetmekten başka nedir ki ?

    Bu zulme seyirci kalmak ve yüce İslam dininin Arap gelenekleri içerisinde boğulmasına göz yummak samimi birer Müslüman olarak tahammül edebileceğimiz bir durum değildir. Aynı şekilde İslam örtüsü altında Arap kültürünün halkımıza ve diğer Müslüman halklara empoze edilmesi karşısında sessiz kalmak sahip olduğumuz insani vasıflarımızın şekillendirdiği kişiliğimizin asla kabul etmeyeceği bir husustur.

    Namazla ilgili olarak üzerinde durulması gereken bir diğer konu da savaş sırasında namazın nasıl kılınacağı ile ilgili husustur. Bu konuda Nisa Suresi 101. ve 102. ayetlerde açıklama yapılmıştır:


    “Yeryüzünd e sefere çıktığınızda, hakikati inkara şartlanmış olanların âniden üzerinize saldırmasından korkarsanız namazı / duayı kısaltmanızda sakınca yoktur. Kuşkusuz ki, gerçeği inkar edenler sizin apaçık düşmanlarınızdı r. O halde sen inananlar arasında iken onlara namazda / toplu dua etkinliğinde önderlik yapacaksan, bir bölümünün, silahlarını kuşanmış olarak seninle namaza durmalarına izin ver. Onlar, namazlarını bitirdikten sonra, namazlarını eda etmemiş olan diğer grubun her türlü tehlikeye karşı hazır vaziyette ve silahlarını kuşanmış olarak gelip seninle namaza durmaları sırasında size koruyuculuk yapsınlar; hakikati inkara şartlanmış olanlar sizin silahlarınızı ve teçhizatınızı unutup bırakmanızı isterler ki âni bir baskınla üzerinize saldırabilsinle r. Fakat yağmurdan dolayı sıkıntıya düşerseniz yahut hasta iseniz silahlarınızı bırakmanızda bir sakınca yoktur; ama tehlikeye karşı hazırlıklı olun. Allah, hakikati inkar edenler için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.” ( Nisa Suresi 101. 102.)

    Görüleceği üzere bu ayette de zorunlu durumlarda namazın şekli ve süresi konusunda değişiklikler yapılabileceği tanrısal bir hüküm olarak belirtilmektedi r. Bu zorunlu durumlardan yukarıda da belirttiğimiz gibi kültürler arası farklılıklar da anlaşılmalıdır. Özellikle göçebe Türkmenlerin sosyal yaşamları dikkate alındığında ne denli zorunlu ve zorlu durumların yaşanabileceği takdir edilecektir. Sürekli göç eden Türkmenlerin yerleşik Araplar gibi bir ibadet yaşamlarının olması mümkün değildir. Göçebe bir halka yerleşik bir halkın ibadet biçimini zorunlu kılmak hiç kuşku yok ki bir zulümdür. Alevilerin neredeyse tamamına yakınının göçebe Türkmen oymaklarından meydana geldiği düşünüldüğünde, geçmişte belli zaman dilimlerinde yapılan Cem ibadetlerinin ne denli isabetli bir uygulama olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Göçebe Türkmenlerin tarihsel süreç içerisinde yerleşik yaşama geçmeleri ve özellikle kentleşmeyle birlikte kent yaşamının gerekleri çerçevesinde Cem ibadetini zamansal olarak sabitleştirdikl eri bilinmektedir. Buna göre Cem ibadetleri Perşembeyi Cumaya bağlayan gece yapılmak suretiyle zamansal olarak da sabitleştirilmi ştir. Bu arada belirtelim ki, Cem ibadetinin teolojik kökeni Kırklar meclisidir. Alevi - Bektaşi teolojisi Cem ibadetinin kaynağı olarak Kırklar Meclisini işaret etmektedir.

    Ayrıca Sünni bilginlerin tüm ısrarlarına rağmen Şiiler günlük namazların üç vakit halinde kılınabileceğin i ileri sürerek aslında bu hususta Kur’an’ın zannedildiği gibi net hükümler içermediğini fiilen ilan etmiş olmakta değil midirler ?

    Sünni din bilginlerinin günlük namazlar konusunda sergiledikleri bir diğer gülünç durum ise namazın miraçta aslında elli vakit olarak emredildiği fakat daha sonra Hazreti Musa’nın isteği ve Hazreti Muhammed’in ricasıyla kademe kademe beş vakte indirildiği yönündeki rivayettir. Bu rivayetin kaynağı Sünnilerin en sağlam hadis kitapları olarak kabul ettikleri derlemelerdir.


    “Hazreti Peygamber'e İsrâ gecesi, namaz elli vakit olarak farz kılındı. Sonra azaltıldı ve beş vakte düşürüldü. Sonra şöyle seslenildi: Ey Muhammed, şüphesiz bizim nezdimizdeki söz bir değişikliğe uğramaz. Senin için bu beş vakit namaz, elli vakit namazın karşılığıdır." (Buhâri, Salat, 76, Enbiya, 5)


    Aynı içerikte başka hadisler yine Sünnilerce muteber kabul edilen başka kaynaklarda da yer almaktadır. Söze konu bu hadislerde peygamber ile Allah’ın neredeyse günlük namazların sayısı konusunda pazarlık yaptıkları gibi bir manzara sergilenmekte ve bu pazarlıkta Hazreti Musa da Hazreti Muhammed’in avukatı rolüne soyunmaktadır. Aslında bu durum dinin hurafe ve efsanelerle ne denli özünden saptırıldığının acıklı / trajik örneklerinden biridir.


    Yeniden Kur’an’a dönecek olursak Kur’an’daki hükümleri zahiri / dışsal anlamlarıyla anlamakta ısrar edip zamanın ve farklı toplumsal özelliklerin doğurduğu yeni koşulları görmezden gelen Sünni ve Şii din bilginlerine bir soru yöneltmek istiyoruz.

    Kur’an’da Hacca davetin yer aldığı bir ayetteki anlamları aynen uygulamak konusunda neden zahiri manaya bağlı kalmaktan vazgeçiyorsunuz ?

    Kur’an’da hacca davet ile ilgili bir ayette şöyle denilmektedir:

    “ İnsanlar içinde haccı ilan et ki, gerek yaya olarak ve gerekse derin vadilerden geçerek yorgunluktan incelmiş develer üzerinde sana gelsinler.” ( Hac suresi. 27. )

    Bu ayetin zahiri / dışsal anlamı dikkate alındığında haccın mutlaka ya yaya olarak yada yorgunluktan incelmiş develer / binitler üzerinde yapılması gerekmiyor mu ?

    O halde neden bunu uygulamıyorsunu z da hacca otobüslerle, uçaklarla yada gemilerle gidiyorsunuz ?

    Hani Kur’an’ın tüm hükümleri uygulanmalıydı?

    Hacca yaya olarak yada yorgunluktan incelmiş develer üzerinde neden gitmiyorsunuz ?

    Hem kendiniz böylesi hükümleri uygulamıyorsunu z hem de Alevileri sizin anladığınız anlamda, sizin istediğiniz vakitlerde ve sizin istediğiniz şekillere dökülmüş olarak namaz kılmadıkları için taciz ediyorsunuz.

    Ne hakla ?

    Üstelik bu ayette dikkat çekilmesi gereken bir diğer husus da “ sana gelsinler “ ifadesidir. Burada “ sana“ ifadesiyle kim kastedilmektedi r ? Hiç Kuşku yok ki burada kastedilen Hazreti Muhammed’tir. Ancak kimi kaynaklarda bir önceki ayet de dikkate alınarak burada kastedilenin Hazreti İbrahim olduğu da belirtilmektedi r.

    Hac ibadeti bizzat peygamberin şahsını ziyaret midir, yoksa Kabe’yi ziyaret midir ?

    Peygamberin şahsını ziyaret ise eğer neden o vefat ettikten sonra da hac ibadeti sürmüştür ?

    Yok kastedilen peygamberin şahsı değil de Kabe’nin ziyaret edilmesi ise o halde neden “ sana “ ifadesi yer almaktadır ?

    Burada anlatmaya çalıştığımız husus, Kur’an’ın zahiri manasıyla anlaşılması gerektiği konusunda yapılan / yapılacak olan bir ısrarın ne denli tuhaf sonuçlar doğuracağıdır.


    Özellikle namaz konusundaki ayetler dikkate alındığında görülecektir ki, din bilginleri şifre çözer gibi hatta iğneyle kuyu kazar gibi namaz vakitlerini saptamak için çırpınıp durmuşlardır.

    İddia ettikleri gibi ve onların anladıklarını ileri sürdükleri haliyle namaz günlük yaşamda bu denli önemli bir tapınma biçimi ise Yüce Allah neden böylesi önemli bir konuyu açıkça ortaya koymamıştır ?

    Neden Allah bu denli yoruma ve kafa yormaya gereksinim duyulan ifadeler kullanmaktadır ?

    Oysa Kur’an’ın pek çok ayetinde Allah, Kur’an’ın apaçık ve net bir kitap olduğunu söylemektedir.

    Bizce bunun yanıtı bellidir. Tanrı, ibadet / tapınma biçimini ve vaktini inananların mensup oldukları kültürlere göre belirleyebilme imkanını sağlamak için böylesi bir yolu irade etmiştir. Fakat zahiriler bu gerçeği anlamak istemedikleri için çırpınıp durmaktadırlar.

    Günümüzde kimi Sünni bilginler de namaz konusundaki şekil şartlarının aslında dinin asli buyruklarından olmadığı ve tümüyle geleneğin yansıması olduğu konusunda fikirler beyan edebilme noktasına gelmişlerdir. Kuşku yok ki bu sevindirici bir durumdur. Bu hususta ülkemizin yetiştirdiği ünlü din bilginlerinden Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün öne çıkmakta olduğu malumdur.

    Aleviler tarih boyu namaz konusunda kendilerine yönelik tacizlere kimi nefes ve deyişlerde felsefi içeriği derin ve bilgece yanıtlar vermişlerdir. Şimdi bu yanıtlardan bazılarını örnek olarak sunalım:


    Bana namaz kılmaz diyen
    Ben kıluram namazımı
    Kılur isem, kılmaz isem
    Ol Hak bilür niyazımı
    ….

    Bir kez gönül yıktın ise
    Bu kıldığın namaz değil
    Yetmişiki millet dahi
    Elin yüzün yumaz değil



    Savm, Salat, Hac, Zekat;
    Hicaptır aşıklara !
    Aşık, bundan münezzeh,
    Naz u niyaz içinde…

    Oruç, namaz, zekat, hac
    Cürm ü cinayetdür
    Fakir bundan azaddur,
    Has u havas içinde...

    Abdestimiz, namazımız,
    Doğruluktur taatımız,
    Aşka bağladık safımız,
    Safımızdan kim ayıra...
    Yunus Emre


    Camilerde olan imam
    Çoğu bilmez bunu tamam
    Dört bin altı yüz seksen selam
    Daha namaz sorar mısın

    Kaygusuz Abdal


    Sofular secde ederler mescidin mihrabına
    Yar eşiği secdegahım, yüz sürerim kime ne
    Kah çıkarım gökyüzüne hükmederim Kaf be Kaf
    Kah inerim yeryüzüne yar severim kime ne

    Seyyid Nesimi



    Namazımız dara durmak
    Orucumuz sabretmek
    Biz bir oruç tutarız ki
    Ramazan’a benzemez.

    Seyyid Nesimi



    Ve sanıyorum en susturucu yanıtı da büyük ozanımız Pir Sultan Abdal vermiştir:

    Alınmış abdestim aldırırlarsa
    Kılınmış namazım kıldırırlarsa
    Sizde Hak diyeni öldürürlerse
    Ben de bu yayladan Şah’a giderim…

    Pir Sultan Abdal



    Sonuç:

    Aleviler üzerinde yüzyıllardır süren baskının yansımalarından biri olarak nitelenebilecek beş yada üç vakit namaz dayatmasına karşı Alevi inanç ve kültürünün tarihsel birikiminden yararlanarak kaleme aldığımız bu çalışmamızı, ulaşılan sonuçları maddeler halinde sıralayarak noktalayalım:

    1. İslam dinine göre namaz bir dua etkinliğidir. Bu etkinlik bireysel olarak yapılabileceği gibi toplu olarak da yapılabilmekted ir.

    2. İslam dinine göre namazın belli bir şekli yoktur. Her toplum kendi kültürü / gelenekleri çerçevesinde bir takım şekiller ihdas edebilir.

    3. İslam dinine göre günlük olarak beş yada üç vakit namaz söz konusu değildir. Namazın gerek şekli gerekse de ihdas edilmiş vakitleri tümüyle zorlama yorumlara ve Orta Doğu ve Arap halklarının geleneklerine dayanmaktadır.

    4. Alevi - Bektaşilerin namaz konusunda geliştirdikleri içtihad, mensup oldukları kültürlerinin doğal sonucudur. Bu bağlamda cem ayini, İslam’ın namaz emrinin Alevi ve Bektaşilerce uygulanma biçimidir.

    5. Alevi - Bektaşilerin namazı cem ibadetidir. Başka türlü bir namaz Alevi inanç ve kültüründe olmadığı gibi Alevi geleneğine de aykırıdır.

    6. Cem ayini, içerisinde barındırdığı dara durma yani kıyam, tecella ve temenna yani rukü ve ayrıca defalarca icra edilen secdesiyle İslam’ın namaz buyruğunu karşılayan en güzel ritüeldir.

    7. Cem ayini yerine başka türde bir namazı benimsemek yada bunu savunmak Aleviliğin eritilme çabasından başka bir şey değildir.

    8. Kur’an’da vakti hiçbir yoruma gerek duyulmadan açıkça belirtilen tek namaz Cuma namazıdır. Alevi - Bektaşilerin Cem ayinlerinin yapılış vakti yani Perşembeyi Cumaya bağlayan gece Cuma namazı vaktidir. Cuma namazının vakti Cuma günü süresinin tümüdür. Bu sürenin her hangi bir bölümünde namaz ifa edilebilir.

    9. Cuma namazı Kur’an’da kadın erkek ayrımı yapılmadan tüm inananlara emredilmiştir. Bu bağlamda Alevi - Bektaşilerin kadın erkek birlikte cem yapmaları Kur’ansal buyrukla örtüşen gerçek bir ibadet hüviyetindedir.

    10. Namaz konusunda yüzyıllardır süren Sünni ve Şii uygulamalarının bir inanç ve akıl tutulması olduğu açıktır. Sünni ve Şiilerin bu konudaki yorumlarına Alevilerin gösterdiği saygı eşit düzeyde bir karşılığı hak etmektedir. Bu bağlamda Alevilerin namaz ile ilgili olarak geliştirdikleri yorum ve uygulamaya Sünni ve Şii din bilgileri de aynı şekilde saygı göstermek zorundadırlar.

    11. Kur’an’da, Allah’ın yatarken, ayaktayken ve otururken de anılmak suretiyle ibadet edilebileceği net bir biçimde belirtildiğinde n namazı belli bir şekle hapsetmeye çalışmak isabetli bir tutum değildir.

    12. Alevi - Bektaşi inancına göre cem ayininin teolojik kökeni kırklar meclisidir.



    Son söz olarak yineleyelim ki, Alevilerin namazı cem ayinidir. Başka namaz bilmeyiz. Bir de hakka yürüyen canın ardından kılınan ve bir helalleşme niteliğinde olan Cenaze Namazımız vardır ki bu namaz, gerek semantik açıdan gerekse işlev bakımından bu yazımızın kapsamı dışındadır.


    Mustafa Cemil KILIÇ

    İLAHİYATÇI / SOSYOLOG

    Tüm forumdan rastgele konular:

    • » AB'den flaş vize kararı
    • » Arınç yine CHP'ye çattı
    • » FBI'a aşure dağıttı!
    • » Bild, Talat'la görüşebilir
    • » Haftanın en çarpıcı kareleri
    • » Böyle olur AKP'nin temayül yoklaması
    • » Pir Zöhre Ana'yı Anlatan Dörtlük
    • » Ziraat Bankası, yüzyılın kârını açıkladı
    • » Ve YAŞ kararları açıklandı
    • » Sosyal SEO Paylaşımlarımız

    Aynı kategoriden rastgele konular:

    • » Alevilik ile diğer mezhepler arasındaki...
    • » Alevi bir işadamının alevilik tanımı *
    • » Ali Rıza Uğurlu
    • » aleviler neden birden ayaklandı
    • » Ali, Haydar, Haydar Ali, ömer...
    • » Alevileri kim temsil ediyor?
    • » Alevi islam 4 kapı 40 makam inancı
    • » Aleviler' in Erdoğan Çınar' a şükran...
    • » 12 Günlük Tutulan Oruc Alevi Orucu...
    • » Alevi İlmihali.. (Caferiliğe Göre)
    Anamın adı Hüsniye Ana
    Babam Şah Üseyin kafası kopa
    Horasan ilinden Karyağdı Ana
    Kimseler bilemez Sultanım burada



  2. #2
    Forum Gönüllüsü adgan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    24-02-2008
    Yaş
    42
    İleti
    2.003
    Tecrübe Puanı
    31

    Standart

    Alıntı:
    Bana namaz kılmaz diyen
    Ben kıluram namazımı
    Kılur isem, kılmaz isem
    Ol Hak bilür niyazımı
    ….
    Bir kez gönül yıktın ise
    Bu kıldığın namaz değil
    Yetmişiki millet dahi
    Elin yüzün yumaz değil

    Savm, Salat, Hac, Zekat;
    Hicaptır aşıklara !
    Aşık, bundan münezzeh,
    Naz u niyaz içinde…

    Oruç, namaz, zekat, hac
    Cürm ü cinayetdür
    Fakir bundan azaddur,
    Has u havas içinde...

    Abdestimiz, namazımız,
    Doğruluktur taatımız,
    Aşka bağladık safımız,
    Safımızdan kim ayıra...
    Yunus Emre

    Camilerde olan imam
    Çoğu bilmez bunu tamam
    Dört bin altı yüz seksen selam
    Daha namaz sorar mısın
    Kaygusuz Abdal

    Sofular secde ederler mescidin mihrabına
    Yar eşiği secdegahım, yüz sürerim kime ne
    Kah çıkarım gökyüzüne hükmederim Kaf be Kaf
    Kah inerim yeryüzüne yar severim kime ne
    Seyyid Nesimi

    Namazımız dara durmak
    Orucumuz sabretmek
    Biz bir oruç tutarız ki
    Ramazan’a benzemez.
    Seyyid Nesimi

    Ve sanıyorum en susturucu yanıtı da büyük ozanımız Pir Sultan Abdal vermiştir:

    Alınmış abdestim aldırırlarsa
    Kılınmış namazım kıldırırlarsa
    Sizde Hak diyeni öldürürlerse
    Ben de bu yayladan Şah’a giderim…
    Pir Sultan Abdal

    ............... ...........


    Bir kere pirlerin nefeslerinde bahsettiği namazlarla ilgili vurgular yezitlerin yalan yanlış kıldıkları uyduruk beş vakit namazlar içindir...

    Dolayısıyla Pirlerin nefeslerini öne sürerek namaz hiç yoktur, veya cem ibadeti namazdır gibi cahilce fikirleri öne sürmek yolumuza zarar vermekten başka bir işe yaramaz. Kaş derken göz çıkarmanın alemi yok. Sırf sünnilerin namazını yalanlayacak diye kendi namazını inkar etmek tam bir ahmaklıktır. Tabi bu bilgisizliğin ve de pir yolundan gidilmemenin sonuçlarıdır. Bugün Zöhre Ana gibi bir evliyayı görmezlikten gelen bu çeşit çok bilmiş diplomalı cahiller, çıkıp ortaya bu çeşit saçmalıklarla kendini ve de Alevilik yolunu rezil etmekten başka bir işe yaramamaktadırl ar...

    Cem ibadeti ayrı bir ibadet, namaz ayrı bir ibadettir. Bunları birbirine karıştırmamak lazım. Neymiş efendim, namazda secde gibi şekilci hareketler zorunlu değil, insan istediği gibi, istediği şekilde şekilciliğe kaçmadan duasını edermiş.
    İyi de güzel kardeşim cem ibadetinde de değişik şekiller var. Her ibadetin kendine öz şekli şemali var. Pirler o ibadetleri böyle insanlara aktarmışlardır. Tabi bizim Zöhre Anamızın göstermiş olduğu gerçek namaz ve ibadetlerden bahsediyorum. Şekilcilik olur diye namaz kılmamak çok yanlış bir hareket olur. O zaman cem ibadetine de gerek yok. Oturduğun yerde, yattığın yerde duanı et dur...

    Ancak Hakkın istediği insanları hareket etmeye, çalışmaya zorlamaktır. Onları tembellikten uzaklaştırmaktı r. Boşuna mı en büyük ibadet çalışmaktır deniliyor...

    Üstelik her hareketin ayrı ayrı manaları vardır. Bir de bu yönden bakmak lazım. Ne demiş Pirimiz Hacı Bektaş Veli:

    Helal kaynamayan aş, aş değildir
    Hak için akmayan yaş, yaş değildir
    Gövdem üzerinde başım var deme
    Secdeye inmeyen baş, baş değildir.
    Konu adgan tarafından (11-06-2009 Saat 18:09 ) değiştirilmiştir.
    Mustafa dediler benim adıma
    Bir sıfatı Ali bindi atıma
    Şimdi de ZÖHRE ANA geldi sıfata
    Duyulsun şanımız Yüce Allah' a

    (PİR ZÖHRE ANA)

  3. #3
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    05-05-2009
    Yaş
    22
    İleti
    11
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Yani, Aleviler Namaz'ı nasıl kılmalıdır..

    bende doğru namaz'ı öğrenmek istiyorum.

  4. #4
    Forum Gönüllüsü FadimeBK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    28-03-2008
    İleti
    2.505
    Tecrübe Puanı
    27

    Standart

    Alıntı AYFER Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

    Son söz olarak yineleyelim ki, Alevilerin namazı cem ayinidir. Başka namaz bilmeyiz. Bir de hakka yürüyen canın ardından kılınan ve bir helalleşme niteliğinde olan Cenaze Namazımız vardır ki bu namaz, gerek semantik açıdan gerekse işlev bakımından bu yazımızın kapsamı dışındadır.

    Mustafa Cemil KILIÇ
    İLAHİYATÇI / SOSYOLOG




    Mustafa Cemil Bey , bu lahana turşusu bu ne perhiz ..

    Ölüye kılınan namaz varsa , diriyken niye kılınmasın o namaz.

    Ölen yaşadığı müddetçe ibadetini yapmadıysa öldükten sonra senin onun adına kıldığın namazın ona ne faydası var?

    Ölen kişiyle namaz aracılığıyla nasıl helalleşiyorsun uz ?

    Demem o ki , namaz canlının yerine getirmesi gereken bir ibadettir. Ölüye insanların kıldığı namaz da, kılan kişilerin kendi varlıklarını Allah'a bildirmeleridir .

    Kısaca ölüye namaz varsa, diriye neden olmasın...

    (Bu arada tabiki Cem bir ibadettir hemde kutsal bir ibadettir, Alevilere göre Cem, Muhammed-ALi 'den kalmıştır ve Hakta yeri vardır)
    Kelimelerim sistem hatasından yanlış yerden ayrılıyor...

    “Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”



    Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibe yt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir

    Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsa n yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldı ğı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsa n en büyük mutluluk budur.
    (Pir Zöhre Ana)

Thread Information

Users Browsing this Thread

There are currently 1 users browsing this thread. (0 members and 1 guests)

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 41
    Son İleti: 06-03-2014, 14:01
  2. Cevaplar: 12
    Son İleti: 11-08-2013, 00:09
  3. Cevaplar: 0
    Son İleti: 17-01-2009, 12:09

Tags for this Thread

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

HAK SAHİPLERİNE ve YASAL MAKAMLARA Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, zohreana@zohreana.com mail adresinden bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler Hukuk Müşavirimiz tarafından incelenecek, şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır. Ayrıca, mahkemelerden talep gelmesi halinde hukuka aykırı içerik üreten ve hukuka aykırı paylaşımda bulunan üyelerin tespiti için gerekli teknik veriler sağlanacaktır.