3. Sayfa - Toplam 8 Sayfa var BirinciBirinci 12345 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen Sonuçlar: 21 ile 30 ve 80

Konu: arkadaşlar lütfen gerekeni yapalım!!!

  1. #21
    Genel Sorumlu T U N Ç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    06-12-2007
    Bulunduğu Yer
    Ankara
    Yaş
    46
    Mesajlar
    5.122
    Ettiği Teşekkür
    0
    4 mesaja 4 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    30

    Standart İngiliz Ajanı Türk Bakan Kim?

    İngiliz Ajanı Türk Bakan Kim?

    Tarih ne “kahramanlar tarihi” ne de “hainler tarihi”dir. Tarih, olan olayların sebep-sonuç ilişkisi içinde değerlendirilmesidir. Tarih için kabul edilen ve eskiden beri tarih bilimi için geçerli olan unsur “bir kağıda (belgeye) dayalı” olması kuralıdır.

    Ancak bazen öyle olaylar ve öyle belgeler vardır ki, “ne müthiş kahraman” veya “ne hain adam” diye nitelendirmeden edemeyiz. İngiliz Kemal (Ahmet Esat Tomruk) ne kahraman adam değil mi? Ali Kemal ne hain adam değil mi?
    İngiliz belgelerinde ortaya çıkan işte böyle bir olay bizi kahramanlar-hainler nitelendirmesine çekti. Konunun özü şu; “Türk Milli Mücadelesi sırasında bir Türk bakan net, açık, tartışma götürmez bir şekilde İngiliz ajanı, casusu, muhbiridir”. İngiliz arşivindeki istihbarat raporlarında bu kişiden sürekli “muhbir” olarak bahsedilmektedir. Evet bir Türk bakan İngilizler hesabına çalışan bir ajan. Kim bu hain! Kim bu muhbir!

    7 Ekim 1924 ve 21 Ocak 1925 tarihli İngiliz Hava Bakanlığı istihbarat raporları bu muhbiri ortaya çıkarıcı bilgiler vermekte. Bu raporlar, Türkiye’nin iç siyasetine dair İngiliz izlenimlerini yansıtmakta ve Irak-Türkiye sınırı yani Musul-Kerkük sorunu ile ilgili bilgileri içermektedir. Bu değerlendirmelerin kaynağı -yani halk deyimi ile ispiyoncusu- raporlarda adı gizli tutulan ve 1925 öncesi bakanlık yapmış olan bir Türk’tür. Bu muhbir-ajan Türk bakan, İngiliz hükümetine Türk-Sovyet ilişkilerini ve dolayısıyla Doğucu-Batıcı görüşleri açıklayıcı bilgiler vermektedir. Bu iki görüşün yeni Türk devletinin yönetimindeki mücadele gerekçelerini ayrıntılarıyla değerlendiren bu muhbir bakan, özellikle 22 Kasım 1922’de İnönü’nün istifasının “Doğu” politikasına dönüşte önemli bir dönüm noktası olduğunu belirtir. Ona göre “Fethi (Okyar) Bey ve arkadaşlarının amacı Doğucu bir politika izlemekti.” Muhbir Bakan, Fethi Bey, Vakıflar ve İmaret Bakanı Fevzi Bey ve Adalet Bakanı Esat Bey’in iflah olmaz Rusofiller (Rus taraftarları) olduğunu bildiriyor. Devamla, Halk Fırkası içindeki, Yunus Nadi, Ahmet Ağaoğlu, Yusuf Akçura, Sami Bey ve Mahmut Beyin de Doğu politikasının destekleyicileri olduklarını, bunların sayılarının 30 kişi civarında bulunduğunu söylüyor. Fethi Beyin Başbakanlığa atandığında, bütün hakiki milliyetçilerin bundan rahatsız olduklarını, bu rahatsızlığın temel nedeninin de Pan-İslamist unsurların Büyük Britanya’ya karşı harekete geçilmesi ihtimali olduğunu belirtiyor. Muhbir bakan, memnuniyetsiz bir şekilde Fethi Bey’in kendinden sonra başbakan tayin edilmesini isteyenin kendisi olduğunu yazıyor. Ona göre bunun nedeni, İsmet’in Musul meselesinin “Türkiye için pek parlak bir şekilde halledilemeyeceğini bilmesi ve sorumluluğu Fethi’nin sırtına yüklemek istemesi” idi.

    Bu esnada Fethi Bey, Sovyetler Birliği ile uzlaşmaya istekliydi. Ancak, “Mustafa Kemal ve milliyetçilerden korkuyordu.” Muhbir bakana göre, Fethi Beyin istediği, “yarı-Doğucu”, “yarı-Batıcı” bir politik çizgiydi. Tam da Fethi Bey bu siyasi formülü bulduğunu düşünürken, Dahiliye Vekili Recep Bey istifa etti. Bu istifa, daha önce Recep Bey, İsmet Bey ve milliyetçiler arasında ayarlanmıştı. Recep Bey’in istifası, tehlikenin ilk sinyali olacaktı. Recep Bey, Dahiliye Vekili olarak, siyasi değişiklikleri haber veren bilgilere kolay ulaşan bir konumda olmak durumundaydı. Gerçi, iflah olmaz Kemalistlerin önemi düşünülecek olursa istifası erken olmuştu.

    Muhbire göre, Fethi Bey’in politikasının dayanağı, Sovyetler Birliği tarafından Türkiye’ye verilen bir teklifti; her iki ülkenin eşit şartlarda temsil edildiği bir Karadeniz Havzası Müşterek Deniz ve Hava Filosu kurulması teklif edilmekteydi. Şayet teklif kabul edilirse, Sovyetler Birliği Türkiye’ye teklifin tatbik sahasına konulabilmesi için kredi açacaktı. Sovyetler, projeyle ilişkili olarak, Türkiye’ye, Çanakkale Boğazı konusunda ortak bir program ve politika izlemek için iki ülkenin bir araya gelmesi ve birlikte hareket etmesini teklif etmekteydiler. Eğer Türkiye teklifi kabul edecek olursa, Sovyetler Birliği, Türkiye’ye Transkafkasya’nın idaresine yönelik müşterek bir Türk-Rus programı, hazırlamak üzere iki ülkenin birlikte çalışmasını da teklif edecekti; böylelikle, iki ülke bu bölgede müşterek manda kuvvetleri statüsünü elde edeceklerdi. Gelir ve gider iki ülke tarafından paylaşılacaktı.

    Mustafa Kemal ve milliyetçiler, muhtemelen Recep (Peker) Bey’den bu teklifleri öğrenince harekete geçtiler. Mustafa Kemal derhal bir bahriye vekaleti kurarak mesuliyeti, Cebel Bereket mebusu, iflah olmaz bir milliyetçi ve Mustafa Kemal’in sadık adamlarından İhsan Bey’e verdi. Muhbir şöyle devam ediyordu: “Recep’in istifası üzerine, görevi bizim adamlarımızdan biri olan Cemil Bey’e vermesi için Fethi’ye baskı yaptık.” Dahası, Fethi Bey, teklifleri konusunda diğer bir amansız milliyetçi olan Hamdullah Suphi’nin başkanlığındaki Büyük Millet Meclisi önünde ve Halk Fırkası Merkez Heyeti önünde bir konuşma yapmaya mecbur edildi. Merkez heyeti, “Rus teklifleri”ni kabul etmedi ve Fethi Bey’i bir ay zarfında teklifler üzerine ayrıntılı bir değerlendirme hazırlamak için söz vermek zorunda bıraktı.

    Olayların içeriden nasıl göründüğünü yansıtan muhbir, Mustafa Kemal’in bu arada, Heybeliada’da “kızağa çekilmiş” olan İsmet’in dönüşüne kadar krizi atlatmaya çalıştığını belirtmektedir. Mesele şuydu: İsmet Bey, Musul meselesi halledilmeden görevi kabul edecek miydi? Muhbire göre, eğer İsmet istirahata devam etmek isteyecek olursa, vaziyet daha kötüye gidecekti. Mustafa Kemal, İsmet’e bir telgraf gönderdi; eline 13 Ocak 1924’de ulaşan telgrafta özetle şöyle denmekteydi: “Tedirgin olmayınız. Kara proje anlaşıldı ve tehir edildi. Tehlike dağıldı. Şimdi sadece daha iyi olduğunuzu bildiren müjdeyi bekliyoruz.” 28 Ocak 1925’te, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Kurucusu Heyeti Başkanı ve Meclis muhalefetinin lideri Kara Vasıf’ın, partinin İsmet Bey ile ilişkilerinin dış politika konusunda iyi olduğunu söylediği, raporlarda yer aldı. Terakkiperverlerle Kemalistlerin güç birliğinin temel sebeplerinden biri, Fethi’nin “Rusçu politikası” idi.

    İngiliz istihbaratı, 2 Mart 1925 tarihinde Şeyh Sait İsyanı konulu başka bir rapor daha hazırladı. Bu rapor da eski bakan muhbir tarafından verilen bilgiye dayanılarak hazırlanmıştır. Bu ajana göre, Ankara “Diyarbakır Kongresi zamanında Kürt reislerine verdiği sözleri tutmalı” diyordu. Mevcut hükümetin onlara aldırış etmemesinden yakınıyordu. Muhbire göre, Kürtlerin böylesine kritik bir dönemde -Musul meselesi çözüm safhasına gelmişken- isyana kalkmış olmalarının sebebi buydu. Yabancı tesiri ve yeni rejime karşı artan tepki, “ancak ikinci derecede amiller arasında” sayılabilirdi: “İsyanın temel sebeplerinin:

    1- Daha önceki hükümet tarafından verilen sözleri yeni hükümetin ihmal etmesi;

    2- Valiler tarafından gönderilen birbiriyle tutarlı ikaz raporlarının dikkate alınmaması;

    3- Kürtleri sakinleştirecek ve iktidara itaat etmeye teşvik edecek herhangi bir tedbir alma gereğinin ihmal edilmesi olduğunu tekrar belirtiyorum ve bunu tekrar tekrar iddia etmek için iyi sebeplerim var” diyordu. Muhbire göre, Ankara’nın Diyarbakır Misakı’nın şartlarını yerine getireceğini ilan etmesi, Kürtleri teskin etmeye yetecekti. Şöyle devam ediyordu:

    Hükümet kendi ihmalini kabul edemeyeceğine göre, Avrupa efkârı umumiyesini tatmin etmek için, isyanın ecnebi entrikaları ve irtica kuvvetleri tarafından düzenlediği gibi açıklamalar yapacaktır. Öyle ki, bunlar basın, demeçler vs. ile kolaylıkla yayılmaya müsaittirler. Bu vasıtalarla, tüm irtica mihraklarını susturabilir veya tehdit edebilir; hem muhalefeti hem de ecnebileri felç edebiliriz. Bu açıklama, Trabzon ve diğer vilayetlerdeki huzursuz unsurları da kendi safımıza çekmemize yardımcı olabilir. Fakat, aynı zamanda, askerî, zabıta ve idari tedbirlerle de hazırlıklı olmalıyız.

    “Biz [Türkiye] hükümetimiz tüm dikkatini ve kuvvetini Kürt tehlikesine ayırmak mecburiyetinde kalmışken, Türk hükümetinin bu zeminde bu tür kararlar alamayacak bir vaziyette olmasını bahane edip zaman kazanmalıyız. Fakat, bu meselenin hallinden sonra -ki Musul meselesiyle yakından bağlantılıdır- sözünü ettiğimiz konularda da dostça bir hal tarzına gitmek hayli kolay olacaktır. Ankara hükümetinde hayli yüksek bir mevkide bulunmuş eski bir memur olan muhbirin sağladığı malûmat öylesine doğru çıkmıştır ki, bu bilgilerin genelde Türkiye siyasetine ve özelde Kürtlere yönelik İngiliz politikasını etkilediğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

    Kim Bu Ajan-muhbir Türk Bakan?

    Öyle bilgiler veriyor ki İngiltere’nin Türkiye’ye ve Ortadoğu’ya yönelik faaliyetlerinin ve İngiliz politikasının oluşmasında etkili oluyor. Onlara malzeme, bilgi, istihbarat veriyor. Yol göstericilik, kılavuzluk yapıyor. Peki neyin karşılığı?
    Bu kişinin kim olduğunu bulmaya çalışırken, İngilizlere verdiği bilgilerden yola çıkarak ipuçlarını değerlendirmeye çalıştık. Çünkü bu kaynaklar ismini vermiyor. Sadece bir kod adı, numarası var. Ama bu ajan-muhbir belki de bu raporların ortaya çıkma ihtimalini hiç düşünmediği veya önemsemediği için raporlarında kendisi ile ilgili açıklar-ipuçları veriyor. Yani parmak izi bırakıyor. Yaptığı değerlendirmeler, diğer kişiler hakkındaki görüşleri, olaylara yakınlığı uzaklığı, bazı önemli ve sınırlı sayıdaki kişilerin bilgisi olduğu konuları anlatması ve özellikle de benzer değerlendirmeleri ve kullandığı ifadeleri yıllar sonra başka yayımladığı kitaplarda da kullanmış olması bu ruh hastasını apaçık ortaya çıkarıyor. Bu kişi Dr. Rıza Nur’dur. Evet İngiliz istihbaratının Türkiye’deki bakan ajanı Dr. Rıza Nur!


    Aslında söyleyecek başka söze gerek de yoktur. Çünkü karşımızda bir ajan, muhbir, ispiyoncu yani bir hain vardır. Ne denilebilir ki. Yukarıda İngilizlere neyin karşılığı ajanlık yapıyor diye sormuştuk. Cevabı belli. Bu kişi ruh hastasıdır.

    Günümüzde bir çok kişi, bir çok kaynak Dr. Rıza Nur’a dayandırır bir çok görüşü ve düşüncesini. İşte dayandığımız Rıza Nur!

    Peki Millî Mücadele’de bu kişinin bir ajan olabileceği hiç akla gelmemiş midir? Bu konu da ilginç aslında. Çünkü İngiliz ajanı Mustafa Sagir’in ajan olduğunu ilk tespit eden Atatürk olması gibi, Rıza Nur’un da bir İngiliz ajanı olabileceğini Atatürk 28/29 Mart 1920 tarihindeki bir telgrafta belirtmekte ve araştırılmasını istemektedir. Anadolu’ya geçen ve Geyve’ye gelmiş bulunan aralarında Rıza Nur’un da bulunduğu heyete Atatürk şu telgrafı gönderir:

    “Sizin, İngilizlerin koruması altında ve sağladığı kolaylıklarla Anadolu’ya geçmeye nasıl muvaffak olabildiğiniz yoruma açıktır. Önce bizi aydınlatmanızı rica ederiz.”

    Görüldüğü gibi Atatürk büyük bir şüphe içindedir. Demek ki bu şüphe daha ileriye götürülememiş. O dönemin şartları dikkate alındığında belki de tespiti çok zor bir durum. Fakat Atatürk tarafından Nutuk’da da olumsuz özellikleri belirtildiğine göre henüz bu konuda bir belge olmamasına rağmen Rıza Nur’un bir ajan olabileceği düşüncesiyle 1925’lerden sonra yönetim merkezinden uzaklaştırılmış olabileceğini düşünüyoruz. Zaten kendisi de 1926 yılında yurt dışına çıkmış, Paris’e yerleşmiş ve Atatürk’ün ölümüne kadar Türkiye’ye
    gelmemiştir.

    Aslında bir İngiliz ajanı Türk bakanın biyografisini, hayatını anlatacak değiliz. Bu ajan, hain her kimse vatanına, milletine ve görevine ihanet etmiştir. Lanet ediyoruz.

    Gelecek kuşakların da bundan ibret almasını diliyoruz. Bu, konunun bir yönü. Diğer bir yönü var ki, bu daha büyük bir önem taşımaktadır. İşte bu kişi ve bunun gibi kişilerin eserleri, değerlendirmeleri ile Milli Mücadele, Atatürk, İnönü ve o dönem değerlendiriliyor. Yanlış olan budur.

    Rıza Nur’un ajanlığını değil de hasta ruhlu veya anormal bir insan olduğunu, itibar edilmemesi gereken bir kişi olduğunu gerçekten çok güzel ve ayrıntılı bir şekilde Turgut Özakman’ın “Dr. Rıza Nur Dosyası” (Bilgi Yayınevi) ile İsmet Görgülü’nün “Atatürk’ün Özel Yaşamı” (Bilgi Yayınevi) adlı eserinden öğrenebiliriz. Her iki kitap da bu konuda mükemmel hazırlanmıştır. Kendilerine bu hasta ruhlu kişiyi deşifre ettikleri için müteşekkiriz. Üstelik hiçbir ekleme, yalan, uydurma yapmadan tamamen Rıza Nur’un anılarındaki kendi ifadelerinden meydana getirilmiş bölümlerden oluşması da bu kitapları daha değerli kılmaktadır. Ayrıntı için bunlara müracaat edilebilir.

    Biz burada Rıza Nur’un hayatına değil onun yaptıkları ve yazdıklarının etkisine dikkat çekmek istiyoruz. Yukarıda İngiliz siyasetinin oluşmasına sağladığı katkıyı belirtmiştik. Atatürk, İnönü, Türk, Türkiye düşmanlarına kaynak teşkil ettiğini de belirtmiştik. Bir noktayı daha vurgulamak istiyoruz.
    Acaba, Atatürk hakkında yeni bir yorum getiren, olumsuz düşüncelerin oluşmasına yol açan, kaba-saba, diktatör, köylü, katil, ne idüğü şüpheli gibi nitelendirmelerin başlangıcını oluşturan bir İngiliz istihbaratçı olan Yzb. H. Armstrong’un “Bozkurt” adlı kitabının gerçek yazarı Dr. Rıza Nur mudur? Veya kaynağı o mudur?

    Yine önemli olduğunu düşündüğümüz bir konu daha var. Dr. Rıza Nur hatıralarının yayın hakkını İngilizlere bırakıyor. Bir şartla, kendisi öldükten 30 yıl sonra yayınlanması şartıyla. Neden? Sayın Özakman kitabında bunu şöyle değerlendirir: “Öyle sanıyorum ki hatıralarını yazarken Rıza Nur’u iki amaç güdülemiş. Kendini yüceltmek, başkalarını, özellikle M. Kemal Atatürk ile Milli Mücadele kadrosunun ve Lozan kurulunu küçültmek, aşağılamak, karalamak. Böylece sahte bir tarih yaratmaya yeltenmiş. Hatıralarının, başkaca tanıklarının hayatta olmayacağını tahmin ettiği bir tarihe (1960 yılına) kadar açıklanmaması için de önlem almış” diye yazıyor. Doğrudur, katılıyoruz. Sadece bu iki gerekçeye bir madde de biz eklemek istiyoruz:

    Rıza Nur İngiltere’ye raporlar veriyor, üstelik bu raporlar çok ayrıntılı ve bir çok özel durumu yansıtmakta. İşte bu görüş, düşünce ve bilgiler hatta ifadeler hatıralarına da aynen yansımıştır. Yani kısa zamanda 1960’lardan önce, yaşarken İngiliz ajanı olduğunun anlaşılmasını istemiyor, yakalanmak istemiyor. Öldükten sonra anlaşılmasının ise pek önemli olmadığını düşünüyor. Çünkü belki de atı alan Üsküdar’ı geçmiş olacak. Bir çok kişi Rıza Nur’u kaynak göstermiş, ona itibar etmiş olacaktır. Ama bir İngiliz ajanı olduğu artık anlaşılmıştır. Bu nettir, kesindir. Dr. Rıza Nur İngiliz ajanı Türk bakandır (Türk kelimesi belgelerde geçtiği için bu şekilde belirtilmektedir. Rıza Nur Türk asıllı değildir).
    Kaynaklar:

    1. İngiliz Hava Bakanlığı Arşivi (Air Arş.); Air 23/397, “Intelligence Reports on Turkish Internal Affairs 1924-1925”. 7 Ekim tarihli rapor; “The Projected Militarisation of the Executive” ve 2 Ocak 1925 tarihli rapor: “The Oriental and the Occidental Policies”.

    2. Turgut Özakman; Dr.Rıza Nur Dosyası, Bilgi Yayınevi, Ankara 1995.

    3. İsmet Görgülü; Atatürk’ün Özel Yaşamı, Bilgi Yayınevi, Ankara 2003.

  2. #22
    Forumu Seven VAHiT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    27-03-2008
    Bulunduğu Yer
    Almanya
    Yaş
    46
    Mesajlar
    1.416
    Ettiği Teşekkür
    9
    3 mesaja 3 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    27

    Standart

    Bu konuya katiliminiz cok büyük canlar.Tabiki böyle cirkinliklere ifademizi belirtecegiz ve kendi icimizdede olsa tepkimizi gösterecegiz.Bir cok arkadaslarimizin yorumlari ve tepkileri yerinde ve sakince.Sakin olunmasinin sebebini; bizler gercekleri bildigimiz icin olunmustur.Tabiki biliyoruzki yapilan bu cirkin iftiralarin sonucu, Pirimizde.Bizler Pirimize emanet ediyoruz bu gercek disi yazilarin pesinden kosanlari.Yazilarinizin hepsi mükemmel.Lakin aramizdaki bir Arkadasimizin cümlesi varki,bu konunun sonucunu belirlemis bana göre....
    Adgan canin cümlesi,aramizdaki bir cok canin yazdigi cümlelerde oldugu gibi cok düsünülmesi ve ezberlenmesi gerektigini düsünüyorum.Böyle cümleleride bir arada toplarsak kendimize ait özdeyis olusturmus oluruz el birligi ile.......
    Mustafa Kemal Atatürk insanlığın karşısına konmuş kocaman dev bir aynadır. O aynaya bakan kendini görür
    YESILDIR GÖKYÜZÜNDE GÖRDÜGÜN GÜNES
    SICAKLIGI SENI,HAKIKATI BENI YAKAR...


    "ZAMANA ZAMAN EVLIYASI"
    Bir sıfatı Allah olan
    Bir sıfatı Ali inan
    Bir donu var Şahımerdan
    Duyanlara Helal Olsun

  3. #23
    Üyemiz
    Üyelik Tarihi
    10-02-2009
    Yaş
    55
    Mesajlar
    55
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart

    lanet olsun sizin gibi düşünenlere atama kimse dil uzatamaz şahıma havale ediyorum haklarından gelsin

  4. #24
    Forumu Seven *Başak* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    01-12-2008
    Bulunduğu Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    1.176
    Ettiği Teşekkür
    0
    1 mesaja 1 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    21

    Standart

    Bu konuya duyarsız kalırsak artık hep böyle şeylerle karşılaşabiliriz gereken neyse sonuna kadar yapacağız...
    Oku sen dervişim biter mi sesin,
    Kâinat Muhammed Mustafa pirim

    Kerbela ilinde Zöhre Ana yerin,
    Baktım ki postuna o da Ali'ymiş..

    Zöhre ANA


  5. #25
    Yeni Üye
    Üyelik Tarihi
    09-01-2009
    Yaş
    51
    Mesajlar
    5
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart Değerli can'lar

    En kolay şey klavye kahramanlığıdır,insanlık eğitimini tamamlayamamış yaratıkların yapabileceği tek şey bu tür densizliklerdir.İnsanların kutsal olarak nitelendirdiği değerleri vardır vatan toprağı,bayrak vs.gibi benim içinde kutsal değerlerimden birisi M.Kemal Atatürk'tür ona saldırnlara verilecek en basit cevap arkasına saklandıkları kutsal dedikleri kendi değerlerine sövüp saymaktır ama o zaman sende onların bulunduğu çukura düşmüş olursun.
    Ben çok garipsemiyorum çünkü ülkemin yönetimindeki kişilerin tamamı Atatürk düşmanlığı ile beslenen kimselerdir,hepsininde şu yada bu şekildebazı saldırıları olmuştur.Hani bir söz vardır ya imam cemaat misali,fazla söze gerek varmı,Allah topunun cezasını versin.

  6. #26
    Yeni Üye
    Üyelik Tarihi
    17-03-2008
    Mesajlar
    18
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Bunlar atalarının intikamlarını almak istiyorlar. Ama nafile. Bu kendine bilmez mahlukat, zamanında Akdeniz'de denize dökülen atasının intikamını almaya çalışıyor. O güzel Atam'a dil uzatmakla bir halt ettiğini zannediyor.

    Bu kendini bilmez şeytan tohumunun, alıntı yaptım dediği şeytan tohumu Rıza Nur'un anılarını şeytanın pici Abdurrahman Dilipak zamanında kaleme almıştı. Artık siz gerisini düşünün.

    Güneşi balçıkla sıvamaya çalışıyorlar sadece. Doğru duvar çamur atmayla yıkılmaz.

  7. #27
    Yeni Üye
    Üyelik Tarihi
    02-12-2008
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    arkadşlar iğrenç bir insanın ağzından dökülen mide bulandırıcı kelimeler birde arkadaşlarına bile lan diye hitap eden serseri aşağılık bi kişilik yazıları argo küfür iftira ne dine nede insanlığa yakışan bi şey talip bey kardeşimizin eklediği şiir ve yazısı her şeyi çok güzel anlatmış diğer arkadaşlarıma ve konudan bizleri haberdar eden sayın hazel hanımada çok tşk ederim


    ATATÜRK'Ü DUYMAK


    Ulu rüzgarlar esmedikçe,
    Yaşamak uyumak gibi.
    Kişi ne zaman dinç?
    Dalgalanırsa bayrak, bayrak gibi.



    Ne var şu dünyada ekmekten daha aziz?
    Sürdüğün tarlalara sevginle serpildik,
    Ekmek olmak için önce
    Buğday olmak gibi.



    Silinir sözlüklerden sen hatıra geldikçe
    Cılız sözler: usanmak, yorulmak, durmak gibi.
    Kuvvettir yaptıkların her yeni yetişene,
    Bir ışık-kaynak gibi.



    En yakınlar zamanla fersahlarca uzak gibi;
    Bir sen varsın kalacak, bir sen ölümsüz
    Daha da yakınsın, daha da sıcak.
    Bıraktığın toprak gibi.



    Kaç Türk var şu dünyada, bir o kadar susuz:
    Hepsinin gönlünde sen, bir pınar bulmak gibi.
    Ancak senin havanda sağlıklar, esenlikler;
    Olmaya devlet cihanda Atatürk'ü duymak gibi...


    ~ Behçet NECATİGİL ~

  8. #28
    Forum Gönüllüsü FadimeBK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    28-03-2008
    Mesajlar
    2.405
    Ettiği Teşekkür
    5
    8 mesaja 9 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    31

    Standart

    Alıntı hazel Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]



    arkadaşlar lütfen gerekeni yapalım.... sitedeki diğer yazılarada dikkatlice bakın...sessiz kalmayalım...lütfen!!!!!!!!!

    gerekeni yapalımda hazel nereye yapacaz onu bilmiyorum doğrusu.Hey kurban olduğum bunlar gibi pislikler için mi kurtardın sen bu vatanı.O cepheden o cepheye koştun,uyumadın günlerce,kar üstünde yatıp hastalığını kaptın sonucu ne....kendini bilmez,şereften yoksun,haysiyetsiz bir takım uşakların iftiralarına maruz kalmak...onlar alışmışlar onun bunun mandacılığına ,ona buna vatanı peşkeş çekmeye,kadınları şeytan ve cinsellik objesi olarak görmeye ve onlar alışmışlar ahkalsızlığa seni anlayabilirler mi kurban olduğum,senin aydınlığını içlerine sindirebilirlermi ,senin yüceliğini bilip içlerine sindiremeyip dile getirebilirlermi PAŞAM....Mustafa Kemal'im...ATATÜRK'üm....
    Kelimelerim sistem hatasından yanlış yerden ayrılıyor...

    “Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”



    Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir

    Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
    (Pir Zöhre Ana)

  9. #29
    Forumu Seven *Başak* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    01-12-2008
    Bulunduğu Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    1.176
    Ettiği Teşekkür
    0
    1 mesaja 1 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    21

    Standart

    Alıntı İdil Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sultan abla biz ne yapabiliriz söylersen hemen yaparım.

    Canlar videodan hariç yanda yazanları gördünüz mü bilmiyorum Atamıza hakaret dolusu yazılar var. Atama havale ediyorum onları yazan yapan kişi veye kişileri bildiği gibi yapsın. Ama bu siteyi bi şekilde kaldırtmalıyız bence.

    Kesinlikle kaldırmalıyız
    Konu *Başak* tarafından (18-04-2009 Saat 23:04 ) değiştirilmiştir.
    Oku sen dervişim biter mi sesin,
    Kâinat Muhammed Mustafa pirim

    Kerbela ilinde Zöhre Ana yerin,
    Baktım ki postuna o da Ali'ymiş..

    Zöhre ANA


  10. #30
    Kıdemli Üyemiz munzur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    12-04-2008
    Bulunduğu Yer
    Ankara
    Yaş
    34
    Mesajlar
    549
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    23

    Standart

    Bunu yapan her kimse kendini ve ya Ömer,Osman'nın,Osmanlı'nın ve diğerlerinin yaptıklarını özetlemiş...Bu bir baş kaldırıdır,bu bir yıkım politikasıdır...Bunu yapanlar iyi düşünmeli...acaba Atatürk bize neler yaptı ne bıraktı...

    Atatürk size sizin sindiremediğniz ne varsa bıraktı...Halkı uyandırdı,Osmanlı'nın yaptıklarını ve din uğruna nelerin ne gibi pisliklerin yapıldığını anlattı.Size küfür etmek bir hakaret değildir.Siz o edilen küfürlerdeki yakıştırmalardan bile daha aşşağılık bir grup insancıksınız..

    Ama siz ne yaparsanız yapın,ne Atatürk Cumhuriyeti'ni yıkabilecek ne de Mustafa Kemal Atatürk ismini göklerden,içimizden silemeyeceksiniz...

    Uğraşın bakalım,kendinizi anlatın millete,din uğruna astığınız,yaktığınız insanları...İnsanların içine korku saldığınızı anlatın...Allah bir karı dört dediğinizi anlatın...Cennete olmayan arsaları satıp insanları sömürdüğünüzü anlatın...Çember sakallı kara çarşaflı olanların ne gibi pislik ve zevk alemi yaptıklarını anlatın...Gencecik kızları türbana,çarşafa bürüyüp onlardan istediğiniz pislikleri anlatın...Zavallı insanların inançlarını kullanarak göbeklerine muska yazdığınızı anlatın...İnançları kullanarak 13 yaşında ki çocuğa yaptıklarınızı anlatın...ve bunların video sunu yaparak insanlara dağıtın...

    Bu ihanettir,ama bu ihaneti yapanlar er geç cezasını bulacaktır...Bundan hiç şüphem yok...
    Ellerinde çıralarla gezen çıplak ayaklı körlere ihtiyacı var dünyanın”

Konu Bilgileri

Bu konuyu görüntüleyenler

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 21-11-2012, 02:01
  2. Gerekeni Yapmaya Hazırız.
    Zekai - forum Ehli Kamil Grup
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01-06-2011, 14:31
  3. yine Atamıza hakaret. Gerekeni yapalım.
    SultanG. - forum Atatürk Resimleri
    Cevaplar: 16
    Son Mesaj: 25-05-2011, 00:33

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

HAK SAHİPLERİNE ve YASAL MAKAMLARA Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, [email protected] mail adresinden bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler Hukuk Müşavirimiz tarafından incelenecek, şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır. Ayrıca, mahkemelerden talep gelmesi halinde hukuka aykırı içerik üreten ve hukuka aykırı paylaşımda bulunan üyelerin tespiti için gerekli teknik veriler sağlanacaktır.