3. Sayfa - Toplam 9 Sayfa var BirinciBirinci 12345 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen Sonuçlar: 21 ile 30 ve 83

Konu: Genel Felsefi Yaklaşımlar

  1. #21
    Forumun Kıpkıdemlisi HüsniyeDuman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu Yer
    İstanbul
    Yaş
    28
    Mesajlar
    18.004
    Ettiği Teşekkür
    0
    1 mesaja 1 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    104

    Standart

    Analitik Felsefe (Çözümleyici Felsefe) Nedir, Ne Demektir?

    Analitik felsefe, pozitivizmin 20. yy. da çağdaş bir görünüm almış şeklidir. 1. Dünya savaşından sonra bir grup bilim adamı Viyana'da bir araya gelerek bu akımı oluşturmuş, daha sonra ‹ngiltere ve Amerika'da gelişerek yayılmıştır. Neopozitivizm (yeni olguculuk) ya da mantıkçı pozitivizm olarak da bilinir. Bu akıma göre felsefenin asıl uğraş alanı dildir. Analitik filozoflara göre felsefenin görevi dil çözümlemeleri yapmaktır. Çünkü onlara göre doğru bilgi ancak böyle elde edilebilir.

    Analitik felsefeye göre felsefe varlık, değer ve Tanrı üstüne doğruluğu test edilemeyen görüşler öne sürmemelidir. Felsefenin görevi dildeki kavramları çözümlemektir. Dildeki kavramlar çözümlendiği taktirde kafa karışıklığı yaratan geleneksel felsefe problemleri de çözümlenebilir.

    Bu akımın başlıca temsilcileri, Ludwig Wittgenstein (Ludvig Vitgenştayn), Moritz Schlick (Moris fiilik, 1882-1936), Rudolph Carnap (Rudolf Karnap, 1891-1970) ve Hans Reichenbach (Hans Rayhınbah, 1891-1953)'tır.

    Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
    Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı
    Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
    Pir Zöhre Ana





    [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] -[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

  2. #22
    Forumun Kıpkıdemlisi HüsniyeDuman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu Yer
    İstanbul
    Yaş
    28
    Mesajlar
    18.004
    Ettiği Teşekkür
    0
    1 mesaja 1 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    104

    Standart

    Fenomenoloji (Görüngübilim) Nedir, Ne Demektir?

    Bilgi Felsefesi Açısından Fenomenoloji

    Yirminci yüzyılın önemli felsefi akımlarından biri de fenomenolojidir. Bu akıma göre fenomenler ve bilincin verileri incelenerek fenomenlerin içindeki öz bilinebilir. Asıl varlık fenomenlerin içinde gizli olan “öz”dür. Öz varlığı varlık haline getiren ; onu o şey yapan temel nedendir. Bu görüşe göre “öz” fenomenin içinde vardır ve bilinç onu sezgiyle kavrayabilir. Fenomenoloji aynı zamanda öze ulaşmak için kullanılan bir yöntemdir. Bu yöntemle bir fenomenin “öz”ünü bilebilmek için önce bütün verilmiş bilgileri “bir ayraç (parantez) içine alıp” yok saymak gerekir. Bu yöntemi kullanan düşünür, toplumsal yaşamdan, dini inançlarından ve bilimsel yolla elde edilen tüm görüşlerinden, kanılarından ve önyargılarından arınmak durumundadır. Ancak bu yolla duyularla algılanan nesnelerin ötesinde bulunan “öz” kavranabilir.

    Varlık Felsefesi Açısından Fenomenoloji

    Fenomen, felsefede sınırlı algı olanaklarına sahip insan zihni tarafından oluşturulan varlık anlamına gelir. İnsana göründüğü şekliyle, insan tarafından oluşturulan varlıktır. Bir başka anlatımla düşünce yoluyla görülen nesnelerin özüdür. Varlığı fenomen olarak gören yaklaşımın en ünlü temsilcisi Huserl'dir.

    Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
    Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı
    Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
    Pir Zöhre Ana





    [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] -[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

  3. #23
    Forumun Kıpkıdemlisi HüsniyeDuman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu Yer
    İstanbul
    Yaş
    28
    Mesajlar
    18.004
    Ettiği Teşekkür
    0
    1 mesaja 1 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    104

    Standart

    Taoizm (Taoculuk) Nedir, Ne Demektir?

    Dış dünyadaki nesnelerin gerçekte var olmadığını savunan bir başka görüş de Taoizmdir. Taoizm MÖ 6. yüzyılda Lao- Tse tarafından kurulmuştur. Bu görüşe göre her şey Taodur. Taodan akar, Taoya döner. Bu anlayışa göre Tao evrendeki düzendir. Tao kendiliğinden var olmuştur. Betimlenemez, nesnesiz, cisimsiz, sonlu ve sonsuz olan akıldır. Bütün bu özellikler varlığı yokluğa götüreceğinden Tao yokluk demektir. Varlığı yokluğa indirgediği için bu görüş de bir tür nihilizm olarak görülür.

    Taoizm (Daoizm ya da Taoculuk olarak da anılır), İki ayrı kelimenin Türkçedeki karşılığı olarak kullanılmaktadır. Daojiao Çin kültüründe bir dine işaret ederken, Daojia ise bir felsefe, düşünce okulunu anlatır. Ancak ikisi de kaynağını Laozi'nın eseri Tao Te Ching'den almaktadır. Düşünce okulu olarak Taoizm'in kurucusu Laozi'nın ardından Zhuangzi da bu akımın en önemli temsilcisidir.

    Çin dini geleneğine ait en orijinal öğretilerdendir. Taoculuğun ortaya koyduğu din anlayışı, Çin dini geleneğinin, daha çok ****fizik içerikli öğretileri üzerine kurulmuştur. Bu onu Çin medeniyeti içerisinden çıkmış Konfüçyüsçülükten ayıran en büyük özellik olmuştur.

    Taoizmin kurucusu Laozi'ya göre nesnelere ve kavramlara verdiğimiz anlamlar arzuları ve amaçları doğururlar. İyi ve kötü, alçak ve yüksek, aydınlık ve karanlık gibi. Bu anlamlardan kopmamız arzu ve amaçlarımızdan ayrılmamız sonucu eylemsizliğe varırız. Eylemsizlik bir kere kavrandığında uyumlu yaşama geçiş kapısı açılır. Geçmişin pişmanlıkları ve gelecek kaygısı ve planları gibi gerçek yaşamdan koparan etkiler aynı zamanda insan yaşamında bir tür dengesizlik hali yaratır. Uyumlu yaşam ve doğal akış insanın içinde bulunduğu an ile bütünleşerek yaşamasını sağlar. Bu uyuma yolu izlemek denir. Yol anlamına gelen tao kelimesiyle kastedilen budur.

    İşte bu öğretileri ortaya koyan ve Taoizm’in kurucusu olarak bilinen Laozi’nun hayatı hakkında bilgimiz çok azdır. Onun yaşayıp yaşamadığı bile tartışılmıştır. Hakkında birçok görüş ortaya atılmış ve efsaneler uydurulmuştur.

    Çinin ünlü tarihçilerinden Sima Qian M.Ö. 100 yılında yazdığı Shiji (şı-ci) adlı eserinde Lao-zi’nın biyografisini şu şekilde yazmıştır: ‘‘Lao-Tzu Chou devletinin Ku mıntıkasında Li-hsiangg’da Chü-jen köyünde doğmuştur. Kendi adı Erh, aile adı Li, müstear adı Tan’dır. Chou sülalesi imparatorluğunun tarihçisi ve kütüphane muhafızıdır.” Buna göre onun asıl adı Li Tan (Lao-Tan)’dır. Lao-Tzu, ona verilmiş bir lakaptır; ‘‘İhtiyar Bilge’’ anlamına gelir.

    Çin sözlü geleneğinde M.Ö. 604 diye bilinen doğum yılı, Shı-chı’de kayıtlı değildir. Bu, tarihin daha sonraları belirlendiğini göstermektedir. Bununla beraber bu belge onun yaşadığını gösteren en iyi kanıt olarak kabul edilmektedir.

    Mitolojiye göre, Laozi’nın annesi nurdan gebe kalmış,hikâyelerin çoğu Budizm’den sonra Budist hikâyelerine rağbet için yazıldığı iddia edilir. Laozi'nin,babasız bir şekilde dünyaya gelişi mitolojisinden yola çıkılarak bazıları bir peygamber olabileceği fikrini ileri sürer.

    Şamanik Kökler (M.Ö.3000-M.Ö.800)

    Taoizmin özellikle bazı mistik özellikleri ve ritüellerinde şamanik köklerin kalıntılarını görmek mümkündür. Kuzey Çin'de Sarı Nehir yakınlarında bazı kabilelerde vu denilen şamanlar yaşamaktaydı. Kabilenin doğal afetlerlere, hastalıklara karşı doğa ruhlarıyla kurdukları ilişkiyle deva bulmaya çalışan şamanların başarısızlıkları ölümle cezalandırılabiliyordu. Çou hanedanlığı döneminde şamanların görevleri arasında ruhları davet etmek, yağmur yağdırmak, ****cılık, kehanet bulunuyordu. Şamanik uygulamaların en açık görünümü Han hanedanlığı (M.Ö.206-M.S.219) sırasında Taoculuğun dini ve büyüsel yönlerinde belirmişti.

    Klasik Dönem (M.Ö.700-M.Ö.220)

    Çou imparatorluğunun siyasi ve sosyal yapıları M.Ö.770'de dağılmaya başlamıştı. Sonraki beşyüz yıl feodal beylerin birbirleriyle çatıştığı siyasi kargaşa ve iç savaştığı bir dönem olmuştu. Bu dönemde Çin'in ünlü filozofları Konfüçyüs, Mencius, Mo-tzu, Sun-tzu ve Taoizmin büyük düşünürleri Lao-tzu, Chuang-tzu ve Lieh-tzu yaşamıştı.

    Taoizmin felsefesinin kurucusu Lao-tzu, güneydeki feodal Çu eyaletinde Li Erh adıyla tanınan, eğitimli üst sınıfa mensup ve imparatorluk arşivinde çalışan bir kütüphaneciydi.

    Tao

    Tao, hem Lao-tzu hem Chuan-tzu tarafından anlaşıldığı şekliyle sözle ifade edilemez bu yüzden onunla ilgili sembolik bir anlatım kullanmışlardır. Tao'nun beşeri herhangi bir zihni yapı ile anlaşılmayacağını O'nun selbi (olumsuzlayıcı)sıfatları sayılarak gösterilmeye çalışılmıştır; isimsiz, şekilsiz, suretsiz, görünmeyen, işitilmeyendir O. Chuang-tzu'ya göre Tao semavi eşitlenmenin, bütün zıtları ve çelişkileri eşit kılan mutlak birlik halidir.

    Eva Wong Taoizm dininin panteist ve plüralist olduğunu belirtir. Tanrılar, ruhlar ve ölümsüzler sahip oldukları güç ve aydınlanma derecesine göre Taoist panteonunda sıralanırlar. En yüksek seviyeli tanrılara T'ien-tsun veya Göksel Efendiler denir, onları Ti (İmparator), Hou (İmparatoriçe), Wang (Kral), Hsien (Ölümsüz) ve Shen (Ruh) izler. Taoist dini halk inançları ve yerel kültler ile karıştığı için tanrıları tarihöncesi zamandan kalma doğa ruhlarını, halk kahraman ve bilginlerini, diğer dinlerin tanrılarını ve ölümsüzlük arayışındaki kültlerin kurucularını da içermektedir.

    Kimilerinin Taoculuğun kurucusu olarak gördükleri Lao-tzu bu dinde T'ai-shang Lao-chün adıyla tanrılaştırılmıştır ve Taoist dininin tüm Taoistlerce kabul edilen patriarkıdır.

    Meditasyon

    Taoistler meditasyonu hem sağlık ve uzun ömür gibi fiziksel hem de Tao ile birleşmek, bütünleşmek gibi ruhsal bir amaçla kullanmışlardır. Ruhsal gelişimin ilk aşamalarında meditasyon zihni arındırmak, duyguları dengelemek, arzuları azaltmak ve iç enerjiyi çevirmek için sonraki aşamalarda uygulayıcının Tao ile birleşmesini sağlamak için kullanılır.

    Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
    Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı
    Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
    Pir Zöhre Ana





    [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] -[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

  4. #24
    Forumun Kıpkıdemlisi HüsniyeDuman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu Yer
    İstanbul
    Yaş
    28
    Mesajlar
    18.004
    Ettiği Teşekkür
    0
    1 mesaja 1 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    104

    Standart

    İdealizm (Düşüncecilik) Nedir, Ne Demektir?

    Varlığın birinci ögesinin idea (düşünce) olduğunu savunan öğretiye idealizm denir. İdealizm var olan her şeyi düşünceye bağlayan, insan düşüncesinden bağımsız bir nesneler dünyasının var olmadığını savunan felsefi öğretidir. İdealizme göre madde gerçek değil hayaldir ve evrendeki her şey zihinseldir.

    Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
    Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı
    Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
    Pir Zöhre Ana





    [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] -[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

  5. #25
    Forumun Kıpkıdemlisi HüsniyeDuman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu Yer
    İstanbul
    Yaş
    28
    Mesajlar
    18.004
    Ettiği Teşekkür
    0
    1 mesaja 1 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    104

    Standart


    Liberteryanizm (Özgürlükçülük) Nedir, Ne Demektir?

    İnsan eylemleri birtakım kurallara göre ortaya çıkmaz. İnsan eylemlerini belirleyen kurallar olmadığından insan özgürdür. Bundan dolayı insan davranışlarından sorumludur. Bu anlayışı savunanlar, devletin olabildiğince küçülmesi ve insanlara ahlaki kısıtlama yapılmaması gerektiğini savunarak özgürlükleri azamileştirmek istemişlerdir.

    Liberteryenizm siyaset felsefesinde özellikle bireysel özgürlük, gönüllü işbirliği, ifade ve eylem özgürlüğünün vurgulanmasına karşılık gelir. Liberteryenliğin kesin bir tanımı üzerinde fikir birliği bulunmamasıyla birlikte günümüzde genellikle küçük kapsamlı hükümeti olan bir toplum veya hükümetsiz toplum taraftarlığını ifade eder.

    Liberteryen okullar arasında devletin yararı veya zararına ilişkin çeşitli yaklaşımların bulunduğu söylenebilir; bazıları devletin gerekli olduğunu iddia ederken diğerleri devletin varlığının gereksiz olduğunu savunmaktadır. Anarşist okullar devletin tümüyle yok edilmesini savunur. Minarşist okullar saldırganlık, hırsızlık, sözleşmenin ihlali, dolandırıcılık ve vatandaşlarını korumakla sınırlı bir devleti savunur. Bazı okullar yoksul bireylere yönelik kamusal yardımları desteklemektedir. Bunların dışında, bazı okullar özel mülkiyeti reddeder ve ortak mülkiyeti destekler. Böylece başka bir ayrım özel mülkiyeti destekleyen veya üretim araçlarında ortak mülkiyeti destekleyen Liberteryenler arasında yapılabilir. Birinci kısım kapitalist, ikincisiyse sosyalist bir ekonomik sistemi destekler.

    Siyasi akademisyenlerden Noam Chomsky'nin savunduğu gibi birçok ülkede “liberteryen” ve “liberteryenizm” kelimeleri sol anarşizm ile eşanlamlıdır.

    Liberteryen felsefeler genellike üç temel konu üzerine yoğunlaşır: hangi eylemlerin ahlaki olduğunun saptanması, özel mülkiyetin meşruluğu ve devletin meşruluğu. Genel olarak aynı kavram altında değerlendirilmelerine rağmen liberteryen düşünürleri çoğunlukla aynı görüşte olan bir bütün ya da grup gibi düşünmemek gerekir. Çünkü bu düşünürler arasında çok önemli farklılıklar bulunmaktadır. Hatta bu filozoflardan herhangi ikisinin bile görüşleri aynı değildir. Yine de bu düşünürlerin hepsine liberteryen öğreti taraftarı denilmesi, onların genel anlamda, hayatın her alanına ilişkin sınırlamaları reddedip özgürlüğü temele alan ortak paydaları olması sebebiyledir. Liberteryenizm taraftarları devletçiliğe, milliyetçiliğe.. kısacası bireyi sınırlayan birçok ideolojiye karşı çıkarlar. Her insanın kendi hayatının sahibi olduğu ve kimsenin başka hiçbir insanın hayatının sahibi olamayacağı ve bu durumun sonucu olarak her insanın kendi seçimlerine uygun bir biçimde eylemde bulunabilme özgürlüğüne sahip olacağı, diğer insanların aynı ölçüde kendi seçimleri doğrultusunda eylemde bulunabilme özgürlüğünü ihlâl edemeyeceğini savunmaktadır. Hiç kimse başka birisinin efendisi ya da kölesi değildir. Başka birisinin ya da bir şeyin aracı durumunda olan insanın kendi hayatını yönlendirebilme olanağı yoktur. Hayatını nasıl yönlendireceği hakkında tek karar verecek olan kişi bireyin kendisidir. Eğer insan başlı başına bir değer olarak değil de herhangi bir güç, otorite ya da kişiye dayalı olarak tanımlanmaya çalışılırsa insanı köle olmaktan kurtarma olanağı yoktur.

    Liberteryenler devlete karşıdır, ama daha sonra ikiye ayrılır: liberteryen sosyalistler ve serbest piyasa liberteryenleri.

    Serbest piyasa liberteryenleri devlete karşıdır ancak devlete tümüyle karşı olan voluntaristlerden farklı olarak minarşistler mülkiyeti koruyacak ve legal sistemi işletecek minimal devlete ihtiyaç olduğunu savunur. Devletin diğer işlevlerinden birçoğu düşürülür, mesela devlet okulları, refahı sağlama görevi, işyeri güvenliğini ve çevre kirliliğini kanun ve denetimlerle düzenlemek gibi. Bütün bunlar piyasa tarafından yürütülmelidir. Serbest piyasa liberteryenleri işsizlik konusu gibi birçok sorunu çözmek için piyasaya güvenir. Örneğin asgari ücret belirlenmeksizin, bazı girişimciler hali hazırda işsiz olanların çoğuna iş sağlayabileceklerini ve bunu karlı gördüklerini belirtir. Hala ihtiyacı olanlara da yardımseverler yardım edecektir.

    Liberteryen sosyalistler ise politik, ekonomik ve sosyal hiyerarşilere sahip olmayan, tüm vahşi ve baskıcı kurumların ortadan kaldırıldığı ve bunun yerine her bireye bilgi ve üretime eşit ve özgür ulaşım imkânı sağlandığı bir toplum kurmayı amaçlar. Liberteryen sosyalistlere göre eşitlik ve özgürlük, otoriter kurumların ve özel mülkiyetin ortadan kaldırılması ile olabilecektir, böylece üretim ve kaynaklar üzerinde doğrudan kontrol işçi sınıfı ve topluma ait olacaktır. Liberteryen sosyalizm, aynı zamanda meşru olmayan otoriteyi tanıma, eleştirme ve sosyal hayatın her yönünde ortadan kaldırmaya meyilli bir düşünce içerisindedir. Liberteryen sosyalistler, ekonomik, siyasî, dinî veya cinsiyetten kaynaklanan kurumsallaşmış gücün kullanılmasının, hem kullananı hem de üzerinde kullanılanı vahşileştirdiğine inanır. Devlet sosyalizmini savunanlar özgürlük ve sosyal adalet için devlet ve siyasi parti içerisinde rol almaya çalışsa da liberteryen sosyalistler çabalarını, ticaret birlikleri, sendikalar, belediyeler, sivil toplum kuruluşları ve diğer bürokratik olmayan alanlara yönlendirirler.

    18. yüzyıl boyunca klasik liberal fikirler Avrupa ve kuzey Amerikada gelişti, liberteryenlerin çeşitli okullarını etkiledi. ****fizik ve felsefi anlamda liberteryen kelimesi ilk olarak determinizm karşıtı, özgür iradeye inanan düşünürler tarafından kullanılmaya başlanmıştır.

    John locke'un yazıları bu dönemde etkili olmuştur. Locke, siyaset kuramını toplumsal sözleşme teorisi üzerine kurmuştu. Thomas Hobbes gibi o da insanın doğası gereği bencil olduğuna inanıyordu fakat Hobbes'ın aksine Locke, toplumsal ilişkilerin sağduyu ve hoşgörü üzerine kurulu olduğuna da inanıyordu. Doğal olarak tüm insanlar eşit ve özgürdü. Herkesin kendi "hayat, sağlık, özgürlük ve mülkiyet"ini savunmak için doğuştan sahip olduğu hakları bulunmaktaydı.

    Liberteryenizm olarak adlandırılan siyasal felsefeye göre, her insan kendi hayatının sahibidir. Hiç kimse başka birisinin yaşamı üzerinde tasarruf hakkına sahip değildir. İnsanlar nasıl yaşayacaklarına kendi özgür iradeleri doğrultusunda karar verirler. Hiç kimsenin kimseye efendi olma ve yine kimsenin kimseyi köle edinme hakkı yoktur. Başkalarının hayatları sizin onlara son vermeniz ya da onlar üzerinden yararlanmanız için değildir. Devlet insan açısından bilinen en tehlikeli kurumdur. Devletin biricik görevi insan haklarını teminat altına alarak insanları başkalarının saldırılarından korumaktır. İnsanların devlet tarafından korunması gereken temel hakları, hayat hakkı, özgürlük hakkı ve mülkiyet hakkıdır.

    Liberteryenizm, ahlaki olarak bireylerin otonomilerine dışarıdan hiç bir müdahalenin meşru olmadığını, bu sebeple sadece bireylere yönelmiş değil kamusal alana dahil hiç bir konuda hiç bir kısıtlamanın kabul edilemeyeceğini savlar. Yani, ahlaki olan her türlü kısıtlamanın, sınırlamanın, müdahalenin olmamasıdır, yokluğudur. Kuşkusuz, siyaset kamuyla ve kamunun ortak alanlarıyla ilgilendiği için liberteryenizm öncelikle ve kaçınılmaz olarak yasal sınırlamalara ve devletin müdahalelerine karşıdır. Vergi “ahlaki değildir” çünkü devlet vergi yoluyla bizim ürettiğimiz ve dolayısıyla bize ait olanı gasp ederek almaktadır, güvenlik gerekçeli sınırlandırmalar gayrı ahlakidir çünkü bu tür mülahazalarla hareket ve keyfi dolaşım hakkımıza ve her türlü bedensel otonomimize sınırlandırmalar getirilmektedir vesaire vesaire. Ancak tabii liberteryenizm sadece “siyasal bir ideoloji” değildir, ondan çok daha kapsayıcı bir dünya görüşüdür ve sadece siyasal alanlarda değil her tülü bireysel otonomiye engel olan yasal olmayan (sosyal, kültürel, dini, ahlaki) engellemelere de karşıdır. Tabii ki liberteryenizm ahlaki kısıtlamalara karşıdır derken, liberteryenizm “ahlaksızlıktır” denmemektedir. “Ahlaki” algılanan ama sosyal olarak kurgulanmış ahlaki koda karşı kendi “daraltılmış Kantçılığı” bireysel-merkezli bir ahlaki kod önermektedir. Öncelikle bir liberteryen için başka insanların ne yaptığı bizi ilgilendirmemelidir, daha doğrusu bizim bu konuyla ilgilenmemiz meşru değildir. Liberteryen ahlak, ne yapmalı, nasıl yapmalı gibi soruları reddederek neler kesinlikle yapılmamalı (başkalarının bireysel otonomilerine halel getirici davranışlar) sorusuna odaklanarak, bu sınırlı “yapılmaması gerekenler” listesi dışında her türlü davranışı meşru görmektedir. Şahsi kanaatler çerçevesinde bireyler gönüllü olarak tamamen bireysel ahlaki normlarını oluşturabilirler, ancak bu tür bireysel ahlaki davranış kodları sosyal olarak anlam ve değer teşkil etmezler.

    Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
    Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı
    Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
    Pir Zöhre Ana





    [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] -[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

  6. #26
    Forumun Kıpkıdemlisi HüsniyeDuman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu Yer
    İstanbul
    Yaş
    28
    Mesajlar
    18.004
    Ettiği Teşekkür
    0
    1 mesaja 1 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    104

    Standart

    Fatalizm (Kadercilik, Yazgıcılık) Nedir, Ne Demektir?

    Her şeyin önceden doğaüstü bir güç tarafından belirlendiğini ve hiç kimsenin bu yazgıyı değiştiremeyeceğini savunur. Önceden belirlenmiş bu yazgıdan ötürü birey özgür değildir, dolayısıyla sorumluluktan söz edilemez.

    Fatalizm, cebriyye, kadercilik, yazgıcılık veya sabitkadercilik adlarıyla da bilinmekte olup, her şeyin önceden doğaüstü bir güç tarafından belirlenmiş olduğunu ve kimsenin bu belirlenmiş yazgıyı değiştiremeyeceğini ileri süren görüştür.

    Fatalizm anlayışına göre, insan istesin istemesin, olaylar kendi iradesinden başka bir iradenin yönlendirdiği yönde gelişir ve insan iradesiyle ne kadar çaba harcarsa harcasın, sonuç daima üstündeki o iradeye göre gerçekleşir. Fatalizm determinizmi ve nedensellik kuralını ve insanın iradesinin özgür olduğunu kabul etmez. Bu anlayışa göre insan sevap ve günah işlemeye zorunludur ki, böylece sorumluluk da ortadan kalkmaktadır. İnsanın tüm eylemleri bir başka irade tarafından düzenlenmiştir. Daha açık bir deyişle, Tanrı’nın iradesi dışında irade yoktur, insandaki irade de Tanrı’nın iradesinin tecellisidir. Bu duruma göre, varlıkların ezelden ebede kadar yaptıkları her şey, otomatik bir faaliyet olup, varlıklar birer otomat, birer kukla durumuna düşmektedirler. Tanrı'nın varlığını kabul etmekle birlikte, evrende nedensellik kuralının geçerli olduğunu ve ruhların İlahi irade yasaları'nın gerekleri dahilindeki gelişimlerini özgür iradeleriyle belirlediklerini kabul eden neo-spiritüalistler fatalizmi bir hakikat yolu olarak görmezler.

    Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
    Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı
    Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
    Pir Zöhre Ana





    [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] -[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

  7. #27
    Forumun Kıpkıdemlisi HüsniyeDuman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu Yer
    İstanbul
    Yaş
    28
    Mesajlar
    18.004
    Ettiği Teşekkür
    0
    1 mesaja 1 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    104

    Standart

    Hedonizm (Hazcılık) Nedir, Ne Demektir?

    Bu yaklaşımın kurucusu Aristippos, temsilcisi Epiküros’tur. Hoşa giden bir şeyin yarattığı, uyandırdığı duyguya haz adı verilir. Bu yaklaşıma göre ahlaki eylemlerin amacı hazdır. Haz ise mutluluktur. Bir eylem, haz getiren eylemse doğru ve iyi eylemdir. İnsan, doğası gereği acıdan kaçınıp, hazza yönelen bir varlıktır. Bu nedenle davranışlarımızın amacı haz olmalıdır.

    Haz bireysel olarak ortaya çıkan bir hoşlanma duygusudur. Herkesin haz alacağı şeyler farklıdır, yani kişiden kişiye farklılık gösterir. Bireyin haz duygusu sadece o kişinin eylemleri için geçerlidir ve evrensel bir özellik taşımaz. Bu yüzden herkes için geçerli evrensel ahlak yasası yoktur.

    -

    Yunan düşünürlerinden Aristippos ve Epikros tarafından geliştirilen felsefi akımdır. Hedone eski Yunanca'da haz ve zevk anlamına gelmektedir. Hedonizm ise hazcılık demektir.

    Hedonizmin temelinde "hayatın en önemli değerinin haz ve zevk almak olduğu ve ideal yaşama ancak bu şekilde ulaşılacağı" fikri vardır.

    Hedonizmin kurucularından biri olan Aristippos bedensel zevkin önemini vurgular. Diğer kurucu Epikros ise duygusal hazzın da önemli olduğunu savunur.

    Hedonistler devamlı olarak zevk ve hazzın peşinde koşarlar ve bunun en doğru yaşama biçimi olduğuna inanırlar.

    Kişinin, anlık istek, zevk ve hazzının karşısındaki diğer insanları önemsemeden yaşaması gerektiğini savunurlar. Hatta "bilgi"nin bile "an"da yaşanan duygulardan oluştuğu düşünülür.

    Hedonistlerde sıklıkla görülen ortak özellikler; bencillik, kendini beğenme, başkalarını kendi çıkarları için kullanma, eleştiriye kapalı olma şeklinde özetlenebilir.

    -

    Hazcılık veya Hedonizm, Kirene Okulu'nun, yani Sokrates'in öğrencisi Aristippos'un (M.Ö. 435-355) öğretisidir.

    Hazzın mutlak anlamda iyi olduğunu, insan eylemlerinin nihai anlamda haz sağlayacak bir biçimde planlanması gerektiğini, sürekli haz verene yönelmenin en uygun davranış biçimi olduğunu savunan felsefi görüş.

    Aristippos'a göre her davranışın nedeni, mutlu olmak isteğidir. Yaşamın gereği hazdır. Haz insanı insan eden duygudur. Bilgilerimiz duygularımızla alabildiğimiz kadardır, bunda öteye geçmez. Bu yüzden Aristippos duygularımızın getirdiği hazza yönelmeyi, acıdan kaçmayı söyler. En üstün iyi, hazdır. Ancak gerçek haz sürekli olandır. Sürekli olan hazza da bilgelikle varılabilir.

    Epikuros da hazcılığı devam ettiren filozoflardandır. Ne var ki Epikuros, Aristippos'un bedensel hazzına karşı tinsel hazzı yeğler. Onun için en büyük haz, ruh dinginliğidir. Buna da bedensel zevkler peşinde koşmakla değil, bilgelikle varılır.

    Aynı zamanda batıda insanların cinsel yaşamlarına heyecan katmak amaçlı eşlerini değiştirdikleri kamplara da bu isim verilir ve hazcılık kampı olarak bilinir.

    Örnek bir hikâye:

    "Ünlü bir sporcu arabasına binmek üzereyken yanına bir kadın yaklaşır. Sporcuya küçük bir bebeğinin olduğunu, bebeğin çok hastalandığını ve hastahane masraflarını karşılayamadığını, onun her gün biraz daha ölüme yaklaştığını anlatır. Kadının anlattıkları sporcuyu etkiler. Hemen çek defterini çıkarır ve yüklüce bir para meblağı yazarak kadına verir ve Umarım bebeğinin iyi günleri için harcarsın der. Sporcu ertesi gün kulüpte öğle yemeği yerken yanına bir arkadaşı yaklaşarak, Geçen gün çocuklar, bir kadının sizinle konuştuğunu ve o kadına yüklüce bir çek verdiğinizi söylediler der. Ünlü sporcu, 'Evet, ne olmuş' der. Arkadaşı, 'O kadın bir sahtekar, zengin kişilere yaklaşıp hasta bir bebeği olduğunu söyleyerek para koparırmış. Korkarım sizden de koparmış.' der. Sporcu büyük bir sevinçle, 'Öylemi, yani ölümü beklenen bir bebek yok mu? İşte bu hafta duyduğum en güzel haber bu.' der."

    Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
    Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı
    Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
    Pir Zöhre Ana





    [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] -[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

  8. #28
    Forumun Kıpkıdemlisi HüsniyeDuman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu Yer
    İstanbul
    Yaş
    28
    Mesajlar
    18.004
    Ettiği Teşekkür
    0
    1 mesaja 1 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    104

    Standart

    Anarşizm (Kargaşacılık) Nedir, Ne Demektir?

    Temsilcileri Proudhon, Stirner ve Bakunin’dir. Bu görüşe göre insan özü itibariyle iyidir, bu durumun devam edebilmesi için insanın özgür olması gerekir. Ahlak ve hukuk kuralları, devlet insan özgürlüğünü kısıtlar. Bu da insanın iyi olabilmesine engeldir. İnsan kendini bunların olmadığı dünyada daha iyi gerçekleştirir. Bu nedenle her türlü kuralı, yasayı reddetmek gerekir. Özel mülkiyeti ve otoriteyi kabul etmez. Bu anlayış da, tıpkı egoizm gibi herkesin kendi yararına, çıkarına göre hareket ettiğini ve herkesin çıkarlarının bir olamayacağı için, evrensel ahlak yasası yoktur der.

    Hangi şekilde olursa olsun otorite ve düzenin gereksiz olduğunu ileri süren siyasî doktrin veya akım. Esas itibariyle anarşizm, Devlet'e düşmanlık şeklinde ortaya çıkmış İse de, Örgüttü sosyal ve dinî otoriteye karşı olmasıyla da İlgi çekmiştir. Anarşizm insan hayatında iş birliği ve karşılıklı yardımlaşmanın imkân dahilinde olduğunu savunarak zorla İş birliğine yahut dışsal zorlama tehdidine cephe almıştır. Anarşizmi genci olarak devlet karşısında bir görüş olarak kabul etsek de, kendi İçinde farklı kollara ayrılmıştır. Bireyci anarşizm, maddî araçların mülkiyetini herkese tanırken, komünist anarşizm, mülkiyetin gönüllü gruplarca yönetilmesini savunur.

    Başlıca İki düstur üzerinde duran anarşizm, toplumun yönetime ihtiyacı olmadığını ve hiç bir yönetimin gerçekten ve bireylerin rızası alınmadıkça meşru olamayacağını savunur. İlk ciddî anarşistler hükümetsiz bir toplum kurma düşüncesinde olan Proudhon gibi Fransız sendikalist teorisyenlerdi. Proudhon, devletin özel sektörden fazla güvenilecek tarafı olmadığını, mülkiyetin hırsızlık olduğunu, insanlığın ancak devlet istibdadının ve kapitalizmin sona erdirileceği gün özgürlüğe kavuşacağını savunmuştur. Bununla birlikte anarşizm bir çok siyasî öğretiyi içinde barındırır. Bunun tipik örneği, sonunda devletin eriyip gideceğini savunan Marksizmdir.

    Teorik olarak anarşizm, özgürlüğün mutlak olduğu ve hiç kimsenin özgürce razı olmadıkça hiç bir otoriteye boyun eğmeye mecbur edilemeyeceği yolundaki ahlakî varsayıma dayalıdır. Uygulamasını el birliğiyle çalışma ve karşılıklı yardımlaşmaya adanmış gönüllü birlikleri örgütleme için elverişli bir dizi varsayımda arar. Bu varsayımlar, anarşizmin büyük ölçekli sanayinin gelişmediği bir ortamda geçerli olduğuna İşaret eder. Anarşizmin temel düşüncesi doğrudan demokrasi fikri ile sanayi birimlerinde doğrudan katılım fikrinin sıkı bir işbirliğini sergiler. Anarşizm, ferdi sınırlayan bütün güçlerin ortadan kaldırılmasını savunur.

    Bütün "yabancılaşma" biçimlerine karşı çıkar. Dinlerin bütün uygulamalarının baskıcı olduğunu, genel seçimler yoluyla bile olsa, siyasî otoritenin devlet tiranlığına yol açacağını, toplumsal kurumlara süreklilik sağlayan kuralların insanları köleleştireceğini söyler. Günümüzde, XIX. yüzyıl sonlarındaki eli bombalı anarşist görüntüsü, kelimenin felsefi anlamına ağırlık veren ülkelerde kaybolmuştur. Fakat Türkiye gibi Batılı kavramları geriden takip etmekle yetinen ülkelerde anarşist ve anarşizm terimleri bir siyasî düşünce sansürünün aleti durumundadır. Gerçekte anarşizmi karakterize eden aşın eşitlikçilik ve mutlak özgürlük fikridir. Bu fikirlere bağlananlar zaman zaman radikal sosyalist veya Marksist gruplar içinde yer alırlar. Daha ılımlı olanlarıysa sanayinin tam demokratik işleyişi görüşünün savunmasını üstlenirler. Anarşizm eylemci yanıyla Bakunin (1814-1876), barışçı yanıyla İse Kropotkin (1842-1921) tarafından savunulmuştur. Anarşizm XIX.yüzyılın son otuz yılında Fransa, Rusya, İspanya ve İtalya'da aydın gruplar vasıtasıyla önemli etkiler yapmıştır. Bireyci anarşizmin en Önemli eserini Max Stirner yazmış ve Marks tarafından Alman İdeolojisi adlı eserin de şiddetle eleştirilmiştir. Anarşizmin, anlayış olarak çok eski bir tarihi olmasına karşın maddî ve felsefî ilkelerini Fransız ihtilaliyle birlikte bulmuştur. Kropotkin'in "toplumun üyeleri arasındaki ortak anlaşma ile yürütüleceğini" söylediği saf anarşizmin ütopik rüyası, Fransa ve İngiltere'de oldukça güçlü olan Anarcho-Sendikalistleri etkilemiştir. Onlar devrimci sendikayı hem bir mücadele organı, hem de anarşist sistemin üzerine kurulacağı bir temel olarak görüyorlardı. Bakunin'le birlikte eylemci ve suikastçı bir yola giren anarşizm günümüzde aşın sol ya da bazı yerlerde aşın sağ çevresinde öbeklenen küçük ve gizli gruplar arasında faaliyet alanı bulmaktadır. Kuvvete başvurulmadan kapitalizmin yıkılamayacağını anlayan anarşistler, İhtilali ana hedef olarak seçmişlerdir. Çağımızda 1968'de patlak veren öğrenci olayları tipik anarşist hareketler şeklinde ortaya çıkmıştır. Bu hareketlerde komünistler, anarşist eğilimleri amaçları için kullanmışlardır.

    -

    Anarşizm, (Antik Yunanca'da an "-sız, olumsuzluk eki" ve archos "yönetici" sözcüklerinden türetilmiştir, yöneticisiz anlamına gelir) toplumsal otoritenin, tahakkümün, erkin ve hiyerarşinin tüm biçimlerini bertaraf etmeyi savunan çeşitli politik felsefeleri ve toplumsal hareketleri tanımlayan sosyal bir terimdir. Anarşizm, her koşulda her türlü otoriteyi reddetmektir.

    Bu hareketler genellikle, merkezi politik yapılar, üretim araçlarının özel mülkiyeti ve ekonomik kurumlar yerine toplumsal ilişkilere dayanan gönüllü etkileşim ve özyönetimi savunur, özgürlük ve otonomi ile karakterize edilen bir toplumu arzular. Bu felsefeler, anarşi terimiyle özgür bireylerin gönüllü etkileşimine dayanan bir toplumu, bireylerin ve toplulukların alınan kararlardan etkilendikleri ölçüde söz sahibi olması düşüncesini ifade eder.

    Zorlayıcı kurumlara ve toplumsal bazlı hiyerarşilere karşı olmak anarşizmin asli ilkelerindendir ve ayrıca anarşizm gönüllülüğe dayanan bir toplumun nasıl işleyeceği konusunda olumlu bir görüşü ifade eder. Anarşist felsefeler arasında hatırı sayılır bir çeşitlilik vardır. Şiddetin anarşizmdeki yeri, ne tür bir ekonomik sistemin olması gerektiği, çevre ve endüstriyalizm hakkında sorular ve diğer hareketlerde anarşistlerin rolleri gibi farklı alanlarda çeşitli görüşler bulunmaktadır. Anarşist akımlar bu nedenlerle birbirlerinden çok farklı ve hatta karşı olabilirler. Örneğin anarşist komünizmin yanı sıra Hıristiyan anarşizmi gibi anarşist akımlar da mevcuttur.

    Temek Kavramlar

    Anarşizm, geleneksel siyasete karşıdır; devletsizlik ve şiddetsizlik temel ilkeleridir. Klasik anarşizmde parlamento sahte bir kurumdur, halkın iktidarı değildir,bu yüzden oy vermemek gerekir. Devlet, doğası gereği kötüdür, kötü olduğu için değil. Partiler, düzenin elemanlarıdır.

    Anarşizm değil anarşizmler vardır. Ortak özellikleri bütünsellikten yoksunluk, antidogmatizm, devrimcilik, çelişki ve tutarsızlığı tutarlı kabullenme, birey özgürlüğüdür. Zerzan, kültür ve teknolojiyi ortadan kaldırıp neandertalizme gitmeyi önermiştir. İspanya İç Savaşında anarşistler de yer almış, yenilmişler ve marjinalize olmuşlardır. Birinci Enternasyonal'de güçlü bir anarşist akım vardır. Anarkokomünistler, bireysel terörcüler, Malatestacılar, liberterler, genel grevciler ortaya çıkmıştır. Proudhon, mülkiyet hırsızlıktır demiştir. Antipolitik politika üretenler, nonapolitik olanlar, devletsiz liberalizmi savunanlarıyla çeşitli kollarda Stirner, Proudhon, Bakunin, Kropotkin, Godwin, Sorel, Goldman, Nozick anarşist teoriye katkılarda bulunmuştur.

    Elitist bireyci anarşizmde devlet yoktur, vergi yoktur, askerlik yoktur, polis yoktur, kanun yoktur, bütün kolektiviteler yoktur ve sonunda toplum yoktur. Bu kavramları Warren, Spooner, Tucker'de belirgindir. Rand, Rothbard, Friedman suç yok ama ceza vardır der. Nozick ise devleti kabul eder. Anarşistler bolşevik devrimine karşıdır. Devletin yok olmasını kabul eder, düzenin sağlanmasını doğal hale bırakır. Kendi kendine işleyen bir ahlak düzeni, yasasız ve devletsiz işleyebilir. Yerel cemaatler doğrudan dayanışma ile devlet, sermaye, kiliseye karşı özgürlükleri savunabilir. Bu toplumsallıkta sınır tanımama ana ilkedir.

    Bir anarşist kol ise şiddeti savunur. Eylem ile propagandayı itici güç olarak görür. Buna savunmacı şiddet diyen ve suikastlerle düzeni sarsmayı öngören devrimci Malatesta, Neçayev, Bakunin ortaya çıkmıştır. Kropotkin evrimci, Tolstoy pasifist, Gandhi boykotçu, Proudhon kooperatifçidir. Devletin emilmesini savunanlara göre halk bankaları kurulmalıdır. Postyapısalcı anarşistler ise merkezsizliği öne çıkarırlar.

    Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
    Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı; Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, Risale Yayınları: 1/38-39.
    Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
    Pir Zöhre Ana





    [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] -[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

  9. #29
    Forumun Kıpkıdemlisi HüsniyeDuman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu Yer
    İstanbul
    Yaş
    28
    Mesajlar
    18.004
    Ettiği Teşekkür
    0
    1 mesaja 1 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    104

    Standart

    Utilitarizm (Faydacı Ahlak) Nedir, Ne Demektir?

    Temsilcileri J. Bentham ve J.S. Mill’dir.

    J. Bentham: İnsan eylemlerinin amacı mutluluktur. Çünkü insan doğası gereği acıdan kaçarak hazza ulaşmayı ister ve bu haz onu mutlu kılar. İnsanın mutluluğu çevresindeki insanların mutluluğuyla ilgilidir. Çünkü insan sadece kendi eylemlerinin etkisi altında değildir, bir arada yaşadığı insanların eylemlerinin de etkisi altındadır. Bu nedenle insanı mutluluğa götürecek en yüce haz “Olabildiğince çok sayıda insana en çok fayda sağlayan hazdır.” Yani buradaki haz toplumun faydası ön planda düşünülerek seçilirse bizi mutluluğa götürür.

    J.S. Mill: İnsan eylemlerinin amacı mutluluktur. Mutluluk yarar ile elde edilebilir. “Herkes kendi yararı ile başkalarının yararı arasında uyum kurmalıdır. O halde, “yalnız tek insan için değil, herkes için yararlı (iyi) olanın gerçekleştirilmesi gerekir.” Herkes için iyi olanı yapmak insanı mutluluğa götürür. İşte bu noktada haz bireysel olmaktan çıkıp evrensel bir yasaya dönüşür.

    Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
    Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı
    Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
    Pir Zöhre Ana





    [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] -[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

  10. #30
    Forumun Kıpkıdemlisi HüsniyeDuman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu Yer
    İstanbul
    Yaş
    28
    Mesajlar
    18.004
    Ettiği Teşekkür
    0
    1 mesaja 1 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    104

    Standart

    Monoteizm (Tek Tanrıcılık) Nedir, Ne Demektir?

    Yalnızca tek bir Tanrı’nın var olduğunu savunan görüştür.

    İnsanın, doğada ve toplumda, ilk veya değişmez sebebi araştırmasına yol açan tarihsel şartların etkisiyle her şeye gücü yeten bir tek tanrı düşüncesine varmasıdır.

    Ayrıca evreni, doğayı ve toplumu yaratıp yöneten, her şeye gücü yeten tek bir tanrı bulunduğuna inanmaya ve ona tapınmaya da monoteizm adı verilmektedir.

    Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
    Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı
    Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
    Pir Zöhre Ana





    [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] -[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Konu Bilgileri

Bu konuyu görüntüleyenler

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

HAK SAHİPLERİNE ve YASAL MAKAMLARA Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, [email protected] mail adresinden bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler Hukuk Müşavirimiz tarafından incelenecek, şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır. Ayrıca, mahkemelerden talep gelmesi halinde hukuka aykırı içerik üreten ve hukuka aykırı paylaşımda bulunan üyelerin tespiti için gerekli teknik veriler sağlanacaktır.