6. Sayfa - Toplam 6 Sayfa var BirinciBirinci ... 456
Gösterilen Sonuçlar: 51 ile 60 ve 60

Konu: Kitap Okuyalım, tavsiye edelim.

  1. #51
    Gerçegin Sesi CeReNn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    21-11-2008
    Bulunduğu Yer
    คภкคгค
    Mesajlar
    633
    Ettiği Teşekkür
    0
    1 mesaja 1 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    16

    Standart

    suç ve ceza
    ^^aLi aLLah zöhRe ana piRim^m^^


  2. #52
    Forumu Seven VAHiT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    27-03-2008
    Bulunduğu Yer
    Almanya
    Yaş
    46
    Mesajlar
    1.416
    Ettiği Teşekkür
    9
    3 mesaja 3 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    27

    Standart

    Uçurtma Avcısı (Halit Hüseyin)




    Emir ve Hasan, Kabil'de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk... Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir'le Hasan'ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir işadamının, Hasan ise onun hizmetkârının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur. Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır.

    Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California'ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür. Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan'ın hatırasından kopamaz.

    Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakârlıkları ve yalanları... Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.

    Uçurtma Avcısı'nda anlatılan olağanüstü bir dostluk. Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü...
    YESILDIR GÖKYÜZÜNDE GÖRDÜGÜN GÜNES
    SICAKLIGI SENI,HAKIKATI BENI YAKAR...


    "ZAMANA ZAMAN EVLIYASI"
    Bir sıfatı Allah olan
    Bir sıfatı Ali inan
    Bir donu var Şahımerdan
    Duyanlara Helal Olsun

  3. #53
    Forum Bağımlısı TÜLAY - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03-01-2008
    Mesajlar
    2.249
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    38

    Standart Zorbalığın Pençesinde - Silivri Günlüğü (Tuncay Özkan)

    Zorbalığın Pençesinde - Silivri Günlüğü
    Satın Almak İçin:

    [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

    Tanıtım Bülteni


    Yasaklar Ankara’nın İnisayatifinde…


    Zarfı kapalı mektup yasak.


    Zarfı kapalı mektup almak yasak.


    üç kitap dışında kitap bulundurmak yasak. (Ben, Sözcü
    gazetesinde, bir fotoğrafımda üçten fazla kitap masamda görüldü için
    idari soruşturma geçirdim ve Ankara’dan “bu nedir böyle?” denildiği için
    ifade verdim.)


    İzinsiz fotoğraf çektirmek yasak.


    Müzik çalan tüm aletler yasak.


    Bilgisayar yasak.


    Dışarıdan kırtasiye malzemesi yasak.


    Dışarıdan yiyecek, içecek, kuruyemiş yasak.


    Koğuşta yemek yapmak yasak.


    (Sayfa 116)





    Bilgisayardaki savunmalar nasıl silindi?


    Bilgisayar odasına
    girdik. Bilgisayarı açtım ve şok yaşadım. Bilgisayarda hiçbir şey yok.
    Ne benim ne de diğer tutukluların dosyası var. Hepsi yok olmuş.


    Telaşla gardiyana,
    “yazılarım yok, dosya görünmüyor,” dedim. “Tuncay Bey biz onları
    sildik,” dedi. “Nasıl sildin, kopyasını aldın mı?” “Hayır!” “Neden
    sildin?” “Ceza Tevkif Evleri Genel Müdürü teftişe gelecekmiş. Silinmesi
    emredildi. Bütün bilgisayarları sildik. Temizledik,” dedi.


    (…)


    İki ay sonra gene silindi. Savunmam için yazdığım üç bin sayfa silinmişti.


    (…)


    Ben savunmamı ve kitaplarımın tamamını elle yazdım.


    Sağ el bileğimi bir süre sonra ağrıdan kullanamaz oldum. Revire çıktım, bileklik verdiler. Bir süre yazamadım.


    Adil Serdar Saçan’ın
    bilek güçlendiren bir egzersiz tarifini 15 gün uygulayıp bileklikle
    dolaşınca bileğim düzeldi. Yeniden yazmaya başladım. Adil’in egzersizi,
    ranzaya dayanan bileğin çalıştırılması ve ağırlıkla güçlendirilmesine
    dayanıyor. Bilek çalışıyor, sızısı daim kalıyor.


    (Sayfa 125-126)





    Klasik müzik tehlikesi nasıl ortadan kaldırıldı?


    Koğuşun kapısı açıldı.
    Bir müdür yardımcısı, bir başefendi, iki gardiyan “misafirliğe geldik,”
    dedi. Buyur ettik. çay ikram ettik. Benden yana dertliler. “Tuncay
    Bey, mahkemede klasik müzik mi ne bir şey dinliyorum demişsiniz.
    Haberlerde söylemiş. Şimdi diğer koğuşlardaki tutuklular ‘biz de müzik
    dinleyeceğiz, onlara var bize niye yok?’ diyorlar. Siz o müziği nasıl
    dinliyorsunuz?


    öyle ya, idarenin
    merkezi ayarla verdiği 24 kanal televizyon ve el radyoları dışında
    müzik çaların bulundurulması yasak. öyleyse nasıl oluyordu da ben o
    müziği dinleyebiliyordum. Anlattım: “Ben o müziği TRT2’de öğlenleri
    dinliyorum: ‘Konser Salonlarından’ programında (sonra onu da
    kaldırdılar yayından.) Bir de Ulusal Kanal, hafta sonları yayınlıyor.
    İkisi de Cumartesi ve Pazar günleri. Oradan dinliyorum.”


    Rahatladılar. “Oh” dediler. Gittiler.


    (Sayfa 139)





    Ergenekon’da sanıklar nasıl darbeci oluyorlar?


    “Türkiye zor durumda
    kalırsa, şeriat mı dersin, darbe mi dersin?” Tutuklarken bu soruyu
    sordunuz mu insanlara? Soran yargıçlar var, “çok zorda kalırsan şeriatı
    mı demokrasiyi mi tercih edersin?” Arkadaş demiş ki “şeriat geleceğine
    darbe olsun.” “O zaman darbecisin, yat içeride!” Ben de bağırdım; “Ne
    şeriat ne darbe tam bağımsız demokratik Türkiye!” Buradayım. ölçü ne?
    Hukuk! Hangi hukuk? Nerede yazıyor?


    (Sayfa 144)





    Nazlıcan’ın neden okuluyla ilişkisi kesildi?


    Nazlıcan’ın her çarşamba
    Silivri’ye ziyaretime gelişi, ilk iki yıl sorun olmamıştı. Okulun Türk
    müdürü durumu anlayışla karşılıyordu. Ama o, görevden ayrılmıştı. Yeni
    müdür, birden tutum değiştirmişti. Annesinin başvurusuna okul idaresi,
    “randevu vermeyerek” yanıt verince, durum kritikleşmişti. çünkü yeni
    müdür, “Nazlıcan ya babana gidersin ya okula gelirsin. Babanla okul
    arasında tercih yap, yoksa devamsızlıktan tasdikname alacaksın,”
    demişti, en son izin kâğıdını homurdanarak imzalarken. Ve Nazlıcan ile
    annesinin bütün çabalarına karşın, benim yüzümden Nazlıcan’ıma
    tasdikname verip devamsızlıktan okul ile ilişkisini kesmişlerdi.


    Nazlıcan ilk kez o hafta
    bana gelmedi. Deliye döndüm. Annem, kardeşim, “üşüttü, grip” deseler
    de inanmadım. O hastayken de bana geliyordu. Bir sorun vardı.


    (Sayfa 150)











    Koğuş baskınında el konulan “sakıncalı zarlar”ın öyküsü neydi?


    Emcet ağabey, hücre
    dolabının üst rafını tavla altlığı olarak kullanmış. Dolabın askılık
    odununu tavlanın orta ayrımı olarak kesmiş. Bunları kolay iş saymayın.
    Orta odun keser sapı kalınlığında. Bıçak olarak da sapı plastik, ucu
    dört santim (diğer kısmı kesik veriliyor idarece) olan, biraz
    bastırınca kırılan meyve bıçağını kullanarak yapmış bunu. Hem de beş
    günde. Tavlanın pulları yerine plastik su şişelerinin kapaklarını
    koymuş. Alt çizgiler keçeli kalemle boyama.


    Tavlanın en zor kısmı
    ise zarlar. İki gün boyunca iki kalıptan fazla sabun harcayarak iki zar
    yapmış. Ama biri daha ilk atışta parçalandı. Oturdu bir günde yenisini
    yaptı.


    Tavla, koğuşu bir sevindirdi ki anlatamam.


    Turnuvalar başladı.


    Baskında ele geçmesin diye her bir parça, oyundan sonra ayrı bir yere saklandı.


    Emcet ağabey, iki ay
    sonra koğuştan başka bir koğuşa gitti. Tavlayı da bize bıraktı. Tavla
    bir süre sonra vazgeçilmez tutkumuz oldu.


    Bu sevinç kısa sürdü. Bir ay sonra ilk aramada bulundu ve alındı.


    (Sayfa 168)





    özkan’a gelen mektup nasıl sansürlendi?


    Gardiyan koğuşun kapısını kıracak. Gürültüye koştum:


    - “Tuncay Bey!”


    - “Evet, buyurun.”


    - “Mektup var, ama size
    veremiyorum. Mektup okuma komisyonu sakıncalı gördü. Tutanağı ve
    mektubun sakıncasız bulunan yerlerini buyurun.”


    Aldım. Mektupta sakıncalı yerlerin üstü karalanmış.


    (…)


    Bu konuda da ifade
    verdim. Sayın Nurhan Karataş hakkında defalarca suç duyurusunda
    bulunuldu. Ama dava açılmadı. Sonunda Nurhan Hanım hakkında bir savcı
    “Anayasada iletişim özgürlüğü hakkı kuralını” yok sayarak, Nurhan
    Hanımın bana ulaşmayan mektubunu yasalara aykırı olarak okuyup, dava
    açtı. Yani Nurhan Hanım bir meçhule mektup yazdı. Savcı o meçhulden suç
    üretti.


    (Sayfa 199)





    Kapısının önünde dövülerek öldürülen devrimci genç kimdi?


    Ama bir gece, inanılmaz
    insan çığlıklarıyla ranzadan fırladım. Kapımın önünde birisi
    boğazlanıyordu. Hırıltılar, feryatlar ve küfürler koridora bitişik olan
    yeni hücrem T-6’ya geliyordu. Yan hücrede Adil’in duvarına vurdum.
    İyiydi.


    İçeriden acil durum
    butonuna bastım. Kapıya vurmaya başladım. Uzunca bir süre sonra, sesler
    kesilince, mazgal açıldı, bir gardiyan bağırdı:


    - “Ne var? Ne istiyorsun bu saatte?”


    - “Deminki gürültüler, feryatlar neydi?”


    - “Sana ne be adam. Yat uyu. Allah Allah.”


    - “Adam öldü, ne oldu, ne? Kimdi o?”


    (…)


    Ertesi gün,
    gardiyanlardan bir sorun olduğunu anladık. Bizi seven biri, “solcu
    çocuklardan birini hastanelik etmiş ruh hastası birkaç gardiyan,” dedi.


    Hâlâ o ses, o lime lime edilen ses kulaklarımda. Bir gün sonra gazetelerden öğrendim o sesin sahibinin adını: Engin Ceber!


    (Sayfa 86)





    Domates ve marul nasıl suç unsuru oldu?


    - “Yemek pişiriyor musunuz?”


    - “Hayır, yemek pişirmek
    için ocak yok, bunu en iyi siz biliyorsunuz, 24 saat koğuş izleniyor,
    günde iki kez sayımda kontrol ediliyor.”


    - “Yemek pişirmeye kalkarsanız, hakkınızda disiplin cezası verileceğini bilin!”


    - “İyi, bildik! Ama pişirmiyoruz, pişiremeyiz bunu da siz biliyorsunuz.”


    - “Ama “yemek pişiriyoruz” diye röportaj vermişsiniz, fotoğraf da var. Fotoğrafın altında “yemek pişirirken” yazıyor.”


    - “Röportajda yemek
    ısıttığımızı söylüyoruz, fotoğraf altında “pişirmek” genel anlamda
    kullanılmış. Yaptığımız ısıtmak, ısıtırken de domates, biber katmak!
    Onları da siz veriyorsunuz. Kantinden satın alıyoruz; domates, biber,
    marul o kadar.”


    - “Yemek pişirirseniz domates ve marulun amaç dışında kullanımından işlem yaparız.”


    - “Domates ve marulun amaç dışı kullanımı mı?”


    - “Evet. Biz size onları pişirmek için vermiyoruz. Amaç dışı kullanamazsınız!”


    (Sayfa 185)





    Tuncay özkan hangi konuda “oh olsun bana” dedi?


    Silivri mezarlığında bir mektup aldım. PKK hükümlüsü bir “F Tipi” sakini bana diyordu ki:


    “F Tipi” iyidir
    reklamında oynuyordun. Gördün mü tecrit için nasıl kullanılıyormuş
    cezaevi? O zaman iyidir, iyi diyordun. Oh olsun sana. Anla şimdi iyiyi
    kötüyü. Gene de sonra aymış olman güzel. “Faili meçhul” araştırmaların
    nedeniyle geçmiş olsunu hak ediyorsun. “Oh olsun,” diyorum ama “geçmiş
    olsunu” da ekliyorum.”


    İnsan doğru söze ne der?


    Haklısın!


    Koğuş sistemi çok
    kötüydü. “F Tipi” uygulaması ondan kötü kullanıldı. Türkiye siyasi
    suçlularına zulmü tercih etti: Zalimliği benimsedi.


    Ama yazdıkların doğru.


    “Ohhh” olsun bana! Başıma gelenleri hak ettim ben!





    Tuncay özkan ve Balbay’ın arası neden açıktı?


    Ahmet Tan Ankara
    temsilcisi olunca İzmir’den Mustafa Balbay büro şefi olarak getirildi.
    Genç ekip aramızdan birinin değil de Mustafa’nın gelişine tepki
    gösteriyorduk. Yalçın Doğan’ın görevden alınmasına da kızgındık.


    Ankara bürosu çok
    çalışan, çok homurdanan, çok iç içe, çok dedikoducu, kendi içinde
    dengeleri hassas bir yerdi. çok çok etkindi.


    örneğin, Milliyet
    parlamento bürosu şefi Derya Sazak’ı büroya almaya çalışan Yalçın Doğan
    büro içindeki oylamada Sazak’ı kabul ettirememiş, Derya Sazak
    Cumhuriyet’e geçememişti.


    Mustafa Balbay, kısa
    sürede büro içinde uyum sağladı. Ama aramıza bir mesafe girmişti bir
    kez. Daha sonra pek çok olayda hep aynı safta ama mesafeli durduk. 8
    yıl boyunca Balbay ile arkadaş bile olmadık. Ama aynı büronun
    çalışanıydık. Balbay ile 2000-2010 yılları arasında dört kez altı dakika
    süren telefon görüşmemiz olmuş. Santral beklemesi dâhil.


    Ben 1993 yılının 1
    Ağustos’undan geçerli olmak üzere Cumhuriyet’ten istifa ettim. Gerekçem
    Balbay’ın Ankara’ya temsilci olarak atanmasıydı.


    Daha sonra Kanaltürk’ün
    yayın sürecinde Mustafa da bir kez olsun yayına katılmadı. Satış olunca
    da bana veryansın etti. En zorlu eleştirileri o dile getirdi.


    Ergenekon’dan ilk alınıp
    bırakıldığında onunla dayanışma içindeydik. Yapılanların haksızlığını,
    hukuksuzluğunu dile getirdim. Serbest kalışını kutlamak için aradım.
    İbrahim Yıldız çıktı telefona “geçmiş olsun,” dedim. Mustafa “yazı
    yetişmeyecek bak sonra,” diyordu Yıldız’a. “Geçmiş olsun,” dedim.
    “Sağol,” dedi. Konuşma bitti.


    Sonra kader bizi aldı getirdi. Ergenekon zulmünün zindanında yan yana değil baş başa koydu.


    (…)


    Bir gün oturduk gene konuşurken, Balbay; “ez cümle kardeş,” dedi:


    “Şükür kavuşturana!”


    “Evet,” dedim:


    “Şükür buluşturana!”


    Bundan sonra Allah ayırmasın bir daha. Mustafa Balbay gibi arkadaş zor bulunur hayatta.


    (Sayfa 226-227)





    Ha UFO’ya inanmışsın, ha ETö’ye!


    Yok böyle bir şey!
    Dışarıda Amerika’daki 3 milyon insan nasıl Ufoya inanıyorsa ve
    uzaylılar tarafından kaçırıldığına inanıyorsa, dışarıda halkın 42’si de
    “evet kardeşim Ergenekon diye bir örgüt var,” diyor. Bu kanıyı ben mi
    yarattım? Savcılık ve mahkeme birlikte yaratmadı mı bu kanıyı? ETö,
    ETö, ETö bu yayınları ben mi yaptım? 6 aylık bir dilim içinde Tuncay
    özkan’la ilgili on bin sekiz yüz tane yayını yapan irade nedir,
    yaptıran irade nedir?


    (Sayfa 234)





    Tuncay özkan’ın helikopterle cezaevinden kaçması nasıl önlendi?


    Balbay ile beni; Cuma
    günü spora çıkarıyorlar. Hava güzel; “haydi dış sahaya,” dediler.
    çıktık, Mustafa eski maratoncu. Allah ona “koş Mustafa koş,” demiş.
    Yağmur, kar, çamur, toz, güneş dinlemeden koşuyor.


    Bir ara topa vurdu, top yükselirken havada vurulup düşen bir kuş gibi indi yere. Baktım, açık stadın üstü telle kaplı.


    Metris’te aynı şey gelmişti başıma. Bizi çıkardıkları havalandırmanın, üstü telle kaplıydı.


    - “Neden telle kaplı?”


    - “Tuncay özkan’ın helikopterle kaçırılacağı ihbarı var, onun için.”


    - “Ooo…” dedim; gerisini yuttum.


    Silivri’de de gökyüzüne tel döşemişlerdi.


    (Sayfa 241)





    özkan’ın mahkemede deliye dönüş öyküsü…


    İki yıldır burada
    tutukluyum. Niçin tutuklu olduğumu öğrenmek istiyorum. Bu davayı böyle
    sürdüremezsiniz. İnsanları mezbahaya gelmiş danalar, koyunlar gibi
    algılayamazsınız. Arkamda ordum yok diye mi tutuyorsunuz beni burada?
    Niçin tutuyorsunuz beni burada? Hangi suçlamayla tutuyorsunuz beni
    burada? Bir yıldan beri size yanıt verecekler, tam bir yıl geçti. Yanıt
    verecekler, iddianamede delil gösterecekler. Hangi darbeyi yapmışım
    ben? Hangi Genelkurmay başkanı benden emir almış? Hangi general benden
    emir almış? Niçin beni burada yargılıyorsunuz? Bağırmayın demeyin
    bağırmak zorundayım artık. Benim suçum nedir? Nedir benim suçum? Tam
    iki yıldır burada her duruşmada soruyorum. Benim suçumu söyleyin. Yeter
    artık, yeter. Ya bana suçumu söyleyin delillerini gösterin ya da bu
    yargılamayı bitirin. Ben kurbanlık koyun değilim burada. Yeter artık.


    (Sayfa 258)





    Tuncay özkan’ın Silivri’de yazdığı ilk şiiri…





    Sarışın özgürlüğüm


    Benim sarışın özgürlüğüm


    Demir parmaklıklardaki aşkım


    Korkusuzluğumun haytası


    Gece işkence yoldaşım, sorgu arkadaşım.


    Yorgun düşüncelim benim


    Soluğu yeşil-mavi harelim


    Gözleri buğulum


    çapkın bakışlım, dik duruşlum


    Yağmur var İstanbul’da aylardan sonra


    Sen sakın ağlama


    Kuşlar gibi özgürüm mahpusluğuma aldanma


    Kokun yanımda sol tarafımda


    Ben acıyorum ülkeme, çocuklara,


    İşkenceci zalim, aldanmışlara


    Sen acıyan, kanayan yarama


    Aldırma, geçecek bir öpüşünle


    Zamanı yenecek nefesin


    Göreceksin


    Sarışın özgürlüğüm benim


    Acır bilirim ellerin, acır aklın,


    Yüreğin


    Durdur kanamasın sevdan


    Bas terimin tuzunu


    Yansın gözlerin


    Bugün sen baktığında gökyüzüne


    Başın dik, ben de gördüm


    Gökyüzünü


    Güneş saklanmıştı, kuşlar yoktu,


    Ağlıyordu bulutlar


    Şıp şıp damladı yüzüme


    Olmaz olası ayrılıklar


    Benim sarışın özgürlüğüm


    Ayrılıklar da bizden


    Ne kadar çok seversen


    O kadar azalıyor


    İşkencen…


    (Sayfa 39)





    Yemeğini üç gün boyunca bir lağım faresi ile paylaştı…


    “Tanrım, bu ne?” dedim. Kocaman bir lağım faresi, bir yemek tepsisinin içinde, o inanılmaz şapırtıyla karnını doyuruyor.


    Ranzada toplandım.
    Oturdum, sessizce. Demek kapıyı açmış yemek koymuşlardı. Onca gürültüye
    uyanmamıştım. Tepsiye baktım; makarna, patatesli ve etli bir yemek ve
    pilav ekmek vardı. Farenin boyu yirmi santimden büyüktü. Kuyruğu çıplak
    ve uzun. Ayaklarımı ve kulaklarımı kontrol ettim. Benden de bir parça
    almış mıydı? Ayakkabılarım ayağımda, çıkarmaya mecalim kalmadan
    sızmışım. Kulaklarım sağlam. Bana ilişmemiş. Nasıl da tiksinirim
    fareden. Oysa şimdi beş adım uzağımda bana konulan yemeği beni hiç
    umursamadan, şapırdata şapırdata yiyor. Ne yapmalıyım?


    Ayakkabımı çıkarttım,
    elime aldım, o benim hareketlerimi önemsemiyor. İnsanlara alışkın
    olmalı. Seri kafa hareketleriyle yemeği tüketiyor. Bağırdım: “Hey!
    Artık yetmez mi?”


    Hayret dönüp bakmadı bile.


    Ayakkabıyı fırlattım,
    demir kapıda patladı. Gürültü büyük. Sesle beraber kendini tuvalet
    tarafına sakladı. Şapırtı kesildi. Kaçarken aceleci olmadı. Kendinden
    emin. Benimle kavgayı göze alıyor. Kalktım tuvalet tarafına baktım,
    yok. Demek ki delikten geldiği yere kanalizasyona dönmüş.


    İki gün daha bana
    geceleri uğradı. Yemekleri onun için bir gazete kâğıdının üzerine
    koydum. Şapırtıyla yedi. Sonra kantinden gelen beş litrelik bir su
    şişesini tuvalete kapak yaptım. Yukarı çıkamadı. Zorunlu arkadaşlığımız
    bitti.


    (Sayfa 26)





    Cezaevi yönetimi Nazlıcan’ın elbisesindeki güvercinler neden tek tek söktü?


    Ben kızımın 15. doğum
    gününü de, 18. doğum gününü de cezaevinde kutlamak zorunda kaldım.
    Benim 18 yaşına basan kızım, bir elbise dikmiş kendisine. Onunla geldi
    bana, “bunu ben diktim” diye. Elbisenin üzerinde lekeler var, böyle
    boynunda, nedir dedim o? üstüne beyaz taşlar koymuş; beyaz güvercinler
    yerine cezaevine girerken, o beyaz güvercinleri tek tek sökmüşler. Reva
    gördüğünüz bu muamele, benim çocuğuma reva gördüğünüz bu muamele, beni
    sevenlere, bizi sevenlere, Mustafa Balbay’ın ailesine, bize, buradaki
    herkese gördüğünüz bu muamele umut ederim sizin çocuklarınız tarafından
    asla görülmez. Umut ederim bu acılar sizin yüreğinize uğramaz ve umut
    ederim siz hukuku uygulayarak, bu alçak dönemi sonlandırırsınız.


    (Sayfa 316)
    "Atatürk büyüktür, ruhu Ali’ dir"

  4. #54
    Forum Gönüllüsü FadimeBK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    28-03-2008
    Mesajlar
    2.405
    Ettiği Teşekkür
    5
    8 mesaja 9 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    31

    Standart

    Cezaevi yönetimi Nazlıcan’ın elbisesindeki güvercinler neden tek tek söktü?


    Ben kızımın 15. doğum
    gününü de, 18. doğum gününü de cezaevinde kutlamak zorunda kaldım.
    Benim 18 yaşına basan kızım, bir elbise dikmiş kendisine. Onunla geldi
    bana, “bunu ben diktim” diye. Elbisenin üzerinde lekeler var, böyle
    boynunda, nedir dedim o? üstüne beyaz taşlar koymuş; beyaz güvercinler
    yerine cezaevine girerken, o beyaz güvercinleri tek tek sökmüşler.
    Reva
    gördüğünüz bu muamele, benim çocuğuma reva gördüğünüz bu muamele, beni
    sevenlere, bizi sevenlere, Mustafa Balbay’ın ailesine, bize, buradaki
    herkese gördüğünüz bu muamele umut ederim sizin çocuklarınız tarafından
    asla görülmez. Umut ederim bu acılar sizin yüreğinize uğramaz ve umut
    ederim siz hukuku uygulayarak, bu alçak dönemi sonlandırırsını z.



    Beyaz güvercinin varlığına tahammül edemeyenler, ATATÜRK aşkına nasıl tahammül etsinler...
    Kelimelerim sistem hatasından yanlış yerden ayrılıyor...

    “Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”



    Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir

    Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
    (Pir Zöhre Ana)

  5. #55
    Forum Bağımlısı TÜLAY - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03-01-2008
    Mesajlar
    2.249
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    38

    Standart

    Tuncay Özkan’ın Yeni Kitabı: Hapiste Yatacak Olana Öğütler
    Tuncay özkan bu kitapta, senelerdir “Silivri Esir Kampı”nda yaşadıklarını ve hapishane deneyimlerini okurlarıyla paylaşıyor.

    Sırf muhalif olduğu için sabaha karşı polis baskınlarıyla evinden
    alınıp götürülenlerin, hapse atılanların ya da atılmayı bekleyenlerin
    yaşadıklarını gözler önüne seriyor.



    özkan, yurttaşların adını sadece televizyonlardan duyduğu örgütlere
    üye olduğu iddiasıyla tutuklanmaktan çekindiği günümüz Türkiye’sinde,
    korku imparatorluğundan sıyrılıp gerçeklerle yüzleşmek adına bir başucu
    kitabı sunuyor.



    Böyle bir haksızlık karşısında hayata nasıl tutunulması gerektiğinin ipuçlarını veriyor.



    özgürlüğün, insanın kendi beyninde başladığını anlatıyor herkese.



    Zira Nâzım Hikmet’in de dediği gibi: “Mesele esir düşmekte değil, teslim olmamakta bütün mesele…”







    Eser Adı: Hapiste Yatacak Olana ögütler



    Yazar: Tuncay özkan
    "Atatürk büyüktür, ruhu Ali’ dir"

  6. #56
    Forum Gönüllüsü yaseminkayaalp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    22-03-2008
    Bulunduğu Yer
    ankara
    Mesajlar
    211
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    13

    Standart

    Alıntı yesilgünes Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Uçurtma Avcısı (Halit Hüseyin)




    Emir ve Hasan, Kabil'de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk... Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir'le Hasan'ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir işadamının, Hasan ise onun hizmetkârının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur. Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır.

    Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California'ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür. Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan'ın hatırasından kopamaz.

    Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakârlıkları ve yalanları... Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.

    Uçurtma Avcısı'nda anlatılan olağanüstü bir dostluk. Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü...
    bir çok kitap tavsiye edebilirim ama uçurtma avcısı son okuduklarımın arasında. gerçekten irandaki değişimi çok güzel ve akıcı bir dille anlatıyor. bunun ardından da yine aynı yazarın "bir muhteşem güneş" adlı kitabını tavsiye ediyorum. ikisi de aynı konuyu farklı hayatlar üzerinden ele alıyor. gerçekten çok etkilendiğim kitaplar. elinize alınca bir çırpıda bitirilebilinir...
    Zülfü Livaneli: Son Ada, Seranad, Mutluluk
    Türkan Saylan: Yer Gök Dört Duvar
    Ayşe Kulin: Türkan

    şu an da okuduğum üç kitap var biri Ejderha Dövmeli Kız-Stieg Larsson, Gözyaşı Kapısı- Abraham Verghese ve Hamam Balkania-Vladislav Bajac üçü de güzel kitaplar. konuları sürükleyici. şimdilik bu kadar. daha çok kitap var tabi)
    Ali'siz kapı açılmaz,
    Veli'siz keramet olmaz,
    Nebisiz posta varılmaz

    ZÖHRE ANA

  7. #57
    Üyemiz *katre* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    29-03-2008
    Mesajlar
    113
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart Attila İlhan: Hangi Atatürk

    Attila İlhan Hangi Atatürk:Kitap İlhan'ın Fransa'da bir arkadaşının Atatürk'le ilgili bir sorusu ve O'nun hakkında pek de bir şey bilmediğini farketmesi ile başlıyan bir mahçubiyetle başlayan merak ,araştırma ve devamında O'nun mükemmel şahsiyetine şahit olup şimdiye kadar yanlış anlatılan Atatürk'ümüzün dehasını, barışçılığını, memleket sevgisini, dünya düzenine bakış açısını, şimdiyle neredeyse aynı Türkiye üzerinde oynanan olayları somut delillerle açıklayan açığa çıkaran bir içerikle karşımıza çıkıyor...Mutlaka okunması ve okutulması gereken bir kitap...

    Arka Kapak yazısı:

    "Mustafa Kemal'in gözünde, eylemin 'meşruluğu' demek, halkça onalanmış olması demektir. Yoksa Kongreleri, Büyük Millet Meclisi'ni anlamak ve açıklamak mümkün olamazdı. Şu sözlerini bir de: '... Bir devreye yetiştik ki, onda her iş meşru olmalıdır. Millet işleri de ancak milli kararlara dayanmakla, milletin genel duygularına tercüman olmakla gerçekleşir.' Siz Osmanlı ülkesinde, 'milli kararlara dayanmak', 'meşruluğu' bunda aramak ne demektir bilirmi misiniz? Padişahı ve Halifeyi silmek, hiçe saymak demektir! Mustafa Kemal, Amasya Tamimi'nden itibaren, Osmanlı meşruluğunu reddetmiş, tarihsel meşruluğu önemsemiştir. Buysa 'ihtilâl'in ta kendisidir."
    - Attilâ İlhan
    ● Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.

    Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk



    ● Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.

    M.K.Atatürk

  8. #58
    Üyemiz *katre* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    29-03-2008
    Mesajlar
    113
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart

    Ayrıca kitap hakkında yukarda belirtilenlerden başka önemli olduğu halde yazmayı unuttuğum İnönü döneminde Atatürk'le fikir ayrılığı ve Atatürk'çü geçinip te O'na, devrimlerine, görüşlerine aykırılık yapan insanların da kurtarıcımızın yanlış tanınmasına sebep olduğundan örneklerle bahsediliyor...
    ● Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.

    Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk



    ● Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.

    M.K.Atatürk

  9. #59
    Bölüm Denetmeni GAMZE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu Yer
    İstanbul
    Yaş
    30
    Mesajlar
    7.512
    Ettiği Teşekkür
    8
    13 mesaja 17 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    57

    Standart

    Ahmet Ümit; Bir ses böler geceyi

    Alevi kültürünü kolay anlaşılır bir dille anlatan bir kitap, felsefi içeriği ve siyasal olaylarada kitapta yer verilmiş. Bir ses böler gece'nin filmide gösterilmişti ama kitabından daha çok keyif alabilirsiniz. Sonunda biraz kopukluk var ama Ahmet Ümit'in kolay anlaşılır ve sürükleyici bir kalemi var...


    [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
    Benden evvel ben oldum
    Beni bende ben buldum
    Sahralara indim durdum
    Bana Ali dediler

    Merdan idim dirildim
    Her bedene verildim
    Kırk Kapı dört makamda
    Öldüm öldüm dirildim.

    Mürşit Zöhre Ana..

  10. #60
    Bölüm Denetmeni GAMZE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu Yer
    İstanbul
    Yaş
    30
    Mesajlar
    7.512
    Ettiği Teşekkür
    8
    13 mesaja 17 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    57

    Standart

    Ayşe Kulin; Dönüş

    İlk başlarda sıradan bir roman gibi gelebilir. Ama yazar sıradışı kalemini romanın ortalarında kaleme vurmuş. Alışılmışın dışında bir roman, ben bir günde okudum sürükleyiciliği de gayet iyi..


    [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
    Benden evvel ben oldum
    Beni bende ben buldum
    Sahralara indim durdum
    Bana Ali dediler

    Merdan idim dirildim
    Her bedene verildim
    Kırk Kapı dört makamda
    Öldüm öldüm dirildim.

    Mürşit Zöhre Ana..

Konu Bilgileri

Bu konuyu görüntüleyenler

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Okuyalım, Aydınlanalım...
    yaseminkayaalp - forum Atatürk Haberleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-08-2012, 17:15
  2. DTP'den Öcalan'a tavsiye
    HüsniyeDuman - forum Siyaset
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 17-08-2009, 19:47
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22-04-2008, 13:07

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

HAK SAHİPLERİNE ve YASAL MAKAMLARA Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, [email protected] mail adresinden bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler Hukuk Müşavirimiz tarafından incelenecek, şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır. Ayrıca, mahkemelerden talep gelmesi halinde hukuka aykırı içerik üreten ve hukuka aykırı paylaşımda bulunan üyelerin tespiti için gerekli teknik veriler sağlanacaktır.