51. Sayfa - Toplam 69 Sayfa var BirinciBirinci ... 41495051525361 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen Sonuçlar: 501 ile 510 ve 684

Konu: 999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

  1. #501
    Forum Gönüllüsü PELİN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu Yer
    ANKARA
    Yaş
    30
    Mesajlar
    6.509
    Ettiği Teşekkür
    1
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    53

    Standart

    KİTABIN ADI

    GÜLNİHAL
    KİTABIN YAZARI
    NAMIK KEMAL
    YAYIN EVİ VE ADRESİ
    BERİKAN YAYINLARI/ANKARA
    BASIM YILI
    2000


    1.BASIM YILI:
    Mal ve iktidar kavgası içindeolan kişinin etrafa zararlarını ve entrikaları ve bunların sonucunda çıkan olayları halka zararları.

    2.KİTABIN ÖZETİ:
    Gülnihal İsmet’in kendisini dikket etmesini söyler.Muhtar Bey’in canı gerçekten tehlikededir.Gülnihal bunları yıllardır kazandığı tecrübelere dayanarak anlatır.Muhtar ve İsmet’in akrabaları iktidar ve toprak hırsı için herşeyi yapabilecek düzeyde insanlardır.İsmet Hanım bunlara inanmak istemez.
    Gülnihal ‘de köle olmadan önce bir bey kızdır ve onunda İsmet Hanım gibi bir sevdiği vardır.Gülnihal ‘in de düşmanları muhtar bey gibi akrabalarıdır ve sonunda sevgilisini öldürürler.Gülnihal bu nedenle ölmeyi çok ister ama akrabaları onu köle niyetine satarlar.Gülnihal’I gemiyle başka yere götürürler.Bu sırada çok işkence ederler.Sonunda şimdi bulundugu yere satılır.Burada yaşarken onu köle niyetine satan adamı öldürür.
    Gülnihal İsmet’lerin evine ilk önce dayısının ölümünü hazırlamak için girer,ama İsmet’in annesi ana öyle iyi davranır ki Gülnihal ‘in tüm yaraları sarılır.Gülnihal o günden beri annesi için çalışır.Dayısını herşeye rağmen öldürürler.Çok geçmeden arkadan anneside ölür.Bu günden sonraİsmet’I kızı gibi sever ve korur.Gülnihal İsmet’e söylediklerini aynen Muhtar Beyede anlatır.Muhatar’da İsmet gibi inanmak istemez.Akrabalarından böyle bir şey beklemez.Gülnihal Sancak Beyi olan Kaplan Paşanın ismet’I sevdiğini fakat onu sadece miras için ve Muhtar beyden intikam almak için sevdiğini söyler.Muhtar bey çok cesur olduğu için ve halk tarafınadan çok sevildiği için KaplanPaşa onu öldürmek ister.
    Muhatr bey her zamanki gibi kendisine çok güvenir ve bunu başaramayacaklarını,halkın buna izin vermeyecegini söyler.Gülnihal’de tarihte olduğu gibi halkı para ve tahtitlerle susturabileceklerini söyler.Gülnihal Muhtardan başa geçmesini ve halkı kurtarmasını ister;ama Muhtar Bey bunu kan dökerek yapmak istemez.İsmet’te buradan gitmek istediğini ,Gülnihal’in haklı olabileceğini düşünür.Tam bunlar konuşulurken konağı basarlar ve Muhtar’I tutuklarlar.Giderken İsmet’e Paşanın mektubunu bırakırlar.Mektubta saraya gelmesi gerektiği aksi takdirde Muhtar’ın ölebileceği yazılıdır.
    Paşa sonunda muardaına ermiş Muhtarı tutuklamış ve İsmet’I saraya gelmeye zorunlu kılmıştır.Paşanın annesi Muhtar’ın ve İsmet’in ölmesi taraftarıdır ama Paşa tam tersine ikisinde yaşamasını ister.İsmat’le evlenerek Muhtar’I kahret meyi düşünür.Paşo hanım herşeye rağmen İsmet’în yanına gider ve onu oğluna ister.İsmet’te aklına gelen herşeyi söyler ve evlenmeyi istemez.Bu sırada Paşa içeri girer,İsmet aynı şeyleri Paşa’yada söyler ve bayılır.Paşa bu hareketinden dolayı onu cezalandırmak ister.Gülnihal bu arada devreye girer ve onu ikna edecgini söylerek Gülnihal’I kurtarır.Paşa bunu sonucunda işine geri döner ve Muhtar Beyi huzuruna çağırır.Zülfikar Ağa,Paşanın tüfekçi başı,onun hemen öldürülmesi gerektiğini söyler.Züfikar Ağa ,Paşa’nın adamı olaraka görünsede aslında kardeşinin intikamını almak için yaşayan bir adamdır.
    Rıdvan’ın yardımıyla Gülnihal ve İsmet zindana girereler.Muhtar Bey İsmetle konuşmak istemez ve ona hakaret dou sözler söyler.Bu sırada brinin geldiğini ögrenirler ve İsmet hemen pencereden kaçar.Gelen ZülfiakarAğadır.ZülfiakarAğa zamanında Gülnihal’le evlenmek ismemiş fakat Kabul edilmemiştir.Gülnihal muhatar’I kurtardıgı zaman onu sevebileceğine yemin eder.Zülfiakar Ağa zaten Muhtar’I kurtarıp onu başa geçirmekte kararlıdır.
    Paşanın yakın adamlarından Kara Veli Zülfiakar Ağadan yeğeni ,Bayram’ın ve ahaliden Cafko’nun salıverilmesini ister ve aynı zamanda karısına eziyet ettiği bilinen Raşit’in ülfiakar Ağa onu oyalar ve onun sadece bir bölgede kalmasını sağlayarak onun tehlike olmasını engeller.
    Zülfikar Ağa Kara veli tehlikesinden kurtulduktan sonra hemen Muhatar’ın yanına koşar.Onunla konuşmaya başlar.Onun kurtulup yerine iki masum kişyi öldüren birinin öldürülmesini kararlaştırır.Gecenın geç saatlerinde Muhtar ve onunla bir kaç kişi daha serbest bırarakılır.Serbest bırakılırken hayatta olduguna dair bir kağıt alır bu onun gülnihal’e karşı ispatı olacaktır.
    Muhatar o günden sonra belli bir süre sakalnır.Bu sırada İsmet muhtar’ın öldüğünü sanır.Muhatar ve yandaşlatrının buluşacağı gün gelmiştir.Akşam vakitlerinde Muhtar Bey,hakim ,Raşit ve ileri gelenlerden Zeynel ,Şemsettin,Behram,Sinan ,Hayri beyler toplanır.Bunalrın yanında ahaliden birçok kişide onlara eşlik eder.Bu olaylar gelişirken Paşa ,annesiPaşo hanımı öldürür,Raşit karısının intikamını alır ve Kara Veli’yi zehirler.Muhtar ve yandaşları buldukalrı cephaneyi ve neler yapabileceklerini anlatırlar.Planlar hazırlanır.Paşa belli saatlerde her akşam İsmet hanım’ın yanına gider ,Paşayı bu arada tutmayı planlarlar.Muhtar İsmet’e olan kininden dolayı isteksiz davranmaktadır ama ahali ve ismet’I tanıyanlar olayları anlatınca İsmetin haklı olduğunu anlar ve daha çok hırslanır.
    İleri gelenler ve halk Muhtar’I Sancak beyi olarak seçmek isterler;ama Muhtar bunu babadab oğla geçen bir sistemi istemedigi için istemez.Halk bunu sadece bir deyiş olduğunu aslında dürüst ve cesur olduğu için onu seçemek istediklerini anlatırlar,bunun üzerine kabul eder.
    O gece gelmiştir.Artık intikam vakti gelmiştir.Bekledikleri gibi Paşa odaya girer.İsmet,Paşa gelemden yaptıkları konuşmalrda Muhtar’ın ölmediğini anlar,ama durumu belli etmemesi gerekir.Paşa içeri girdiğinde artık zamanın dolduğunu ve yarım saat içinde İsmet’le nikahlanmak istediğini söyler.Gülnihal ve İsmet buna şiddetle karşı çıkar ve zaman isterler.;ama Paşa bunu kabul etmez.Gülnihal ,Paşayla İsmet’in arasına girmek ister fakat Paşa onu hançerler ve odanın dışına atar.Paşa tekrar İsmet’le konuşmaya haırlanırken Muhtar ve adamları odaya girerler ve Paşayı tutuklaralar.Paşa’nın infaz emri Padişahtan gelmiştir.Zülfiakar Ağa bunu kimseye bırakmaz ve dışarıda hemen infazını gerçekleştirir.ZülfiakarAğa Gülnihal’I arar ama bulamaz.Onun yaralı olduğunu unutmuşlardır.Hemen yanına koşarlar.Gülnihal görevinin bittiğini söyler ve Zülfikar Ağaya döner”seni sevmeye yemn etmiştim ama olmadı sen beni affet “der .Zülfikar Ağa bunun üzerine koşarak odayı terkeder.
    Gülnihal görevini yaptığı için ve 16 yıldır hayaliyle yaşadığı eine ihenet etmediği için çok mutludur.Hfifçe ayağa kalkmaya çalışır ve bu sırada ona yaklaşan İsmet’in kucağına düşer ve ölür.



    3.KİTABIN ANA FİKRİ:
    Mal ve iktidar hırsının kötü sonuçlar ve iyilerin galibiyeti.

    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

    ŞAHISLAR:

    Kaplan Paşa ancak Beyi
    Muhtar Bey :Kaplan Paşa’nın amcası oğlu
    Hilmi Efendi :Hakim
    Zeynel Bey ancak beyliği’nin ileri gelenlerinden.
    Şemsettin Be y :ileri gelenlerden

    Berham Bey :ileri gelenlerden
    Sinan Bey :ileri gelenlerden
    Hayri Bey :ileri gelenlerden
    Kara Veli :Paşanın yakın adamlarından
    Zülfiakar Ağa :Tüfekçi başı
    Rıdvan :zindancı
    Çakır : mezarcı
    Hacı Hüsrev :ahaliden
    Raşit : ahaliden
    Selim : ahaliden
    Cafko : ahaliden
    Mestan : ahaliden
    Bir ihtiyar : ahaliden
    Paşo Hanım :Kaplan paşanın annesi
    İsmet Hanım :Kaplan paşanın ve Muhtar beyin amcası kızı
    Gülnihal :İsmet hanımın dadısı
    Yadigar : Kaplan paşanın cariyesi

    Bir kadın,iki çoçuk celladlar,cariyeler,ahali.

    Kitata ana karakterler:Gülnihal,Muhtar Bey,İsmet,Paşa,Paşo Hanım,Zülfikar Ağa’dır.Olaylar ilk önce kötülerin galibiyeti gibi görünsede sonunda iyiler kazanmıştır.

    5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
    Kitap tiyatro türünü ban sevdirdi.Yazıldıgı zamandaki hak olaylarını cok iyi yansıtmış ve bunu çok iyi örneklerle bizlere benimsetmiştir.Tasvirler ve benzetmeler olaylara canlılık katmış ve o anların gözlerde canlanmasına yardımcı olmuştur.Kitabı iyi dersler alarak bitirdim,ve bu nedenle herkesin okumasını isterim.Bu olaylar günümüzde de iktidar kavgası nedenıyle meydana gelmektedir.İktidar ve mal hırsı insanlara şeytanın kölesi halin e getiriyor.Bu düşüncelerde olan kimseler etrafındaki herkesi kaybetmeyi umursamaz hale geliyorlar.Benim tek dileğim insanların para ve iktidara tapmamaları ,bunları sadece insanların iyi hayat sürmeleri için kullanmalarıdır.Umarım bu kitabı okuyanlar bunun farkına varırlar.

    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

    Namık KEMAL

    Tanzimat devri şairlerinden
    Doğum/Ölüm: 21 Aralık 1840-2 Aralık 1888
    Doğum Yeri: Tekirdağ

    Biyografi
    Çocukluğunu dedesi Abdüllatif Paşa’nın yanında Kars ve Sofya’da geçiren, özel bir öğrenim gören Namık Kemal, İstanbul’a geldikten sonra (1857), Tercüme Odası’na memur oldu (1863). Şinasi ile tanıştı. Tasvir-i Efkar gazetesine yazılar yazmaya başladı. Şinasi, Paris’e gidince (1865) gazeteyi o çıkardı, istibdatla savaşan Yeni Osmanlılar Cemiyeti üyelerinin İstanbul’dan uzaklaştırılmaları karşısında Ziya Paşa ile Paris’e kaçtı (1867), Londra’da yine Ziya Paşa ile Hürriyet gazetesini çıkardı (1868), İstanbul’a dönünce (1870) arkadaşlarıyla İbret gazetesini çıkarmaya başladı, az sonra mutasarrıf olarak Gelibolu’ya gönderildi, azledilince yine İstanbul’a geldi. Vatan Yahut Silistre piyesinin Gedikpaşa Tiyatrosu’nda temsilinin yarattığı heyecan üzerine (Nisan 1873), Kıbrıs’ta Magosa zindanına sürüldü (9 Nisan 1873), Abdülaziz’in tahttan indirilmesiyle siyasi mahkumlar affedilince, 38 ay kaldığı Magosa’dan İstanbul’a döndü (Mayıs 1876), Kanun-i Esasi Encümeni’nde çalıştı, Midilli Adası’na sürüldü (1877), sonra oraya mutasarrıf oldu (1879), görevi Rodos (1884) ve Sakız (1887- ) Adalarına nakledildi.

    Namık Kemal edebiyatın hemen her türünde, geniş yankılar yaratan eserleriyle Tanzimat devrinin en gür sesli şairi, en önemli dava ve sanat adamı oldu. Genel olarak şekil ve ifade bakımlarından eskiye bağlı, ruh ve özce yeni şiirleriyle vatan, millet, hürriyet ideallerini aşılarken, makale, piyes, mektup ve tenkitleriyle de sosyal alanda eğitici kudretini gösterdi, hep toplum için sanat ilkesine bağlı kaldı.

    Her eserinin günümüzde de bir çok ve değişik baskıları yapıla gelen Namık Kemal’in şiirleri ilk kez Sadettin Nüzhet Ergun tarafından toplanmıştı:

    Namık Kemal/Hayatı ve Şiirleri (1933), Oyunları: Vatan Yahut Silistre (1873), Zavallı Çocuk (1873), Akif Bey (1874), Gülnihal (1875), Celaleddin Harzemşah (1885), Karabela (1910, yeni baskısı yok)

    Romanları: İntibah (Uyanış, 1876), Cezmi (1880)

    Tenkit eserleri (eleştiriler): Tahrib-i Harabat (1885), Takib (1885), Renan Müdafaanamesi (yeni b. 1962). Prof. Kaya Bilgegil’in bir monografisi de (Harabat Karşısında Namık Kemal, 1972) Ziya Paşa’nın Harabat antolojisine karşı Namık Kemal’in görüşlerini açıklar.
    Kanije (1874), Silistre Muhasarası (1874,1946) gibi tarih ve biyografi kitapları arasında en tanınmışları: Osmanlı Tarihi (yeni b. üç cilt, 1971-1974) ile Büyük İslam Tarihi (yeni b. 1975)’dir. Namık Kemal, Selahaddin-i Eyyubi, Fatih Sultan Mehmed, Yavuz Sultan Selim’in hayatlarını da Evrak-ı Perişan (dağınık yapraklar, 1871) adlı bir kitapta toplamıştı, Yavuz Sultan Selim de yeniden basıldı (1968)

    Mektupları: Daha önce Hususi Mektuplarına Göre Namık Kemal ve Abdülhak Hamid (1949) kitabını çıkarmış olan Fevziye Abdullah Tansel, bu kez Türk Dil Kurumu için, şairin bütün mektuplarını dört ciltte topladı. Namık Kemal’in Hususi mektupları genel başlığını taşıyan bu dizinin basılmış ilk cildi (1967) İstanbul, Avrupa ve Magosa’dan yazılmış 213 mektubu, ikinci cilt ise (1969) İstanbul ve Midilli mektuplarını (231-426. mektupları) kapsıyor. Ömer Faruk Akün de Namık Kemal’in Mektupları (1972) adlı bir eser yayınladı

    Hakkında, pek çok kitap arasında Namık Kemal/Hayatı ve Eserleri (1948) adlı çalışma, prof. Mehmed Kaplan’ın doktora tezidir. Mustafa Nihat Özön’ün Namık Kemal ve İbret Gazetesi (1938) kitabında makalelerinden seçmeler toplanmış. Baha Dürder de şairin romanları üzerine bir inceleme yayınlamıştı: Namık Kemal’in Romanları (1940).

    Eserleri
    ŞİİR KİTABI;
    Namık Kemal/Hayatı ve Şiirleri (1933)


    OYUNLARI;
    Vatan Yahut Silistre (1873)
    Zavallı Çocuk (1873)
    Akif Bey (1874)
    Gülnihal (1875)
    Celaleddin Harzemşah (1885)
    Karabela (1910)


    ROMANLARI;
    İntibah (Uyanış, 1876)
    Cezmi (1880

    ELEŞTİRİLERİ;
    Tahrib-i Harabat (1885)
    Takib (1885)
    Renan Müdafaanamesi (yeni b. 1962)


    TARİH - BİYOGRAFİ;
    Kanije (1874)
    Silistre Muhasarası (1874,1946)
    Osmanlı Tarihi (1971-1974)
    Büyük İslam Tarihi (yeni b. 1975)
    Evrak-ı Perişan (dağınık yapraklar, 1871)
    Yavuz Sultan Selim (yeni b. 1968)


    MEKTUPLARI;
    Namık Kemal ve Abdülhak Hamid (1949)
    Namık Kemal’in Hususi mektupları:
    İlk cilt (1967)
    İkinci cilt (1969





    Ben göremem daha uzun boyunu
    Ahret derler kısaltamam yolunu
    Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
    Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

  2. #502
    Forum Gönüllüsü PELİN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu Yer
    ANKARA
    Yaş
    30
    Mesajlar
    6.509
    Ettiği Teşekkür
    1
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    53

    Standart

    KİTABIN ADI
    Uzun Beyaz Bulut Belibolu

    KİTABIN YAZARI
    Buket UZUNER
    YAYIN EVİ VE ADRESİ
    Remzi Yayın Evi A.Ş.
    BASIM YILI
    2001



    1.Kitabın Konusu:
    Çanakkale Savaşları'nda ölen büyük dedesinin kayıp mezarını aramak için Gelibolu'ya gelen Yeni Zelandalı genç bir kadın ve Çanakkale Milli Parkı'nda bastonuyla dolaşan Türk Nine'nin akıllara durgunluk veren seksen beş yıllık sırrını anlatmaktadır.

    2.Kitap özeti:
    Yazar; gelibolu kitabında seksenbeş yıllık büyük bir sırrı, savaşın anlamsızlığını,esrarını ve düşmanlıkların, kötülüklerin, bir araya gelmiş hiçlerin ötesinde tarihin birleştirici gücünde ortaya çıkarmıştır.
    Olaylar 1915 Çanakkale Savaşı’nda Osmanlı Teğmeni Ali Osman Bey ile Anzak Er Aliastair John Taylor’ın belki bir tesadüf, belki bir mucize eseri karşılaşıp insanlığı dehşete düsürecek biçimde verilmiş bir ders şeklinde anlatılmaktadır.
    Mart 2000 sabahı Çanakkale Savaşlarında öldüğü ya da ölümüne dair hiçbir ipucu bulunmayan Er Aliastair John Taylor’ın kayıp listelerinde yer almamasının ötesinde, onun yani büyük dedesinin varlığına, aslında ne ölü ne de kayıp bir insan olmadığına dair bir ipucu arayan Victoria Taylor’ ın Ece Yaylası köyüne gelmesi ile başlar.
    Her yıl olduğu gibi binlerce Anzak’ın gelip ataları için Gelibolu’yu ziyaret etmeleri gibi o sene Victoria adındaki genç bayan da dedesinin anısına, belki bir iz bulurum düşüncesiyle şehir merkezinden kendine turist acentası tarafından verilen Mehmet isimli rehber çoçukla Anzak koyu adı verilen yere gelir. Yıllar önce Çanakkale’ de, yani şu an üzerinde bulunduğu topraklarda dedesini bir daha haber alınamamazcasına kaybetmiştir. Hayatını dedesinin en azından mezarını bulamaya adıyan bu genç kız son olarak şansını bir de burada denemek amacıyla Gelibolu’ya bulunur.
    Ece Yaylası Köyü Gelibolu anılarının geçtiği, yıllarca efsanelerin anlatıldığı tipik bir Türk köyüdür. Viki buraya geldiğinde kendi dedesi yani Er Aliastair John Taylor’un bir benzeri olan Gazi Ali Can Çavuş’u hem anlatılanlara göre hem de resimlerindeki benzerliklerine göre kendi dedesi olduğunu düşünür. Bu düşüncesi kendisine göre belki mantıklı gelebilir ama bunu rehberi Mehmet aracılığıyla köylülere anlatınca, onlar bu saçmalıkların yıllardır kendilerine kahraman olarak gördükleri Ali Can Çavuş’un üzerine atılan bir lekeden başka bir şey olmadığını düşünürler. Ne kadar da Viki bu olayların gerçekleğinin üzerinde durursa dursun, köylüler bu aralarına bomba gibi düşen felaket niteliğindeki haber konusunda bu hanıma yardımda bulunmazlar. Sonuçta Türk misafirperverliğinin verdiği nezaket nedeniyle köy muhtarı Anzak Koy’ una bakarak günlerce ağlayan bu kızın Ali Can Çavuş’dan miras olarak kalan tek canlı hatıra, kızı yani Beyaz Hala’ yla konuşmasını sağlar.
    Beyaz Hala gerçektende köy ortamında yetişmesine rağmen yeteri kadar kendini yetiştirmiş ve babasının da ona yardımıyla ingilizce dahi öğrenmiştir. Nasıl köylülerin gözünde Ali Can Cavuş’un bir yeri, bir değeri varsa Beyaz Hala’nın da ayrı bir yeri vardır. Viki, Beyaz Hala’nın yanına muhtar tarafından getirildiği zaman ilk iş olarak dedesinin onun babası olduğunu söyler. Tabiki köylüler gibi Beyaz Hala da bu olaya fazlasıyla şaşırır ama yine de onunla yanlız konuşmayı kabul eder. Eve girdiklerinde Beyaz Hala neden Viki’nin böyle bir düşünceye kapıldığını sorar. Viki de otuzbeş yıllık hayatı boyunca kendisini bu olaya adadığını ve en sonunda her bulduğu bilginin onu buraya kadar getirdiğini söyler. Bundan sonra da sadece Beyaz Hala’nın kendisine yardım edebileceğinin farkındalığını anlar. Köylüler dışarıda evin içindeki olup bitenlerin merakı içinde iken Beyaz Hala, yaşının da getirdiği yavaşlık itibariyle ağır ağır olayları başından itibaren anlatmaya başlar.
    “Yıllar önce Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Harbine katılamasıyla birlikte askerlik yaşı gelmiş herkesi orduya çağırmışlar. Bunların arasında İstanbul’dan gelen Teğmen Ali Osman Taylar’da varmış. Ali Osman Çanakkale Cephesine atanmış ve ilk günden itibaren sıcak savaşla burun buruna yaşamaya başlamış. Hiçbir zaman savaşın insanlara ne getirdiğini anlamayan bu adam yine de gösterdiği başarılar ile adını sıkça bu cephe de duyurmuş. Tabiki bu sırada İngilizler tarafından binbir vaat ile kandırılarak ülkelerinden alınan binlerce genç Anzakta bu savaşın ortasın bulunuyormuş. İşte bunların arasında Viki’nin dedesi olan Er Aliastair John Taylor da varmış. Savaş iyice kızgınlaştığı bir dönemde, Türk ordusunun İngilizlere geçit vermediği sıralarda bir olay yaşanmış. Deniz yoluyla kıyıya indirilen Anzak birliği hiç kimse tarafından asla ama asla sırrı çözülemeyen bir beyaz bulut tarafından yutulmuş. İşte bu beyaz bulutun içinde kaçışan askerlerden olan Aliastair de kendini kurtarma çabasına sağa sola koşuyormuş. Savaşın anlamsızlığının kafasında canladığı bu kısa an içinde ölmek ile yaşamak arasında hiçbir farkın kalmadığını anlamış. Bunun üzerine kendini kurşun seslerinin geldiği yöne doğru atmış ama birden nedeni anlayamadığı bir sebepten dolayı bedenini yerde bulmuş. Baygın olarak yattığı bir günden sonra kalktığında ayağının takıldığı şeyin aslında bir dal parçası veya taş değil de bir insan bacağı olduğunun farkına varmış. Bu insan işte İstanbullu genç Zabit Ali Osman Teğmen’miş. Ama artık yaşam sanşı onun için gerçektende cok azmış. Yaşadığı kısa süre içerisinde Aliastair ile dost olmuş ve onun kendi yerini almasını, en azından annesine cephede yazdığı mektupları iletmesini istemiş. Bu fikir Anzak erine gerçeten de düşünülecek kadar cazip gelmiş. Çünkü o savaşın içinde birbirinden iğrenç insan vahşetiyle birlikte birçok gün geçirmiş, ne kadar geriye dönse de artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anlamış. Ya yaşamaya yeniden başlatacak ya da hayatına burda son verecekmiş. Yaşam ve ölüm arasında giden bu karar aşaması yaşam cevabı ile sonuçlanmış. Kısa bir süre sonra Teğmen Ali Osman hayatını kaybetmiş. Artık bu Anzak erini yeni bir yaşam bekliyormuş. Ama o da çok geçmeden günlerdir aç ve susuz dolaşmanın verdiği yorgunluk ile yere yığılmış. Gözlerini açtığında karşısında bir köylü güzelini bulmuş. İsmi Meryem olan bu genç kız Aliastair’ı bulduğu vakit ona tutulmuş ve onu köye getirmiş. Köylülere onu, İngilizlerin elinden kurtulmuş ve uzun süre eziyet edilmiş bir zabit olarak tanıtmış. Yani, artık o bir kahramanmış. Yıllar geçtikçe Aliastair Meryem’inde yardımıyla Türkçeyi iyice öğrenmiş ve hiçbir zaman kimseye kendisinin bir Anzak eri olduğunu belli etmemiş. Hayatı boyunca üç çocuğu olmuş. Bunlara Yeni Zelenda’nın timsali olan Uzun, Beyaz, Bulut adını vermiş. En sevdiği kızı Beyaz’ı tam istediği gibi yetiştirmiş ama Meryem’in onu kıskanması ve izin vermesi üzerine okula gönderememiş…”
    Beyaz Hala bunları Viki ye anlattığı vakit anlaşılır ki Viki gerçektende haklı çıkar. Yani dedesi Beyaz Hala’nın babası olan kişi, yıllardır köylülerin bildiği Ali Can Çavuş’dur… Artık yıllardır öğrenmek için çabaladığı dedesinin meçhul kimliği su yüzeyine çıkar. Bu olayı hemen herkese anlatmak ister…
    Viki ve Beyaz Hala günlerce içeride konuşmalarından dolayı dışarıda olup bitenlerin farkında olmazlar. Dışarıda büyük bir medya ordusu onları bekler. Onlar içerde birbirlerine sırlarını anlatırken bu haber kısa süre içerisinde tüm yurda yayılır ve haber peşinde koşan medyanın ilgi odağı olur. Asıl amaçları sansasyon yaratmak olan bu gazeteci ve televizyoncu ordusu haberi büyüterek halkın ilgisini çekecek bir şekle sokmaları kısa sürer. Hatta bu olay milletler arası bir sorun olup büyük elçilikler bile olaya karışır. Bu olayları öğrenen Beyaz Hala İstanbul’daki kardeşi olan Bulut’un avukat oğlu Ali Osman Taylar’ı çağırır. Ali Osman, Beyaz Hala’nın en güvendiği bir aile üyesidir ki bu yüzden her şeyi ona daha ufakken anlatmıştır. Ali Osman eve geldiği vakit Viki ona tabiri caizse ilk görüşte aşık olur. Yıllardır dedesinin peşinden koşturan bu genç kadın, kendi hayatını yaşamaya hiçbir fırsatı olmadığının farkına varır. Bunu anladığı vakit ise çoktan avukat beye tutulur. Ama bu aşk bir yana dursun önemli olan bu olayın medyaya daha fazla yansımadan silinmesidir. Yıllardır bir Türk kahramanı olarak bilinen Ali Can Çavuş’un şimdilerde birden bire bir Anzak eri olarak belirtilmesi gerçekten de halkın karışmasına neden olacak, bu da medyanın galibiyetine sebebiyet verecektir. Bundan dolayı Beyaz Hala, Viki ve Ali Osman olayların büyümemesi amacıyla bir basın toplantısı yapmaya karar verirler. Bu toplantıda herşeyin bir yanlış anlaşılma olduğu anlatılacak böylelikle hem köylü buna memnun olacak hem de hayatlarının geri kalan bölümünde rahat yaşayacaklardır. Bunun üzerine birlikte aldıkları kararı kısa sürede uygularlar. Medyanın hayal kırıklığı, Türk halkının ve Viki’nin sevinci ile olayı tatlıya bağlarlar…
    Olayların bitiminde Viki Ali Osman’ a ,Ali Osman’da Viki’ye aşklarını ilan ederler. Artık ortaya çıkan sır hayat boyu bu üç kişinin arasında kalır ve onları birbirlerine hayat boyu bağlar…

    3.Kitabın Ana Fikri:
    Türkiye’ yi artık kendi geçmişi ve kimliğiyle hesaplaşabilecek zaman ve zemine kavuşturmak, kültürümüz ve tarihimizle hesaplaşmamızı sağlamak, daha çok canımızın yanacağını bile bile soran, eleştiren ve denetleyen vatandaşların yaşadığı aydınlık bir ülkede yaşamak için çaba sarfetmezi gizliden gizliye içimize işlememiz gerekmektedir.

    4.Kitaptaki olayların ve şahısların değerlendirilmesi:

    Beyaz hala : Gelibolu romanının çok sevilen bilge köylü ninesidir. Beyaz Hala adlı karakter, babasıyla İngilizce konuştuğu için İngilizce bilen, ama köyünden dişarı çıkmadığı için Gelibolu ağzıyla konuşan bir Anadolu ninesidir ve ingilizce bilmesi dışında bu memleketi iyi tanıyan hiç kimseye yabancı gelmeyecek kadar gerçektir.
    Victoria : Kendi ülkesinden çok uzaklara ideallerini gerçekleştirebilmek için gelen gerçekten cesaretli, azimli, kararlı bir bayandır.
    Aliastiar John Taylor : İngilizler tarafından aslında kendi milleti olmadığı halde onlar için savaşmaya çağrılan, savaşın anlasızlığını kısa sürede anlayıp geri kalan yaşamını bu şavaşın etkisinde kalmamak için baştan aşağı değiştiren cesaret dolu bir adamdır.
    Ali Osman Teğmen : O da ne kadar da savaşın gereksiz olduğunu düşünsede kendini milleti için feda etmekten çekinmeyen ve ideallerinden ödün vermeyen bir gençtir.
    Avukat Ali Osman : Aynı Beyaz Hala’nın tavırlarını alan, kendinden çok emin, olaylara çabuk hakim olan birisidir.

    5.Kitap hakkında şahsi görüşler:
    Buket Uzuner'in son romanı Uzun Beyaz Bulut Gelibolu'yu okurken sanki yakın geçmişimizdeki gizli bir geçitte dolaşır gibi daha önceden bilmediğiniz bazı kapıları açarak günümüzün kilitli kapıları önünde biten, keyifli bir okuma yolculuğu ama acıtıcı bir hesaplaşma içinde buldum kendimi.Yazar, kitabında ayrıntıların ötesinde, yarattığı karakterler aracılığıyla milliyetçilik, yurtseverlik, emperyalizm gibi çeşitli kavramları da sorguluyor. Üstelik hem geçmişte, hem de günümüzde... Ayrıca yazar biz okuyucularını rahat bırakmama yöntemini kitabın her sayfasında devam ettiriyor. Küçük şifreler, ipuçları bırakıyor sayfalar arasına. Fakat kolay yöntemi seçen okur, hemen sonuca ulaşıp “arka sayfaya bakalım” derse çok şey kaçırmış oluruz. Olayların ve karakterlerin birbiri içinde eridiği kitapta, dış faktörlerin yönlendirmelerine karşın her zaman seçimlerimizin sonucunu yaşadığımız gerçeği gözler önüne seriliyor.

    6.Kitabın yazarı hakkında kısa bilgi:
    Buket Uzuner, 1955'de Ankara'da doğdu. Hacettepe Üniversitesi'nden (Biyoloji Böl.) mezun oldu. Biyolog olarak gittiği (Norveç) Bergen Üniversitesi'nde mikrobiyel ekoloji ve sosyoloji, (ABD)Michigan Üniversitesi'nde toplum sağlığı konularında yüksek lisans çalışmaları yaptı. (Finlandiya) Tampere Teknik Üniversitesi, Su Teknolojisi Bölümü'nde ve O.D.T.Ü; Çevre Müh. Bölümü'nde araştırmacı olarak çalıştı, ders anlattı.
    Buket Uzuner'in hikaye ve yazıları 1977'den itibaren; Varlık, Dönemeç, Türk Dili, Oluşum, Sanat Olayı, Cönk, Gösteri, Gergedan, Argos, Yaşasın Edebiyat gibi edebiyat ve kültür dergilerinde yayımlandı. Rapsodi adlı aylık kadın dergisinde kadın ve gezi sayfaları hazırladı (1989-1992). Akademik yaşamına, tam zamanlı edebiyatçı olmak kararıyla son veren Buket Uzuner, bu kararını ekonomik olarak desteklemek için sinema, reklam, turizm ve yabancı dil sektörlerinde çalıştı. Avrupa, Amerika ve Kuzey Afrika'nın kuzey'ine yayılan bir coğrafyada gezgin, öğrenci ve araştırmacı olarak yaşadı. Aylarca süren tren ve saatlerce süren uçak yolculuklarını gerçekleştirebilmek için yaşadığı ülkelerde garsonluk, çocuk bakıcılığı, çevirmenlik ve aşcılık yaptı.
    Yurtiçi ve yurtdışında (The World & I; Books from Abroad; December 1992) övgü ve yergi dolu eleştirilerle karşılanan ikinci romanı Balık İzlerinin Sesi(BİS) ile 1993 Yunus Nadi Roman ödülleri'nden birini alan Buket Uzuner'in son romanı Kumral Ada~Mavi Tuna 19 ayda 26 baskı yaparak Türkiye'de en çok okunan ve tartışılan edebiyat ürünlerinden biri olmuştur. Kumral Ada~Mavi Tuna 1998 İstanbul Ünıversitesi İletişim Fakültesi Roman Ödülü 'ne değer bulunmuştur. Buket Uzuner, Türkiye P.E.N Yazarlar Derneği,T.Y.S., Edebiyatçılar Derneği ve TWUC üyesi, Balkan Dekameronu ve Gezginler Kulübü'nün de kurucu üyesidir. 1993-95 dönemi Türkiye P.E.N Yazarlar Derneği yönetim kurulunda görev alan yazar, 1995'de TRT İstanbul Televizyonu'nun hazırladığı Gündemde Sanat Var programının edebiyat danışmanlığı ve Remzi Kitabevi yabancı edebi biyografiler editörlüğü yapmıştır.
    Yazar 1993 yılında İngiliz Kültür derneği'nin(The British Council) davetlisi olarak Cambridge Edebiyat Konferansı'na, 1994 yılında Duisburg Kütüphanesi'nin davetlisi olarak kuzey-batı Almanya edebiyat turnesine katılmıştır. Buket Uzuner 1996 yılında 3 aylık bir bursla Iowa Üniversitesi'nin (ABD) düzenlediği Uluslararası Yazarlar Programına (IWP) katılmış ve bu üniversite'nin onur üyesi olarak ödüllendirilmiştir. Buket Uzuner, Türkiye Cumhuriyeti'nin 75. Kuruluş Yılı kapsamında Mimoza Dergisi-Sabah tarafından Türk Basını, üniversiteleri, meslek kuruluşları ve 87 il valiliklerinden oluşturulan jürinin oylarıyla 'Cumhuriyetin 75 Başarılı Kadını' ndan biri olarak seçilmiştir. Sabah Gazetesi'nde 8 ay süreyle (1999) 'Yeryüzü Portreleri' adlı köşe yazıları yayımlayan Buket Uzuner, çalışmalarını 1 yıl (1998-1999) 'konuk yazar' olarak bulunduğu New York'ta sürdürmüştür. Gezi (National Geographic-Traveller Turkey) dergisine 2 yıl (1997-1999) süreyle 'sokak portreleri' hazırlayan yazar, New York'ta yaşadığı süre içinde Cumhuriyet Gazetesi'ne Pazar yazılarına yazmıştır. Buket Uzuner şu sırada 'Uzun Beyaz Bulut-Gelibolu' adlı bir roman üzerine çalışmaktadır.
    Yazarın Kumral Ada~ Mavi Tuna romanı dört dile çevrilerek, İtalya'da Sellerio, Yunanistan'da Psichogios, İsrail'de Cartaben yayınevleri tarafından Akdeniz Valsi (Mediterranean Waltz) adıyla, İngilizce olarak da Remzi Kitabevi tarafından Türkiye'de yayıma hazırlanmaktadır. Buket Uzuner romanlarını elektronik olarak(disketle) yayınevine teslim eden (belki ilk yazar: 1992; Balık İzlerinin Sesi; Remzi Kitabevi) ve internetle en fazla iletişimde olan ender yazarlardandır. Kitaplarının ilk yazımlarını daima kurşun ve/ya dolma kalemle defterlere yapan ve pastane/kafelerde yazan Buket Uzuner, geleneksel ve elektronik postayla okurlarıyla kurduğu iletişimle de edebiyatımızın modern, başka bir deyişle "tekno-fobik" olmayan yazarlarındandır.
    Buket Uzuner'in yayımlanmış kitapları:

    Hikaye: Benim Adım Mayıs (1986) Ayın En Çıplak Günü (1988) Güneş Yiyen Çingene (1989) Karayel Hüznü (1993) Şairler Şehri (1994)
    Gezi: Bir Siyah Saçlı Kadının Gezi Notları (1989) Şehir Romantiğinin Günlüğü (1998)
    Roman: İki Yeşil Susamuru,Anneleri,Babaları,Sevgilileri (1991) ve Diğerler Balık İzlerinin Sesi, (1993 Yunus Nadi Roman Ödülü) (1992) Kumral Ada~Mavi Tuna (1998 İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Ödülü) (1997) Uzun Beyaz Bulut-Gelibolu (2001)



    Ben göremem daha uzun boyunu
    Ahret derler kısaltamam yolunu
    Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
    Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

  3. #503
    Forum Gönüllüsü PELİN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu Yer
    ANKARA
    Yaş
    30
    Mesajlar
    6.509
    Ettiği Teşekkür
    1
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    53

    Standart

    KİTABIN ADI
    Dağa Çıkan Kurt
    KİTABIN YAZARI
    Halide Edip Adıvar
    YAYIN EVİ VE ADRESİ
    Remzi Yayın Evi A.Ş
    BASIM YILI
    1984


    1.Kitabın Konusu:
    Dağa Çıkan Kurt adlı eserde Türkün yeniden doğuşu olarak görülen Kurtuluş savaşı yıllarında başımızdan geçen olayların bazıları Halide Edip tarafından kaleme alınmış, binbir zorlukla ve mücadele ile yeniden kurunlan bu anavatanın anlatılan Türk büyükleri dışında kalan ama asla birey olarak kahramanlıkları anılmayan kişilerden bahsedilmiştir..

    2.Kitap özeti:
    Dağa Çıkan Kurt adlı hikaye bir masal havasında ama Birinci Dünya Savaşında Türk milletinin yaşadığı olaylardan bahsedercesine anlatılır. Bir gün Ormanda tüm ******lar derin öfke ve homurtularla toplanırlar. Aslanların kükremeleri, kaplanların ışıldayan gözlerle her an bir şeyin üzerine atlayacakmışcasına tavırları, ayıların iniltileri, çakalların uluyuşları ortalığı kaplar, kurtlar da bu sırada inlerinden fırlarlar ve büyük bir kavga kopar. Tırnakları ve gagalarıyla yüzyıllık kartallar,kara ormanın parçaladıkları kuşlarından kan ve kanat parçalarını ortalığa yağdırırlar. Isıran, parçalayan, koparan, kemiren, pençeleyen hayvalar her yeri kan ırmakları ve ****** parçaları haline getirirler. Ortada ne sağlam bir in ne de durgun bir pınar kalır.
    Uzun bir süreden sonra ******lar tekrar ırmak kenarında toplanırlar. Hepsinin bir yanı sakatlanmış, acılarını birbirinden çıkarmak istercesine homurdanırlar. Ormandaki düzen tıpkı Birinci Dünya Savaşı sonrası geriye kalan Avrupa gibi tamamen bozulmuştur. En büyük ****** olan fil, Amerika’ nın da savaştan sonra yaptığı gibi artık ****** dünyasında savaşın, hilenin, bir bir avlamanın yapılmayacağını anlatır. Küçük ******lar, büyük olanlar tarafından ne haraca kesilecek ne de besinleri alınacaktır. Fil öyle etkileyeci ve güçlü bir sesle bağırır ki bundan tüm ******lar etkilenir.
    Kaplanlar ve yılanlar artık ceylanlara bakmaz olurlar, ot yiyenler pempe hülyalara dalıp giderek kaygıyla düşünürler. Her büyük ******ın arkasında bir küçük ****** saklanmış durur. Ortalık bir savaş sonrası sessizliğine bürünür. En son olarak çalıların arkasında duran *****ler, ingilizlerin Avrupa ülkerini üzerimize kışkırtması gibi birden bire ortalığı ayağa kaldırırlar. Bu uysallığın ve sessizliğin tek bir cins ******ın yemlik ve av diye feda etmekle sağlanacağını düşünürler. Sonunda ormanda hepbirden daima korku gölgesi gibi dolaşan bir hayal hepsinin gözü önüne belirir ve haykırırlar :
    -Kurtlar,Kurtlar …
    1914 ‘te bütün Avrupa ülkelerinin toplanıp yüzyıllardır baş edemedikleri, içlerinde onlar için hep korku olarak kalan, şavaşta yıkamayıp ancak masa başında yıkmayı başarabildikeleri Türk milletini bir av, sömürülecek bir yem olarak seçerler.
    Bu olayın ormandaki ******ların işine gelmesi kurtları çaresiz ve yanlız bırakır. Bunun üzerine bize ve soyumuza kurtlara, yani Türklere, hayat boyu hüküm giydirirler. Alınan karar aşamasında kurtların inleri çiğnenir, kurt yavruları çalınır, dişileri parçalanır, erkek kurtlar avlanır. Köstebekler bağırışarak etleri yağma,inleri yerle bir ederler. Herkes tuzak, tırnak, pençe kısacası herşeyle kurt soyuna saldırır. Bu eşi görülmemiş bozgun ve yıkım karşısında inlerinden, ormanından, av ve tuzak yerlerinden yaralı, bahtsız bir şekilde çıkarılan kurtlar, soyun öc adını ulumak için dağlara çıkarlar.
    Benzeri Birinci Dünya Savaşı sonrası olduğu gibi tüm İtilaf Devletleri savaştan sonra bi çare kalkmış Türk milletinin topraklarına saldırırlar. Birer birer ülkeler tarafından ele geçirilen topraklar yağmalanır, yakılır, yıkılır, Türk erkekleri tek tek öldürülür, çocuklar kaçırılır, kadınlarımız kötü davranışlara mağruz kalır. Bi fiil işgal edilen topraklarımızda yapacak her hangi bir şeyi kalmayan milletimiz tekrar birlik olup vatan topraklarını ele geçirmek için dağlarda Kuvayi Milliye adında toplanır. Ta ki Türk milletine eski refah ve barış dolu yılları getirene kadar ordan inmemeye and içerler.
    Bundan sonra dağlardan, sarı ay ve sarı ateş gözlerden, siyah servi duvarının arkasından, boş ufuklardan, korkunç bir uluma bütün ormandaki kurtların uluması ile her yere bir anda korku salarak yayılır. İşte bu Türk’ ün sesidir.

    3.Kitabın Ana Fikri:
    Türk milletinin bağımsızlık savaşında küçüğünden büyüğüne, kadınından erkeğine, gencinden yaşlısına kadar herkes elinden gelen tüm gayreti göstermiş, ama asla birey olarak övünülmemiş, bu Türk milletinin kendi başarısı, bir bütün halinde elde ettiği başarı olarak kabul edilmiştir.

    4.Kitaptaki olayların ve şahısların değerlendirilmesi:

    Olaylar Halide Edip Adıvar’ın yaşadığı dönem içerisinde yani Kurtuluş Savaşı yıllarında geçmektedir. Bunlar Halide Edip’in ağzından sanki karşıdakilerle o sırada konuşurmuşcasına anlatılmaktadır. Bazıları kendi yaşadığı, bazıları ise hiç bu güne kadar gün yüzüne bir kahramanlık örneği olarak çıkarılmayan cesur Türk milletinin bazı bireylerinin hikayeler dizisidir.
    Halide Edip Adıvar’ın bu eseri hikayelerden meydana geldiği için birden çok bölümün birden çok şahsı vardır. Ben kendi anlattığım Dağa Çıkan Kurt adlı hikayenin kahramanları olan ******ların şu an yaşadığımız dünyaya yansıyan kişiliklerini tahlil edecegim.
    Fil : Bilindiği gibi fil, ormanda yaşayan en büyük ve güçlü ****** olarak kabul edilmektedir, belli bir otoritesi vardır. Tıpkı Amerika’nın dünyada kabul ettirdiği büyüklüğü ve gücü gibi. Bütün ******lar onun söylediklerinden etkilenmekte ve ister istemez o doğrultuda hareket etmektedirler diğer dünya ülkelerinin yaptığı gibi.
    Çakal : ******lar aleminde sinsi olarak tanınan çakal bu hikayede de karşımıza İngiltere rolünde çıkmıştır. Yıllardır ülkemiz üzerindeki misyonerlik ve propoganda çalışmalarını devam ettirmesi gibi çakalda ******ları proveke edip onları kurtlara karşı kışkırmaktadır.
    Kurt : Ormanda süregelen bir yaşantının içinde her ******ın korkulu rüyası olarak tanınan kurt, ceraseti, yırtıcılığı ve soyuna değer vermesi açısından türklere benzetilmiştir.

    5.Kitap hakkında şahsi görüşler:
    Eser, Halide Edip'in Milli Mücadele'yi ve sonrasını anlattığı hikayeleri ile Avrupa seyahatlerine ait gözlemlerinden meydana gelmektedir... Bütün bu hikayeler, anlatımındaki samimilik ve gözlemlerindeki realizmle sanki yaşanmış ya da bizzat yaşayanlardan dinlenmiş gibidir. Bu hikayeler Kurtuluş mücadelesinin pek bilinmeyen insani boyutuna eğilmektedir. Hiçbir zaman Kurtuluş savaşında bireycilik ön planda değildir ki bu yüzden birey bakımından bir kahraman yoktur veya sayısı çok azdı. Ama Dağa Çıkan Kurt adlı bu kitapta aslında her Türkün bir kahraman olduğunu ve her kahramanlığında bağımsızlığımızı, topraklarımızı kazanmamızda bir halkayı oluşturduğu anlatılmaktadır.
    Halide Edip’in her kitabında vurğuladığı üzere kadınlar yine ön planda tutulmuştur. Tabiki kimse Kurtuluş Savaşı yıllarında Türk kadının yerini ve sağladığı faydaları inkar edemez. İşte bu kitapta da bu konuda, yani Türk kadınının başarısından fazlasıyla bahsedilmiştir.
    Atatürkçü aydın olan Halide Edip’in görüşlerini aktaran bu hikayelerde, savaş sırasındaki sınıfsal ayrılıkları gerektiği kadar yansıtmaktadır.
    Zor ve çetin şartlar altında geçen yıllar hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyen herkesin bu kitabı okumasında fayda görüyorum. İnanmalısınız ki okuduğunuzda kendinizden de bir şeyler bulacak, tüyleriniz Türklerin verdiği asil kan ile dikilecektir.

    6.Kitabın yazarı hakkında kısa bilgi:
    ADIVAR, Halide Edip (1884-1964) Roman yazari, İstanbul'da dogdu. Reji Naziri Mehmed Edip Bey'in kizidir. Uskudar Amerikan Kiz Koleji'ni bitirdi. Özel olarak Arapca, Kur'an-i Kerim, Türk musikisi, Salih Zeki'den matematik, Riza Tevfik Bolukbasi'dan felsefe ve edebiyat dersleri alarak özel ögrenim gördru. 1901'de hocasi Salih Zeki ile evlendi. 31 mrat olayi uzerine Misir'a kacti. Oradan İngiltere'ye gecti. Egitimle ilgili yazilari begenildigi icin 1909'da Darü'l-Muallimat (Ögretmen Okulu) pedegoji ögretmenligine getirildi. 1917'de ikinci evliligini Dr. Adnan Adivar ile yapti. İstanbul Universitesi Edebiyat Fakulsi'nde Bati edebiyati derseleri verdi. Yunanlilar'in İzmir'i isgal etmesini protesto icin yapilan meshur Sultanahmet Mitingi'nde heyecanli bir konusma yapti. İstanbul'un isgal edilmesi uzerine kocasi ile Anadolu'ya kacarak milli Mucadale'ye katildi. Sakarya Muharebesi'ni izleyen gunlerde, savasa fiilen katilip hastabakicilik yapti. Kendisine "onbasi" ve "cavusluk" rutbeleri verildi. Milli Mücadele'den sonra esiyle birlikte Avrupa'ya gitti (1924-1939). 1939'da Edebiyat Fakultesi İngilizce profesorlugune tayin edildi. İstanbul'da oldu.
    Halide Edip Türk kadinin is, dusunce ve edebiyat alanalinda basarili olan bir ornegidir. Kadin haklarının atesli bir savunucusu olarak yillarca mucadele vermistir. Gördugu egitim sebebiyle Dogu-Bati sentezini en basarili sekilde yapabilen yazarlarimizdandir. Yazi hayatina gazete ve dergilerde yayinlattigi makale, sohbet ve denemelle baslamis, bu eserlerinde kizlarin egitimiyle psikolojisi uzerinde durmus, ask konusunu ön plana almistir. İlk romanlarında ask konusu agir basar. Kurtulus Savasi onun dusunce dunyasini degistirmis, ideolojik romanlar yazmasini saglamistir. Bazi romanlari Türk gelenek ve görenekleri uzerine kurulmus sosyal hayatimizi cok canli cizgilerle yansitan töre romanlaridir. Bu turden olan Sinekli Bakkal, CHP Roman Yarismasi'nda birincilik kazanmistir, kisa ve fiilsiz cumleleri, sade bir dili vardir. Bu bakimdan yazari tenkit edenler olmustur. Butun eserlerinde kadin kahramanlarin daha kuvvetli ve canli anlatildigi, tanitildigi görulur. Halide Edip, sahis yaratmada cok basarilidir. cumhuriyet döneminin en cok okunan eserlerini yazmistir. Kitaplarinin bir kismi da bati dillerine cevrilmistir.
    Romanları: 1- Heyula (1909-1974), 2- Raik'in Annesi (1909,1924), 3- Seviyye Talib (1910), 4- Handan (1912), 5- Yeni Turan (1912), 6- Son Eseri (1913, 1909, 1939), 7- Mev'ut Hüküm (1917, 1919), 8- Atesten Gomlek (1922, 1923), 9- Kalp Agrisi (1924), 10- Vurun Kahpeye (1923, 1926), 11- Zeyno'nun Oglu (1927,1928), 12 Sinekli Bakkal (1935, 1936), 13- Yolpalas Cinayeti (1936), 14- Tatarcik (1938, 1939), 15 Sonsuz Panayir (1946), 16- Döner Ayna (1953), 17- Akile Hanim Sokagi (1958, 1975), 18- Kerim Usta'nin Oglu (1958, 1974), 19- Sevda Sokagi Komedyasi (1959, 1971), 20- Caresaz ((1961, 1972), 21- Hayat Parcalari (1963)
    Hikayeleri: 1- Harap Mabedler (19119, 2- Daga Cikan Kurt (1922), 3- Kubbede Kalan Hos Sada (1974), 4- İzmir'den Bursa'ya ( (icindeki uc hikaye yazara aittir, 1963, 1970)
    Hatiralari: 1-Mor Salkimli Ev (1951, 1955; İngilizce nesri "Memoirs" 1926), 2- Türk'un Atesle İmtihani(Milli Mucadele Hatiralari, Hayat mecmuasinda 1962; ingilizce nesri "The Turkish ordeal", 1928) Tiyatro Eserleri: 1- Kenan Cobanları (1918), 2- Maske ve Ruh (1937)
    Diger Eserleri: 1- İngiliz Edebiyati Tarihi ( 3 Cilt, 1940-49), 2- Turkiye'de Sark-Garp ve Amerikan Tesirleri (1954, 1955: İngilizve Urduca'ya cevrildi)



    Ben göremem daha uzun boyunu
    Ahret derler kısaltamam yolunu
    Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
    Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

  4. #504
    Forum Gönüllüsü PELİN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu Yer
    ANKARA
    Yaş
    30
    Mesajlar
    6.509
    Ettiği Teşekkür
    1
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    53

    Standart

    KİTABIN ADI
    BİR KUCAK ÇİÇEK
    KİTABIN YAZARI
    MEMDUH ŞEVKET ESENDAL
    YAYINE EVİ VE ADRESİ
    BİLGİ
    BASIM YILI
    1965





    1.KİTABIN KONUSU:

    Bir savaş sonrası kör olan teğmenin nışanlısıyla beraber yaşadıkları olaylar anlatılıyor.

    2.KİTABIN ÖZETİ:

    Nüfus Müdürü emeklisi olan rahmetli Necip Efendinin kızı Bedriye ile Şimşeklerin Ahmet Efendinin oğlu, Teğmen Selim’i nişanlanmasıyla olaylar başlar.
    Kız onsekiz, oğlan ise yirmi bir yaşındaydı.Komşu çocukları oldukları için önceden tanışıyorlardı.Bedriyelere gelip giden Zilha Kadının yardımıyla , komşu kapısı önünde Selimle Bedriye beş dakikacık konuşup, el sıkıştılar.Onlar için bu konuşma, bir konuşmadan daha çok bir anlaşma niteliğindeydi.Elleri birbirinden kolay kolay ayrılamamıştı.
    Bir zaman sonra Selim İstanbul’daki alayına gider ve bir süre sonra savaş patlak verir.Selim, üç ay içinde siper vuruşmalarına alıştı.Tabi bunu yaparken vatan sevgisinin yanısıra Bedriyeye ulaşma özlemi vardı.Daha sonra vuruşmada Selim’in akciğerinde iki kurşun kalmış,bir gülle parçası ile de kafa kemiği kırılmıştı;ama ölmedi,ancak iki gözü de görmez oldu.
    Hastahanede doktorların artık hiç göremeyeceğini söylememesine rağmen o artık herşeyin farkındaydı.Almanya’ya yolladılar,ama onlar da Türk doktorlarının teşhisini doğru bulmuşlardı.
    Daha sonra annesini görmek için memleketine giderken annesinin öldüğünü,evlerinin kapalı olduğunu trende öğrendi.Bir yandan acı acı ağlar,bir yandan da onun kendisini bu durumda görmediğine sevinir.
    Trenden indikten sonra dayısının evine gider.Ama onlar da kör,kendi işini bile halledemeyen birisine yardım etmek istemezler.O da bunun farkına varınca Fatma’ya evini temizletir ve yerleşir.
    Zilha Kadın, Bedriye’yle beraber Selimi görmeye gelirler.Ama bundan Selim’in haberi yoktur.Bu görme işlemi bir müddet devam eder.Bu süre içinde Selim Bedriye’den bahsetmez.Bir müddet sonra mahallede Selim dul bir kadın bulursa onunla evlenecek ,kendisine baktıracakmış diye dedikodu çıkar.Bunun üzerine Bedriye üzülür ve Zilha Kadına bu durumu öğrenmesini ister.Selime niye Bedriyeyi sormuyorsun deyince; Selim:”Nasıl sorayın Zilha bacı,bak ben ne oldum.”diyerek ağlar. Yan tarfta konuşmayı dinleyen Bedriye de ağlar.Bedriye ona varmak istediğini ve evleneceği tek kişinin o olabileceğini,onu her haliyle sevdiğini ve kabul edeceğini söyletir.Bunun üzerine Selim de kabul edince evlenirler.
    Ortaokul öğretmen ve öğrencileri onlara hediye olarak kucaklar dolusu çicekler getirirler.Çocuklar Selimin dizlerine sarılarak:”Seni unutmayacağız,siz bizim için gözlerinizi verdiniz.” der ve ağlarlar.Selim de ağlayarak:”İki gözüm değil,bin gözüm olsaydı da sizin o parlak gözleriniz uğruna verseydim.”der.

    3.KİTABIN ANA FİKRİ:

    Günlük hayatımızda acısıyla tatlısıyla birçok olaylarla karşılaşabiliriz. Özellikle kötü olaylar karşısında insanlar güzel olaylara nispeten biraz daha fazla üzülmektedir. Okuduğumuz bu parçada hayatında büyük ve çok zor acılar çekmiş bir insan potresi çizerek karşımıza çıkan Selim gibi bu kötü olaylar bizi hiç bir zaman yıldırmamalı; hatta ve hatta bu olaylar bizler daha fazla hırs ve azim vermelidir. Bunlarak ek olarak bu duygu ve düşüncelerle yeşeren beraberliklerde hiçbir zaman solmaz ve kırmızı şarap misali giderek tatlışarak ve aynı şekilde güzelleşerek devam eder. Unutmayalım ki sabır ile perçinleşen duygular her zaman güzel ve sağlıklı meyveler verir.


    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHIŞLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

    Teğmen Selim:Vatanına son derece bağlı,seve seve canını feda etmeye hazır,yürekli ve fedakar bir kişi.Bedriyeyi çok seven ama kendi kör olduğu için onun hayatını karatmak istemeyecek kadar dürüst ve anlayışlı bir yapıya sahip.
    Bedriyeelimi deliler gibi seven,güzel ve alımlı.Sevdiğini ne olursa olşsun bağlı kalabilecek bir yapıya sahip.
    Fatma:Hizmetçi
    Zilha Kadın:Bedriye ile Selimi birleştirmek için elinden ne geldiyse yapan, ikisini de çok seven bir büyükleri.

    5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

    Kitap son derece güzel ve bizim ders almamız gereken çok konu olduğunu açıkça anlatıyor.Ayrıca vatan için neler yapılabileceği, ne kadar fedakar olmamız gerektiğini gösteriyor.Okunması gereken bir eser olduğuna inanıyorum.

    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

    29 Mart 1883’te doğdu. Ancak kısa bir süre okula gitti, kendi kendini yetiştirdi. Girdiği (1906) İttihat ve Terakki Cemiyeti’nde 1908’den sonra müfettiş olarak çalıştı. Büyük Millet Meclisi kurulunca Anadolu’ya geçti. Ortaelçilikle Azerbaycan (Bakü)’da 4-5 yıl kaldıktan (1920-1924) sonra İstanbul’da bir süre Kabataş ve Galatasaray liselerinde tarih-coğrafya öğretmenliği yaptı. Tahran elçisi (1925-1930), Elazığ milletvekili (1930-1932), Kabil (1932) elçisi oldu. Bilecik milletvekili ve CHP Genel Sekreteri seçildi (1941), 1945’te genel sekreterlikten ayrıldı. 1946’da tekrar Bilecik milletvekilioldu.
    1908’de Tanin gazetesinde, 1911’de Çığır ve 1925’te Meslek dergisinde hikayeleri çıktı ise de sanat hayatına, Ayaşlı ve Kiracıları bir yana, 1946’ya kadar uzun bir ara verdi. Bu tarihten sonra yayımladığı hikayelerle sevilen, aranan bir hikayeci oldu. Hikayelerinde M.S., M.Ş.E., Mustafa Yalınkat, M. Oğulcuk... gibi çeşitli imzalar kullandı. Hayattan aldığı konuları konuşur gibi, temiz bir dille, sadelik, içtenlik ve rahatlıkla edebiyatsız, oyunsuz yazdı Hikayeleri: Birinci Kitap(1946), İkinci Kitap (1946), Bu ilk baskıya girmiş, girmemiş hikayeleri sonradan yeni başlıklarla tekrar yayınlandı: 1. cilt Temiz Sevgiler (1965), 2. cilt Ev Ona Yakıştı (1972). Muzaffer Uyguner’ce derlenen Bütün Eserleri 14 kitapta toplandı (1983-1992).
    Romanları: Ayaşlı ve Kiracıları (1983), Vassaf Bey (1983), Miras (1988).
    Hikaye kitapları: Otlakçı (1983), Mendil Altında (1983), Sahan Külbastısı (1983), Veysel Çavuş (1984), Bir Kucak Çiçek (1984), İhtiyar Çilingir (1984), Hava Parası (1984), Bizim Nesibe (1985), Kelepir (1986), Gödeli Mehmet (1986), Güllüce Bağları Yolunda (1992). Daha sonra Gönül Kaçanı Kovalar (1993) ve Tahran Günlüğü (1998) yayımlandı.



    HİKAYE KİTAPLARI:
    Birinci Kitap(1946)
    İkinci Kitap (1946)
    Temiz Sevgiler (1965)
    Ev Ona Yakıştı (1972)
    Otlakçı (1983)
    Mendil Altında (1983)
    Sahan Külbastısı (1983)
    Veysel Çavuş (1984)
    Bir Kucak Çiçek (1984)
    İhtiyar Çilingir (1984)
    Hava Parası (1984)
    Bizim Nesibe (1985)
    Kelepir (1986)
    Gödeli Mehmet (1986)
    Güllüce Bağları Yolunda (1992)
    Gönül Kaçanı Kovalar (1993)
    Tahran Günlüğü (1998)


    ROMANLARI;
    Ayaşlı ve Kiracıları (1983)
    Vassaf Bey (1983)
    Miras (1988)




    Ben göremem daha uzun boyunu
    Ahret derler kısaltamam yolunu
    Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
    Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

  5. #505
    Üyemiz ÖNDER - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    16-03-2008
    Bulunduğu Yer
    keçiören
    Yaş
    27
    Mesajlar
    80
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart

    helal olsun !!!!!!

  6. #506
    Forum Gönüllüsü PELİN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu Yer
    ANKARA
    Yaş
    30
    Mesajlar
    6.509
    Ettiği Teşekkür
    1
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    53

    Standart

    KİTABIN ADI
    FÜREYA
    KİTABIN YAZARI
    AYŞE KULİN
    YAYINEVİ VE ADRESİ
    REMZİ
    BASIM YILI
    2000


    1.KİTABIN KONUSU:
    Cumhuriyet döneminin ünlü seramik sanatçısının hayatı anlatılmaktadır.

    2.KİTABIN ÖZETİ :
    Şakir Paşanın ikinci evliliğinden olan Füreya zengin bir ailenin şımarık bir kızıdır ve mutlu bir hayat sürmektedir.Konakta dedesinden miras kalan
    Kalabalık bir ailede büyümektedir.Bir kaza sonucu büyük babasını vuran büyük dayısı ailenin perişan olmasına olmasına sebep olmuş,ayrıca savaşın başlaması bu perişanlığı artırmıştır.Aile maddi bakımdan çok büyük bir sıkıntıya girmiş,bunun yanında konağı satıp İstanbul’daki evlerine taşınmak zorunda kalmıştır.
    Savaşın çıktığı sıralar Mustafa Kemal İstanbul’da kalarak önemli işler başarmaya imkan olmayacağını anlamıştı.Atatürk silah arkadaşlarının evinde toplantı yaparak fikir alış verişinde bulunuyordu.Atatürk Füreya’nın babasının evinde yaptığı gizli toplantılar esnasında Füreya’yla tanışır.Daha sonra babası Atatürk’ün yanında savaşır ve daha sonra ordu komutanı olarak atanır.Bir süre sonra Atatürk Hakkiye hanımın yakın arkadaşı Latife hanımla evlendi ve ertesi gün Füreya’ların evine geldiklerinde defterine şunları yazdı:’Görüyorum ki çok çalışkan bir insansınız.Millet sizden çok şey bekliyor.Siz çalışıp birşeyler vermelisiniz memlekete.’Füreya defterini kutsal bir emanet gibi gögsünün üzerine bastırıp odasına çıktı.
    Erken yaşta evlenen Füreya ,eşinin kötü davranışları yüzünden çocuğunu kaybederek bunalıma girer.Tedavi ile bunalımı atlatan Füreya ilk evliliğini bitirir.
    İkinci evliliğini, Atatürk’ün çok yakın arkadaşlarından olan Kılıç Ali ile ailesinin itirazlarına rağmen gerçekleştirir.Kılıç Ali yaşca kendisinden büyük olduğundan bu evlilik onları protokol içerisine sokar.Atatürk’ün vefatı kocasın derinden etkiler.
    Eşini motive etmek için büyük bir çaba gösteren Füreya, verem teşhisi ile hastahaneye yatırılır.Adadaki evde bir yıla yakın süre tedavi amaçlı kalır.Hastalığın ilerlemeye başlaması üzerine İsviçre’deki bir hastaneye yatar.Tedavi devam ederken ressam olan teyzesi Fahrünissa’nın yönlendirmesi ile kendisini seramiğin içerisinde bulur.Önceleri çamur ile olaya başlar.
    Tedavi için Fransa’ya gönderildiğinde seramik ile iç içe olur.Bir sergi açar,artık o ünlü bir seramik sanatçısıdır.TC’nin ilk bayan seramik sanatçısı olur.Hayatının devam eden günlerinde hem hastalığı ile hem de seramik ile uğraşır.Dünya çapında ödüller,burslar alır.
    Çok tehlikeli bir ameliyatla hasta ciğerlerinden birini aldırır.Erkek kardeşinin kızı olan Sara’yı gelinlerinin itirazına rağmen evlat edinir.Çocuklara duyduğu özlemi onunla gidermeye çalışır.Füreya da yurdun çeşitli yerlerinde ölümsüz sanat eserleri yaratır.
    Bundan sonraki yaşantısı tamamen sanata ve seramiğe yönelik olur.Seramik adına Türkiye’deki bir çok ilki gerçekleştirir ve daha sonra 87 yaşında vefat eder.




    3. KİTABIN ANA FİKRİ:
    Sanatçıların hayatlarının normal insanların hayatlarından farklı olduğu, yaşamlarının mücadele,heyecan ve sevgi dolu olduğunu bize açıkcagösteriyor.Ayrıca bir Türk sanatçının yapabileceklerinin ne kadar fazla olduğu belirtiliyor.

    4.OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

    FÜREYA:Hayatının tamamını yakınını seramik sanatçılığına adamış, kurallara meydan okuyabilen, risk almayı seven, yapılmamışı yapmaya çalışan bir kişiliği vardır. Aynı zamanda ülkesine güzel hizmetlerde bulunmuş ve fiziksel olarak güzel ve çok alımlı bir yapıya sahiptir.
    KILIÇ ALİ: Hayatının büyük bir bölümünü Atatürk’e adamış ve zamanla daha üst makamlara yükselmiş bir askerdir. Füreya ile aralarındaki yaş farkının fazla olmasına rağmen ve onu sevmiş ve saygı duymuştur. Fedakarlığı seven bir yapısı vardır. Olgun kişiliği etrafını etkilemesine yardımcı olmuştur.
    FAHRÜNİSSA: Füreya’nın seramiğe başlamasına neden olan en önemli kişidir. Sevecen ve canlı olması etrafınca beğenilmesine neden olmuştur. Ömrü boyunca Füreya’nın yanında yer almıştır.
    HAKKİYE HANIM: Annesi. Ailesi tarafından zorla evlendirilmiştir.

    5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLERİM:

    Bukitap sadece Cumhuriyet Devrinin ilk kadın seramik sanatçısı olan Füreya’nın hayatını anlatmakla kalmıyor bununla beraber Osmanlının son dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarındaki olaylara tanıklık etmesi yönünden bize geniş bilgiler vererek aydınlanmamızı sağlıyor. Okuyacaklar için yararlı bir kitap olacağına inanıyorum.

    6. YAZARIN HAYATI:

    Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı. Uzun yıllar televizyon, reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı, sanat yönetmeni ve senarist olarak görev yaptı. Öykülerden oluşan ilk kitabı Güneşe Dön Yüzünü 1984 yılında yayınlandı. Bu kitaptaki "Gülizar" adlı öyküyü, Kırık Bebek adı ile senaryolaştırıldı ve bu sinema filmi 1986 yılının Kültür Bakanlığı Ödülü’nü kazandı. 1986’da sahne yapımcılığını ve sanat yönetmenliğini üstlendiği Ayaşlı ve Kiracıları adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneği’nin En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü’nü kazandı. 1996 yılında Münir Nureddin Selçuk’un yaşam öyküsünün anlatıldığı Bir Tatlı Huzur adlı kitabı yayınlandı. Aynı yıl, Foto Sabah Resimleri adıl öyküsü Haldun Taner Öykü Ödülü’nü, bir yıl sonra aynı adı taşıyan kitabı Sait Fait Hikâye Armağa’nı kazandı. 1997’de yayınlanan Adı; Aylin adlı biyografik romanı ile, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı seçildi. 1998 yılında Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı, 1999’da İletişim Fakültesi tarafından yılın romanı seçilmiş olan Sevdalinka ve 2000’de yine bir biyografik roman olan Füreya yayınlandı.


    KİTAPLARI;
    Güneşe Dön Yüzünü (1984) , Bir Tatlı Huzur (1996), Bir Tatlı Huzur (1996),

    Bir Tatlı Huzur (1996), Adı; Aylin (1997), Geniş Zamanlar (1998),Sevdalinka (1999)
    Füreya (2000)






    Ben göremem daha uzun boyunu
    Ahret derler kısaltamam yolunu
    Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
    Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

  7. #507
    Forum Gönüllüsü PELİN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu Yer
    ANKARA
    Yaş
    30
    Mesajlar
    6.509
    Ettiği Teşekkür
    1
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    53

    Standart

    KİTABIN ADI
    Fazladan Bir Adam

    KİTABIN YAZARI
    Jonathan AMES
    YAYINEVİ VE ADRESİ
    İletişim Yayınları Cağaloğlu / İSTANBUL
    BASIM TARİHİ
    1998
    KİTABIN YAYIM MAKSADI
    Louis Ives Adlı Birinin Centilmen Olma Çabaları



    KİTABIN ÖZETİ :
    Louis Ives, Princeton’ da bir lisede İngilizce öğretmeniydi. Bir gün okulda bulduğu sütyen hayatını değiştirdi. Sütyeni üzerinde denerken umulmadık bir şekilde okul müdürünün karısı tarafından görüldü ve sene sonunda okuldan kovuldu. Kovulduktan sonra Princeton’ da bir süre işsiz gezen Ives, bu durumdan sıkıldı ve burada kendisine yer olmadığını düşündü. Yeni bir iş bulması gerekmekteydi. Bu düşüncelerle New York’ a taşınmayı ve bir centilmen gibi yaşamayı tasarladı. New York’ ta ucuz bir otel odası kiralayacak ve iyi bir iş bulacaktı. Bu amaçlarla New York’ a geldi ve gazete ilanlarına bakmaya başladı. İlanlardan birisi dikkatini çekti ve verilen numarayı aradı. İlan Henry Harrison adında biri tarafından verilmişti. Ives verilen adrese gitti, Mr.Harrison’ la gerekli şartları konuştu ve anlaştı. Kiralamaya karar verdi ve birkaç gün sonra da odasına taşındı. Mr. Harrison biraz yaşlı birisiydi ancak dinçti. Yaşlı bayan arkadaşları vardı ve genellikle her akşam yemeklere ve davetlere giderdi. Ayrıca öğretmenlik yapmaktaydı. Ives’ e göre o gerçek bir centilmendi ve onun gibi centilmen olmayı istiyordu.
    Louis Ives taşındıktan bir süre sonra Terra adlı bir çevre dergisinde işe girdi. İşi ve aldığı maaş fena değildi. Bu arada Ives, Henry’ den centilmenliğin püf noktalarını öğreniyordu. İki ev arkadaşı birbirlerini daha iyi tanımaya çalışıyorlardı. Henry, Ives’ ın bir Yahudi olduğunu öğrenir ama bunu sorun yapmaz.
    Ives çocukluğundan beri kadınlara ilgi duyuyordu. Onlar gibi olmak, onların nasıl davrandıklarını bilmek istiyordu. Bunun için bazen annesinin çamaşırlarını giyiyordu. Kadın olmak nasıl bir şeydi? Bunu merak ediyordu. Okuldan kovulmasına neden olan olayda bu merakı yüzündendi. New York’ a taşınınca da bu merakından vazgeçmedi. Gazete ilanlarından faydalanarak transseksüellerle travestilere hizmet veren "Sally’s" adında bir kulübe gitmeye başladı. Bu arada bütün bunları Henry’ den sakladı. Kulüpte Wendy ve Miss Pepper aldı transseksüellerle tanıştı. Bir süre sonra kendi kişiliğine kızarak bu kulübe gitmemeye kara verdi ve gitmedi de.
    Ives’ ın New York’ ta bir teyzesi vardı. Şükran günü teyzesini aradı ve onu ziyarete gitti. Teyzesi bu ziyaretten son derece memnun oldu. Birlikte çok güzel vakit geçirdiler. Ives tekrar geleceğine dair söz vererek teyzesinden ayrıldı. Bu arada Henry her yıl olduğu gibi yine okullar kapanınca Florida’ ya gitmeyi planlamaktadır. Ancak bir gün arabasıyla kaza yapar. Henry, arabasının kendisini Florida’ ya götüremeyeceğine karar verir. Bunun için yeni ve ucuz bir araba satın almak ister ancak bir türlü bulamaz.
    Henry, Florida’ da Lois adında bir kadının evinde kalıyordu. Ancak şimdilerde araları bozuktu. Henry hem aralarındaki soğukluğu gidermek hem de Lois’ in evine kendini davet ettirmek için onunda olduğu bir davete giderler. Ancak Lois’ den gerekil yakınlığı bulamazlar. Henry’ nin bütün bu olaylara canı sıkılır ve araba park etme yüzünden Ives’ a bağırır. Ives buna alınır ve bir süre Ives ve Henry birbirlerine soğuk davrandılar. Ives biraz da Henry ile karşılaşmamak için geceleri yine Sally’s’e gitmeye başlar. Aslında Ives Henry’ yi çok sevmekteydi ve onun centilmenliğine hayrandı.
    Bu arada okullar kapanmak üzereydi ve Henry’ nin Florida’ ya gitmesi gerekiyordu. Bu amaçla Henry, Ives ile arasındaki sessizliği bozar ve ondan arabasını ister. Ives, Henry’ nin bu isteğini reddeder. Bu reddetme aralarının tekrar bozulmasına neden olmadı. Henry yılmadan Noel’ e kadar araba aradı ama yoktu.
    Noeli Ives teyzesinin evinde, Henry ise Philadelphia’ da geçirdi. Henry, Ives ile birlikte Noel dönüşünde de araba aradı ama bulamadı. Noel akşamı Henry siyatiği yüzünden rahatsızlandı. Ancak komşusu Gershon sayesinde iyileşti. Birkaç gün sonra Henry Florida’ daki bayan arkadaşını onun evinde kalmaya ikna etti ve Florida’ ya gitti. Bu ani gidiş Ives’i üzmüştü.
    Ives bir gün aynı yerde çalıştığı Mary’ nin yeni aldığı sütyeni çalmıştı. Onu üzerinde denemek istiyordu. Bunun için erkekleri kadın kılığına sokan bir kadına gitti. Ives kadın kılığına girmiş, istediği olmuştu. Ama o bunu istemesine rağmen pek de hoşuna gitmemişti. O kadın olmak yerine kadınlar tarafından sevilmek istiyordu.
    Henry okulların açılma zamanına doğru yeni bir arabayla eve döndü. Ives onun dönmesine sevinmişti. Her ikisi de tekrar davetlere gitmeye başladılar. Ives artık Sally’s’ e gitmiyordu. Bu davetlerin en önemlisi Henry’ nin yakın arkadaşı Mrs. Cudlip’ in davetleriydi. Hatta bir keresinde Ives tek başına Mrs. Cudlip’ e refakatçılık yapmıştı ve bundan hoşlanmıştı.
    İlk baharı’ ın ilk günlerinde Henry’ nin eski kiracısı Bellman onu düğününe davet etti. Henry bu davete uydu. Evde yalnız kalan Ives biraz da Henry’ nin gitmesine üzüldüğü için Sally’s’ e gitti ve orada tanıştığı bir transseksüel kızı eve getirdi. Düğünden erken dönen Henry, Ives’ ı transseksüel kızla çıplak olarak evde gördü. Henry bu duruma kızdı ve Ives’ i evden kovdu. Ertesi sabah eve taşınmak üzere geldiğinde Henry’ nin kızgınlığı geçmişti. Durumu normal karşıladı. Bu Ives’ ın moralini yerine getirdi. Dostlukları daha da pekişti ve birlikte bir yaz Rusya’ ya gitmeye karar verdiler.




    Ben göremem daha uzun boyunu
    Ahret derler kısaltamam yolunu
    Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
    Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

  8. #508
    Forum Gönüllüsü PELİN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu Yer
    ANKARA
    Yaş
    30
    Mesajlar
    6.509
    Ettiği Teşekkür
    1
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    53

    Standart

    KİTABIN ADI:KORKUNÇ YILLAR
    KİTABIN YAZARI:CENGİZ DAĞCI
    BASIM YERİ VE YAYIN EVİ:İSTANBUL MATBAA VARLIK YAYINEVİ
    BASIM YILI:1975


    1.KİTABIN KONUSU:Milli duyguları ve vatan sevgisi çok yüksek olan birinin vatanına kavuşmak ve rus baskısından kurtulmak için verdiği çabayı anlatıyor.
    2.KİTAP ÖZETİ:Sâdık, Kırım'da, Akmesçit'e bağlı Kızıltaş köyünde doğmuştur. Kızıltaş Karadeniz kıyısında şirin bîr köydür. Ama Ruslar burada yaşayan Türkleri rahat bırakmazlar. Sık sık baskınlar düzenleyerek köyün, Kırım çapında da milletin ileri gelenlerini, aydınları tutuklayıp sürerler veya hapse atarlar. Rusların hedefi; diliyle, diniyle, medeniyetiyle Türk kültürünü yok etmektir. Camileri yıkarlar, tarihî eserleri harabederler. Sık sık alfabe değiştirerek Türk dilini unutturmaya, Türklerin birbirleriyle irtibatlarını kesmeye çalışırlar.
    Kırım Türk'lerinin orta yaşlıları milliyetçidirler. Bu duyguyu evlâtlarına da aşılarlar, onlara "Kuzu Kurpeç" ve "Çora Batır" gibi kahramanlık destanlarıyla, "Siyer-i Nebi" gibi dinî kitapları anlatırlar ve okurlar. Sâdık'ın babası Hüseyin Ağa da bu çeşit Kırımlılardandır. Mekteplerde dine ve milliyetçiliğe —bilhassa Türk milliyetçiliğine— insafsızca hücumlar yapılmasına rağmen, evlerdeki aile mektepleri, çocukların büyük bir ekseriyetini Türk milliyetçisi olarak yetiştirir. Sadık da, bu aile mekteplerinde yetişen milliyetçi gençlerdendir.
    Tabii resmi mekteplerin tesirinde kalıp, Rus'lara hizmet eden Kırımlılar da mevcuttur. Korkunç Yıllardaki Süleyman, bu kategorideki gençlerdendir. Fakat bunlar da hâdiselere tam nüfuz ettikten sonra, ekseriya yaşlı neslin fikirlerine sahip olurlar. Korkunç Yıllardaki Süleyman ve O Topraklar Bizimdi romanındaki Selim, gerçeklerle karşılaştıktan sonra hep Türk milliyetçiliğine iltica ederler. Bu dört eserde ihanetini sürdüren tek şahıs, O Topraklar Bizimdi'deki Salavat Morcan'dır.
    Sâdık ailesiyle birlikte önce, Akmesçil'le bir tavuk kümesine yerleşir. Sonra orta kumandan mektebine giderek Rus ordusunda subay olur. İkinci dünya harbine tank teğmeni olarak katılır. Ukrayna'da Almanlara esir düşer. Esir kamplarında çeşitli meşakkatler çeker. Ama bu kamplardaki esir Türkler arasında çok kuvvetli bir bağlılık vardır. Birbirlerine hayatları pahasına yardım ederler. Bu eserlerde dikkati çeken bir husus da, Kırım topraklarında doğup büyümüş olanların -Ermeni, Yahudi, Rum veya Rus olsun- birbirlerine vatan bağlarıyla bağlı olmaları ve yardımlaşmalarıdır.
    Sâdık esir kamplarında, bir Kırımçak'ın (Kırımlı Yahudi) yardımıyla hemşehrilerini bulur, yine Kırımlı bir Ermeni'nin yardımıyla zindandan kurtulur. Kırımlı İskender'in yardımıyla da ahçı olur. Bu, onun esaret hayatının dönüm noktasıdır. Alıcılıktan sonra bir Alman başçavuşunun emir eri olur. Onun hizmetinde bulunur. Başçavuş cepheye tayin olunca da Sâdık'ı Alman casus mektebine götürüp, Rusya'da Almanlar hesabına casusluk yapmasını teklif ederler. Sâdık bunu reddedince, onu yeni teşkil edilen Türkistan ordusuna götürürler. Roman Almanların düzenledikleri, bir toplantıda, Türkistanlıların üzerlerindeki Rus üniformalarının yakılıp, Alman üniformalarının giyilmesiyle son bulur.
    3.KİTABIN ANA FİKRİ:Tüm baskılara ve zulumlara rağmen gerçekten inanmış bir milletin, vatan ve millet sevgisinin hiç bir zaman yok edilemiyeceğini anlatıyor.
    4.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Kitapta sadık TURHA’NIN yaşadığı zor günler çok güzel anlatılmış.Esir kampından kaçış ve sonra tekrar savaşa girmesi okuyucuyu heyecan içinde bırakan bir anlatımla yazılmış.
    5.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
    Kırım'ın Yalta şehrinin Kızıltaş köyünde doğdu. Çocukluğu kıtlık, yoksulluk, deprem gibi tabii afetler yanında Rus emperyalizminin zulmü ve büyük baskılar altında geçti. İlköğrenimi köyünde ve Akmescit'te yaptı. aynı şehirde ortaokulu bitirdi (1938). Kırım Pedagoji Enstitüsü ikinci sınıfında iken İkinci Dünya Savaşı çıktı.1940 yılında Sovyet ordusunda subay olarak II. Dünya Savaşı'na katıldı. 1941'de Ukrayna cephesinde Almanlara tank teğmeni rütbesi ile esir düştü. Almanların yenilmesi üzerine esir kampından kurtularak müttefik devletler safına sığındı. 1946'da Londra'ya yerleşti. 1990'da kalp ameliyatı geçirene kadar Londra'da bir lokanta işletti.
    Eserlerinde Kırım Türklerinin Rusların zulmü altındaki hayatını anlatır. Türk edebiyatının en güçlü yazarlarındandır. Hüzünlü bir üslûbu vardır. Romanlarında Kırım Türklerinin 1928'den sonra Sovyet komünist emperyalizminin boyunduruğu altında çektiği acıları dile getirir, bir yurdun gasp edilişini anlatır. Aslında konularında büyük sömürü savaşlarında savuşan mantığın boşluğunu dolduran toplumsal çılgınlığın içinde insanın kendini arayışı, zulme başkaldırma haysiyetinin kazanılması gibi evrensel boyutlar vardır. Bunun yanında anlatılan olayların gerçekten yaşanmış olması da eserlerine ayrı bir kuvvet katmaktadır.
    Eserleri Varlık Yayınları ve son yıllarda da Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanmıştır.
    ESRLERİ:(1957) , [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] (1958) , Ölüm ve K: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] (1956) , [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]orku Günleri (1962) , [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] (1966) , Kolhozda Hayat (1966) , Dönüş (1968) , Genç Temuçin (1969) , Badem Dalına Asılı Bebekler (1970) , Üşüyen Sokak (1972), Anneme Mektuplar (1988), Benim Gibi Biri (1988), Yoldaşlar (1992), Hatıralar (1995), Biz Beraber Geçtik Bu Yolu (1996), Yansılar I (1988), Yansılar II (1990), Yansılar III (1991), Yansılar IV (1993),Yansılar V , Yansılardan Kalan, Ben ve İçimdeki Ben (1994), Haluk'un Defterinden Londra Mektupları (1996), Hatıralarda Cengiz Dağcı (1998), Bay Markus' un Kopeği, Bay John Marple'ın Son Yolculuğu, Oy Markus Oy, Regina (2000), Rüyalarda Ana ve Küçük Alimcan (Bir Kırım Öyküsü) (2001).



    Ben göremem daha uzun boyunu
    Ahret derler kısaltamam yolunu
    Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
    Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

  9. #509
    Forum Gönüllüsü PELİN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu Yer
    ANKARA
    Yaş
    30
    Mesajlar
    6.509
    Ettiği Teşekkür
    1
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    53

    Standart

    KİTABIN ADI

    YABAN
    KİTABIN YAZARI
    YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU
    YAYIN EVİ VE ADRESİ
    BERİKAN YAYINLARI
    BASIM YILI
    1990

    1.KİTABIN KONUSU: Ahmet celal adında bir yedek subayın bir köyde yaşadıklarını anlatır.
    2.KİTABIN ÖZETİ:

    . Yakup Kadri Karaosmanoglu romanci kisiliginin en güçlü asamasini "Yaban" romani ile vurgular. Romanin ana konusu Kurtulus Savasi dönemindeki köy gerçegiyle bir Türk aydininin karsi karsiya gelmesidir. Romanin kahramani Ahmet Celal, Çanakkale'de aldigi bir kursun yarasiyla sag kolunu kaybeder. Harp malulü bir gazi olarak yapayalnizdir. Istanbul'un isgali üzerine hizmet eri Mehmet Ali'nin Porsuk çayi yöresindeki köyüne gider. Sehirden her gün gazete getirterek coskuyla savasi izler. Firsat buldukça köylülere durumun önemini anlatir. Köylüler agalarina baglidirlar. Onun yalan yanlis sözlerinin etkisiyle Ahmet Celal'i dinlemezler. O köyde umdugu yakinligi bulamaz.
    Köylülere göre Ahmet Celal bir yabandir. Konusmasi, tavirlari, giyimi, düsünceleri, duyarligiyla onlarin dünyalarinin disindadir. Kafasindaki, benligindeki acilardan kurtulmak için buraya gelmistir. Ama olaylar bunun olanaksiz oldugunu gösterir. Ilk günden beri köye uyum saglamaya çalisir. Fakat nedenini bilmedigi etkenlerden dolayi uyum saglayamaz. M.Ali'ye göre bunun sebebi, her gün tras olmak, bu dagin basinda sabah aksam dis firçalamak, saç taramak ve geceleri kitap okumaktir. Ama bunlar A.Celal'in tutkularidir. Ahmet Celal'in bu ilk defa Türk köylüsüyle karsi karsiya gelmesidir. Yoksulluk, cahillik ve pislik içerisinde yüzen köylülerimizin yürekler acisi durumuyla adeta soke olur. Çiplak doganin ortasindaki bu köyde herkes, çikarci Salih Aga'nin buyrugu altindadir. O ne derse olur. Yillar yili emek verdigi hizmet eri Mehmet Ali bile subayina degil, agasina inanir. Mehmet Ali'nin anasi Zeynep Kadin ile kardesi Ismail, Ahmet Celal'in bulabildigi dostlaridir. Ailenin reisi olan Zeynep Kadin, zor kosullarda bile bir mese kütügü kadar saglamdir. Ismail yasina göre daha çocuksu ve cüce görünüslüdür.
    Bütün bu olumsuz durumlara üzülen genç Subay bunalim geçirir. Hava almak için çiktigi bir günde komsu köyden bir kiza elinde olmayarak asik olur. Bu askini Donkisot ile Dulcine'ye benzetir.
    Köyde Mustafa Kemal'in açtigi Kurtulus Savasini anlatmaya çalisan Ahmet Celal'a kimse inanmaz. Köy halki baska anlayis içindedir. Her yil köye gelen Seyh Yusuf'un zehirli düsünceleri, köylünün inançlari olur. Ahmet Celal, okumus ile okumamis insanlar arasindaki o derin uçurumu tüm çiplakligi ile yasar. Anadolu'nun yüzyillar boyunca ihmal edilmisligini anlar. Hergün olup bitenleri ani defterine yazar. Öte yandan, Yunanlilar köyleri yagmalar, atese verir, halka iskence ederler. Bir gün Ahmet Celal'in bulundugu köye girerler. Köylüler kaçarak dereye gizlenirler. Ahmet Celal ise, herseye karsin, Türk askerlerinin gelecegine ve Zaferin onlardan yana olacagina inanir. Düsman onlari kolaylikla bulur, yakalayip köy meydaninda öldürür. Ahmet Celal ile Emine de vardir aralarinda. Genç subay, bir ara, karisikliktan yararlanarak Emine'nin elini tutar, birlikte kosmaya baslarlar. Düsman ates açar, ikisi de yaralanirlar. Zorlukla köyün mezarligina ulasirlar. Orada sabaha kadar beklerler. Ertesi gün yola çikacaklardir. Fakat Emine yürüyecek halde degildir yarasi agirdir. Ahmet Celal yazdigi bir defteri kizin eline sikistirir. Bilinmeyen bir gelecege dogru umutsuzca yürür gider.
    3.KİTABIN ANA FİKRİ: romanda köy insaninin kendi iliskilerini ve toplumsal olaylar karsisindaki tavrini islemiştir.
    4.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Romanda belirtildigine göre, sehirden gelmis her aydin, köylü için bir "Yaban"dir. Eserin birçok yerlerinde yukardaki örneklerde görüldügü üzere köylü-aydin iliskisi üzerine, roman sinirini asip makale sinirina giren ve yazarin kisiligini açikça ortaya koyan sahifeler vardir. Yazarin deyimiyle "hikayeyi bölük pörçük eden bu feryadimsi hutbeler" ve bu çesit olaylarla Yaban'in hemen her tarafi tiklim tiklim doludur. Bu tutum, realist bir eserde, roman teknigi bakimindan bagislanamayacak önemli bir kusurdur.(7) Ahmet Celal köylülerle kaynasip kendini yenilemek istemektedir. "Onlar gibi olmak, onlar gibi oturup kalkmak, onlarin diliyle konusmak. Haydi bunlarin hepsini yapayim. Fakat onlar gibi nasil düsünebilirim? gibi sorularla bunun bir yerde imkansiz oldugunu vurgular. Kisi ile toplum arasindaki uyum tek dis görünüsle olmaz. Kisi düsünce ve hissetme yönüyle ayni olmalidir. Romanin tezine bu açidan bakilinca degisik bir vurgulama ortaya çikiyor. Aydin ile köylü arasindaki uzakligin romanin tezi oldugunu ileri süren elestirmenler, bu kopuklugu, Osmanli döneminde oldugu gibi, yalnizca kültür ikilesmesinden dogan bir kopukluk gibi görüyorlar. Karaosmanoglu bunu da dile getiriyor kuskusuz, ama Yaban'da vurgulanan karsitlik, vatani kurtarmak için savasan ilerici aydinlarla Kurtulus savasi'na inanmayan gerici köylüler arasindadir. Ahmet Celal ile köylüleri ayri dünyalarin insani yapan, okumus kentli ile cahil köylü arasindaki farkli tutumlardir
    5.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: Yirminci yüzyil edebiyatinin büyük romancisi 27 Mart 1889'da Kahire'de dogdu. Manisa'nin taninmis bir ailesi olan Karaosmanogullari'ndan Abdülkadir Bey'in ogludur. Ortaokul ikinci sinifina kadar Manisa'da okudu. 1903'de Izmir Idadisi'ne (Lisesi'ne) girdi. Sonra ailesiyle birlikte gittigi Misir'da, Fransiz koleji'ne devam etti (1906-1908). Istanbul'a gelerek Fecr-i Ati topluluguna katildi (1909). Bir yandan gazete ve dergilere makale ve hikayeler yaziyor, öte yandan edebiyat ve felsefe ögretmenligi yapiyordu (1910-1917). Kurtulus Savasi yillarinda Anadolu'ya geçti. Sakarya'yi, Bati Cephesi'ni dolasti. Zafer sonu Mardin ve Manisa'dan birkaç kere milletvekili seçildi. Aylik fikir dergisi "Kadro'yu" çikardi (1932-1934). Sirasiyla Tiran, Prag, Lahey, Bern elçiliklerinde bulundu (1934-1942). Emekliye ayrildiktan sonra, verimli bir yazi hayatina atildi. Ulus gazetesi basyazari, Kurucu Meclis üyesi oldu. Manisa milletvekilligi yapti (1961-1965). Anadolu Ajansi Yönetim Kurulu Baskanligi (1965-1974) görevinin yanisira yazarligini sürdürürken Ankara'da öldü (13 Aralik 1974). Istanbul'da Besiktas'taki Yahya Efendi mezarliginda annesinin yaninda topraga verildi.
    Yakup Kadri Karaosmanoglu eserlerinde Türk toplumunun Tanzimat'tan Atatürk Türkiyesi dönemlerindeki yasantisini iyi sekilde yansitan, hikaye, makale ve roman yazarimizdir. Anlatiminda kendine özgü bir sanatçi olarak taninmistir. Romanlarinda birbirini tamamliyan bireysel ve toplumsal hayat zinciri tasvir edilir. Yapitlarinda çogunlukla, içinde yasadigi toplumun sorunlari üstünde düsünür. Anadolucu, Atatürkçü, Devletçi, Laik bir görüs içerisindedir. Romanlarindaki tiplerin çogu, iç dünyalari zengin, kötümser, düzensizlik kurbani, törelere, geleneklere bagli kisilerdir. Çözümlemeci, tasvirci, fikir ve tezci yönleri derhal dikkati çeker. Servet-i Fûnûn etkisiyle agirlasan ilk dili, ulusal edebiyat akimini benimsedikten sonra berraklasir. Siir, deneme, makale, ani, monografi, hikaye, tiyatro ve roman türlerinde yazmistir.
    (1) Yakup Kadri'nin sanat anlayisinda iki dönem vardir. Birinci dönemde, yazar "Edebiyat-i Cedide "den "Fecr-i Ati"ye geçen "Sanat,sanat içindir" ilkesini benimsemistir. Ikinci dönemde (1916'dan sonra), toplumsal olaylarin etkisiyle, topluma yönelmis, "Sanat, toplumun malidir" görüsüne ulasmistir. Bu dönemde yazdigi hikayelerinde, çogunlukla, Balkan Savasi, Birinci Dünya Savasi ve Kurtulus Savasi ile ilgili gözlemlerinden yararlanmistir.(1)
    Romanlari: Kiralik Konak, Nur Baba (1922), Hüküm Gecesi (1927), Sodom ve Gomore (1928), Yaban (1932), Ankara (1934), Bir Sürgün (1937), Panorama (1954) Hikayeleri: Bir Serencam (1913), Rahmet (1922), Milli Savas Hikayeleri (1947) Çesitli Makaleleri: Izmir'den Bursa'ya, Kadinlik ve Kadinlarimiz, Seçme Yazilar ve Ergenekon.
    Oyunlari: Nirvana, Veda, Saganak ve Magara'dir.
    Mensur Siirleri: Erenlerin Bagindan ve Okun Ucundan'dir.
    (1) Cevdet Kudret, Türk edebiyatinda hikaye ve roman s,103



    Ben göremem daha uzun boyunu
    Ahret derler kısaltamam yolunu
    Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
    Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

  10. #510
    Forum Gönüllüsü PELİN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu Yer
    ANKARA
    Yaş
    30
    Mesajlar
    6.509
    Ettiği Teşekkür
    1
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    53

    Standart

    KİTABIN ADI
    Bir Kadın Düşmanı.
    KİTABIN YAZARI
    REŞAT NURİ GÜNTEKİN
    YAYIN EVİ VE ADRESİ
    İNKİLAP ve AKA KİTABEVLERİ KOLL ŞTİ. İsatabul,Ankara caddesi,No.95
    BASIM YILI
    1982



    1. KİTABIN KONUSU : İnsanarası ilişkiler,insanlar,sevgi,hayalkırıklığı
    2. KİTABIN ÖZETİ :
    Babası Paşa olan Sara annesiyle birlikte ,İstanbul’da oturmakatalar.İstanbul gece hayatıyla şöhret olmasına ragmen Sara bir türlü şehire alışamamkta ve hemde babasını özlemekte.Babasına gitmek için ona mektuplar yazar.Fakat babası kızıyla aynı fikirde değil buna havaların soğuk olması neden olur. Zavalı kızcağız işlerinin düzgün gitmendiği için üzülüyor ve geceleri ağlıyor.Bu sıralarda Saranın dayısı olan Vassat Bey kızı Vesime’yi, Avrupada Hukuk fakultesinde mezun olan genç Remzi Beyle evlendirmeye karar verir ve bu düğüne Sara’yı da davet eder.Onların oturan kasaba Marmara denizinin kıyısında bir küçük kasabaydaıdı.Kasaba küçük olmasına rağmen zenginlerle dolu idi,Sara’nın dayısı da onların birisilerinden.Düğün alayını ,dünyanın en zengin ,en alaylı bir tiyatro kumpanyasına benzetmek için etraf baya uğraşmakta.Sara kasabada kendini iyi hissetmeye.yeni arkadaşlar edinmeye başlar.Arkadaşlarının arasında da sporcuların reisi,bir kadın düşman-Homongolos bulunmakta.Etraftakilerin Homongolos hakkında kötü şeyleri söylediklerine inanarak,Saranın içinde bir nefret duygusu ,ona karşı nir intikam alma isteği fayda olur.Bu intikam sadece kandisi için değil ,tüm kadınlığın adınaydı ve o artık açıkç.a Hamongolosa karşı gerçekten ,ciddice planlar kurarak ,kasabadaki genç kızlarla birlikte Ziya Bey’e savaş açar.Sara’nın maksadı :kadınları sevmeyen Homongolosa ,kendini sevdirerek,ayaklarının altına getirmek ve böylece dehşetli bir intikam almaktır.Daha önceden kurduğu planları ardarda gerçekleştirmeye başlar,fakat bir türlü düşündügü gibi olmamakta.Bu arada düğün hazırlıkları sona erip,Remzi Bey’le Vesime evleniyorlar.Düğünde yaşlılar ile gençler düğün manzarasını süslemekte.Bunların arasında tabi ki sporcular ve onların reisi- Homongolos bulunmakta.Olayların sonunda Sara hanım ‘’ Kadın düşmanını’’ mağlup eder.Konuşma sırasında son dakikada elini tutasken titreyen parmakları can çekişen hastaların eli gibi soğuk olması ,bunu ispatlamakta.O gece ‘’ Yarın sana ziyarete geleceğim’’-diyerek Homongolos ayrılıyor.Fakat o günden sonra Sara Hanım Homongolosu sadece onun mezarında görür.Çünküm Homongolosfeci bir kaza neticesinde ölüyor.Kitabın sonunda ‘’ölüm öyle bir şey ki ,insanı en büyük düşmanlarıla barıştırıyor.’’diyen Sara Hanımın üzücü cümleleriyle bitiyor.
    3. KİTABIN ANA FİKRİ : Trajedi,hayat acımasızlıkları

    4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

    5. Sara ,28 yaşında kendine kapanık,hayatı.doğayı,çocukları seven evlenmemiş genç bir kadın.
    Adnan Paşa ,Tüm hayatını askerliğe veren dürüst ailesini seven bir adam.Saranın babası.
    Nermine ,Sara’nın arkadaşı.Olayın başından sonuna kadar Sarayla mektuplaşmakta ve onaunla dertlerini paylaşmakta..
    Remzi Bey , Sara’nın dayısının kızının eşi.Vesimeyi kendisinden çok seven ,iyi bir genç.
    Vesime ,Remzi Bey’in eşi.
    Homongolos , (Bir kadın düşmanı),sporcuların hakiki reisidir.

    6. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Bu kitap SSBC dönemindeki
    kapalı olarak o dönemdeki sistemi anlatmaktadır.SSBC’de olan herşeyi kültür kaynaşmasını, 2’ Dünya Savaşını ,beklentilerini…

    7. KİTABIN YAZAR HAKKINDAKI KISA BİLGİ :
    SOLJENİTSİN ,1918’de Don kıyılarındaki Rostov’da doğdu . Babasını çok küçük yaşında yitirdiğinden öğrenim ve eğitimiyle annesi uğraştı.Rostov Üniversitesinde fizik ve matematik okudu, 1941 yılında mezun oldu. Bu yıllarda süregelen İkinci Dünya Savaşı onu da cepheye aldı.1945’te Doğu Almanya’da savaşırken Stalin aleyhinde konuştuğu gerekçesiyle tutuklandı kısa bir yargılamadan sonra , 10 yıla mahkum edildive çalışma kamplarına gönderildi.
    1970 Temmuz’unda aralarında J.P. Sartre ve Simon de Beauvoir’in da bulunduğu elli ünlü yazar 1970 Nobel Edebiyat ödülünü Soljenitsin’e verilmesi için bildiri yayınladılar.
    Nobel Kurulu ,sonunda 1970 edebiyat ödülünübu büyük yazara verirken şu gerekçeyi açıkladı:
    <<Klasik Rus Edebiyatını sürdüren tek yazar;çağımızın Dostoyevski’si.>>
    Soljenitsin’in önemli yapıtlarından bazıları şunlardır:
    İvan Denisoviç’in Hayatında Bir Gün- İlk Çember-Matriona’nın Evi-Kanser Koğuşu-Ağustos 14-Gulag Takımadaları



    Ben göremem daha uzun boyunu
    Ahret derler kısaltamam yolunu
    Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
    Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

Konu Bilgileri

Bu konuyu görüntüleyenler

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Kitabın dönüşüm mucizesi
    GAMZE - forum Edebiyat
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13-11-2013, 12:40
  2. 20 yılın müzikal özeti!
    donanma44 - forum Etkinlikler - Duyurular
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05-03-2013, 15:22
  3. Durumun özeti...
    TÜLAY - forum Agora (Meydan Yeri)
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 11-06-2009, 14:38
  4. InDesign CS3 Özeti
    donanma44 - forum Adobe İndesign Bölümü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 31-10-2008, 04:07

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

HAK SAHİPLERİNE ve YASAL MAKAMLARA Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, [email protected] mail adresinden bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler Hukuk Müşavirimiz tarafından incelenecek, şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır. Ayrıca, mahkemelerden talep gelmesi halinde hukuka aykırı içerik üreten ve hukuka aykırı paylaşımda bulunan üyelerin tespiti için gerekli teknik veriler sağlanacaktır.