alevilik,alevi forum,Alevi forumu,alevi,aleviler,alevilik tarihi


Sayfa 49 Toplam 69 Sayfadan BirinciBirinci ... 39474849505159 ... SonuncuSonuncu
Toplam 681 adet sonuctan sayfa basi 481 ile 490 arasi kadar sonuc gösteriliyor
Like Tree2Likes

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Sanat ve Kültür

Kategorisinde ve Edebiyat Forumunda Bulunan 999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçeriği Kısaca ->> KİTABIN ADI Kırık HayatlarKİTABIN YAZARI Halit Ziya UŞAKLIGİLYAYIN EVİ VE ADRESİ İnkilap Kitabevi-Ankara Caddesi No.95 İstanbulBASIM YILI 19891.KİTABIN KONUSU: Aile arasında yaşanan trajedileri, aile arasında geçen kavgaları ve ailelerin parçalanmaların ı anlatmaktadır. 2.KİTABIN ÖZETİ: İstanbul’da iç hastalıkları dalında uzman doktorluk yapan Ömer Behiç ve eşi Vedide Hanım kitabın baş kahramanları. ...

  1. #481
    Forum Gönüllüsü PELİN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu yer
    ANKARA
    Yaş
    25
    İleti
    6.514
    Tecrübe Puanı
    47

    Standart

    KİTABIN ADI Kırık HayatlarKİTABIN YAZARI Halit Ziya UŞAKLIGİLYAYIN EVİ VE ADRESİ İnkilap Kitabevi-Ankara Caddesi No.95 İstanbulBASIM YILI 19891.KİTABIN KONUSU: Aile arasında yaşanan trajedileri, aile arasında geçen kavgaları ve ailelerin parçalanmaların ı anlatmaktadır. 2.KİTABIN ÖZETİ: İstanbul’da iç hastalıkları dalında uzman doktorluk yapan Ömer Behiç ve eşi Vedide Hanım kitabın baş kahramanları. Ömer Behiç küçüklüğünde hep ailesinin sözünü dinlemiş, buyruklarından sapmamış ve itaatkar bir evlat olarak yetişmiştir. Ama meslek seçiminde ailesini dinlememiş ve kendi emelleri doğrultusunda hareket etmiştir. Babası onun Dahiliye yada Maliye’de çalışmasını istemiştir ama o, onlara doktor olacağını söyler, bu fikri ailesine açtığı zaman yanında eniştesi de vardır. Eniştesi de zamanında meslek seçimi konusunda ailesinden baskı gördüğü için bu olayda Ömer Behiç’e sahip çıkar. Ömer Behiç kendisini, ailesinin haberi olmadan Mülkiye Tıp Fakültesine kaydını yaptırır. Arkadaşları İstanbul’un çeşitli semtlerinde kendilerini eğlendirirken, Ömer Behiç arkadaşlarına eşlik etmeyerek her boş anını değerlendirir. Lakin arkadaşları arasından, Bekir Servet Bey onunla hep dalga geçerek onu ikna eder ve onu da bazen eğlencelere iştirak etmesini sağlar. Fakat Ömer Behiç bu olaylardan sonra hep pişman olur ve derslerine daha da sıkı çalışır. Dolayısıyla okulunu birinci olarak bitirir. Bu durum hiçkimse tarafından olağan karşılanmamıştı r. Herkes zaten böyle birşey olmasını beklemektedir. Okulunu birincilikle bitirdiği için Ömer Behiç’i , Avrupa’da okuması için devlet tarafından gönderilir. Orada da başarılar edinir. Burada okuduğu sırada anne ve babasını yitirir. Bu olay onu çok derinden etkilemiştir. Onların yanında olamadığı için bir an okuduğu için kendi kendine feryetlar eder. Aradan zaman geçtikten sonra İstanbul’a geri döner. Adeta kendini yeni doğmuş bir bebek gibi hissetmektedir. Bundan sonra hayallerini gerçekleştirme arzusu doğmuştur içinde. İlk olarak kendine bir muayenehane açacaktır, ardından bir eş bulup daha sonra rüyalarındaki evi yaptıracaktır. İlk hayali olan muayenehanesini açar. Zamanla çevresi gelişmeye, insanlar tarafından tanınır bir insan olmaya başlar. Daha sonra Vedide ile karşılaşır. Yıldırım aşkıyla ona tutulur. Onu , ailesinden istemeye gider. Evde Vedide Hanım çok utangaç davranınca dadısından şaka ile karışık fırça yer. Dadısı ona evde kalacağını ve güler yüzlü olmasını ister. Sonunda evlenebilirler ve sekiz yıl sonra iki tane çocukları olmuş olur. Çocuklarının adları Selma ile Leyla. Bir kaç yıl sonra evini de yaptırır. Tabi evi hep hayalindeki gibi inşa ettirmiştir. Evi Vedide’den gizli gizli yapmaya çalışır ama kendini tutamaz ve evin her ince ayrıntısına kadar anlatır. Birkaç ay sonra eve taşınırlar evleri artık onların üçüncü evlatları olmuştur. Ev artık bu mutlu aileye yeni bir renk katmıştır. Bir gün evin penceresinden Kağıthane çıkışı oluşan kalabalığı izlerler. Bu kalbalık onları bir heyecana sürüklemiştir. Daha sonra o kadar çok kalabalıklaşmış tır ki insanların yüzü anlaşılmayacak dereceye varmıştır. Daha sonra Vedide bir faytonun içinde iki güzel hanımı görür. Okadar çok renkli giyinmişlerdir ki hemen dikkatini çekmiştir. Onların kim olduğunu Ömer Behiç’e sorar. Ömer Behiç, ona Veli Bey’in kızları olduğunu söyler. Adları Nebile ile Neyyir. İşte bu kızlardan biri bu mutlu aile tablosuna bir leke gibi karışacaktır. Bir gün Veli Beyin eşi hastalanır. Dolayısıyla Ömer Behiç’i tedavi etmesi için çağırırlar. Tabi haberi getiren eski dostu Bekir Servet Beydir. Bekir Servet de Nebile’den hoşlanmaktadır. Bu yüzden hep bu ailenin yanına sık sık uğramaktadır. O da doktor olduğu için Veli Beyin eşini daha önce tedavi etmiştir. Veli Beyin kızları bir de Ömer Behiç Beyin muayene etmesini istemiştirler. Bu istek özellikle Neyyir’den gelmiştir. Çünkü Neyyir daha önce Ömer Behiç’i bir yerde görüp ona bir sevgi biriktirmeye başlamıştır. Tabi Ömer Behiç böyle ilişkileri hiç sevmez ve hep karşı çıkmaktaydı. Ama aralarında başlayan muhabbetten dolayı Ömer Behiç de ona karşı bazı hisler hissetmeye başlar. Ömer Behiç artık ona aşık olmaya başlar ve hep onun yanına gitmek için fırsatlar kollar. Artık evlere geç gelmeler, aileden uzaklaşmalar başlar. Bu durumu anlayan Vedide’nin kulağına dedikodular gelmeye başla. Ömer Behiç ile arası gün geçtikçe soğumaya başlar. Zamanla Ömer Behiç bu yaptıklarından dolayı kendine kızmaya başlar böyle birşeyi kendisinin yapamayacağını söyler. Yaptıklarından artık pişman olmaya başlar ve Neyyir’den ayrılmaya karar verir. Ama bir türlü bunu yapamaz. Bu olayların üzerine kızı Leyle da ağır hastalanın ca artık buna dayanamaz. Bu hastalığın, kendisinin yapmış olduğu ihanetten dolayı ortaya çıkan bir lanet olduğunu düşünür. Kızı menenjit hastalığına yakalanmıştır. Bütün aileyi bir yas tutmuş ve soğuk olan ortam hepten gergin olmaya başlamıştır. Birkaç hafta sonra kızını kaybeder. Bu olay bütün aileyi derinden etkilemiştir. Ömer Behiç uzun uğraşlar sonucu kendini Vedide’ye zor affettirebilmiş tir. Daha sonra böyle bir ihanet yapmamak şartıyla tekrar barışarak eskisi gibi olmayan hayatlarına devam ederler.3.KİTAB IN ANAFİKRİ: Zamanımız da bile devam etmekte olan aile içi ihanetlerin, her zaman sonunda pişmanlık verdiği bir durum aldığını gösterir.4.KİTA PTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLME Si: Ömer Behiç Bey, çok zeki, kendini her yönden yetiştirmeye çalışmış bir insan ama kendi nefsine sahip olamayan biri. Vedide Hanım çok iyi kalpli, kendini kocasının yanında cahil gören bir kişi. Bekir Servet Bey kendi zevkine düşkün, geleceğini düşünmeyen biri. Neyyir, kendi isteklerini kabul ettirmek isteyen bencil bir kadın.5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitap hala günümüz de bile devam etmekte olan aile içi ihanetleri anlatmakta olduğu için, ailelere özgü bir kılavuzluk yapacak nitelikte.6.KİT ABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:. Halit Ziya Uşaklıgil Önemli roman ve öykü yazarlarımızdan Halit Ziya Uşaklıgil 1867'de İstanbul'da doğdu. Mahalle mektebini bitirdikten sonra Fatih Rüştiye'sine devam etti. 1879 yılında ailesiyle birlikte İzmir'e yerleşti. Burada da rüştiyeye devam eden Halit Ziya, daha sonra Fransızca öğrenmek için Rahipler Okulu'na gönderildi. Fransızcadan ilk çevirilerini bu dönemlerde yapmaya başladı. 1884 yılında Tevfik Nevzat ile birlikte Nevruz dergisini, 1886'da da Hizmet gazetesini çıkardı. İlk romanını da bu gazete yayımladı. Halit Ziya okulunu bitirdikten sonra İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı. Aynı anda bir bankada memur olarak da çalıştı. 1893 yılında Reji İdaresi'nde başkatip olarak İstanbul'a atandı. İstanbul'da Hüseyin Siret, Mehmet Rauf, Rıza Tevfik, Hüseyin Cahit, Ahmet Rasim gibi yazarlarla yakınlık kurdu ve 1896'da Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katıldı ve Servet-i Fünun dergisinde ününü büyük ölçüde artıran romanlarını yazdı. Halit ziya 1901-1908 yılları arasında yazı yazmayı bıraktı ancak, II. Mesrutiyet döneminde yeniden basladı. Yazdıklarını 1923'te yayımladı. Bir süre Darülfünun'da estetik ve batı edebiyatı dersleri verdi. V. Mehmed tahta geçince onun mabeyn baskâtipliğine atandı ve dört yıl bu görevini sürdürdü. Daha sonra Reji İdaresi'nde yönetim kurulu başkanlığı yaptı.Başlıca Eserleri;Roman: Nemide, 1889,Bir Ölünün Defteri, 1889,Ferdi ve Sürekâsı, 1894, Mai ve Siyah, 1897 , Aşk-ı Memnu, 1900 , Kırık Hayatlar, 1923Öykü:Bir Muhtıranın Son Yaprakları, 1888 , Bir İzdivacın Tarih-i Muasakası, 1888, Heyhat, 1894 , Solgun Demet, 1901 , Sepette Bulunmuş, 1920 Bir Hikâye-i Sevda, 1922 , Hepsinden Acı, 1934, Onu Beklerken, 1935Aşka Dair, 1936, İhtiyar Dost, 1939 , Kadın Pençesinde, 1939İzmir Hikâyeleri, (ö.s.), 1950Oyun: Kabus, 1918 Anı:Kırk Yıl, 1936Sara ve Ötesi,1942 Bir Acı Hikâye, 1942Şiir:Mensur Şiirler, 1889 Denemeanata Dair, 3 cilt, 1938-1955



    Ben göremem daha uzun boyunu
    Ahret derler kısaltamam yolunu
    Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
    Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

  2. #482
    Forum Gönüllüsü PELİN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu yer
    ANKARA
    Yaş
    25
    İleti
    6.514
    Tecrübe Puanı
    47

    Standart

    Kitabın Adı : ATEŞTEN GÖMLEK
    Kitabın Yazarı : HALİDE EDİP ADIVAR

    Yayınevi ve Adresi :ÖZGÜR YAYINEVİ/MAYIS 2001



    1.KİTABIN KONUSU :

    Kurtuluş savaşının ilk romanı olan bu kitap,cepheden izinli gelen Halide Edip Adıvar’ın yoğun duygularıyla yazılmış olup konusu bir toplumun, bir ulusun yeniden var oluş mücadelesidir.

    2.KİTABIN ÖZETİ :



    Peyami, dışişleri mesleği seçen bir gençtir. Bacaklarını kaybetmiştir. Hatıralarını yazdığı sıralarda, kafatası açılarak içeride kaldığı sanılan bir kurşun aranacaktır.

    Peyami’nin uzak bir akrabası olan Ayşe, İzmir’den onunla evlendirilmek üzere İstanbul’a davet edilmiş, ama Peyami istememiştir. Bunun üzerine,onuruna çok düşkün olan Ayşe, bir daha hiçbir zaman Peyami’yle evlenmemeyi aklına koymuştur. Nitekim bir başkasıyla evlenir.Ayşe’ni n kardeşi Cemal de subay olan akrabadır Harbiye Nezaretindeki Binbaşı İhsanla mütarekenin ilk zamanlarından beri çok iyi anlaşmaktadırla r.O sırada hepsi İstanbul’da bulunmaktadırla r. Peyami’nin annesi, Şişlideki salonuyla o günlerin kibar kadını, tanınmış kadını, söz geçiren bir kadınıdır. Kadınlar arasındaki propagandayı o idare eder. İstanbul’da, çeşit çeşit inanç, türlü çalışma vardır. Özellikle manda taraftarları, ülkeyi bir başka yabancı devletin boyunduruğu altına koymak isteyenler çok çalışmaktadır. Bir gün İzmir’e Yunanlıların çıktığı haberi gelir. Ayşe’nin kocasını , küçük oğlunu, suçsuz insanla birlikte süngülemişler, delik deşik etmişlerdir. Ayşe, kalkar İstanbul’a Peyamilere gelir.

    İşte bu büyük toplantıdan sonra ihsanla Cemal, Anadolu’ya geçerler. Şiddetli bir tifo geçirdikten sonra Peyami’yle Ayşe de, bir kağnıya atlayıp Kandıra köylerinde İhsan‘a kavuşurlar. Bir çete kurmuşlardır. Ulusal harekete karşı koymak isteyen köylerie yol gösterirler. Peyami’yi, dil bilgisinden yararlanmak üzere, mütercim olarak Milli Müdafaaya verirler. Ankara’ya gelir. Ayşe hemşire olmuş Eskişehir’e gitmiştir. İhsan, sessiz ve çelikten bir insan gibi, yorulmak bilmeden didinir, çalışır. Hepsi Ayşe’nin, İzmirdeki kızının peşinde, İzmir yolunda ölmeye söz vermiştir. Bu sırada, sanki arkalarından ateşten bir gömlek giymişlerdir. Peyami, büyük bir uğraş vererek İhsan’ın komutasına geçmiştir. İhsan Peyami’ye nasıl Ayşe’yi sevdiğini anlatır. İkinci Dünya Savaşında kurşunların önüne atlamış; Ölümü beklemiş ama kurşun gelip göğsüne saplanmıştır. Hastahanede yer olmadığı için İhsanı otel odasına yatırmışlardır. Ayşe’de her sabah gelip yarasına bakıp gidermiş ve ihsan Ayşe’ye evlenme teklifi eder. Ayşe mantosunu alarak kaçmaya başlar. İhsan yarasını açarak ölüme teşebbüs eder.Ayşe geri döner ve Ayşe İhsana hava değişimi alarak Ankara yollar.Orada ihsanın amcasını kardeşiyle evlendirmek isterler ve ihsan kabul etmez ama dönerken amcasının kardeşini öperek gider. O anda da öpüşmeyi Ayşe görür. İzmir’de savaş başlamıştır ve vurulur Peyam'nin kolları arasında ölür.
    Ayşe’de vurulur.Peyami‘ de sedyeyle Ayşe’yi taşır ve bir köprü altında kaputa bulur kanlı gömlek buluyor. Bunun üzerine iki doktor hatıra defterindeki olayların, kafasına kurşun girmesi ileri gelme hayalleri olduğuna karar verdiler.

    3.KİTABIN ANA FİKRİ:

    Hükümet’lerin düşman,’millet’ lerin dost olduğu anlaşılıyor.Geç en onca zamana rağmen, o zamanlarda edinilen bu fikir hala süregelmekte ve tekrar anlam kazanmaktadır.

    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN DEĞERLENDİRİLME Sİ:

    ’Ateşten Gömlek’ bana göre anlatılan devrin ve yaşanılan olayların sözcüsüdür.Kita ptaki olaylar Anadoludaki savaş,yıkım ve zaferlerin sözcüsü olacaktır.Yine bu kitap acılar ve kırık sevinçler ortasında yarını özleyecektir.

    5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

    kitap beni ilk sayfasından itibaren kendisine çekti. Kitap kurtuluş savaşı yıllarını anlatarak o günlerin zor şartlarını anlatıyor. Herkese böyle bir kitabı tavsiye ederim, hiç düşünmeden…


    6.YAZAR HAKKINDA BİLGİ:

    Türk romancı. Siyasal alanda da etkinlik göstermiştir.
    İstanbul'da doğdu. Kimi kaynaklara göre doğum yılı 1884'tür. İngiliz terbiyesiyle yetişmesini isteyen babası onu Üsküdar Amerikan Kız Koleji'nde okuttu. Orada Rıza Tevfik'den (Bölükbaşı) Fransız edebiyatı dersleri aldı ve Doğu'nun mistik edebiyatını dinledi. Sonradan evlendiği Salih Zeki'den de matematik dersleri alıyordu. Koleji 1901'de bitirdi. 1908'de gazetelere yazmaya başladığı kadın haklarıyla ilgili yazılardan ötürü gericilerin düşmanlığını kazandı. 31 Mart Ayaklanması'nda bir süre için Mısır'a kaçmak zorunda kaldı.1909'dan sonra eğitim alanında görev alarak öğretmenlik, müfettişlik yaptı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. Gerek bu çalışmaları, gerekse müfettişliği sırasında İstanbul semtlerini dolaşması, ona çeşitli kesimlerden insanları tanıma fırsatını verdi. 1919'da Sultanahmet Meydanı'nda, İzmir'in işgalini protesto mitinginde yaptığı etkili konuşma ünlüdür. 1920'de Anadolu'ya kaçarak Kurtuluş Savaşı'na katıldı. Kendisine önce onbaşı, sonra da üstçavuş rütbesi verildi. Savaşı izleyen yıllarda Cumhuriyet Halk Fırkası ve Atatürk ile siyasal görüş ayrılığına düştü. 1917'de evlenmiş olduğu ikinci kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye'den ayrıldı. 1939'a kadar dış ülkelerde ya şadı. O yıllarda konferanslar vermek üzere Amerika'ya ve Mohandas Gandi tarafından Hindistan'a çağrıldı. 1939'da İstanbul'a dönen Adıvar 1940'ta İstanbul Üniversitesi'nd e İngiliz Filolojisi Kürsüsü başkanı oldu, 1950'de Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili seçildi. 1954'te istifa ederek evine çekilmiş ve 1964'te ölmüştür.



    Ben göremem daha uzun boyunu
    Ahret derler kısaltamam yolunu
    Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
    Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

  3. #483
    Forum Gönüllüsü PELİN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu yer
    ANKARA
    Yaş
    25
    İleti
    6.514
    Tecrübe Puanı
    47

    Standart

    Kitabın Adı

    Yüzüncü Ad

    Kitabın Yazarı

    Samih Rifat

    Yayınevi ve basım tarihi

    YKY / MAYIS 2001



    1.KİTABIN KONUSU: Baldessera Embriaco adında birinin “yüzüncü ad” adlı kitabın ardından yola çıkmasıyla beraber başından geçen ilginç olaylar.

    2.KİTABIN ÖZETİ: Herşey 1648 yılında Evdokim adlı bir Rus'un ta Moskova'dan kalkıp Libya'nın Cübeyl ilinde eski bir antika dükkanı ve kitapçısı olan Baldessera Embriaco'ya "Yüzüncü Ad" adlı kitabı sormasıyla başlar. Rusu Cübeyl' e getiren kendi ülkesinde yayınlanan "Gerçek ve Ortodoks Dininin Tek Kitabı" adlı kitaptır. Bu kitaba göre 1666 yılında dünyanın sonu gelecektir. Bu sonu engelleyecek tek şey ise Allah'ın yüzüncü adının yazıldığı idddia edilen Yüzüncü Ad adlı kitaptır. Ama Rus aradığını bulamaz, fakat garip bir şekilde ilerleyen yıllarda bir çok kişi Embrioca'nın dükkanına gelerek Yüzüncü Ad'ı sorar ve sonunda 1665 yılına gelinir. Artık canavarın yılına bir yıl kalmıştır ve dünyanın sonunu geldiğine dair söylentiler dilden dile dolaşmaktadır. Bazıları bunu saçma bulurlar ama bazıları iyiden iyiye kendini kaptırmıştır ve korku içindedir.
    Bir gün 7-8 yıl önce Cübeyl'e yerleşmiş olan ve birşeylerden kaçmış olduğu belli olan İdris adlı bir Müslüman Embrioca'ya gelerek eski ve değeri olmayan bir kitabı satmasını ister. Embriaco adama acır ve kitabı sattığını söyleyerek ona kitabın değerinin üstünde para verir adam buna karşılık olarak Embriaco'ya bir kitap verir. Bu kitap Yüzüncü Ad'ın ta kendisidir . Embriaco şaşkınlık içine düşer hemen okumak için dükkanına gider ama ne yazık ki tam kitabı okurken Fransa saray görevlisi olan Marmontel adlı bir soylu kitabı görür ve satın almak ister. Embriaco bu pek değerli kitabı satmak istemese de adam Fransa'yı temsil ettiği için ona hayır diyemez ve kitabı satar. Ertesi gün İdris'in öldüğü haberi kalır ve Yüzüncü Ad ile ilgili sorular cevapsız kalır. Embriaco, kendisini dünyanın sonunun geldiğine iyice kaptırmış olan büyük yiğeninin etkisiyle ve biraz da kendi pişmanlıktan dolayı küçük ve büyük yeğeniyle birlikte Marmontel'in peşine,İsatanbu l'a, düşerler. İstanbul'a giderken dünyanın sonuyla ilgili ilginç olaylarala karşılaşırlar. Ama bunlardan farklı ve daha da ilginç olanı ise Marta'dır. Marta, Embriaco'nun zamanında evlenmek isteyip de evlenemediği kadındır, çünkü Marta bir korsanla evlenmeyi istemiştir. Fakat şimdi Marta kocasını yıllardır bulamamaktadır ve artık öldüğüne dair bir belgeyi almak için İstanbul'a gitmektedir. Zamanla Embriaco ile Marta arasında bir aşk alevlenmeye başlar ve Marta'nın eski kocasının öldüğüne dair belgeyi alıp evlenme kararı alırlar.
    Embriaco İstanbul'a geldiğinde Marmontel'in gemisinin İzmir civarlarında korsanlar tarafından yağmalanıp batırıldığını öğrenir ve kitaptan ümidini keser bu arda Marta da ölüm belgesini alamaz ve şansını kocasının son görüldüğü yer olan Sakız Adası'nda denemek ister. Embriaco, Marta ve iki yeğeni İzmir'e giderler. İzmir'de kaderin bir cilvesi olarak Embriaco İzmir 'de tanıştığı bir arkadaşının evinde Marmontel'e kitabı satarken bir jest olarak verdiği yontucuğu bulur ve ona bunu nerden bulduğunu sorar. arkadaşı onu bir İngiliz arkadaşından aldığını ve arkadaşını da sabah İngiltere'ye aceleyle yola çıktığını söyler. Artık çok geçtir ve İngiltere'ye gitmeye hiç niyetli değildir ve o an için Yüzüncü Ad macerası kapanır. Artık tek yapmak istediği Marta'nın kocasının öldüğüne dair bir kanıt bulmaktır ve bu kanıtı bulmak için Sakız'a Marta ile beraber giderler, ama işler hiç umulduğu gibi gitmez. çünkü Marta'nı kocası yaşıyordur. Bunun üzerine Marta Kocasının evine ayrıldıklarını onaylatmak için tek başına gider çünkü kocasının yeni bir karısı vardır ama bir gün boyunca gelmez, Embriaco iki yeniçeriyle birlikte Marta'nın kocasının evine gider. Marta'ya bir şeyler olmuştur tüm yalvcarmalara rağmen geri dönmez. bunun üzerine iki yeniçeri yalan beyanda bulunmkatan Embriaco'yu tutuklarlar ve bir gemiye gözleri elleri bağlı olarak Cenova'ya sakız kaçakçılığı yapan bir gemiye koyarlar.
    Cenova bir Cenevizli olan Embriaco'nun atalarının çok eski yıllarda yaşadığı ve şehrin en zengini ve en ihtişamlı sülalesi olduğu şehirdir. Geminin kaptanına kendisini tanıtır ve kaptan onu saygıyla karşılar ve onu Cenova'ya geldiklerinde eskiden Embriacoların hizmetinde bulunmuş, onların sayesinde şimdi şehrin en zengini olmuş Gregerio Mangiavacci ile tanıştırır. Adam onu evinde uzun bir süre en yi şekilde arar Cenova’da kalıp kızıyla evlenmesi için ısrar eder. Ama Embriaco'nun aklı Marta ve iki yeğenindedir. Bu sebepten Marta'nın tehdit edildiği inancını taşıyarak Sakız'a döner ama Marta onu reddeder. Embriaco'nun dünyası mahvolur ve Cenova'ya geri döner.
    Gregerio, Embriaco'dan şirketinin bir kısmına sahip olan bir adama bir zarf teslim etmesini ister. Teslim edeceği yer Portekiz'dedir, bu yüzden kabul etmez ama Gregerio ona bir oyun oynar ve gitmek zorunda kalır Portekiz' e gelince zarfı teslim eder ve zarf karşılığında yüklü bir miktar para alır. Artık yeniden parayı teslim etmek için Cenova'ya dönmek zorundadır. Geri dönerken Holandalı bir savaş gemisi gemilerini teslim alır ve gemiyi gemidekilerle birlikte Hollanda'ya götürür orada bir süre tutulduktan sonra serbest kalır. Artık tek isteği eve dönmektir ama Yüzüncü Ad macerasını yeniden başlatır ve yolunun üzerinde Londra' ya uğrar. Orada İngiliz'i bulur, İngiliz ona kitabı bir rahibe sattığını söyler. Embriaco rahibin adresini alır ve adrese gider, kitabı satın almak ister . Adam kitabı satmıyacağını fakat Arapça yazılı kitabı ona açıklaması karşılığında kitabı verebileceğini söyler. Embriaco buduruma çok sevinir, hem kitabı okuyup yüzüncü adı öğrenme şansını yakalayacaktır hem de kitaba sahip olacaktır. Ama garip bir nedenledir ki kitabı her okumaya başladığında gözlerine bir perde iner, okuyamaz, ama bu durum rahibe söylemez, kitabı okur gibi yapar ve kafasından birşeyler sallar. Bu arada 1666 yılına çoktan girilmiştir ve Embriaco dünyanın öbür taraflarında neler olduğunu merak etmektedir. Bu sırada Londra'da büyük bir yangın başlar. Nerdeyse tamamı ahşap olan veleriyle birlikte Londra'nın yarısı yanmıştır. Embriaco kitabı alarak Londra'dan kaçar ve çeşitli yollarla Cenova'ya yeniden döner parayı teslim eder ve adamın kızıyla evlenmeyi kabul ederek evlenir.
    Artık 1666 yılının sonları gelmiştir ve son gün de olaysız geçer. Böylece Yüzüncü Ad macerası biter. kitabı sonsuza kadar paslanmak üzere evinin en ücra köşesine koyar.





    3.KİTABIN ANA FİKRİ: İnsanoğlu kaderin elinde şekillenen bir varlıktır. Kader insanı bir anda küçük bir sebepten evinden, yurdundan uzaklaştırabilr hatta geri dönmesini bile etkileyebilir ve hayal edemeyeceğiniz olaylarla baş başa kalmanızı sağlayabilir.

    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLME Sİ: Kitap ilk başlarda sıkıcı gelmekle beraber zamanla olay kahramanının bir yerden bir yere sürüklenmesi ve ilginç olaylarla karşıllaşmasıyl a heyecanlanıyor, ama şunu belirtmekte yarar var ki kitabın sonuna kadar beklenen yüzüncü adın açıklanmayışı kitabın sonunda iyi bir izlenim bırakmıyor.



    Baldessera Embriaco: Ataları yıllar önce Cenova’dan Cübeyl’e göçmüş olan Doğudaki Cenevizlilerin son temsilcisi. Doğuda büyük bir üne sahip bir antika dükkanı var ve bu sayede çok zengin. Konuşmaktan daha çok dinlemeyi seven sabırlı biri ve kadere inanan biri.

    Marta: Baldessera’nın gençliğinde aşık olup evlenmek istediği kadın, fakat o zamanında bir korsanla evleniyor ve daha sonra kocası onu terkediyor.

    Gregerio Mangiavacci: eskiden sülalesi Embriacolaraın hizmetinde bulunmuş ve şimdi onların sayesinde zengin olan biri. İri cüsseli biri fakat duygusal bir yapıya sahip. Kızını Embriacom ile velendirmek istiyor.

    5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
    kitap ilk başta can sıkmakla beraber zamanla heyecanlanan konusu ve kahramanın başından geçen ilginç olaylarla kitaba bir renklilik geliyor ama sonunda yüzüncü adın açıklanmayışı bir hayal kırıklığı.
    6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:
    Amin Maalouf 1949’da Lübnan’da doğdu. Ekonomi ve toplumbilim okuduktan sonra gazeteciliğe başladı;1976’da n beri Paris’te yaşıyor. Çeşitli yayın organlarında yöneticilik ve köşe yazarlığı yapmış olan Maalouf, bugün vaktin bir çoğunu kitaplarını yazmaya ayırmaktadır.
    Çok iyi bildiği Asya ve Akdeniz çevresi kültürlerinin söylencelerini yapıtlarında başarı ile işleyen yazar, ilk kitabı Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri ile tanındı. Ve bu kitabın çevrildiği dillerde de büyük bir başarı kazandı. 1986’da yayımlanan ve aynı yıl Fransız- Arap Dostluk ödüllü kazandığı ikinci kitabı Afrikalı Leo ise bugün bir “klasik” kabul edilmektedir.
    Maalouf’un 1988’de yayımlanan ikinci romanı Semerkant da coşkuyla karşılandı ve pek çok dile çevrildi. Beatrice’den sonra Birinci Yüzyıl ve Işık Bahçeleri romanları ardından, 1993’te yayımlanan romanı Tanios Kayası ile Goncourt ödülünü kazanan yazarın Doğunun Limanları adlı kitabı 1998’te çıktı.Yazarın son yapıtı Yüzüncü Ad’dır.



    Ben göremem daha uzun boyunu
    Ahret derler kısaltamam yolunu
    Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
    Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

  4. #484
    Forum Gönüllüsü PELİN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu yer
    ANKARA
    Yaş
    25
    İleti
    6.514
    Tecrübe Puanı
    47

    Standart

    KİTABIN ADI

    KAMİL VE MERYEM’E DAİR

    KİTABIN YAZARI
    ARTUN ÜNSAL
    YAYIN EVİ VE ADRESİ

    YAPI KREDİ KÜLTÜR SANAT YAYINCILIK TİCARET VE SANAYİ A.Ş. İSTİKLAL CADDESİ, NO:285 BEYOĞLU 80050 İSTANBUL
    BASIM YILI
    MAYIS 1996




    1.KİTABIN KONUSU:

    Okuduğum kitapta Kâmil ve Meryem’in büyük aşkı ve büyük ümitlerle göç ettikleri Ankara’da başlarına gelenler anlatılmaktadır .

    2.KİTABIN ÖZETİ:

    Tahir ile Zühre”, Arzu ile Kamber”, “Kerem ile Aslı” ………. Binlerce yılın yorgunu Anadoluda daha nice beraberlikler yaşanmıştır. Ama “ Kâmil ile Meryem’inki bir başka. Çünkü destan konusu olmayacak kadar gerçek ve olağan. Özelllikle 1940’lardan itibaren sonra bu yana köylerinden, çift- çubuklarından koparak gelip, büyük kentlerin pırıltısına bir pervane gibi takılan milyonlarca Anadolumuz vardır. Onlardan yalnızca ikisi Kâmil ve Meryem.


    Ankara’nın mantar gibi fışkıran kondularındfa yaşayan amele,işçi, küçük memur, esnaf, gündelikçi yüzbinlerce köy kökenli çiftten bir örnektir. Kâmil ve Meryem Çankırı’nınn Kurşunlu ilçesine bağlı Pınarcık Köyü’ndendir. Kâmil , babasını yaklaşık 12 yaşında kaybetmiş ve gerçekten fakir bir ailenin çocuğudur. Abileri Kazım ve Ali; ablası ise Habibe’dir. Evin en küçüğü Kâmil’dir. O da babasının vefatından sonra ailesine yardım etmek için askerlik çağı gelene kadar köyde para karşılığında köydeki insanların davarlarını gütmektedir. Ailesi özellikle babasının vefatından sonra maddi yönden çok sıkıntı çekmiştir. Kâmil’in o zamanları en büyük hayali köyde hali vakti yerinde olan Bezcigillerden İbrahim’in kızı olan Meryem’le evlenmektir. Meryem ise Kâmil’le oranla biraz daha yaşça küçük ama gerçekten çok sevimli bir kızdır. İçinde sürekli okuma-yazma isteği vardır. Ama o da sınıf öğretmeninin gazabına uğrayarak bu isteğini gerçekleştireme z. Gerçekten de Meryem’inde Kâmil’de gözü vardır. Haftada birkaç gün Meryemgilin samanlığında buluşup orada konuşurlar ama birgün Meryem’in annesi bunları samanlıkta yakalr. Ve daha sonra Meryem’in evden çıkmasını yasaklar. Meryem’in babası İbrahim durumdan haberdar olunca hemen kızını fakir Kâmil’e vermemek için kızı Meryem’Ie köyde daha zengin birisine vermeyi ister. Bunu öğrenen Kâmil, Meryem’i kaçırır. İlk başlarda Meryem ve Kâmil’in annesi iyi anlaşır ama Kâmil askere Kars-Kağızman’a süvari olarak gittikten sonra aralarına kara kediler girer ve bir türlü anlaşamazlar. Bu olaylar ta ki Kâmil askerden dönüp Meryem’le beraber Ankara’ya gidene kadar devam eder. Meryem ve Kâmil her ikisi de Ankara’ya gitmek isterler. Çünkü artık rençberlik fazla para getirmemektedir . Bundan dolayı Ankara’daki amcaların yanına giderler.
    Kâmil ve Meryem‘in o zamanki tek hedefleri başlarını sokacak bir evlerinin olmasıydı. Bundan dolayı Kâmil tren garında çalışırken Meryem de ev giderlerini karşılamak için akşamları evde çamaşır yıkar, gündüzleri ise ev işlerine gider. Daha sonra kendilerine göre bir ev tutarlar. Komşuların önerileriyle İzmir Caddesi’ndeki Demirtepe’de kapıcılığa başlarlar. Sonunda 2,5 yıl sonunda Haymanalı hemşerilerinden 500 liraya çok küçük de olsa bir gecekondu alırlar.


    Bu arada Kâmil ve Meryem’in şimdiye kadar Naile, Zeliha ve Yalçın isimli üç çocuğu olur. Çocuklarından en büyüğü Naile’dir. Kâmil, Sağlık Bakanlığında bir iş bulur. Maaşı da o zamana göre iyidir.Bu maaş ve Meryem’in kazandıklarıyla bu aile derin bir nefis alabilir. Ama bu arada Kâmil Zekiye adlı bir dul bir bayana takılır. Meryemgilin mahallesinde oturur. Kâmil gün geçtikçe Zekiye’ye bağlanır ve artık ona bir ev tutup eve geç gelmeye başlar ve sonunda Kâmil’in Zekiye isimli dul kadınla beraber olduğunu, Kâmil’in onun için ev tuttuğunu öğrenir. O zamanlarda Kâmil eve aldığı maaşı da getirmez. Meryem de o zamanda fazla iş bulamadığından özellikle çocuklar büyük sıkıntı içine girerler. Çocuklar artık yakındaki çöpe gidip oradan bulduklarını yemeye başlarlar. Bu arada Kâmil’in Zekiye adlı dul kadından iki tane çocuuğu olur.


    Meryem olan bu olaylara rağmen gidip “Kâmil” le konuşur. Ona olan bitenleri anlatır ve sonunda onu ikna eder. Kâmil yaptıklarından gerçekten çok pişman olur; Meryem ve ailesinden özür dileyerek evine yeniden döner. Bir yıl sonra Kâmil ve Meryem’in ilk önce Yalçın daha sonra Gürsel isimli iki çocukları olur. Özellikle Kâmil çocuklarıyla daha çok ilgilenmeye başlar. Daha sonra aradan yıllar geçtikten sonra çocuklar iyice büyür ve okula gitmeye başlarlar. Ama bu zamanda da aksilikler bunları yalnız bırakmaz. En büyük kızı olan Naile komşusuyla kaçar, en küçük çocuk olan Gürsel kızamık çıkartır. Bunu üzerine ışık yakarlar ama Gürsel gün geçtikçe daha da zayıflar ve bir deri bir kemik kalır. Sonunda Gürsel’i Hacettepe Hastanesi’ne götürürler. Oradaki doktor Gürsel’e artık hiçbirşey yapılamayacağın ı söyler. Bunu duyan Meryem ve Kâmil kahrolurve sonunda Gürsel’i diri diri gömerler. Aynı akşam Meryem, kızını rüyasında görür ve onun canlı olduğunu iddia eder. Bunun üzerine Kâmil ve Meryem Gürsel’i yerinden çıkarırlar ve daha sonra uzun bir süre yoğurt ve sütle baktıktan sonra ölmüş olduğu iddia edilen Gürsel’i yeniden canlandırırlar. Bu olayların yanında Yalçın evlenir. Aile zorluk ve sıkıntı çekerek de olsa güzel bir düğün yaparlar.


    Sonunda aradan yıllar geçer ve Kâmil emekli olacaktır. Aradan tam tamına otuzsekiz yıl geçer ve bir zamanlar çekici gelen Ankara artık Kâmil için bir taş yığınından başka bir şey değildir. Bundan dolayı emekli parasını aldıktan sonra köye bir ev yapıp orada hayatını devam ettirmek ister ama bir türlü Meryem’I ikna edemez. Sonunda köyde bir ev yaptırırlar ve yazın köyde, kışın Ankara’da kalmaya beraber karar verirler. Daha sonra emekli parasıyla yeni bir apartman dairesi alırlar. Çilekâr Meryem ise artık iyice yaşlanır ve romatizmadan dolayı sürekli doktor kontrolüne gider. Çocukları ise artık hepsi evlenmiş ve çoluk çocuğa karışmışlardır.




    3. KİTABIN ANA FİKRİ:


    Özellikle 1940’lardan sonra bu yana köylerinden, çift çubuklarından koparak gelip, büyük kentlerin pırıltısına bir pervane gibi takılan milyonlarca Anadolumuz var. Onlardan yalnızca ikisi Kâmil ve Meryem.Bu iki genç gibi birçok insan bu pırıltıya takılıp güzelim köylerini bırakıp büyük kentlere göçetmektedir.B u olay sadece göç olayı olarak kalmamakla birlikte giderek büyük bir sorun haline dönüşmektedir. Yeni göçeden bir birey için ilk önce başını sokacak bir ev ve daha sonra da hayatını devam ettirmek için bir de iş gerekmektedir. Bu faaliyetler yerine getirilmezse; bunlar o kentte çarpık kentleşmei işsizlik, toplumda huzursuzluk ve hırsızlık gibi olaylar alarak geri dönmektedir. Okuduğum bu kitapta bu göç olayı çok etkili bir biçimde anlatılmaktadır .



    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLME Sİ:

    Okuduğum kitapta işlenen konu Kâmil ve Meryem arasında geçmektedir.

    Kâmil, yaklaşık 12 yaşında babasını kaybettikten sonra hayatını devam ettirmek için para karşılığında köydeki insanların davarlarını gütmektedir. Bu zamanda ailesiyle beraber maddi yönden çok sıkıntı çekmişlerdir. Çocukluundan bu yana hem zengin olma ve çocukluk arkadaşı olan Meryem’le evlenmek istemiştir. K;âmil gerçekten tuttuğunu koparan , azimli ve ayrıca çok çalışkan bisidir.

    Kâmil’den yaşça büyük olan Meryem’de Kâmil’le beraber Pınarcık Köüyü’ndendir. Kendisi gerçekten çok çalışkan birisidir. Kâmil’le beraber Ankara’ya göç ettikten sonra aile giderlerini kaşılamak için odacı ve temizlikçi olarak birçok yerde çalışmıştır. Kendisi ailesine bağlı, çocuklarını seven ve onların geleceği ve sıhhati için herşeyi yapmaktan kaçınmayan birisidir. Gerçekten de onlar için bir çok fedakarlıklarda bulunmuştur.


    5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:


    Artun ÜNSAL çok güncel bir kou olan “KÖYDEN KENTE GÖÇ” ün etkikerini, Kâmil ve Meryem’in başından geçen olayı da kullanarak çok etkili bir biçimde anlatmıştır.


    Yazarımız sade, yalıni kolay anlaşılabilir bir şekilde bu öyküyü yazmıştır. Ayrıca toga, zara ve rençberlik….vb Ankara şivesine ait olan bu kelimeleri kullanarak öykümüzü daha anlamlı ve aynı şekilde akıcı yapmıştır. Yazarımız özellikle kişi tasvirlerinde çok başarılı olmuştur. Ama öykünün bazı bölümlerinde kopukluklar vardır. Bu da öyküde yer alan bazı olayların anlaşılmasını biraz güçleştirmekted ir. Bütün bunlara rağmen kitabımız gerek konusu gerekse dili olsun erçekten çok iyi bir dille yazılmıştır.

    6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:



    Artun ÜNSAL, 1942’de İstanbul’da doğdu. Paris Üniversitesi’ni Hukuk Fakültesi’ni 1966’da, Siyasal İncelemeler Enstitüsü’nüyse 1967’de bitirdi. 1970’de Siyasal Bilim doktorasını tamamladı. 1970-1973 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi’nd e, 1975-1982 yılları arasında Ankara Üniversitesi SBF’de çalıştı; 1983 yılının sonunda istifa edip Hürriyet gazetesine girdi; 1986-1992 yılları arasında bu gazetenin Paris temsilciliğini yürüttü. Bir dönem (1972-1986) gazetecilik yaptı.


    Ekim 1994’te Galatasaray Üniversitesi’nd e öğretim üyeliğine atanan Boğaziçi Üniversitesi’nd e dersler veren Prof. Dr. Artun ÜNSAL’ın yapıtlarından Siyasal ve Anayasa Mahkemeleri(198 0), Kent ve Siyasal Şiddet(1982), Benin Lokantalarım(19 96) Türkiye’de yayımlandı. Fransa’da yayımlanan çalışmalarından biri Istanbulla Magnifique’dir.


    Hürriyet ve daha sonra Posta gazetelerinde haftalık lokanta eleştirileri yazmayı sürdüren Artun ÜNSAL’ın Osmanlı mutfağı üzerine yaptığı incelemeler çeşitli dergilerde yayımlandı. Geleneksel Türk mutfağı üzerine yaptığı incelemeler yurtiçive yurtdışında çeşitli çeşitli toplantılara katılan ÜNSAL, TRT 1’de yayımlanan “Damak Tadı” adlı programda danışmanlık ve aynı zamanda sunuculuk yapmaktadır.










    Ben göremem daha uzun boyunu
    Ahret derler kısaltamam yolunu
    Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
    Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

  5. #485
    Forum Gönüllüsü PELİN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu yer
    ANKARA
    Yaş
    25
    İleti
    6.514
    Tecrübe Puanı
    47

    Standart

    KİTABIN ADI

    KÜÇÜK AĞA

    KİTABIN YAZARI
    TARIK BUĞRA
    YAYIN EVİ VE ADRESİ

    SİMURG KİTAPÇILIK, YAYINCILIK VE DAĞITIM LTD. YEREBATAN CADDESİ, SALKIM SÖĞÜT SOKAĞI 9-CAĞALOĞLU 34410 İSTANBUL
    BASIM YILI
    1993







    1.KİTABIN KONUSU:


    Küçük Ağa , Tarık Buğra’nın en tanınmış ve en çok ses getiren romanıdır.Kitap ta, Birinci Dünya Savaşı sonrası halkın düştüğü zor durum ve Milli Mücadele konu alınmıştır.Anad olu kasabalarında işgallere karşı direnişlerin gerçekçi anlatıları kitabın önemini artırmaktadır.


    Birinci Dünya Savaşı ile birlikte Osmanlı Devleti eski gücünü,heybetin i kaybetmeye başlamış,isyanl ar ve işgallerle zayıf duruma düşmüştür.Kitap ta, bir Anadolu kasabası olan Akşehir'den yola çıkılarak ,kurtuluş mücadelesinin bir bölümü anlatılmaktadır .Olaylar Akşehir’in bir kasabasında başlar ve gelişir.

    2.KİTABIN ÖZETİ:


    Dünya Savaşı resmen sona ermiş olmakla birlikte , Osmanlı Devleti üzerinde yarattığı etkiler tüm gücüyle devam emektedir.Savaş sonrası bir çok asker memleketlerine geri dönmüştür.Zayia tın büyüklüğü evlerine dönen erlerin çoğunun gazi oluşuyla daha da iyi anlaşılmıştır.B u erlerden biri de Salih adlı Akşehirli bir askerdir.Memlek etine döndüğünde kaybettiği kolunun acısıyla beraber , ülkenin durumunu daha acı bir şekilde anlayan Salih gittiğinden beri çok şeyin değiştiğini görür.Önceleri dost olarak yaşayan Rumlar ve kendi halkı şimdi birbirinden soğumuştur.Sali h’in samimi arkadaşı olan Niko da bir Rumdur ve gelişmelerden o da yavaş yavaş etkilenmeye başlamıştır.



    Yunan ve İngiliz ordularının işgal haberleri gelmekte ve iki halkın birbirine olan düşmanlığı artmaktadır.Sal ih ise yüzyıllardır Osmanlı himayesinde rahatça yaşayan Rumların bu davranışını bir ihanet olarak görmekle beraber arkadaşı Niko’dan kopamamaktadır. Rumlarla olan dostluğu kasabalı tarafından fark edilir ve kasabalı Salih’i dışlar.Salih artık sürekli Niko ve O’nun çevresiyle dolaşır olmuştur.Artık Osmanlı ve Padişaha olan güvenci de sarsılmıştır.Ka ybettiği kolunun hayatına tesiri büyük olmuştur.Kimsen in O’na hak ettiği saygıyı göstermediğine inanan Salih kendi dünyasına çekilmiştir..Öt e yandan halk işgallere tepkisiz kalmama kararı almıştır fakat bunun kimin önderliğinde yapılacağı karmaşası vardır.



    Salih artık istenilmeyen biri olmuştur.Bu sırada kasabaya İstanbullu Hoca adında bir hoca gönderilir.İsta nbul’dan gönderiliş amacı kasabada padişaha ve Osmanlı’ya bağlılığı teşvik edici düşünceyi sağlamaktır.Hoc a gerçekten de çok etkili bir insandır ve halkın büyük beğenisini ve takdirini kazanır.Vaazlar da cemaate Osmanlı padişah ve din lehinde düşüncelerini aktarmaktadır.B u sırada memlekette Hoca’nın düşüncesine tam ters olmamakla birlikte , kurtuluş ümidi olabilecek bir örgüt kurulmaktadır.K uvayı Milliye adı verilen bu örgüt Anadolu’da işgalleri önlemek ve İstanbul ve padişah yönetiminin boyunduruğundan kurtulmak için kurulmuştur.Fak at Kuvayı Milliye’nin işi çok güçtür.Memleket te işgallere karşı veya işgallerden yana bir çok örgüt vardır. Kuvayı Milliye önce bu örgütleri kendi tarafına çekmeli veya bertaraf etmelidir.Hocan ın vaazları da Kuvayı Milliye ilkelerine ters düşmektedir.Hoc a her fırsatta padişaha bağlılıktan bahsetmektedir , Kuvayı Milliye ise padişahtan kurtulmak ,yeni bir yönetim kurmak amacını gütmektedir.İşt e bütün bu ihtilaflar dolayısıyla Kuvayı Milliye yandaşları ve Hoca arasında bir elektriklenme ve zıtlaşma meydana gelir.Hoca ise halka kendini çok sevdirmiştir çünkü her yönüyle iyi ve doğru bir insandır.Fakat Hoca da kendi içinde bir yandan yaptığı işin gerçekten doğru olup olmadığının sorgulamasını , padişaha olan güvencinin doğruluğunun şüphesini yoklamaktadır.K uvvacılarla Hoca arasındaki çatışma zamanla iyice açık şeklini alır ve vaazlarda karşıt fikirler açıklanır.



    Olaylar gelişirken Salih ise unutulmuşluk ve terkedilmişlikt en bir kaçış olarak Kuvayı Milliye’ye katılmaya verir.O’nu bu kararı vermeye zorlayan başka bir şey ise yakın arkadaşı Niko’nun da sonunda Osmanlıya karşı savaşta yer almasıdır.Salih bu ihanetin öcünün peşinden koşacak ve kurtuluş mücadelesinde büyük rol oynayacaktır. Hoca hakkında ölüm emri çıkartılır.Hoca evliliği ve çocuğu ve en önemlisi de halkın zorlamasıyla Akşehir’den kaçar ve çete reislerine sığınır.Kuvva ile arasında yaşanan kovalamacadan sağ kurtulur ve kendi başına yanına adam da alarak bir kasabaya sığınır.Kuvva ise Hocayı kaçırdığı için üzgündür ve Salih’i O’nu bulmakla görevlendirir.H oca ise şimdi hangi tarafta yer almak gerektiğinin hesabını yapmaktadır.Kuv ayı Milliye ise her geçen gün başarı kazanmakta ve güçlenmektedir. Salih Hoca’yı bulur ve O’nu padişah hizmetinden vazgeçerek Kuvva yararına çalışmaya ikna eder.Beraberce Çerkez Ethem’in kardeşi Tevfik Bey’in çetesine katılırlar .Çerkez Ethem ve kardeşleri milli mücadelede en büyük rollerden birini üstlenmiş ve gerek düşman işgallerine gerekse ayaklanmalara karşı başarılar sağlamışlardır. Fakat şimdi düzenli ordu ve İsmet Paşa’nın emri altına girmek söz konusu olunca Çerkez Ethem ve kardeşleri zıt bir tavır takınarak Kuvva’ya ve Ankara’ya karşı isyan bayrağı açmıştır.Hoca ise bu yolun yanlış olduğuna inanır ve onları bu yoldan döndürmek için planlar kurar.Hoca’nın amacı Çerkez Ethem ve kardeşlerini Kuvva’ya karşı cephe almaktan vazgeçirmek olmasa bile olası bir isyan halinde güçlerini zayıflatmaktır. Bu sırada Hoca Salih’ i haber edinmek için Akşehir’e yollar.Akşehir’ de ise Hoca öldü bilinmektedir.O ysa Hoca hayattadır ve yeni kimliği “Küçük Ağa” ile kuvva yararına çalışmaktadır.H oca’nın Kuvva yararına çalıştığı haberi Salih tarafından Akşehir’de sadece Kuvvacı olan birkaç kişiye duyrulur ve memnuniyet yaratır.Başta Kuvayı Milliye hareketine büyük hizmet vermiş Doktor olmak üzere Kuvvacılar Hoca’nın kendi saflarına katılışından büyük haz duyarlar.







    Hoca Ethem’in İsmet Paşa hizmetine girmemek için yapacağı en büyük saldırı olan Kütahya saldırısında O’na bir oyun oynayarak başarısızlığını sağlar ve Kuvayı Milliye’ye en büyük hizmetini vermiş olur.Ethem ise Yunanlılara sığınacaktır.Ho ca ise bütün bu ihtiras ve gücü elinde bulundurma tutkusuna kapılan insanlardan nefret etmektedir.Artı k savaş alanından başka bir cephede de mücadele verilmektedir , şimdi iktidar çekişmeleri büyük tehdit oluşturmaktadır .Hoca bunu acıyla farkeder.Ankara ise Hoca’nın başarılarından haberdardır ve kendisini Ankara’ya davet eder.Daveti kabul eden Hoca Ankara’nın durumunu yakından görür ve cephede savaşmanın , bu iktidar kavgasında yanlış düşünenlere ve hainlere verilecek savaştan daha kolay olduğunu düşünür.Fevzi Paşa Hoca’ya yakınlık gösterir.Hoca bütün bu kişiliklerin önemini daha iyi anlamaktadır.Me mleket zafere doğru gitmektedir ve bu noktada Ankara ve Melis’e büyük iş düşmektedir.Bu sırada Küçük Ağa yani İstanbullu Hoca Ankara'da kendisini Akşehir'den tanıyan ve bir zamanlar zıt fikirleri yüzünden tartıştığı Kuvvacı Doktor ile buluşur.Doktor böyle saygıdeğer birinin kendi saflarına katılışından duyduğu mutluluğu Hoca’ya söyler ve asıl kimliğini bilenin sadece kendisi olduğunu , kendisi dışındakilerin O’nu Küçük Ağa diye tanıdıklarını anlatır.Hoca ise artık özlediği eşi ve çocuğunun özlemiyle yanmaktadır.Küç ük Ağa Fevzi Paşa ile birlikte Akşehir’e gelir ve burada da tanınmadığını ve Küçük Ağa olarak bilindiğini görür.Eşi ve Çocuğu hakkında bilgi alır ve çocuğunu bulur fakat eşinin durumu kötüdür.Eşine geldiğini haber eder fakat kadın ölmek üzeredir ve oğlunu Hoca’ya emanet ettiğini söylemekle kalır ve günler sonra da ölür. Hoca daha sonra Ankara’ya döner ve mücadeleye devam eder.




    3. KİTABIN ANA FİKRİ:



    Milli Mücadele Küçük Ağa ve Salih ve Doktor bey gibi yüzlercesinin üstün başarıları ve özverileriyle kazanılmıştır ve tarihin en büyük ve ders alınması gereken olaylarından biridir.



    Şimdi üzerinde yaşadığımız bu topraklar çok kolay bir şekilde kazanılmamıştır . Bu topraklar uğruna nice Türk insanı şehit düşmüş, nice türk evladı öksüz kalmış ve nice aileler yıkılmıştır. Kurtuluş savaşı bize bağımsızlığı getirmekle beraber ayrıyeten geride birçok şeyler bırakmıştır.



    Kurtuluş Savaşı hazırlık aşamasında baktığımızda gerçekten Türkler elindekileri yoktan var etmiştir. Bunların hepsi dayanışma, beraberlik inanç ve azimden kaynaklanmaktad ır. Günlük hayatımızda eğer gerçekten bazı şeyler başarmak istiyorsak, önce onu istemeliyiz daha sonra onu yapacağımıza inanmalıyız ve en son olarak düzenli ve gayretli bir çalışma yaparak bunu başarabiliriz.



    4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLME Sİ:

    Küçük Ağa: Kurtuluş mücadelesinde büyük hizmetler vermiş binlerce kişşiden biridir. İlk zamanlarda Osmanlı hükümetiniğn yanında küçük Ağa daha sonra Kuyayı Milliye kuvvetlerine katılarak Türk vatanı uğruna birçok fedakarlıklarda bulunmuştur.

    Salih: Birinci Dünya Savaşı’nda savaşıp sağ kolunu kaybedip daha sonra kendi haline çekilen birisidir. Kendisi Rum arkadaşı “Niko” ile yaptığı arkadaşlıktan dolayı toplumdan dışlanmıştır. Salih’ in hayatının anlamını Kurtuluş mücadelesi ile tekrar kazanmıştır.

    Çerkez Etem: İlk başlarda vatan ve millet için yeri tutulmaz hizmetler vermiş, cephede büyük başarılar göstermiş birisidir, fakat düzenli orduya geçme kararı alındığında tamamen zıt fikirler benimsemiş ve Türk milletine karşı zararlı bir çete reisi olmuştur. Kendisi Yunan safhına katılmıştır ama düzenlidüzenli Türk ordusu tarafından yenilmiştir.

    Doktor haydar Bey: Birinci Dünya Savaşı’nda yüzbaşı rütbesiyle görev yapmış ve milli mücadele yıllarında Kuvayı Milliye ‘ ye büyük hjizmetler vermiş bir askerdir.

    Ali Emmi: Ali Emmi, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra işgallere karşı dayanamayıp kurtuluşu Kuvayı Milliye’de gören ve çok büyük fedakarlıklarda bulunan bir vatandaştır.




    5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSI GÖRÜŞLER :


    Tarık BUĞRA, türk toplumun verdiği en büyük milli mücadele örneği olan Bağımsızlık ve Kurtuluş Savaşı’nı En gerçek biçimiyle anlatmıştır. Dönemin zorlukları, şartları ve kişilerin fedekarlıkları abartısız biçimiyle anlatılmıştır.


    Dil, Kuruluş Savaşı yıllarının diline yakındır. Arapça ve Farsça kelimeler vardır. Anltım akıcı, olay sürgüsü aksamaya uğratmayan ve çekici bir anlatımdır. Çevre ise çoğunlukla Akşehir ve civarı olmakla beraber Milli Mücadelenin anlatısı olması dolayısıyla hemen hemen tüm Anadolu’dur. Olayların büyük bir kısmı Akşehir’de başlayarak civar şehirlerde devam eder.


    Ayrıyeten kitabımızda vatan millet sevgisi ve bağımsızlık duygusu gerek örneklerle gerekse olay ve tasvirlerle başarılı bir şekilde belirtilmiştir. Gerçekten bu kitabı arkadaşlarıma tavsiye ededilirim.




    6. YAZAR HAKKINDA BİLGİ:

    TARIK BUĞRA

    2 Eylül 1918 tarihinde Akşehir'de doğdu. İlk ve ortaokulu Akşehir'de okudu. İstanbul Lisesi'nin yatılı kısmında okurken bu lisenin yatılı kısmının kapatılması üzerine kaydını Konya Lisesi'ne aldırdı ve liseyi burada bitirdi. (1936) . Lise yıllarında Tarık Nazım müstear ismiyle hik(ye ve şiirler yazmaya başlayan Tarık Buğra, İstanbul Üniversitesi Tıp ve Hukuk fakültelerinde bir süre okuduktan sonra kaydolduğu Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümü'nün son sınıfında ayrıldı. Askerlik hizmetinden sonra Şişli Terakki Lisesi'nde muallim muavini olarak işe başladı.

    Cumhuriyet gazetesinin açtığı yarışmada Oğlum(uz) adlı öyküsüyle bin liralık büyük ödüle layık görüldüğü ilan edildi. (1948). Ancak, Tarık Buğra'ya bu para yerine altın bir kalem ödül olarak verildi. Aynı yarışmada Doğan Nadi'nin bölük komutanı birinci ilan edildi ve bu zatın hikayeci olarak adına ikinci bir kez daha rastlanılamadı. Yine de bu ödül neticesinde aldığı yoğun iş teklifleriyle basın hayatına atılma konusunda cesareti artan Tarık Buğra, Akşehir'e dönerek Nasrettin Hoca gazetesi'ni çıkardı (26 Temmuz 1949-28 Haziran 1952). Milliyet gazetesi, Vatan, Yeni İstanbul gazetesi (1952- 1956), Yol Dergisi (1968) ve Tercüman gazetesinde (1970-1976) sanat sayfaları düzenledi, fıkralar yazdı, yazı işleri müdürlüğü yaptı. Hisar dergisi ve Türkiye gazetesinde de yazan Tarık Buğra, 26 Şubat 1994 tarihinde İstanbul'da öldü.


    ESERLERİ

    Denemeleri:Yarı n Diye Bir Şey Yoktur, İki Uykunun Arasında
    Romanları: Siyah Kehribar,Küçük Ağa, Küçük Ağa Ankara’da, İbiş’in Rüyası, Firavun İmanı, Dönemeçte, Gençliğim Eyvah, Yağmur Beklerken, Yalnızlar, Osmancık

    BU ÇAĞIN ADI

    Tarık Buğra'nın makalelerinden bir kısmıdır. Aydınlarımız, idârecilerimizi ve bütün akıl sâhiplerini düşünmeye sevkeden konuları içine almaktadır. Politik şarlatanlıklara karşı gerçekleri ve bağımsız kafayı savunan; kısacası şahsiyetli insanlara yakışan bir tavır ve uslûpla millet ve memleket meselelerine bakmayı gündeme getiren bu makalelerin, okuyanlara çok şey ifade edeceği inancındayız.

    DÖNEMEÇTE

    Türkiye'de çok partili döneme geçiş yıllarını anlatır. Konuya bir Anadolu kasabasından, o çevredeki halkın ve aydınların canlı ilişkileri içerisinde bakar. "Dönemeç" adıyla TV'de dizi filmi yapılmıştır.




    OSMANCIK

    "Cihan devletini kuran irade; şuur ve karakter". Tarık Buğra, esere ikinci bir başlık tarzında bunları yazmıştır. Konu, Osmancık'ın (yahut Kara Osmanın) Osman Gazi olarak tarih sahnesine çıkışını ve Osmanlı Devleti'nin kuruluşunu anlatmaktadır. osmanlı'yı cihan çapında büyük" yapan bir devlet ve insan anlayışının ilk tohumlarının roman çerçevesinde ele alınışını okuyacağınız bu eser, TV'de "Kuruluş" adıyle dizi film olarak da defalarca yayınlanmıştır.




    GENÇLiGiM EYVAH

    Tanıtım Yazıları: Türkiye'deki anarşinin otopsisidir. Romanda, yalnız boşa giden gençliklerin hikâyesini değil, içine düşürüldüğümüz kaosun çarpıcı grafiğini de bulacaksınız. Yıllardan beri Türkiye'de bütün görevleri, ödevleri ve sorumlulukları, dolayısı ile de toplum hayatımızı paslandıran kalleş demagojileri sergilemektedir .


    KÜÇÜK AĞA

    Tanıtım Yazıları: Küçük Ağa, Tarık Buğra'nın en büyük ve en tanınmış eseridir. Kurtuluş Savaşı'nın, küçük bir Anadolu kasabasından görünüşüdür. Konuya ilk d efa resmî olmayan bir gözle, aydın bir Türk'ün hür bakışlarıyle ve değerlendirmeye riyle bakılmıştır. İnsanımızın ve kültürümüzün tanıdık simalarını ve hususiyetlerini yazarın üstâdâne zevkle okuyacağınız bu eser, Millî Mücâdele'nin gerçekten millîbir romanıdır.

    İBiŞiN RÜYASI

    Tarık Buğra'nın bu eseri, onun dil, üslûp ve teknik özelliklerini en iyi belirten romanlarından birisidir. Eser, konu bakımından da tiyatro ve sinemanın ilgisin çekmiş, Devlet Tiyatroları'nda sahneye başarıyla uygulanmış, TRT tarafından da -yazarın söyleyişi ile- "akıl almaz şekilde yozlaştırılarak " dizi film yapılmıştır. Biz, romanı okuyanların, bu TV filmi konusunda yazara hak vereceklerine inanıyoruz.

    FİRAVUN iMANI

    Kurtuluş Savaşı'nın Kuvâ-yı Milliye ve Çerkez Ethem dönemlerini anlatan Küçük Ağa'dan sonra, Sakarya Savaşı öncelerini ve sonralarını ele aldığı bu eserde, tarık Buğra, çıkarcıları, üç kâğıtçıları, vurguncuları, satılmışları ve bunlara karşı eşsiz yiğitleri ile, yeni bir devletin kuruluş günlerini anlatmaktadır.

    YARIN DiYE BiRŞEY YOKTUR

    Yazarın 1948-49, 1950-52, 1954-64 yılları arasındaki hikâyelerini içine alır. Bu hikâyelerde insanın değişmeyen yanlarını ve eskimeyen bir Türkçe ile duyguları ve düşünceleri zenginleştiren bir anlatım bulacaksınız.



    SiYAH KEHRiBAR

    Tarık Buğra'nın ilk romanı. Rahmetli Mümtaz Turan bu eser için "Tarık Buğra'nın burada iddiasız görünüşüne rağmen büyük bir tezi, "Yirminci asrın hüznü" dediğimiz hastalığı ele aldığını sanıyorum. Günümüzün trajedisi romandaki maceralara bir fon müziği gibi baştan sona refakat ediyor." diyor.

    POLiTiKA DIŞI

    Tarık Buğra'nın bu kitabı, siyaset dışı yazılarından oluşmaktadır. Muhtelif tarihlerde ve değişik yerlerde yayınlanmış yazıları ve yazarla yapılmış bazı röportajlar kitaba alınmıştır. Böylelikle, genel olarak edebiyatımızla ve özellikle yazarımızın edebî kişiliği ve görüşleriyle ilgilenenler için lüzumlu bir derleme meydana getirilmiştir.

    YAĞMUR BEKLERKEN

    Cumhuriyet döneminin muhtelif kesitlerini romanlarına konu yapan yazar, bu eserinde de Serbest Fırka dönemini ele alıyor ve aynı dönemde Türkiye'deki büyük kuraklıkla siyaset arasında parelellikler kurarak, yine bir Anadolu kasabasından, meseleleri ortaya koyuyor.

    YALNIZLAR

    İnsan ilişkilerinin romanıdır.



    Ben göremem daha uzun boyunu
    Ahret derler kısaltamam yolunu
    Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
    Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

  6. #486
    Forum Gönüllüsü PELİN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu yer
    ANKARA
    Yaş
    25
    İleti
    6.514
    Tecrübe Puanı
    47

    Standart

    KİTABIN ADI
    ZAMBAKLAR AÇARKEN
    KİTABIN YAZARI
    KERİME NADİR
    YAYIN EVİ VE ADRESİ
    AKA
    BASIM YILI
    1980


    1.KİTABIN KONUSU:

    Babası tanınmış bir yazar olan ünlü bir futbolcunun,bab asından habersiz bir şekilde evlenmesi ve maçlarından dolayı ülkesine dönemediği için,karısını babasına emanet etmesiyle başlayan olaylar birbirini izler.

    2.KİTABIN ÖZETİ:

    Herşey o mektupla başlamıştı.Otel e geldiğinde, geniş koltuklardan birine oturdu.Dogrusun u söylemek gerekirse, önce bu işi muzip oğlunun bir şakası sanmıştı.Fakat otelin kayıt defterindeki o oda ayırttırılmış ve isimde aynı şahsa aitti.O an başından aşağı soğuk terler boşalıvermişçes ine yerinden fırladı ve doğruca 216 numaralı odanın önüne gitti.Kapıda rahatsız etmeyin yazısını görünce bu işi yarına bırakmaya karar verdi.Akşam otelin barına gittiğinde genç güzel bir kız alkolün vermiş olduğu etki ile üstündekileri tek tek çıkartıyor ve Oğuz Bey’e öpücükler atıyordu.Buna daha fazla dayanamayarak odasının yolunu tuttu.

    Ertesi sabah tekrar odanın önüne gidip kapıyı çaldığında, içerden gelen küstah cevaplar iyice sinirini bozmaya yetmişti.İçerde ki o ses, kapıyı açtığında büyük bir şok yaşadı.Ona bakan yüz, akşam barda üstünü başını çıkartıp dans eden kızın ta kendisi idi.o anda oğlunun niye böyle bir işe kalkıştığını düşünerek kızgın bir şekilde hazırlanmasını söyleyerek buradan gideceklerini söyledi.Çiftlik lerinin yolunu tutarken ikiside konuşmuyor,gözl erini yoldan ayırmıyorlardı. Derken Perran özür dilercesine bir şeyler mırıldanıyordu. Fakat hiç bozuntuya vermeden yoluna devam eden Oğuz Bey, çiftliğe geldiklerinde evin işlerine bakan İclal Hanıma onu tanıştırmak için ağzını açtı.İclal Hanım da onu pek sevmemiş olacak ki yüzü bir karış açık şekilde işlerim var diyerek oradan uzaklaştı.Bu huzursuzluk devam ederken yanına gelen Perran,özür diliyor ve böyle çılgınlıkların bir daha olmayacağını tekrarlayarak Oğuz Bey’in gönlünü almaya çalışıyordu.

    Bundan sonra,aralarınd a büyük bir yakınlaşma başlıyor ve sık sık çiftlikten uzak,geceleyin geri dönmeyen geziler başlıyordu.Bu durum gelinini önceden tanıştımış olduğu yakın arkadaşı, Sabir; halası, Tomris Albat ve ev halkını rahatsız ederdi.Bu geziler,bu yakınlaşma yanlış anlaşılmaya neden oluyor olmalı ki Sabir, Oğuz Bey’İn odasına girerek ona tehditler savuruyordu.”Oğ lunun karısıyla nasıl böyle bir ilişkide bulunabilirsin? ”gibi sözler sarfettiğinde sorun anlaşılmıştı.Oy saki bu ilişki aralarında kurmuş oldukları büyük dostluktan başka birşey değildi.Onu tersleyerek odadan çıkmasını sağladı.Ertesi sabah Perran ile çıkmış oldukları at gezisinde büyük bir patlama duyuldu ve ardından Sabir çalılıkların arasından görüldü.

    Anlaşılan av merakı devam ediyordu.Ama neredeyse ikisinden birini vuracaktı .Eve döndüklerinde oğlundan gelen telgrafta, ilk uçakla geliyor olduklarını yazıyordu.Hava alanına vardıklarında büyük bir seyirci kitlesi futbol kafilesini bağrına basıyordu.Tabi bunların içerisinde oğlu da vardı.Oğlu Mete koşarak yanlarına geldi ve tek tek herkese sarıldı.Perran buna pek sevinmemiş gözüküyordu.Anl aşılan aramızdaki o muhteşem dostluğun bozulmasından korkuyordu.O sırada uçağın kapısında bir kadın belirdi ve Mete babasına onu işaret ederek “İşte karınız babacığım” diyordu.O boşanmak üzere olup ne zamandır görmediği karısı Mediha oğlunun mürveti için geri dönmüş ve halası Tomris sayesinde boşanma kayıtlarını iptal ettirmişti.Oğuz Bey Mediha soğuk bir şekilde karşıladı.Çünkü her zaman ki gibi işlerine karışacak ve onu bir kölesi gibi kullanmaya devam edecek kendini beğenmiş biriydi.Sabir anlatmış olacak ki o da Perran’ı görünce pek sevinmemiş olduğu yüzünden okunabiliyordu. Çiftliğe gittiğinde Mete arkadaşlarını çağırdığını ve karısı ile birlikte yurt dışına giderek orada bir takıma transfer olmak istediğini söyledi.Perhan buna karşı çıkarak hiçbir yere gitmeyeceğini söylüyor Mete de onu yatıştırmaya çalışıyordu.

    O akşam beraber dışarı çıkan Mete ve karısı eve döndüklerinde Mete yalnızdı.Mete’n in ağzını bıçak açmıyordu.Perra n’ı bulmaya gittiğinde Mete’den boşanmak istediğini söylüyordu.Bu çok iddialı bir söz idi.Perran konuşmaya başladı.Yurt dışına gitmek isteyişinin sebebinin zenci bir metresinin olduğu idi.Bu arada Mete yurt dışına gitmiş ve bir ön anlaşma imzaladığının haberi gelmişti bile.Bunun üzerine Perran ‘ı çiftliğe getiren Oğuz Bey,evde Sabir ve karısının asık suratlarıyla karşılaştı.Erte si sabah yine atla geziye çıkmaya karar verdiler.O gün zambakalar daha da büyümüş ve güzelleşmişlerd i.Şelalenin önüne geldiklerinde yine korkunç bir patlama ve Perran atın üstünden düşüyordu.O sırada Sabir çalılıklar arasından çıkarken Mete’nin namusunu kurtardığını haykırıyordu.Oğ uz Bey acele bir şekilde Perran’ ı kucaklayarak anayolu bulmaya çalışıyordu.Ama bir türlü kafasını toplayıpta doğru yolu bulamıyordu.Bul duğunda da zaten iş işten geçmiş,Perran ölmüştü.
    Onun mezarını zambak bahçesinin ortasına yaptırdı.Ölüm haberini alan Mete, soluğu çiftlikte almış ve haberin doğruluğunun araştırıyordu.G erçeği öğrenince yıkıldı ve onu annesinin yanına götürmek istediğini ve Sabirin de orda olduğunu söyledi.Bu büyük bir fırsat idi onun için.Eve gittiklerinde Sabir her zaman ki gibi içiyordu.Onu görür görmez katil diye üzerine saldıran Oğuz Bey’i gören oğlu Mete donup kalmış ve olayı yorumlamaya çalışıyordu.O anda herkes büyük bir şok içinde iken Mediha ilk uçakla onu yurtdışına kaçıracağını söyledi.Bunu duyan Mete babasının göstermiş olduğu tepkiyi tekrarlayarak Sabir’in üstüne yürüdü.O sırada Mediha “O senin gerçek baban” diyerek babası olduğunu yüzüne vurdu.”Onun gibi bir kadından başka bir şey beklenmez.” diyen Oğuz Bey kapıyı vurup çıktı.Arkasında n metenin sesi duyuldu.Bunca sene babalık yapan Oğuz Bey’i bırakıpta başka birinin oğlu olmak onun onuruna dokunurdu.Olup biten her şey onlar için bir rüyadan ibaretti sadece.


    3.KİTABIN ANA FİKRİ:


    Başkalarının karanlık görüşleri, mutlu dünyamızın ışıklarını karartmamalı.Ge nçliğinizisizde n almış ve sizi şöylebir kenara itivermiş olan hayat,bazen vücudumuza zehirli bir neşterin ucuyla dokunuverir.

    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLME Sİ:

    Oğuz albatros:Olayla rın kahramanı,ünlü bir yazar.

    Perran:Oğuz Bey’in gelini.Güzelliğ i ile herkesi etkileyen cıvıl cıvıl çılgın bir genç.

    İclal Hanım:Evin işlerine bakan bir hanım.

    Sabir:Oğuz Bey’in yakın arkadaşı.Karısı yla kavga ettiği bahanesiyle çiftliğe gelir ve durmadan içerdi.

    Tomris Albat:Halası rolünü oynuyor.Yapmış olduğu eserler halk tarafından daha çok tutuluyor.

    Mediha:Kendini beğenmiş,Oğuz Bey’I avcunun içine alıp istediği gibi yön verdiğinden dolayı birbirlerinden ayrılma kararı alan fakat daha sonra barışmak zorunda kalan ikili sonda büyük bir şok yaşatıyor.

    5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

    Güzel bir eser,faydalı bir kitap.Okurken kişilerin düşüncelerini her iki yöne de çekilebilir.İns anı düşündüren,yoru m yapmaya zorlayan bir eser.

    6.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:

    Bebek Saint Joseph Sörler Okulu’nu bitirdi;ayrıca özel eğitim gördü. İlk şiir ve öyküleri 1937 de Servetifünun-Uyanış ve Yarımay dergilerinde yayımlandı. Çoğunlukla kadın kahramanlar üzerinde kurduğu duygusal aşk ve serüven romanlarıyla çok okunan bir yazar oldu. Bir çok baskısı yapılan bu romanlarının bazısı sinemaya aktarıldı. Anılarını Romancının Dünyası adlı kitapta topladı. Başlıca romanları arasında :
    Yeşil Işıklar , Hıçkırık , Seven Ne Yapmaz , Gelinlik Kız , Uykusuz Geceler , Kahkaha , Posta Güvercini , Pervane , Esir Kuş ve Sonbahar sayılabilir.



    Ben göremem daha uzun boyunu
    Ahret derler kısaltamam yolunu
    Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
    Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

  7. #487
    Forum Gönüllüsü PELİN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu yer
    ANKARA
    Yaş
    25
    İleti
    6.514
    Tecrübe Puanı
    47

    Standart

    KİTABIN ADI
    YÜREĞİNİN GÖTÜRDÜĞÜ YERE GİT

    KİTABIN YAZARI

    SUSANNA TAMARO,ÇEV.EREN CENDEY

    YAYINEVİ VE ADRESİ
    CAN YAYINLARI
    BASIM TARİHİ

    1999



    1.KİTABIN KONUSU:

    Yüreğinin Götürdüğü Yere Git, 80 yaşındaki bir kadının uzaklara giden genç torununa yazdığı ve hem bir iç döküş, hem de vasiyet sayılabilecek mektuplarından oluşuyor. Sevgi ve içtenlikle kaleme alınan bu romandaki asla gönderilmemiş mektuplarda yaşlı kadının hem kendini hem de kızının hayatını irdeleyen bir iç hesaplaşma konu edilir.


    2. KİTABIN ÖZETİ:

    80 yaşındaki anneanne, Amerika’ya okumak için giden torununa, bir vasiyet ve itiraflar niteliğinde, torununa göndermediği mektuplar yazar. Torununu çok seven kadın, kendi ailesinden baskı görerek büyüdüğü için kızı ve torununu özgür büyütmek istemiş, onların hayatlarına karışmak istememiştir.
    Bu kadın, dostluk ve karşılıklı fikir alışverişine dayalı bir evlilik hayal etmiştir. Fakat kocası sessizdir ve sadece evli olmak için onunla evlenmiştir. Çocuk sahibi olmak ateşiyle yandığı için babası kaplıcalara gitmesini önerir. Kaplıcaya gittiğinde kafasındaki ideal erkekle tanışmış, bir sonraki yıl gene onunla buluşmuş ve ondan hamile kalmıştır. Kocası bunu sezmiş olsa da belli etmemiştir. Kızını özgür büyütmek uğruna onu başıboş bırakmıştır. Zaten kızının babasının bir trafik kazasında ölmesi onu bir dönem sarsmış, kızıyla hiç ilgilenmemiştir . Kocası ise kızı on altısındayken ölmüştür. Kızı, kadının vücuduna sahip olduğunu ve erkeklerin ihtiyaç giderici varlıklar olduğunu düşünür.
    Çıkmış olduğu Türkiye turundan karnında babası belirsiz bir bebekle dönmüştür. Kızı bir psikanalizciye sürekli gider. Bu adam aslında doktor, değil bir dolandırıcıdır. Kıza bazı senetlerinde kefillik yaptırmıştır. Kız bunu ödemek için para arar. Annesi onu bu konuda sürekli uyardığı için para vermek istemez. Ayrıca babasının başka biri olduğunu söyler. Kızı trafik kazasında ölür. Torununa bakmaya başladığında çocuk o zamanlar küçüktür. Zamanla annesi gibi asi olmuştur. Okumak için Amerika’ya gideceğini, dönünceye kadar mektuplaşmamala rını söyler. Aksi taktirde bir psikanalizciye başvuracağını söylemesi üzerine ninesi gitmesine izin verir.
    Ninesinin yazdığı mektuplar ona olan sevgisiyle doludur. Yaşlı kadın torunu gittikten bir ay sonra hastalanmış, hastaneye kaldırılmıştır. Torununa yazdığı mektuplarda geldiğinde kendisini bulamayacağını yazar.

    3.ESERİN ANA FİKRİ:

    Bunca teknolojik gelişmeye rağmen hala insanların duygularının var olduğunu unutulmaması insanların ancak şartların gerektirdiği şekilde değil de içlerinden geldiği gibi hareket ettikleri zaman gerçekten mutlu olabilecekleri.


    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLME Sİ:

    Yaşlı kadın(anneanne) :Ailesinden baskı alarak büyüdüğü için kızını ve torununu özgür bırakmak isteyen biri.
    Kocası:Kendi hakinde sessiz ve sadece evlenmiş olmak için evlenen biri.

    5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

    "Yolunu yitirdiğini, şaşırdığını hissettiğin zaman ağaçları düşün, onların büyüme biçimini anımsa. Unutma ki, yapraği gür ama kökü zayıf bir ağaç ilk güçlü rüzgarda devrilir, oysa kökü güçlü ve az yapraklı ağaçta can suyu binbir güçlükle dolaşır. Kökler ve yapraklar aynı ölçüde gelişmelidir, olayların içinde ve üzerinde olmalısın, ancak böyle gölge ve sığınak sunabilir, ancak böyle doğru mevsimde çiçekler ve meyvelerle donanabilirsin. ”
    Çok sade bir dille, harika bir edebi eser yaratılmıştır.İ nsanın kişiliğinin olgunlaşmasında etkili olabilecek çok güzel bir eser. Herkes tarafından okunmalı.
    Bu tip çarpıcı ve etkiliyici sözlerden ve örneklerden oluşan kitaptan kendime çok dersler çıkardım. Bu kitabı tüm arkadaşlarımın okumasını tavsiye ederim.

    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

    1957 yılında kentli bir ailenin kızı olarak Trieste'de doğan Susanna Tamaro, zorlu bir çocukluk dönemi geçirdi. 1976'da tanık olduğu deprem ve 25 yaşındayken geçirdiği ölümcül hastalık Tamaro'nun üzerinde derin izler bıraktı. Yazmaya 27 yaşında başladı. Birkaç denemenin ardından ses getiren ilk kitabı "Tek Ses İçin" oldu.
    1994'de yayımlanan "Yüreğinin Götürdüğü Yere Git", Tamaro'yu büyük bir üne kavuşturdu. Kitap İtalya'da aylarca liste başı oldu. Bu romanın Türkçesinin halen 42. basımı satılıyor.
    Susanna Tamaro, Orvieto yakınlarında dört köpeği, on kedisi, on beş kırmızı balığı, pek çok papağanı, beş kaplumbağası, bir kirpisi ile birlikte oturuyor. Bisiklete binmeye, paten ve buz pateni yapmaya bayılıyor. Hem mızrak hem de ok atmayı biliyor. Kışları kızak ve kayakla kayıyor. Badminton ve voleybol oynuyor, karate yapıyor.



    Ben göremem daha uzun boyunu
    Ahret derler kısaltamam yolunu
    Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
    Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

  8. #488
    Forum Gönüllüsü PELİN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu yer
    ANKARA
    Yaş
    25
    İleti
    6.514
    Tecrübe Puanı
    47

    Standart

    KİTABIN ADITek Adam 1KİTABIN YAZARI Şevket Süreyya AYDEMİRYAYIN EVİ VE ADRESİ Remzi Kitapevi Evrim Matbaacılık Cağaloğlu / İSTANBULBASIM YILI 19861.KİTABIN ÖZETİ: Üç çocuğunun peş peşe ölmesinden sonra Zübeyde’nin hasretle beklediği sarı saçlı mavi gözlü Mustafa bazı kaynaklara göre 1880 bazı kaynaklara göre 1881 yılında SELANİK’te bir Müslüman Mahallesi olan Ahmet Subaşı da doğdu. Mustafa’nın dünyaya geldiği sırada babası Ali Rıza Efendi kereste tüccarlığı yapıyordu. Ali Rıza Efendinin işleri ileride Rum eşkiyası yüzünden bozulmuştu. Ali Rıza Efendinin işlerini yürütememesi kendisini moral ve fizik bakımından çökertti ve Ali Rıza Efendi 47 yaşında hayata veda etti. Ali Rıza Efendi öldüğünde Mustafa 7 yaşındaydı ve evin tek erkeğiydi. Okul zamanı geldiğinde Mustafa ilk önce annesinin gönlü olsun diye mahalle mektebine daha sonra Şemsi Efendi okuluna kaydedildi. Bu okulda 1891 yılına kadar okudu. Daha sonra, babasının ölümü üzerine dayısı tarafından çiftliğe götürüldü. Çiftlikte okul olmayınca ve Mustafa’nın eğitimi aksayınca, Mustafa Selanik’e teyzesinin yanına gönderilerek Mülkiye Rüştiyesine yazıldı. Fakat hocalarla olan anlaşmazlığı yüzünden okulu bıraktı ve annesinin tüm karşı çıkmalarına rağmen Askeri Rüştiyeye girdi.Mustafa rüştiyeyi çok sevmişti. Derslerinde başarılıydı ve hocaları çok iyiydi. Bir süre sonra Matematik hocası Yzb. Mustafa Efendi Mustafa’ya bütün dünyanın ilerde öğreneceği bir isim hediye etti:’Kemal!’ O günden sonra Mustafa’nın adı Mustafa Kemal olacaktı. Mustafa Kemal doğduğu şehir Selanik’ten tahsil için ilk kez ayrılarak Manastır İdadi’sine gitti. Burada Ömer Naci ile kendisine etkileri olan dostlukları oldu.Ömer Naci Manastır idadisinde Mustafa Kemal’i yakın arkadaşı idi ve O’na edebiyat ve hitabet aşkını aşıladı. Manastır idadisi 1898 yılında bitirdi ve 1899 yılında İstanbulda bir Harbiye’li oldu. Harbiye’deki kitapsızlığın ve bilgisizliğin Mustafa Kemal nesli üzerinde şu tepkisi oluyordu ki yokluklar ve yetersizlikler onların yetişme öğrenme ve düşünme ihtirasını kamçılıyordu. Mustafa Kemal 10 Şubat 1902’de 21 yaşında Teğmen olarak Harbiye’yi bitirdi. Dokuz yıl önce çiftlikte çalışırken kafasında yaşattığı hayal gerçek oldu. Mustafa Kemal’i okulu bitirdikten sonra kıtaya göndermediler, kurmay sınıfına ayırdılar. Erkan-i Harbiye’de sadece dersleriyle alakadar olmaz aynı zamanda memleket meseleleri ve siyasi bilgiler ile de alakadar olurdu. Mustafa Kemal 11 Ocak 1905’te akademiyi bitirdi. Çıkarttığı gazete ve arkadaşlarıyla yaptıkları gizli toplantılar sebebiyle Suriye’ye gönderildi. Mustafa Kemal Suriye’de çok sıkılıyordu. Vatanı kurtarmak için Suriye’den gitmesi gerektiğine inanıyordu. Bunun için Şükrü Paşaya fikirlerini belirten bir mektup yazdı. Kendisini Selanik’e aldırmasını istedi. Paşadan yumuşak bir cevap gelince Yafa’dan bir yabancı vapura binerek kaçtı. 4 ay kadar Selanik’te kaldı kendini “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”ni “İttihat ve Terakki” cemiyeti içinde buldu ve 25 Ekim 1907’de cemiyete dahil oldu. Üçüncü ordu padişahın sürekli endişe duyduğu bir birlikti. Avrupa’ya yakındı ve Subayların yabancılarla teması kolaydı.. Cemiyetin idarecileri ile arası pek iyi gitmedi. Fikirleri yüzünden Enver Bey tarafından geri plana itildi. İhtilal olupta meşrutiyet ilan edildiğinde Mustafa Kemal’in adı hiç duyulmadı. Mustafa Kemal Cemiyetle meşgul olan Subayların ya orduyu bırakmalarını ya cemiyetten büsbütün ayrılmalarını istiyordu. Toplantılarda: “Asıl mesele şimdi başlıyor. Asıl mesele ihtilalden sonraki meseledir.. Ufuklarda tehlike bulutları görüyorum. Hele ordunun siyasete karışması işi artık bitmelidir. Ordu kışlasına ve siyasetçi siyaset meydanına. Halbuki bizimkiler ?...” demekteydi. Bu sözler cemiyet çevresinde tepkilere yol açtı. Ona karşı şüphe ve güvensizlik arttı. Meşrutiyete karşı ilk ayaklanma 31 Mart 1909’da patladı. 15 Nisan 1909’da Selanik’ten hareket eden Hareket Ordusu isyanı bastırdı; padişahı tahttan indirdi ve yerine Reşat isimli Şehzadeyi geçirdi. 13 Nisan irtica hareketleriyle beraber Adana ve çevresinde başlayan Ermeni karışıklıkların ı da bastırıldı. Balkan Harbi Mustafa Kemal’in Selanik’te iken savunduğu fakat ittihat ve terakkinin bilhassa Enver Bey’in hoş görmediği fikirlerin doğruluğunu ne yazık ki ispatladı.Balka n Harbinden 13 Ay sonra Enver Paşa, Talat Bey, Mebusan Reisi Halil Bey ve Sadrazam Sait Halim Paşa padişaha bile haber vermeden Almanlar ile ittifak yaptılar. Daha sonra iki Alman zırhlısının boğaza demirlemesi ve bunlara Türkçe isimler verilerek Rus limanlarının bombardıman etmesi ile Osmanlı İmparatorluğu fiilen Birinci Dünya Harbine girdi. Mustafa Kemal 13-14 Mart 1916’da Diyarbakır’a vardı. 1 Nisan 1916’da Mirlivalığa (Tuğgeneral) terfi ettirildi. Mustafa Kemal cepheyi devraldıktan bir süre sonra, Kozma dağı bölgesinden taarruza geçen Rus ordusu kanlı süngü savaşları ile geri püskürttüldü. Çeşitli harekattan sonra önce Muş sonra Bitlis düşmandan geri alındı. Bir ara aynı cephede 2 nci Ordu Kumandanlığına tayin oldu. 3 Kasım 1918’de Mondros Antlaşmasının bir metnini istedi. Anlaşma şartlarını öğrendiği günlerde bir taraftan işgal kuvvetlerinin çıkardığı meselelerle uğraşırken diğer taraftan İzzet Paşa ile tartışmak ve ilgi çekici muhabereler ile meşgul idi. 7 Kasım 1918’de hem 7 nci ordu hem Yıldırım Ordular Komutanlığı lağvedildi. Mustafa Kemal vazifesiz kaldı. Bu arada İzzet Paşa, Mustafa Kemal’e o sıralarda İstanbul’da bulunmasının uygun olacağını bildirdi ve Mustafa Kemal Paşa İstanbul’a hareket etti. Adana treninden inipte Haydarpaşa rıhtımına ayak basınca karşılaştığı manzara şuydu; 55 düşman gemisi zafer bayraklarını açarak İstanbul limanına girmektedir. Ama bu manzara karşısında, bu hava içinde, kılı bile kıpırdamadan: “Geldikler i gibi giderler.” dedi.1919’da Samsun ve havalisindeki yerli Rumlar, hele İngiliz ve Fransızların gölgesinde Yunan gemilerinin İstanbul sularına gelmelerinden, Karadeniz kıyılarında gösterişli bir şekilde dolaşmalarından cüret alarak müdafaasız Türk halkına saldırdılar. Halbuki Yunanlılara ve onlarla beraber işgal kuvvetlerine göre ise, Türkler Karadeniz kıyıları ile bilhassa Samsun ve Havalisindeki Rum’lara saldırıyordu.19 19 Nisanında işgal kuvvetleri kumandanları hükümete bir nota vererek bu saldırıların önlenmesini istedi. Böylece hükümet telaşa düştü ve olaylar biraz tesadüflerin fakat daha çok Mustafa Kemal ile arkadaşlarının hesaplı hazırlıkları ile nihayet O’nun bu bölgeye 3 ncü Ordu Müfettişi olarak ve kendisi bizzat padişah ve Ferit Paşa tarafından gönderilmesi imkanını sağladı.Mustafa Kemal 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan hareket etti ve Samsun’a vardı.3. KİTABIN ANA FİKRİ : Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatı, eserleri, Türk ve Dünya Tarihi üzerindeki etkileri anlatılmakta.4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLME Sİ: Olayların bir kişinin biyografisi ve yaşantısı etrafında yaşandığı için herhangi bir değerlendirme yapmamız söz konusu değildir.5.KİTA P HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitap; sade, her kesimden insanın kolayca anlayabileceği ve inkılap tarihimizi öğrenebileceği şekilde kaleme alınmıştır. Bence okunması gereken bir eser tavsiye ederim.6.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:Edirne Rüştiye ve Öğretmen Okulu’nu bitirdi, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Azerbaycan’da öğretmenlik yaptı (1919-1920). Moskova İktisadi ve Sosyal Bilimler Okulu’nda yüksek öğrenimini tamamladı (1923), Türkiye’ye dönünce Ticaret Lisesi Müdürü (1928-1937) olarak başladığı devlet hizmetleri 1951’e kadar devam etti, iktisadi ve sosyal konularda eserler verdi, resmi görevinden ayrılınca da edebiyat ve fikir alanındaki çalışmalara yöneldi, önce "bir ömrün hikayesi içinde bir çağın tarihi"ni yazdı; Suyu Arayan Adam (1961). Peşinden Atatürk’ün (Tek Adam, üç cilt, 1963-1965), İsmet İnönü’nün (İkinci Adam, üç cilt, l966-1968), Adnan Menderes’in (Menderes’in Dramı, 1969) ve Enver Paşa’nın (Makedonya’dan Ortaasya’ya Enver Paşa, üç cilt, 1970-1972) biyografik romanlarını yayımladı. Toprak Uyanırsa (anı-roman, 1963), İnkılap ve Kadro (inceleme, 1932), İhtilalin Mantığı (inceleme, 1973), Kahramanlar Doğmalıydı (denemeler, 1974) basılmış diğer eserlerdir. Kırmızı Mektuplar ve Son Yazıları (1979) ölümünden sonra yayımlanmıştır Halil İbrahim Göktürk’ün yazar üzerine bir tanıtma kitabı vardır: Bilinmeyen Taraflarıyla Şevket Süreyya Aydemir (1977). BİYOGRAFİK ROMANLARIuyu Arayan Adam (1961)Peşinden Atatürk’ün (1963-1965)İsmet İnönü’nün (l966-1968)Adnan Menderes’in (1969) Enver Paşa’nın (1970-1972) DENEME – İNCELEME:İnkıla p ve Kadro (1932)İhtilalin Mantığı (1973)Kahramanl ar Doğmalıydı (1974)ANI-ROMAN:Toprak Uyanırsa (1963)DİĞER ESERLERİ:Kırmız ı Mektuplar ve Son Yazıları (1979)



    Ben göremem daha uzun boyunu
    Ahret derler kısaltamam yolunu
    Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
    Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

  9. #489
    Forum Gönüllüsü PELİN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu yer
    ANKARA
    Yaş
    25
    İleti
    6.514
    Tecrübe Puanı
    47

    Standart


    KİTABIN ADI

    KOKU
    KİTABIN YAZARI

    PATRICK SUSKIND
    YAYINEVİ VE ADRESİ

    CAN YAYINLARI GALATASARAY - İSTANBUL
    BASIM YILI

    1998






    1. KİTABIN KONUSU:



    Tüm insani duyumlarını kaybetmiş salt kokulara karşı duyarlı ve istediği kokuları üretmek için çalışan kendini insanlara kabul ettirmek isteyen bir dahinin hayatı anlatılmaktadır .



    2. KİTABIN ÖZETİ:



    Bu kitaptaki kahramanımızın ismi; Jean Babtiste Granouille’dir. Yılın en sıcak günlerinden biri ve Granouille’nin annesi sancılar içinde Rue Aux Fers de bir balıkçı tezgahının yanında, öyle bir yer ki orası yanındaki mezarların kokuları bile hissedilmiyordu . Zaten o dönemde kentlerde ; caddeler; gübre,sidik, çürümüş tahta, sıçan yağı gibi pis kokular kokar. İşte öyle bir yerde Granouille’nin annesi beşinci çocuğu olan Granouille’yi diğer dört çocuğu gibi aynı yerde dünyaya getirir,1738. Ölü balıkların pis kokuları nedeniyle tezgahın yanına düşer, bayılır. Yenidoğan çocuk bağrışmalar, koşuşmalar sonucu ve değerlendirilen durumlar sonucu Granouille sütannesine verilir. Annesi de bu arada diğer dört çocuğunun bu şekilde ölmesine neden olduğundan hüküm giyer ve bir kaç hafta sonra kafası uçurulur.

    Biraz zaman geçtikten sonra sütana Jeanne Bussie, elinde sepetle Saint Merri manastırının kapısına dikilmiş, kapıyı açan Papaz Terrier’ye işte deyip sepeti yere bırakıverir. Papaz bunu neden yaptığını sorar. Sütana çocuğun içine şeytan girdiğini söyleyerek onun, evinden gitmesini ister. Papaz Terrier daha fazla para vermek ister ama sütana para istemediğini, Granouille’nin diğer çocuklara göre çok farklı olduğunu ve hatta çocuğun hiç kokmadığını yani aslında onun insan olmadığını söylemektedir.

    Peder, çocuğu kendisinden uzaklaştırmak istiyordu. Çünkü sütananın söylediklerine inanmaya başlamıştı. Madam Galliard adında bir sütana tanıyordu ve kendisinden baya uzakta yaşıyordu. Madam Galliard’ın evine giderek çocuğu ona teslim etti ve bir yıllık ücreti de peşin ödedi.

    Zaman geçer,Granouill e Madam Galliard’ın evinde büyür. Granouille’yi Madam’ın evinde hiç sevmezler ve Granouilleden rahatsız olurlar. Halbuki Granouille o kadar nefret edilecek ya da tiksinilecek bir çocuk değildir. Tabi zekası da ahım şahım değildir.

    Madam Galliard ummadığı kadar uzun yaşar ve 1975 yılında vefat eder. Granouiile de tüm insani duygulardan yoksun olarak büyür. Aşk, sevgi, başkalarını düşünmek vb duygulardan hiçbirine sahip değildir. Kendisinin bir insan gibi kokmadığını anladığı gün, dünyası yıkılır. Geri kalan hayatını dünyanın en iyi kokularını üretmeye adar ve bu arada kendisini insanlara kabul ettirmek içinde kendisine kokular ürertir ve hatta bunları gerçekleştirmek için cinayet bile işler ayrıca Granouille’nin diğer bir özelliği de çok iyi koku almasıdır.


    Granouille kendi benliğinin dışında her şeyi yaratabilmiş bir dahi olduğu halde sonu çok trajik olmuştur. Granouille’yi melek gibi gören insanlar ondan bir parça almak isterler ama onu paramparça edip öldürürler.


    3. KİTABIN ANAFİKRİ:

    İnsanları sadece göründükleri gibi değerlendirmeme k gerektiği ve görüntüleri nekadar kötü de olsa onlara bunu hissettirmememi z ve onları oldukları gibi kabul etmemiz gerektiğidir.


    4. OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLME Sİ:


    a) GRANOUILLE: Tüm insani duygulardan yoksun, aşk, sevgi, başkalarını düşünmek vb duyguların hiçbirine sahip olmayan ve salt kokulara karşı oldukça duyarlı bir insandır.

    b) JEANNE BUSSIE: Granouille’nin sütannesi, para karşılığı çocuklara bakan bir kadın.

    c)MADAM GALLIARD: Aldığı paraya göre bir sistem kurmuş, bazı prensipleri olan ve para karşılığı çocuklara bakan bir kadın.


    5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:


    Bu kitap bence dünyaya başka açılardan bakmamızı sağlıyor ayrıca toplum eleştirisini iyi sergileyen bir kitap. Eğer okumadıysanız mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.


    6. YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:


    Patrick Suskind, 1928 yılında Almanya’da doğdu. Geçmişi hakkında kesin bilgilere sahip değilim. Ama modern edebiyatın ünlü yazarları arasında olduğu bir gerçektir. Suskind, anlatmak isteyip de anlatamadığımız hisleri bir çırpıda kolayca anlatabilme yeteneğine sahip bir yazardır. Bilinen bazı eserleri :
    a)Aşk ve Yemek
    b)Üç Damla Kan
    c)Gavur Mahallesi
    d)Geniş Zamanlar
    e)KOKU
    f)Yunan Masalları
    g)Ermişin Bahçesi
    h)Kimlik
    I)Bağdat Yolları
    i)Asılacak Kadın
    j)Büyük Balıklar



    Ben göremem daha uzun boyunu
    Ahret derler kısaltamam yolunu
    Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
    Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

  10. #490
    Forum Gönüllüsü PELİN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    08-01-2008
    Bulunduğu yer
    ANKARA
    Yaş
    25
    İleti
    6.514
    Tecrübe Puanı
    47

    Standart

    KİTABIN ADI
    FATİH HARBİYE
    KİTABIN YAZARI
    PEYAMİ SAFA
    YAYINEVİ VE ADRESİ
    ÖTÜKEN NEŞRİYAT A.Ş. /İSTANBUL
    BASIM YILI
    1983/8NCİ BASKI



    KİTABIN KONUSU :
    Kitap Doğu Batı çatışmasında batının kötü yönlerini doğunun iyi yönlerini anlatır.

    KİTABIN ÖZETİ :
    Peyami SAFA bu romanda doğu batı çatışmasını ele almıştır. Ama bu çatışmada doğuyu övüp batıyı yermektedir. Romanda belirli tipler vardır. Zengin bol para harcayan batılı ‘Macit’ fukara ama dürüst bir orta sınıf aydını oılan ‘Şinasi’ ve bir genç kız ‘Neriman’.

    Romanın daha ilk sayfalarında genç kız Neriman’ın batılı tip Macit’in şaşalı hayatına aldanıp Şinasi’ye yalan söylediğini görürüz.

    Şinasi’ye Beyazıt’taki bir arkadaşına gideceğini söyleyen Neriman Fatih-Harbiye tramwayına atlar. Şinasi ise tesadüfen Nerimanın yalan söylediğini görür.

    Neriman her zaman Şinasi ile gidip geldiği ve beraber öğrenim gördükleri Darülelhan’a sık sık uğramamakta, son zamanlarda evine geç gitmekte, giyimine verdiği ehemmiyeti arttırmaktadır. Hatta kendisine birde filizi manto almıştır ve bu filizi manto son zamanlarda Neriman’da görülen değişikliklerin simgesidir.

    Neriman’ın ise aklında hep Maksim salonu, hep Macit vardır. Maciti düşündükçe ona daha çok hayran kalmakta, onda tenkit edilecek bir şey bulamamaktadır. Ve son zamanlarda özellikle Maciti tanıdıktan sonra oturduğu mahalle, çaldığı ut, konuştuğu insanlar sinirine dokunmaktadır. Ve artık Şinasi’ye karşı eski ilgisi kalmamıştır. Neriman sık sık Macit ve Şinasi’yi (doğuyu-batıyı) karşılaştırmakt a ve kendisini Macit’e (batıya) yakın görmektedir. Birisinin eli kadın eli gibi incecik, tertemiz diğeri ise tırnağının biri battık, diğeri kırık.

    Neriman Macit’in davet ettiği baloya gitmek için can atar. Ama karşısında izin meselesi, para meselesi,tuvale t meselesi ve en önemliside Şinasi meselesi vardır. Şinasi Nerimanın gözünde çileyi, mahalleyi,eskiy i, şarklıyı temsil etmektedir. Macit ise garplıyı ve garbın cazip görünen ama aslında pekte cazip olmayan taraflarını temsil etmektedir. Neriman’ın babası ve dayısının kızları burada Neriman’ın karşısına çıkmaktadır. Babasının batının insanların hakkında konuştukları sayesinde Neriman olayları farklı yorumlamaya başlar.
    Neriman baloya gitmeden önce, Şişli’de oturan büyük dayısının kızlarıyla konuşmak için bir kez daha Fatih-Harbiye tramwayına biner. Dayızadelerinin anlattığı bir Rus kadınının hayat hikayesinden çok etkilenir, bu hikayeyi kendi hayatına benzetir.
    Romanın sonlarında Neriman Maciti gerçek kimliğinde yakaladığını zannederve aldatıldığını düşünür. Ve Neriman eski kimliğine tekrar döner.

    KİTABIN ANA FİKRİ:
    Fatih-Harbiye yalnızca bir tramway tabelası değil iki ayrı dünyayı temsil etmektedir. Doğu-Batı arasındaki kültür farklılıklarını n insanların uyumunu nasıl kötü etkilediğini kitabın anafikri olarak söyleyebiliriz.

    KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLME Sİ:

    NERİMAN : Neriman ne istediğini bilmeyen iki kültür arasında sıkışmış bir genç kız.

    MACİT : Zengin bol para harcayan batılı tip.

    ŞİNASİ : Fukara ama dürüst bir orta sınıf aydınıdır.

    FAİZ BEY : Neriaman’ın babasıdır. Şinasi ile aynı kafa yapısına sahip bir orta sınıf aydınıdır.

    KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
    Peyami SAFA romanı doğu-batı çatışması üzerine kurmuştur.ama sadece batının kötü taraflarını ön plana çıkarmaktadır.

    KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
    (1899- 15 Haziran 1961): Yazar. İstanbul'da doğdu. Meşhur şair İsmail Safa'nın oğludur. Düzenli bir öğrenim göremedi. Kendi kendisini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezaretinde çalıştı. Öğretmenlik (1914-1918), gazetecilik (1918-1961) yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı. İstanbul'da öldü.

    Kardeşi İlhami ile Yirminci Asır adlı bir akşam gazetesi çıkardı. Bu gazetede "Asrın hikâyeleri" ilk hikâyelerini imzasız yayınladı (1919), Kültür Haftası (21 sayı, 15 Ocak-3 Haziran 1936) ve Türk Düşüncesi (63 sayı, 1953-1960) adlarında iki de dergi çıkardı. Tasvîr-i Efkâr, Cumhuriyet, Milliyet, Tercüman, Son Havadis gazetelerinde yazdı. Çok sevdiği oğlu Merve'yi askerliğini yaptığı sıra kaybetmesi Peyami Safa'yı çok sarstı. Bu olaydan birkaç ay sonra İstanbul'da öldü. Edirnekapı Şehitliği'nde gömülüdür.

    Peyami Safa kendi kendisini yetiştirmiş ender şahsiyetlerden biridir. Fransızcayı Fransızca gramer kitabı yazabilecek kadar öğrenmiştir. 43 yıl hiç durmadan yazdı. Güçlü bir fikir adamı, romancı ve polemikçidir. Nâzım Hikmet Ran, Nurullah Ataç, Zekeriya Sertel, Muhsin Ertuğrul, Aziz Nesin'le polemiğe giriştir.
    Öldüğü zaman Son Havadis gazetesi baş yazarı idi.

    Peyami Safa halk için yazdığı edebî değeri olmayan romanlarını "Server Bedi" imzası ile yayınladı. Sayıları 80'i bulan bu eserler arasında; Cumbadan Rumbaya (1936) romanıyla, Cingöz Recai polis hikâyeleri dizisi en ünlüleridir. Ayrıca ders kitapları da yazdı. Peyami Safa'nın fıkra ve makalelerinde sağlam bir mantık dokusu ve inandırıcılık görülür. Romanlarında olaydan çok tahlile önem verdi. Toplumumuzdaki ahlâk çöküntüsünü, medeniyetin yarattığı bocalamayı, nesiller ve sosyal çevreler arasındaki çatışmayı dile getirdi. Zıt kavramları, duygu ve düşünce tezadını ustaca işledi.





    Ben göremem daha uzun boyunu
    Ahret derler kısaltamam yolunu
    Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
    Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

Thread Information

Users Browsing this Thread

There are currently 1 users browsing this thread. (0 members and 1 guests)

Benzer Konular

  1. 11 adet yüz var, haydi bulun bakalım!!!
    By figen in forum Zeka Soruları
    Cevaplar: 2
    Son İleti: 23-02-2009, 20:28
  2. 1000 Adet Dövme Deseni
    By PELİN in forum Photoshop Ip Uclari & Materyalleri
    Cevaplar: 0
    Son İleti: 24-11-2008, 22:06
  3. InDesign CS3 Özeti
    By donanma44 in forum İndesign Hakkında
    Cevaplar: 0
    Son İleti: 31-10-2008, 02:07
  4. 6000 adet graident
    By idil in forum Photoshop Ip Uclari & Materyalleri
    Cevaplar: 0
    Son İleti: 31-10-2008, 01:31
  5. 26 Adet El Yazısı Font
    By idil in forum Photoshop Ip Uclari & Materyalleri
    Cevaplar: 0
    Son İleti: 17-08-2008, 11:43

Tags for this Thread

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

HAK SAHİPLERİNE ve YASAL MAKAMLARA Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, zohreana@zohreana.com mail adresinden bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler Hukuk Müşavirimiz tarafından incelenecek, şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır. Ayrıca, mahkemelerden talep gelmesi halinde hukuka aykırı içerik üreten ve hukuka aykırı paylaşımda bulunan üyelerin tespiti için gerekli teknik veriler sağlanacaktır.