alevilik,alevi forum,Alevi forumu,alevi,aleviler,alevilik tarihi


Toplam 3 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 3 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Gelenek ve Göreneklerimiz.

Alevilik Genel

Kategorisinde ve Diğer Forumunda Bulunan Gelenek ve Göreneklerimiz. Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçeriği Kısaca ->> Her İlin Kendine Has Bir Geleneği Vardır. Sizin Geleneğiniz Nedir. Tunceli İlimiz Gelenek ve Görenekleri İlimizdeki gelenek ve görenekler günümüzde toplumsal ve ekonomik yapıda meydana değişikliklere paralel olarak artık kaybolmaya yüz tutmuştur. Kent ve kasaba merkezlerinde gelenek ve görenekler büyük ölçüde değişime uğramıştır. Ancak kırsal kesimde günümüzde az da olsa ...

  1. #1
    Üyemiz
    Üyelik tarihi
    24-07-2009
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    47
    İleti
    46
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart Gelenek ve Göreneklerimiz.

    Her İlin Kendine Has Bir Geleneği Vardır. Sizin Geleneğiniz Nedir.


    Tunceli İlimiz Gelenek ve Görenekleri

    İlimizdeki gelenek ve görenekler günümüzde toplumsal ve ekonomik yapıda meydana değişikliklere paralel olarak artık kaybolmaya yüz tutmuştur. Kent ve kasaba merkezlerinde gelenek ve görenekler büyük ölçüde değişime uğramıştır. Ancak kırsal kesimde günümüzde az da olsa halen bir takım geleneksel unsurlara rastlanılmaktad ır.

    Evlenme Gelenekleri

    İlimiz ve ilçelerinde küçük farklılıklarla da olsa aşağıda anlatılan evlenme gelenekleri geleneksel bir köy düğününü ifade etmektedir. Ancak günümüzde toplumsal yapı çok hızlı bir değişiklik yaşadığından kent merkezleri bir yana köylerde dahi aşağıda anlatıldığı şekilde bir düğün görmek hemen hemen olanaksız gibidir. Ancak geçmişte de kalsa bilinmesi açısından geleneksel bir evlenme olayı aşağıda anlatıldığı gerçekleştirilm ektedir.

    Kız İsteme (Dünür Gitme)

    Evlenmeler geleneğe göre görücü usulde yapıldığı için erkek tarafı beğendiği kızın ailesine dünür gönderir. "Allah'ın emri peygamberin kavli ile" kızı ailesinin büyüğünden ister. Eğer yanıt olumlu ise iki taraf arasında söz kesilir ve aralarında nişanın şartları konuşularak bir tarih üzerinde anlaşmaya varılır.

    Nişan

    Erkek tarafı nişan hazırlıklarını gördükten sonra belirlenen tarihte ileri gelen bazı yakınları ile birlikte kızın tarafına gider. İki taraf arasında sohbet devam ediyorken uygun bir ortamda erkek tarafı tekrar Allah'ın emri ile kızı oğlana ister. Olumlu yanıt geldikten sonra nişan için getirilen takılar takılır. Şerbet içilir daha sonra kız babasından şartlarının ne olduğu başlık parası isteyip istemediği sorulur. Kız babası günün şartlarına göre belli oranda başlık ister. Oradaki cemaat erkek tarafının mali durumuna göre itirazda bulunur ve başlık parasının makul bir düzeye indirilmesi istenilir. Neticede arabuluculuk yapan hatırlı kişilerin yardımı ile başlık konusunda uzlaşma sağlanır. Kız tarafı aldığı bu başlık parasının büyük bir bölümü ile kızının çeyiz ve düğün masraflarını karşılar. Daha sonra düğün günü konuşulup karara bağlanır ve arkasından misafirlere kız evi tarafından yemek verilir. Anlaşma sağlanmadan kız tarafının yemeği yenmez aksi takdirde yemek protesto edilir. Nişana uzaktan gelinmiş ise o gece misafir kalınır. Yakın ise herkes evine döner.

    Düğün

    Düğün gününden birkaç gün önce erkek tarafından kız evine elçi gönderilir. Herhangi bir olumsuzluk olup olmadığı sorulur. Engel bir durum yok ise davetiyeler (mum) özel görevliler kanalı ile dağıtılarak düğün günü duyurulur. Geleneğe göre düğünler davul-zurna eşliğinde üç gün üç gece devam eder. Düğünlerin Salı günü başlayıp Perşembe günü akşamı bitirilmesine özen gösterilir veya Cuma günü başlar Pazar günü akşamı son bulur. Düğün Salı günü başlayacaksa en geç bir gün önceden iki tarafın anlaştığı şekilde bir veya iki adet küçükbaş hayvan tereyağı şeker çay tuz ve yeterince un erkek tarafınca hazırlanır ve kız evine gönderilir. Davetliler erkek tarafına giderlerken düğün evinin dışında davul-zurna ekibince karşılanır. O sırada davulun üzerine para atılır. Akşam yemeğinden önce davul-zurna kapı kapı gezip komşuları düğüne davet eder. Salı günü erkek tarafı kendi çevresine kız tarafı da kendi çevresine akşam yemeğini verir ve davul-zurna eşliğinde eğlenirler. Çarşamba günü erkek evinin bayanlarından asgari beş-altı kişi geleneksel giysileri içerisinde atlara binerek kalabalık bir davetli gurubu ile birlikte gelini almak üzere kız tarafına giderler.

    Kız tarafı erkek tarafından gelen davetli gurubunu karşılarken her aile gücüne göre üç ile beş kişilik guruba sahip çıkarak sen bu akşam benim misafirimsin der ve misafirini evine götürür. Bir çay içirerek konaklama yerini gösterir. Daha sonra beraberce düğün evine giderler. Düğün evine çevreden giden becerikli davetliler tarafından çeşitli seyirlik oyunları düzenlenir ve davul-zurna eşliğinde yöresel halk oyunları oynanır. Akşam olunca herkes davetli olduğu eve giderek akşam yemeğini yer ve isteyen tekrar düğün evinde eğlenmeye gider. İsteyen konakladığı evde istirahat eder.

    Sabahleyin kız tarafı gelini hazırlarken bir yandan da kızın çeyizleri genişçe bir odada cemaatin önünde açılıp sayım dökümü yapılır. Bu arada bilir kişilere sorularak eşyaya değer biçilir ve bir tutanakla karşılıklı imza altına alınır. Ancak eşyanın değeri genelde normalin hayli üzerinde fiyatlarla yazılır. Bunun amacı ileride eşler arasında bir huzursuzluk ya da ayrılma durumunda gelinin kendi eşyasını alabilmesidir. Bu bir bakıma bir çeşit sosyal güvence olarak kabul edilmektedir.

    Daha sonra hazırlıklar tamamlanır ve davul-zurna ekibi gelin çıkarma havasını çalmaya başlar ve bir yandan atlar hazırlanarak gelin beklenir. Tam bu sırada gelinin kardeşi ya da bir yakını gelin için hazırlanan ata binerek bahşiş ister. Bahşişini almadan attan inmez. Daha sonra gelin geleneksel giysileri içerisinde ata bindirilir. Adetlere göre gelinin bindiği atla arkadan gelen yengenin atı arasından uğursuzluk sayıldığından kimsenin geçmemesi sağlanır. Bunun için güvenilir bir kişiye atın kuyruğu tutturularak yol boyunca yürütülür.

    Erkek tarafına gelindiğinde gelinin atı bir köy damının altında bekletilir. Damat sağdıcı ile birlikte evin damına çıkar ve elindeki elmayı gelinin başına atar. Yanında harmanlayıp götürdüğü şeker buğday bozuk para gibi karışımı aşağıda bekleyen topluluğun üzerine serpiştirir. Bolluk bereket ve mutluluk getirmesi dileği ile atılan yiyecek ve paraları kapmak için çocuklar birbirleriyle yarışarak toplamaya çalışırlar. Nihayet damat damdan indikten sonra köyün gençleri tarafından espri olsun diye bazen sulanır bazen de tekme tokatla gerdeğe gönderilir. Ertesi gün gelinin evinde duvak açılır ve hanımlar yüz görümlüğüne giderler. Böylece evlilik süreci tamamlanır.

    Sünnet Düğünü ve Kirvelik

    Sünnet Düğünü

    Sünnet gününden birkaç gün önce kirveye haber verilir ve davetiyeler dağıtılır. Düğün günü gelen davetliler davul-zurna ile karşılanır. Gün boyunca eğlenilir. O akşam düğün sahibi gelen davetlilere ve komşularına bir yemek ziyafeti verir. Sabahleyin erken saatte kahvaltı yapıldıktan sonra çocuklar sünnete hazırlanarak bir odaya alınır. Odanın ortasına honça denilen ekmek tahtası onun üzerine de bir tepsi bırakılır. Tepsinin üzerine hiç kullanılmamış bir havlu serilerek sünnet takımları içerisine konulur. Önde sünnetçi olmak üzere davetliler kıbleye dönerek dualar okurlar. Hayırlı olması dileği ile hazırda bulunanlar tarafından tepsiye para atılır. Daha sonra oda tenhalaştırılar ak kirve sünnetçi çocuğun babası ve bir görevli odada bırakılır. Çocukların kirvesi olan kişi yerini aldıktan sonra çocuk kucağına oturtulur ve sünnetçi tarafından sünnet gerçekleştirili r.

    Sünnet bittikten sonra eller yıkanır. Geleneğe göre el yıkanırken en üstte babanın eli onun altında kirvenin elleri olmak üzere üst üste tutulur. Hiç kullanılmamış bir sabunla eller aynı anda yıkanır. Bu toplu yıkamadan sonra eller tek tek ayrıca yıkanır. Bu şekildeki yıkama kirvelerin bir aile haline geldikleri anlamına gelir. Kirvelik sonucu yeni kurulan bu aile dostluğunun saadeti temennisiyle dualar okunur ve davetliler çocukları görüp tebrik ettikten sonra ayrılırlar. Sünnet düğününden bir süre sonra kirve çocuklara ve aile fertlerine çeşitli hediyeler alarak onları sormaya gelir. Düğün sahibi ise kirvenin getirdiği hediyenin bir kat fazlasıyla kendisine iade eder.

    Kirvelik

    Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da çok köklü bir gelenektir. İki aile arasında kirvelik törenleri yerine getirilip bağ kurulduktan sonra artık birbirleri için kutsal sayılırlar. Kirvelik koşullarının yerine getirilmesi için ailelerden biri diğerine oniki imam anlamına gelen oniki kuruşu vererek arada "Hz. Muhammed ve Ehlibeyt dostluğu"nu kurar ve ikrarını yerine getirir. Dargınlıklar ve düşmanlıklar kirvelik sayesinde dostluğa dönüşür. Kirvelik eski önemini korumamakla birlikte bugün bile toplumsal barışın sağlanmasında önemli bir rol oynamaktadır.

    Cenaze Törenleri

    Tunceli toplumunun önemli gelenek ve göreneklerinden birisi de cenaze törenleridir. İnanışa göre Allah'tan gelen ölüm haktır. Ölümden hemen sonra ölünün çenesi bağlanır. Elleri de göğsünde bağlanır. Ölüm hadisesi duyulduktan itibaren kapı komşular ve yakın akrabalar toplanarak herkes elinden gelen yardımı yapmak için bir hizmet yarışına girerler. Bir yandan mezar hazırlanırken bir yandan da cenaze yıkanıp tabuta yerleştirilir. Genelde kadınlar sesli bir şekilde ağıt yakarlar. Defin öncesinde hocanın önderliğinde cenaze namazı kılınır. Hoca dua okurken törene katılan herkes tabutun üzerine para atar. Toplanan para ile hocanın ücreti ve araç gereç masrafları karşılanır. Defin işleminden sonra hizmeti geçen insanlara gerek ölü evinde gerekse komşu evlerinde hazırlanan yemekler törene katılanlara ikram edilir. Daha sonra ölü sahibine başsağlığı dilenir ve herkes dağılır. Ölü sahibi üçüncü günde bazı yiyecekler hazırlayarak mezara gider dualar okunur. Ayrıca ölüm olayının kırkıncı gününde ölü sahibi hayrını verir. Bu nedenle helva pişirilip mezar ziyaret ediler ve yine dualar okunur.

    Yörede "insan öldüren Hakkın binasını yıkmış gibidir" inanışı hakim olduğu için katil olanlar ne cemaate alınır ne de Cem'e.

    Doğum Adetleri

    Doğum sırasında komşu kadınlar ve genç kızlar doğumun olduğu eve giderek çeşitli oyun ve eğlencelerle hastayı sabaha kadar eğlendirmeye çalışırlar. Bu eğlenceler üç gece devam eder. Eski geleneğe göre kırsal kesimde yeterli sayıda ebe-hemşire olmadığı için bu görev genellikle tecrübeli köylü kadınlar tarafından yerine getirilir. Doğan bebeğin göbek bağı bu tecrübeli kadın tarafından kesilerek ebelik görevi yapılmış olur. Günümüzde doğum olayı imkânlar ölçüsünde modern tıbbın gereklerine göre yerine getirilmeye çalışılmaktadır .

    Yörenin eski kültüründe erkek çocuk isteği ailede ağır basar. Çocuğu olmayanlar ve Çocuğu olup ta değişik hastalık nedeniyle kısa sürede ölen aileler tarafından dilek tutulup ziyaretlere gidilir. Çocuğu olmayanların çocuğu olması ve çocukları olup ta kısa sürede ölen ailelerin çocuklarının yaşaması için adaklar adanır. Dileklerinin kabul olması halinde bu aileler tarafından adaklar yerine getirilir ve kurbanlar kesilir. Ancak ifade edilmeye çalışılan bu inanışlar günümüzde çok az yerine getirilmektedir .

    Diş Hediği

    Çocuk ilk diş çıkardığı zaman buğday haşlanarak diş hediği hazırlanır. Bu hedik komşulara dağıtılır. Komşularda hedik kabına çeşitli hediyeler koyarak çocuğa gönderir ve tebrik ederler.

    Niyaz Kaçırma
    Diğer bir adı da köstek kaçırmadır. Yeni gezmeye başlama döneminde çocuğun ailesi tarafından niyaz denilen yağlı ekmek hazırlanır ve kolayca kopacak bir pamuk ipliği ile yürümeye başlayan çocuğun ayağına bağlanır. Çok hızlı koşan bir genç bu ekmeği tepsiyle birlikte kaparak kaçırır. Kaçıran genci diğer gençler yakalamak için kovalarlar sonra yanına gelerek niyazı yerler. Bundan maksat çocuğun çevik ve hareketli olmasını dilemektir.

    Tüm forumdan rastgele konular:

    • » 'Bu anayasa değişikliğinden hayır...
    • » Yeni Bela:Hak ve Hakikat Partisi
    • » Üniversite için ikinci şans
    • » Yandaş Medyada Sevinç Çığlıkları
    • » Leman Bush'un kafasına ayakkabı...
    • » Domuz gribi alarmı sona erdi (Varmıydı...
    • » CHP Hollanda'da örgütlendi
    • » kulağa kaçanlar
    • » Su Çiçeği
    • » Aleviler ve siyaset

    Aynı kategoriden rastgele konular:

    • » Suavi, Didimlilerle Buluştu
    • » Gülen Gerçeği
    • » Alevi Dedeleri
    • » Madımak kamulaştırıldı. ..
    • » Atatürk’ün Orta Asyalı gençleri
    • » Hz. Ali'yi muaviye Öldürtmüştür
    • » Atatürk 1880'de Doğdu...
    • » Hz. Ali'nin 124 Bin Peygamberle ...
    • » Alevi değerleri "patent"...
    • » Üniversiteye 'Dede' Atandı

  2. #2
    Üyemiz
    Üyelik tarihi
    24-07-2009
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    47
    İleti
    46
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart

    Dini İnanışlar ve Halkın Moral Değerleri

    İlin yüzde doksanı Alevi-Bektaşi inancına sahiptir. Alevilik Hz. Muhammed'in ve Hz. Ali'nin düşünceleri ve felsefesinin toplum inancına yerleşmesi ve buna bağlı olarak ta ehli-beyt sevgisi olarak ortaya çıkmıştır. Genel anlamda Alevilik çağdaş bir yaşam biçimidir. Kadın-Erkek eşitliğinden yana olmaktır. Tek eşlilik benimsenmiştir. Her türlü güzel sanata değer verilir. Hakka adalete eşitliğe birliğe kardeşliğe ve insan sevgisine dayanır. Alevilik "Eline Beline Diline" sahip olmayı gerektirir.

    Tunceli Aleviliğinde yörede bulunan ocak ve ziyaretlere inanç çok yaygındır. Herkes bir Seyyid'e (Pir-Rehber) talip olarak bağlıdır. Pir gittiği her köyde taliplerini toplar. Dargın olanları barıştırır. Akşam olunca cem törenleri düzenler. Cem törenlerine katılanların herkesle barışık gönül temizliği içinde olmaları gerekir. Aksi takdirde cem'e alınmazlar. Tekrar suç işleyenin evine gidilmez kendisiyle konuşulmaz ve topluma teşhir edilir.

    İbadetler dört kapı kırk makam üzerinden yürütülür. Bu kapılar sırasıyla "Şeriat" "Tarikat" "Marifet" ve "Hakikat" kapılarıdır.

    Cem

    Bir ibadet tarzıdır. Birlik ve beraberliği sağlama barıştırma yargılama ve yargı sonucunda ceza veya ödüllendirme şeklinde amaçlar taşıyan bir ibadet bütünüdür. Cem töreninde 12 İmam zikredilir ve Hz. Muhammed'in miraç olayı anlatılır. Kırklar cemaati taklit edilir ve halka namazı kılınır. Ayn-i Cem'in önemli bölümlerinden biri de Zakir'in saz çalıp okuduğu deyiş ve nefeslerle yürüttüğü Semah'tır.

    Cem'e başlamadan önce mürşit veya pir tarafından toplanan cemaatin içinden 12 görevi yerine getirecek hizmetliler seçilir. Bu hizmetlilerden bazıları kapıcı çırakçı halife aşçı niyazcı saki çavuş zakir ve kurbancı olarak değişik görevleri yerine getirirler. Cem esnasında zakirlik görevi Pir'e düşer. Pir sazı ile deyişler ve ozanlardan nefesler söyler. Pir söylerken cemaat can kulağı ile dinler. Cem'de tanrıya yakarışlar ve dualarda bulunulur. Bu arada 12 İmamların Allah-Muhammed-Ali'nin adlarının geçtiği nefes ve deyişler söylenirken gözyaşı dökülür. Bu arada saki cemaate su ve dem dağıtır. Cem'e katılanların getirdiği niyazlar dağıtılır yemekler yenilir ve gülbenk denilen dualar verilerek semah sona erdirilir. Cem esnasında kurallara uymayan suç işleyen olursa gözcü tarafından Pir'e söylenir ve törenin sonunda yargılanıp değişik cezalar verilir. Nihayet Pir'in verdiği bir dua ile tören son bulur.

    Cemaat içerisinde suç işlemiş olanlarda yargılanır. Yargılama sonunda suçun çeşidine göre suç işleyenler değişik cezaya çarptırılırlar. Bu sırada cemaatin "Pir Cömerttir" türünden yalvarmaları sonucunda suçlu bir daha kabahat işlememek kaydıyla af olunur veya cezası hafifletilir. Bir sonraki cem töreninde verilen cezanın bedeli niyaz getirme şeklinde yerine getirilir. Ancak yalan söyleme zina hırsızlık ve cinayet gibi suçlara en ağır cezalar verilir.

    Cem'de gönül kırmak şehvete dalmak hor bakmak kibirli olmak haram lokma yemek kötü söz söylemek yasaktır.

    Cem'de okunan dualar nefesler ve deyişlerin hepsi öz Türkçe olarak okunmaktadır.

    Muharrem Ayı (12 İmam) Orucu

    Oruç 12 gün tutulup her günü bir imam içindir. Akşam yatsıdan başlar yirmidört saat sonra iftar açılır. Oniki gün boyunca iftarda su yerine ayran gibi sıvılar alınır. Onikinci gün aşure çorbası yapılır. İçine oniki tat verecek yiyecekler konulur. Daha sonra yapılan aşure çorbası kapı komşuya dağıtılır.

    Hıdırellez

    Hızır orucu her yıl zemheride 22 Ocak ayının ve 11 Şubat tarihleri arasına denk gelir. İnanca göre Hızır Nebi bir melektir. Zemzem suyunu bulup içtiği için ölmemiş dünyaya baki kalmıştır. Yedi deryalar üstündedir. İnsanlar dara düştüklerinde yardımına koşar. Kışın çıkmasına 25 gün kala oruç tutulur. Hızır orucu üç gün sürelidir.

  3. #3
    Üyemiz
    Üyelik tarihi
    24-07-2009
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    47
    İleti
    46
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart

    TAHTACILARIN GELENEK VE GÖRENEKLERİ (AĞAÇ VE İNSAN)

    Doğada üç şeyin birbirinden kopmadığını görürüz. Suyun olduğu yerde ağaç, ağacın olduğu yerde insan varolagelmiştir . Yaşamımızın her alanında ağaç vardır.

    "Bir oda yaptırdım hurmadalıynan, içini döşedim acem şalıynan" türküsündeki olduğu gibi ya da,

    Ağaca bir kuş kondu

    Kuş değil serçe midur?

    Nefesin gül kokayi

    Ha gönlün bahçe midir? şiirinde olduğu gibi dört satırlık bir şiirin iki yerinde ağaç kök salmış, şiire koku vermiştir.

    Orman, Kahire Üniversitesi'ni n karşısındaki bir bahçenin adıdır. Bir bakarsın Şuhutlu Mehmet Okur'un bir türküsü; "Ev yaptırdım çam dalından meşeden, Dolan da gel arpalıktan köşeden" şeklinde girer ve ağaçlarla yan yana iç içe yaşarız. O kadar bütünleşir ki insan ağaçla, "Evlerinin önü zerdali dalı, pencerede gördüm kınalı eli, benim sevdiceğim domurcuk gülü, sensiz lokmaları yiyemez oldum, sensiz konak*lara giremez oldum." türküsüyle ayrılmazlığın, bütünleşmenin dam*gasını vurur gibidir.

    Bir Yugoslav olan Şükrü Ramo adeta ağacı ulular:

    Gövden gelin mi gelin

    Dalın benzer duvağa

    Seni seven çocuklar

    Kıyamaz koparmağa.

    Dörtlüğü ile yeni yetişenlere gizlice yol gösterir.

    Tahtacılar Kazdağı'na, Kütü Dağı'na, Alınpınarı Sarıkız Tepesi vb. gibi dağ doruklarına adak götürürler. Türkler gök tanrıya götürdükleri adakları kutsal sayılan dağın tepesinde keserlermiş. Bazı ağaçların onların yaşamlarında ayrı bir yeri vardır.

    Şamanlar en çok kayın ağacını sayarlar. Hastalarını kayın ağacı ile tedavi ederler, yanlarında mutlaka kayın bulundurur ona kurban sunar;

    "Altın yapraklı mübarek kayın

    Sekiz gölgeli mukaddes kayın

    Dokuz köklü, altın yapraklı bay kayın

    Ey mübarek kayın ağcı

    Sana kara yanaklı

    Ak kuzu kurban ediyorum" diye seslenir.

    Davulunda iki kayın ağacı resmi bulunur. Kayın ağacı tamı Umay ile Ülgen tarafından yere indirilmiştir. Anadolu'da da kutsanan ağaçlar arasındadır kayın. Bir adı da gürgendir.

    Yakut kadınları karaçam ağacının altına beyaz at derisi serip dua ederlermiş. 17. yy'da Litvanyalılar meşe ağacını kutsar, ondan şifa diler, kurban olarak para atar, iç donlarının bağını ağacın dalma asarlarmış.

    Ardıç eşiği, tahta beşiği, şimşir kaşığın ağacını kesmeden, yontma*dan şekillendirip ev, el eşyası yapmaya kadar işi götüren Tahtacı, ekmeğinin ondan geldiğinin bilincinde ağaca karşı sessiz ve saygılıdır.

    Eski Türkler ormanı memnun ettikçe saadetin artacağına, bolluk ve bereket olacağına inanırlardı.

    Malatya Onar köyünde Onar Dede ve Sakız Dede türbelerinde kuru, koca bir ağaç vardır. Bundan çıkarılan yonga kaynatılıp hasta hayvanla*ra içirilir.

    Karadenizlimin geçim kaynağı fındığın değneği ile yılana dokunulursa yılanı zararsız duruma getirirmiş. Fındığın çatallı dallan ile maden*ler ve yeraltı su kaynaklarının bulunacağı İngiltere ve Kuzey Ameri*ka'da yaygın bir kanıdır.

    Yunanlıların eski tanrılarından olan Hermes'in asası bir fındık dalıdır, İtalyanlar birçok fındık türüne sevdikleri azizlerin adını vermişlerdir. Karadenizliler:

    "Eğme fınduk dalini

    Sevma elin yarini

    Seversan bekarı sev

    Bilsin sevda halini" diye başlayan maniler oluşturmuşlardı r fındık ağacına.

    Kiraz, Giresun ilimize ad vermiştir.

    Teselya ırmağı Peneus'un kızı Daphne bir nympha imiş. Kendini tanrıya adamış. Apollon onu sevip peşine düşmüş, o da bir defne ağacına dönüşmüş. Tanrının kollarındaki kutsal ağaç olmuş defne ağacı.

    Tahtacının gündelik yaşamının her yanında ağaç var. Tahtacıların birçok ev ve el eşyası tahtadan. Mut Köprübaşı köyünde Tahtacı ev gereçlerinin eski ve güzel örnekleri var.

    Dibek: Ceviz ağacı oyulur, güzelce şekillendirilir .

    Kahve kutusu soğutacak: Maktadan dönen yorgun Tahtacı sedir ağacının dibinde zeytin delicesi ya da duttan yapılan kahve kutu*sunda kahvesini saklar.

    Tokaç: Giysileri arındırmakta kullanılan tokacın iyisi çamdan yapılır.

    Tekne: Tekne için en elverişli ağaç çamdır.

    Çenebit: Çam ve çınardan yapılır. Ekmek hamuru açmaya yarar.

    Oklava: Çam ve çınardan yapılır.

    Örengeç: Çevirgeç, döndürgeç de denir. Çentikli, işlemeli olur. Çamdan ve çınardan yapılır.

    Havan: Çitlembik ağacından yapılır.

    Kaşık-Çomça: En iyisi çınar, şimşir ve çitlembikten yapılır.

    Beşik: Çamdan sedire taşınması kolay ağaçtan yapılmaya özen gösterir.

    Çocuk Oyuncakları: Maktada işlenen ağacın kalıntılarından yapılır.

    Delil: Çitlembik ağacından yapılır.

    Görüldüğü gibi ekmeğini ağaçtan çıkaran Tahtacılar ev ve el araçlarını da ağaçtan yapmaktadır.

    Uygur destanında "Atamın adı ağaçtır." der.

    Cemlerde adak gibi sunulan, köylerde hasta ziyaretine götürülen elma ağacının altında oynayan kadınların Manas Destanında çocukları olacağına inanıldığını yazar.

    Tuba ağacının yaşayan insan sayısı kadar yaprağı olduğuna inanılırmış. Uygurlara göre tüm yaratıklar bu ağaçtan beslenirlermiş

    İçel Kuzucubelen köyü, Silifke Kirtil köyü, Mut'un Köprübaşı ve Kumaçukuru köylerinde, Muğla Ula Çürüş köyünde, Gaziantep Islahiye Kabaklar köyünde vb. gibi daha birçok Tahtacı köyünde küçük de olsa bir meşe korusu özel olarak korunmuş ziyaret yerleridir. Manisa ili Salihli ilçesi Kabazlı köyündeki adak yerleri ve ziyaretlerin adlan şöyle: Orman Dede, Çalı Dede, Gözcü Dede, İrfan Dede, Hayıt Dede, Pıynar Dede, Gül Dede. Görüldüğü gibi kutsal sayılan yedi mekânın beşi ağaç adı taşıyor. Tahtacılar tarafından çok sevilen bir semah Armud Ağacı adım taşıyor. Yaşlı Tahtacılar "Mezarlıkta ki ağaçlara ölenin ruhu sığınır, onun için mezarlıklar ağaçlandırılır. " diyorlar.

    Antalya Elmalı Akçainiş Tahtacıları gereksiz yere ceviz ağacını kes*miyorlar. Alevilerin Dede ocaklarının çoğunda dut ağacı dikili. Hacı Bektaş'ta, Islahiye Çerçili köyünde İbrahim-i Sâni türbesinde, Yavuzeli Halilbaş köyünün Çepni Dedesinin Ocak sayılan evinde, Narlıdere'de Pirevi denilen konağın bahçesinde birer yaşlı dut ağacı ocakların bekçisi gibi. Dağ, su ve ağacın birlikte kutsandığı bir yerleşim yeri Malatya Hasançelebi Davulkuyu köyü. Bu köydeki Karababa Dağı, Karababa suyu ve Karababa ağacı yöre halkınca kutsanmaktadır.

    Antalya Elmalı Akçainiş Tahtacılarının ceminde dört kapı vardır, ikrar kapısı, Musahip kapısı, Aşina kapısı, Peşine kapısı. Bu kapılardan Peşine kapısında elma paylaşılır ondan sonra musahip olu*nur.

    Akçainişli Tahtacı Veli Akın*: "Biz Tahtacılar ulu ağaçlan kesme*meye özen gösteririz. Eğer kesmek zorunda kalırsak; "Başı tünekli ağaç koymadık." diye üzülürüz. Yaşlı ağaç yaşlı pirdir. Muharrem ayında balta kullanmayız. Muharremden önce çok sıkı çalışırız. Makta'ya(ağaç kesimi) başlarken "Bismillahirahm anirrahim. Ya Allah, ya Muhammed, ya Ali. Ya Habib Neccar, sen kolaylık ver." deriz. Yaşlı ağacı kestiği için işi ters giden Tahtacı kahırlanır, "Tahtacılar ın piri bile kırk katırla dağda aç. Bizim mi karnımız doyacak." der. Burada ağaç kestiği için kendini suçlar. Ağacı isteyerek kesmeyiz, işimize kahırlanırız."

    Dut ağacı dikmek Uygur Türklerince hayırlı bir iş sayılırmış. Her aile veya mahallede en az bir dut ağacı yetiştirme geleneği varmış.(12) Çınar ağaçları genellikle türbelerin, çeşmelerin başlarında ya da mey*danlarda gök yüzüne açılmış bir el gibidir.

    Antalya Elmalı ilçesi Tekke köyü ile Karamuk köyü arasında bulu*nan tepede iki ardıç ağacı vardır. Bitişik köyden(Akçainiş li) Kel Veli dalları 15 metreyi bulan bu ağacın altında dinlenir. Sonra ağacın dal*larını kesmek ister. Arkadaşı kesmemesi için yakarır. Dinlemez. Baltası ile ağacı tırmanır, îlk dalı kesmek için baltayı vurur. Hiçbir parça kopa*ramaz, ikinci vuruşta balta elinden 30 metre savrulur. Çok uğraşır başaramaz. Korku ile oturarak Baba diye anılan bu bölgeden uzak*laşırlar.

    Yine Elmalı'nın Höyük köyü güneyinde bir tepe üzerinde bulunan beş ardıç ile Tuvallar ve Hacımusalar köyleri arasındaki ardıçlar birbiri*ne ateş ile işaret verirlermiş.

    Elmalı Tekke köyü Dokuz Göl yolu üzerindeki boğazda Çaputlu Ardıç dedikleri, kutsadıkları bir ağaç varmış. Her geçen ağaca kendin*den bir şey bırakırmış. îki hırsız çaldıkları katırla Çaputlu Ardıç'ın altından geçerken biri diğerine "Ardıç tekin değildir. Buradan geçmeyelim." diye yakarmış; "Geçmeyelim , taşlaşırız." demiş. Arka*daşı dinlememiş. Bugün Çaputlu Ardıç'ın dalları arasındaki taşlar bun*larmış.

    Kundaktan sonra konduğumuz beşikten, üstünden atlayıp çevreye baktığımız eşikten, yaşam kaynağımız besinleri ağzımıza götürdüğümüz kaşıktan, mezarlıktaki dikili ağaca her yerde ağaçla özdeşleşmişizdi r. Tahtacı işi, aşı gereği onun önemini çok iyi bilir ve yatırların başında yaptığı cemlere, çevrelerinde bulunan çamlıktan birkaç yük çıra getirip türbenin duvarları üzerine meşaleler diker, cemini bu atmosferde ya*parmış. (15)Ağaç dünümüzde Nuh'un gemisine malzeme oldu. Güvercin ağzında o ağaçtan gemiye zeytin dalı getirdi. Saymaya gelmez Akdenizli meşeden, defneye, söğüde, zeytine varıncaya kadar tüm ağaçlan kutsar ve onun dağdaki varlığı ile mutlu olur...


    Alıntı.

Thread Information

Users Browsing this Thread

There are currently 1 users browsing this thread. (0 members and 1 guests)

Benzer Konular

  1. Çorum gelenek göreneklerimiz...
    By Nurten_Tunç in forum Kahraman Çorumlular
    Cevaplar: 1
    Son İleti: 08-07-2008, 03:41

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

HAK SAHİPLERİNE ve YASAL MAKAMLARA Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, zohreana@zohreana.com mail adresinden bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler Hukuk Müşavirimiz tarafından incelenecek, şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır. Ayrıca, mahkemelerden talep gelmesi halinde hukuka aykırı içerik üreten ve hukuka aykırı paylaşımda bulunan üyelerin tespiti için gerekli teknik veriler sağlanacaktır.