Verem (tüberküloz) Myobacterium tuberculosis veya verem basili denilen organizmanın yol açtığı bulaşıcı bir hastalıktır, insanları binlerce yıldan beri etkileyen bu hastalığa neden olan basil, Alman bakteriyoloji uzmanı Robert Koch tarafından ancak 1882 yılında tanımlanabilmiştir.

M.Ö. 34 bin yıllarında ve neolitik dönem insanlarının kemiklerinde saptanan verem belirtileri hastalığın ne kadar eski olduğunu göstermektedir. Avrupa'da on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda gerçekleşen sanayi devrimi sırasında veremden ölenlerin sayısı çok olmuştur. Hastalığın yayılmasını önlemek için alınan ilk tedbirlerin bilimsel bir temeli yoktu. Ancak son yirmi beş yıl boyunca tedavide başarılı yöntemler geliştirilmiştir. Yirminci yüzyılın başında yaşama koşullarının düzelmesiyle veremden meydana gelen ölümlerin sayısı çok azalmıştır. Bununla birlikte hastalığın süratle gerilmesi ancak vereme karşı uygulanan çok etkili bazı ilaçların geliştirilmesinden sonra gerçekleşmiştir.

Verem gelişmiş ülkelerde hemen hemen bütünüyle kontrol altına alınabilmişse de, az gelişmiş ülkelerde yine de etkisini sürdürmektedir. Dünya sağlık örgütünün hazırladığı istatistikler, günümüzde yeryüzünde yirmi milyon kadar veremli hastanın yaşamakta olduğunu ve bunların hastalığı bulaştırabilecek durumda sayılabileceklerini göstermektedir. Her yıl veremden ölenlerin sayısı ise iki milyonu bulmaktadır.

Veremli hastaların dörtte üçü az gelişmiş ülkelerde yaşamakta ve hastalık gelişmiş ülkelerin bazı bölgelerinde de büyük sorunlara yol açmaktadır. Gelişmiş ülkelerde veremin gerilemesi bu hastalıkla yapılan savaşın getirdiği bir sonuçtur. Gelişmiş ülkelerde verem vakalarının azaltılmış olması tıp tarihinde önemli bir başarı sayılır. Ancak ölüm oranında önemli ölçüde bir düşüş olmakla birlikte, yeni vakaların sayısı aynı hızla azalmamaktadır. Veremin bütünüyle ortadan kalkabilmesi için, bulaştırıcı verem hastalıklarının zamanında teşhis edilmesi ve sağlıklı kişilere zarar vermeyecek şekilde tedavi edilmeleri gerekir.

PUSUDAKİ MİKROPLAR

Verem vücudun birçok organını etkileyebilmekle birlikte en çok zararlı olduğu kesim akciğerlerdir. Veremin tehlikeli bir hastalık sayılmasına, vereme yol açan organizmaların veremli hastaların öksürükleriyle etrafa yayılması sebep olmaktadır. Son yıl.ara kadar hastalar daha çok küçük yaş arda vereme yakalanmaktaydılar.

Çocuklar solukla verem basili aldıkları zaman akciğerlerin üst bölümünde verem başlar; ancak vücudun doğal savunma mekanizmaları hastalığı bu dönemde kolayca yenerler. Hastalık iyileşir ve akciğerlerin, röntgen filmlerinde, hastanın tüm yaşamı boyunca görülebilen bir iz bırakır. Bazı durumlarda çocuk hastalığı yenemez ve yayılan mikrop akciğerleri bütünüyle tahrip eder. Verem mikropları kan dolaşımı ile bütün vücuda yayılabilir ve birçok başka organı etkileyebilirler. En tehlikeli vakalar mikrobun meninkslere yerleşmesiyle ortaya çıkar. Çocuk hastalığı yenmiş görünse bile, tamamen iyileşmiş sayılmaz. Çünkü akciğerlerinde pusuda bekleyen bir miktar basil vardır.

Bu nedenle yaşamın ilerdeki bir döneminde hastalığın yinelemesi sözkonusu olabilir. Erişkinleri etkileyen verem vakalarının aslında vücuda küçüklükte girmiş olan mikropların etkinliği sonucu ortaya çıktıkları söylenebilir.

Meydana gelen verem vakaları azaldıkça, hayatlarında ilk kez verem belirtisi gösteren büyüklerin sayısı artmaktadır. Hastalık, çocuklukla giren mikropların etkinliği sonucu veya yeni bir mikroplanma nedeniyle ortaya çıkmışsa, akciğerlerin üst bölümünde zatürre başgösterir. Bu zatürrenin öteki zatürre türlerinden farklı bir gelişimi vardır. Verem, basili akciğeri tamamen tahrip edecek güçtedir ve bazen akciğerlerde delikler açacak kadar zararlı olur. Bu delikler hızla genişleyebilir. Bu nedenle veremin erişkinlerdeki olumsuz etkileri akciğer dokusunda meydana gelen bu eksiklikler nedeniyle ortaya çıkan aksaklıklarla belirir.

Akciğerlerinde verem başladığı için terleyen, kilo kaybeden ve ateşlenen hastaların bu tür belirtiler göstermeyen hastalardan daha şanslı oldukları söylenir. Çünkü, hastalığın ilerleyişi saptanamadığı sürece akciğerlerin büyük ölçüde tahrip olma tehlikesi doğar. Sürekli öksürük ve balgam tükürme bir verem belirtisi sayılıp teşhiste yararlı olabilir. Ancak aynı belirtiler sigara içen kimselerde rastlanılan süreğen bronşit olaylarında da görülmekte olduğundan yanılmalara yol açabilmektedir.

Akciğerlerin delinmesi kanamalara sebep olur ve balgam kanlanır. Hastaların doktora ilk gidiş nedeni, genellikle kan tükürmeleridir. Vücuttaki çoğu organlar gibi akciğerlerin dokusunda da yedek hücreler vardır; bunlar yıpranan dokuların işlevini bir ölçüde giderirler. Bu nedenle soluksuz kaldığı için doktora başvuran hastalarda verem gerçekten ilerlemiş sayılır. Bu durum tahrip olmuş akciğer bölümlerini bir daha hiç kullanamayacak olan hastalar kadar, toplum için de bir sakıncadır. Çünkü hasta belki de yıllarca çevresine verem basili saçmış ve hastalığını yüzlerce kişiye bulaştırmıştır.

Erişkinlerde hastalık çoğunlukla vücudun öteki bölümlerine yayılmaz. Ancak çocuklar ve gençler için aynı şey söylenemez. Yayılma genellikle kemiklere (en çok omurlara), böbreklere, dölyatağına ve deriye doğru olur. Verem basillerinin kan dolaşımına girdikleri durumlarda vücudun hemen her yerinde verem apseleri meydana gelir. Çocuklarda çok görülen bu durum, beyne yakın olduğu zaman özellikle tehlikeli olur.

NASIL ÖNLEMELİ?

Son yıllara kadar verem, ancak belirtileri kesin olarak ortaya çıktığı zaman teşhis edilebiliyordu. Bu durum, özellikle yaşlı hastaların hastalığı aylarca ve hatta yıllarca çevreye bulaştırmalarına yol açıyordu. Günümüzde başarıyla uygulanan antibiyotiklerin yardımıyla, hastalar kolayca tedavi edilebilmektedir. Ancak hastalığın teşhisinden önceki bulaşma tehlikesi henüz ortadan kaldırılamamıştır. Bu nedenle birçok gelişmiş ülkede veremin, henüz belirti göstermediği sıralarda teşhis edilmesine çalışılmaktadır.

Veremi saptamak amacıyla uygulanan en yaygın yöntem, dış görünüşüyle sağlıklı olan kişilerin röntgen filmlerinin çekilmesidir, iş yerlerinde, fabrikalarda, okullarda özel ekipler ücretsiz olarak röntgen filmi çekerler, böylece gizli verem vakalarının saptanmasına çalışılır. Bu çalışmalar sırasında hiç bir hastalık belirtisi göstermeyen birçok kişide akciğer veremi saptanır ve toplum sağlığı ve ulusal ekonomi açısından çok yararlı sonuçlar elde edilir.

Ancak yaşama koşullarının yükselmesi ve verem vakalarının azalmasıyla, bu yöntem yardımıyla saptanan verem vakalarının sayısı azalmış ve dolayısıyla maliyet yükselmiştir. Ayrıca, hasta olma olasılığı en yüksek olan işsizler, yaşlılar ve yoksullar genellikle bu araştırma çalışmalarının kapsamına girmemektedirler. Bu nedenle günümüzde ilgili çalışmalar daha çok verem vakalarının en yoğun olduğu gecekondu bölgeleri ve tutukevleri gibi yerlerde yapılmaktadır. Ayrıca günlük işleri sırasında çok sayıda insanla ve özellikle çocuklarla ilişkide bulunan kişilerin (örneğin öğretmenlerin) sık sık denetimden geçirilmesine çalışılmaktadır. Bütün bu çalışmalar veremin erken teşhisinde ve hastaların toplumdan uzaklaştırılmasında çok yararlı olmaktadır.

Veremi saptamak amacıyla uygulanan bir başka yöntem de deriye yapılan testlerdir (tüberkülin testi). Verem basilinden çıkarılan bir parça protein deriye şırınga edilir. Verem geçirmiş kişilerde basilin verildiği noktanın hemen yanında küçük kırmızı ve ağrısız bir yumru meydana gelir. Bu testler veremin çok yaygın olduğu yıllarda son derece yararlı olmaktaydı, örneğin otuz yıl önce, bu testler vücudun verem mikrobu ile temasa gelip gelmemiş olduğunu belli etmekteydi. Verem vakalarının azalmasından sonra, bu testler daha çok testin yapıldığı sırada veremli olan hastaların teşhisinde yararlı olmaya başladı. Birçok yerde, verem geçirmiş veya geçirmekte olan kişilerin saptanmasıyla hastalığın etkisi önemli ölçüde azaltılmış oldu. Daha sonra bu yöntemin yerini vereme karşı uygulanan aşılar almaya başladı.

Hangi yöntemle olursa olsun bir kişinin veremli olduğu kanısına varıldığı zaman, kesin teşhise varabilmek için verem basilinin mikroskop incelemesiyle saptanması gerekir. Akciğer vereminde mikroskopla balgam incelenir. Verem böbrekleri etkiliyorsa, mikroplar sidik içinde görülürler. Gerek sidikten ve gerek balgamda elde edilen basiller iaboratuvarlarda kültür içine konabilirler. Bu işlem, basile karşı hangi ilacın daha başarılı olacağını saptamak amacıyla yapılır.

NASIL TEDAVİ EDİLMELİ?

Röntgen filmleriyle veya deriye uygulanan tüberkülin testiyle veremli oldukları saptanan kişilerin birçoğu hastalığı vücutlarındaki savurma mekanizmaları ile yenmiş veya hiç olmazsa kısmen etkisiz hale getirmişlerdir. Bu kişilerin vereme karşı hazırlanan, ilaçlarla tedavi edilmelerine gerek yoktur. Ancak hastalığın yineleyebilmesi olasılığı olduğu için bunlar sürekli denetim altında tutulurlar.

Verem tedavi yöntemlerinde son otuz yıldız büyük gelişmeler kaydedilmiştir. Bazı ilaçların bulunmasından önce, hastalara yatakta dinlenmeleri öneriliyor ve böylece hastalığın yayılması önlenmek isteniyordu. 1950 yılına kadar akciğer veremi çoğunlukla bir dağ sanatoryumunda yatak tedavisiyle geçirilmeye çalışılıyordu. Ayrıca bazen pnömotoraks denilen bir işlemle akciğerin çevresine hava vererek büzülmesi yoluna gidilirdi. Bu yöntemler artık hemen hiç uygulanmamaktadır. Bugün veremin başarılı tedavisi en yaygın ilaçların yerinde ve gerektiği biçimde kullanılmasına dayanmaktadır.

Ancak veremin ilaçla tedavisi, gerek doktor gerek hasta için bazı güçlüklere yol açar. ilkin, kesin sonuca varabilmek için tedaviyi uzun süre devam ettirmek gerekir. Çoğu verem hastaları en az bir buçuk iki yıl süren bir ilaç tedavisi gerektirirler. Bazı hastaların ise çok daha uzun bir süre tedavi edilmeleri gerekebilir. İlaç tedavisi gören hastalardan bazılarının hiç bir hastalık belirtisi göstermedikleri ve belirti gösteren hastalarda ise bu belirtilerin birkaç ay sonra kaybolduğu göz önüne alınırsa, uzun süreli tedavi için ne denli sabırlı olmak gerektiği ortaya çıkar.

Hastalığın tedaviyi güçleştiren bir başka özelliği de, verem basilinin ilaca karşı olan direncinin çabuk kırılmamasıdır. Verem basillerinin ilk uygulanan ilaçla kolayca öldürülebildikleri, ancak bir süre sonra bu ilaca karşı bağışıklık kazandıkları sanılmaktadır. Sonuç olarak, tedavide başarılı olduğu sanılan bir ilaç birkaç ay sonra etkisiz hale gelmekte ve verem yeniden çevreye bulaşmaya başlamaktadır. Ancak verem basili aynı anda uygulanan birkaç ilaca karşı kolayca bağışıklık kazanamaz. Bu nedenle hemen bütün hastalar birkaç ilaç birden verilerek tedavi edilirler.

Bir hastada herhangi bir ilaca karşı dirençli organizmalar meydana gelir ve hasta dolayısıyla yeniden bulaştırıcı hale gelirse, veremi bu hastadan alan kişiler de aynı ilaca karşı dirençli olurlar. Gerçekten, dirençli verem basillerine karşı tedbir alınmadığı durumlarda hastalık çok yaygınlaşır. Böylece bir süre sonra belli bir yörede bağışıklık kazandıran ilacın kullanılması olanağı ortadan kalkar ve yeni ilaçların uygulanması gerekir.

Veremin ilaçla tedavisi o kadar başarılı sonuçlar vermiştir ki, eskiden uygulanan yatakta dinlenme tedavisi ve güçlü bir beslenme rejimi gibi tedbirlere artık gerek kalmamıştır. Geçmiş yıllarda hastalar uzun bir süre sanatoryumlarda kapalı kalırlarken, günümüzde günlük işlerini sürdürürken ilaçla tedavi olabilmektedirler. Ayrıca tedavi sırasında bulaştırıcı olmadıkları için, tamamen iyileşmeseler de toplum içine dönebilmektedirler. Ancak, bu şekilde toplum içine girdikten sonra tedaviyi devam ettirmeyen hastalar çok kötü sonuçlara yol açabilirler.

HEKİMİN SİLAHLARI

Yukarıda da sözü edildiği gibi veremin önlenebilmesi için alınacak en etkili tedbir, veremli hastaların saptanması için yapılan çalışmalardır. Bu nedenle hastaların açığa çıkarılmasında daha etkili olabilecek tedbirler araştırılmaktadır. Bir verem vakası saptandığı zaman, hastanın yakınındaki kişiler de titizlikle incelenir. Hastanın iş arkadaşlarının ve yakın akrabalarının röntgen filmleri alınır ve belirti göstermeyen hastalar varsa saptanır. Deri üzerine uygulanan testlerle, hastalığı daha önceki yıllarda geçirmiş olanlar ayırt edilir. Birçok ülkede, veremli hastaların ilişkide bulunduğu sağlıklı kişilere de verem tedavisi uygulanmaktadır.

Hastanın yakın akrabalarında verem belirtileri görülürse, izoniyazit adlı ilaçla en az bir yıl süren bir tedaviye başlanır. Avrupa'da vereme karşı alınan tedbirlerin başında verem aşısı (BCG) gelmektedir. BCG aşısı veremin en zararlı türlerine karşı bile çok etkilidir. Bu aşı bir tür verem basilinden hazırlanmıştır ve birçok ülkede okul çağındaki çocuklara yapılır, önemli ölçüde bağışıklık sağlayan bu aşı verem vakalarını çok azalmıştır. Ancak aşılanan kişilere deri testleri yapılmaz; çünkü bu kişiler daima daha önce verem geçirmiş hastaların belirtilerini gösterdikleri için yanıltıcı durumlar meydana gelir.

Tüm forumdan rastgele konular:

  • » Lise sınavında "Atatürk"...
  • » 10 Kasım Nerenize Batıyor?
  • » "Koruculuk her yönü ile...
  • » Ceple tek seferde en fazla 6 dakika...
  • » Mümtazer Türköne'nin Alevi Sorunu
  • » Alevi - Sünni savaşı için kirli plan -...
  • » 88 yılın rövanşı
  • » Evde Pilates Yapmak İster misiniz?
  • » Alevi ailelere okul yönetmeliği..
  • » Son uzay yürüyüşü tamamlandı

Aynı kategoriden rastgele konular:

  • » Yutma Güçlüğü
  • » Bademcik Hastalıkları
  • » Sarkomatoz -Scarpa Hastalığı
  • » Kabakulak
  • » Sistit
  • » Tüm Hastalıklar İNDEX
  • » Difteri (Kuşpalazı)
  • » Megakolon-Melena-Mediyastinit-Meme...
  • » Turner Sendromu
  • » Aktinomikoz