Gösterilen Sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi

  1. #1
    Forum Gönüllüsü SuLTann - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    13-07-2011
    Mesajlar
    6.357
    Ettiği Teşekkür
    55
    259 mesaja 300 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    30

    Standart Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi

    Türk ordusu, 26 Ağustos 1922 gecesi Ahır Dağları üzerinde yer alan Yunanların geceleri savunmadığı Ballıkaya mevkiine ilerledi ve buradan sızarak Yunan hatlarının gerisine intikal etmeye başladı. Sabaha kadar süren intikalin ardından Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, yanında Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ile birlikte muharebeyi idare etmek üzere Kocatepe'deki yerini aldı. Sabah 04:30'da topçuların taciz ateşi ile birlikte harekat başladı. Saat 05:00'te kritik noktalara topçu ateşi yapıldı ve 06:00'da Türk piyadeleri, Tınaztepe'ye yaklaşarak tel örgüleri aştı. Yunan askerini süngü hücumu ile temizleyen ordu, Tınaztepe'yi kontrol altına aldı.

    09:00'da Belentepe, ardından da Kalecik - Sivrisi düşman işgalinden kurtarıldı. Taarruzun ilk günü 1. Ordu Birlikleri, Büyük Kaleciktepe'den Çiğiltepe'ye kadar 15 kilometrelik bir bölgede düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçirdi. 27 Ağustos Pazar sabahı, Türk ordusu tüm cephelerde yeniden genel bir taarruza başladı. Taarruzlarda genellikle süngü hücumu yapıldı ve insanüstü bir çaba gösterildi. Yoğun bir çaba sonrasında Afyonkarahisar ele geçirildi ve Başkomutanlık Karargâhı ile Batı Cephesi Komutanlığı Karargâhı Afyonkarahisar'a taşındı. 28 Ağustos Pazartesi ve 29 Ağustos Salı günleri başarılı geçen taarruz harekâtı, 5. Yunan Tümeni'nin çevrilmesi ile sonuçlandı. Düşmanın çekilme yollarının kesilmesi ve düşmanı savaşa zorlayarak tamamen teslim olmalarını sağlayacak karar, durum değerlendirmesi yapan komutanlar tarafından alındı.

    30 Ağustos 1922 Çarşamba günü, Türk ordusu bu taarruzu kesin zaferle sonlandırdı ve Büyük Taarruz'un son safhası da Türk askeri tarihine Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak geçti. Büyük Taarruz'un ardından düşman ordusunun büyük kısmı dört bir yandan sarıldı. Ateş hatları arasında kalan düşman birlikleri tamamen yok edildi veya esir olarak ele geçirildi. Türk birlikleri, böylece Kütahya'yı ele geçirmiş oldu. Anadolu'daki Yunan birliklerinin yarısı imha veya esir edildi. Kalan Yunan birlikleri de üç grup halinde geri çekildi ve bu gelişme üzerine toplanan Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa, Yunan ordusunun kalan kısmının imha etmek için Türk ordusunun büyük kısmının İzmir istikametine yol almasını kararlaştırdı.

    Kuvayı Milliye Efeleri, milis kuvvetler, gönüllüler de canla başla mücadele ederken, Mustafa Kemal Paşa "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!" emrini verdi. 1 Eylül 1922 tarihinde Türk ordusunun Yunan ordusunu takip etme harekâtı başladı. Muharebelerden kaçan Yunan birlikleri İzmir'e, Dikili'ye ve Mudanya'ya doğru geri çekilmeye başladı. Yunan ordusu Başkomutanı General Nikolaos Trikupis ve kurmayları ile 6.000 asker, 2 Eylül de Uşak'ta Türk birliklerine esir düştüler. Türk ordusu, 15 günde 450 kilometre mesafe kat ederek 9 Eylül 1922 sabahı İzmir'e giriş yaptı. Yüzbaşı Şerafettin Bey Hükûmet Konağına, 5. Süvari Tümenin öncüsü Yüzbaşı Zeki Bey Kumandanlık Dairesine, 4. Alay Komutanı Reşat Bey de Kadifekale'ye Türk Bayrağını çektiler.

    alıntıdır...

    Tüm forumdan rastgele konular:

    • » Corel Draw’da Broşür yapalım !..
    • » PKK yöneticisinden tartışma yaratacak...
    • » Valilere bayram öncesi 'kararname'...
    • » Zorunlu din dersleri kaldırılsın mı?
    • » Bu gidişle Hakan Şükür sahada ruhunu...
    • » Alevi köyleri AKP’nin hedefinde
    • » Skibbe oyunculara sert çıktı!
    • » Gölde esrarengiz yaratık
    • » Erdoğan'dan Ankara tüyosu!
    • » Sıra Atatürk’e geldi!

    Aynı kategoriden rastgele konular:

    • » Atatürk'ün ilginç kişiliği
    • » Atatürk'ün Katıldığı Savaşlar
    • » Atatürk Rüşvet Almış
    • » Çanakkale'de 57.Alay
    • » Atatürk ve 19'UN SIRRI
    • » Mustafa Kemal Atatürk ve O An
    • » Bin yılların lideri
    • » Aziz nesinden Atatürk'e
    • » Yurdumuz Dışındaki Atatürk Anıtları :)
    • » Ata'nın can dündar'a mektubu
    ALİ ÇOKTUR ŞAH-I MERDAN BULUNMAZ.

    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...

    MUSTAFA ŞEREF,
    KEMAL GURUR,
    ATATÜRK ONURDUR...

    Memleketim Yozgat Yemen'dir ilim
    Horasan köyünden geliyor pirim
    Kırklar binasında var oldu yerim
    Sıfatı Zöhre Ana Ali'dir dilim.
    Pir Zöhre Ana

  2. #2
    Forum Gönüllüsü SuLTann - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    13-07-2011
    Mesajlar
    6.357
    Ettiği Teşekkür
    55
    259 mesaja 300 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    30

    Standart

    26 AĞUSTOS GECESİNDE SAATLER
    İKİ OTUZDAN BEŞ OTUZA KADAR
    VE
    İZMİR RIHTIMINDAN AKDENİZ'E BAKAN NEFER

    Saat 2.30.
    Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır,
    ne ağaç, ne kuş sesi,
    ne toprak kokusu vardır. Gündüz güneşin,
    gece yıldızların altında kayalardır.
    Ve şimdi gece olduğu için ve dünya karanlıkta daha bizim,
    daha yakın, daha küçük kaldığı için ve bu vakitlerde topraktan
    ve yürekten evimize, aşkımıza ve kendimize dair sesler geldiği için
    kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi
    okşayarak gülümseyen bıyığını seyrediyordu Kocatepe'den
    dünyanın en yıldızlı karanlığını.

    Düşman üç saatlik yerdedir ve Hıdırlık tepesi olmasa
    Afyonkarahisar şehrinin ışıklan gözükecek.
    Kuzeydoğuda Güzelim dağları ve dağlarda tek tek ateşler yanıyor.

    Ovada Akarçay bir pırıltı halinde ve şayak kalpaklı nöbetçinin hayalinde
    şimdi yalnız suların yaptığı bir yolculuk var:
    Akarçay belki bir akar su, belki bir ırmak, belki küçücük bir nehirdir
    Akarçay Dereboğazı’ında değirmenlieri çevirip ve kılçıksız yılan balıklarıyla Yedişehitler kayasının gölgesine girip çıkar.
    Ve kocaman çiçekten eflatun kırmızı beyaz ve sapları bir,
    bir buçuk adam boyundaki haşhaşların arasından akar.

    Ve Afyon önünde Altıgözler köprüsünün altından
    gündoğuya dönerek ve Konya tren hattına rastlayıp
    yolda Büyükçobanlar köyünü solda ve Kızılkilise'yi sağda bırakıp, gider.

    Düşündü birdenbire kayalardaki adam kaynakları ve
    yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri.

    Kim bilir onlar ne kadar büyük, ne kadar uzundular?
    Birçoğunun adını bilmiyordu, yalnız, Yunan'dan önce
    ve Seferberlik'ten evvel Selimşahlar çiftliğinde ırgatlık ederken
    Manisa'da geçerdi Gediz'in sularını başı dönerek.

    Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.
    Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki şayak kalpaklı adam
    nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel, rahat günlere inanıyordu
    ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
    birdenbire beş adım sağında onu gördü.

    Paşalar onun arkasındaydılar.
    O, saati sordu
    Paşalar: 'Üç', dediler.

    Sarışın bir kurda benziyordu
    Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
    Yürüdü uçurumun başına kadar,
    eğildi, durdu.
    Bıraksalar
    ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
    ve karanlıkla akan bir yıldız gibi kayarak
    Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı.

    Saat 3.30.
    Halimur - Ayvalı hattı üzerinde manga mevziindedir.
    İzmirli Ali Onbaşı (Kendisi tornacıdır) karanlıkta göz yordamıyla
    sanki onları bir daha görmeyecekmiş gibi
    baktı manga efradına birer birer:
    Sağda birinci nefer sarışındı, ikinci esmer.
    Üçüncü kekemeydi fakat bölükte yoktu onun üstüne şarkı söyleyen. Dördüncünün yine mutlak bulamaç istiyordu canı.
    Beşinci, vuracaktı amcasını vuranı tezkere alıp Urfa'ya girdiği akşam.
    Altıncı, inanılmayacak kadar büyük ayaklı bir adam,
    memlekette toprağını ve tek öküzünü
    ihtiyar bir muhacir karısına bıraktığı için kardeşleri onu
    mahkemeye verdiler ve bölükte arkadaşlarının yerine nöbete kalktığı için
    ona 'Deli Erzurumlu' derdiler. Yedinci Mehmet oğlu Osman'dı.
    Çanakkale'de, İnönü'nde, Sakarya'da yaralandı
    ve gözünü kırpmadan daha bir hayli yara alabilir,
    yine de dimdik ayakta kalabilir.
    Sekizinci İbrahim korkmayacaktı bu kadar
    bembeyaz dişleri böyle tıkırdayıp birbirine böyle vurmasalar.
    Ve İzmirli Ali Onbaşı biliyordu ki:
    tavşan korktuğu için kaçmaz kaçtığı için korkar.

    Saat: 4
    Ağzıkara-Söğütlüdere mıntıkası.
    On ikinci Piyade Fırkası.
    Gözler karanlıkta, uzakta.
    Eller yakında, mekanizmalar Üzerinde.
    Herkes yerli yerinde.
    Tabur imamı, mevzideki biricik silahsız adam: ölülerin adamı,
    kırık bir söğüt dalı dikerek kıbleye doğru, durdu boyun büküp
    el kavuşturup sabah namazına, içi rahattır.
    Cennet, ebedî bir istirahattır. Ve yenilseler de, yenseler de âdâyı,
    meydânı gazadan o kendi elleriyle verecektir
    Cenabı rabbülâlemîne şühedâyı.

    Saat: 4.45.
    Sandıklı civarı.
    Köyler.
    Sarkık, siyah bıyıklı süvari,
    çınar dibinde, beygirinin yanında duruyordu.

    Çukurova beygiri kuyruğunu karanlığa vuruyordu:
    dizkapaklarında kan, kantarmasında köpük...

    İkinci Süvari Fırkası'ndan Dördüncü Bölük,
    atları, kılıçları ve insanlarıyla havayı kokluyor.
    Geride, köylerde bir horoz öttü. Ve sarkık, siyah bıyıklı süvari
    ellerinin tersiyle yüzünü örttü. Karşı dağlar ardında,
    düşman elinde kalan bir başka horoz vardır:
    Baltaibik, sütbeyaz bir Denizli horozu.
    Düşmanlar her hal onu çoktan kesip çorbasını yapmışlardır.

    Saat beşe on var.
    Kırk dakka sonra şafak sökecek.
    'Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak'
    Tınaztepe'ye karşı Kömürtepe güneyinde.
    On beşinci Piyade Fırkası'ndan iki ihtiyat zabiti ve onların genci,
    uzunu, Darülmuallimin mezunu Nureddin Eşfak,
    mavzer tabancasının emniyetiyle oynıyarak konuşuyor:

    — Bizim İstiklâl Marşı'nda aksıyan bir taraf var,
    bilmem ki, nasıl anlatsam, Akif, inanmış adam,
    fakat onun, ben, inandıklarının hepsine inanmıyorum.
    Meselâ, bakın 'Gelecektir sana vadettiği günler Hakkın.
    'Hayır, gelecek günler için gökten âyet inmedi bize.
    Onu biz, kendimiz vadettik kendimize.
    Bir şarkı istiyorum zaferden sonrasına dair.
    'Kim bilir belki yarın...'

    Saat beşe beş var.
    Dağlar aydınlanıyor.
    Bir yerlerde bir şeyler yanıyor.
    Gün ağardı ağaracak.
    Kokusu tütmeğe başladı:
    Anadolu toprağı uyanıyor.
    Ve bu anda, kalbi bir şahan gibi göklere salıp
    ve pırıltılar görüp ve çok uzak
    çok uzak bir yerlere çağıran sesler duyarak
    bir müthiş ve mukaddes macerada, ön safta, en ön sırada,
    şahlanıp ölesi geliyordu insanın.
    Topçu evvel mülâzimi Hasan'ın yaşı yirmi birdi.
    Kumral başını gökyüzüne çevirdi, kalktı ayağa.
    Baktı, yıldızları ağaran muazzam karanlığa.
    Şimdi bir hamlede o kadar büyük.
    Öyle şöhretli işler yapmak istiyordu ki bütün ömrünü
    ve hâtırasını ve yedi buçukluk bataryasını
    ağlanacak kadar küçük buluyordu.

    Yüzbaşı sordu:
    — Saat kaç?
    — Beş.
    — Yarım saat sonra demek...
    98956 tüfek ve şoför Ahmet'in üç numrolu kamyonetinden
    yedi buçukluk şnayderlere, on beşlik obüslere kadar,
    bütün aletleriyle ve vatan uğrunda, yani, toprak ve hürriyet için
    ölebilmek kabiliyetleriyle Birinci ve ikinci Ordu'lar baskına hazırdılar.

    Alaca karanlıkta, bir çınar dibinde, beygirinin yanında duran sarkık,
    siyah bıyıklı süvari kısa çizmeleriyle atladı atına.
    Nureddin Eşfak baktı saatına:

    — Beş otuz...
    Ve başladı topçu ateşiyle
    ve fecirle birlikte büyük taarruz...

    Sonra.
    Sonra, düşmanın müstahkem cepheleri düştü.
    Bunlar:
    Karahisar güneyinde 50
    ve doğusunda 20-30 kilometredeydiler.

    Sonra.
    Sonra, düşman ordusu kuvâyi külliyesini ihata ettik Aslıhanlar civarında 30 Ağustosa kadar.

    Sonra.
    Sonra, 30 Ağustosta düşman kuvâyi külliyesi imha ve esir olundu.

    Esirler arasında General Trikopis: alaturka sopa yemiş bir temiz ve sırmaları kopuk firenk uşağı...
    Yaralı bir düşman ölüsüne takıldı Nureddin Eşfak'ın ayağı.
    Nureddin dedi ki:
    'Teselyalı Çoban Mihail,'

    Nureddin dedi ki:
    'Seni biz değil, buraya gönderenler öldürdü seni...'

    Sonra.
    Sonra, 31 Ağustos günü ordularımız İzmir'e doğru yürürken
    serseri bir kurşunla vurulan Deli Erzurumluydu.
    Devrildi. Kürek kemikleri altında toprağı duydu.
    Baktı yukarı, baktı karşıya. Gözleri hayretle yandılar:
    önünde, sırtüstü, yan yana yatan postalları
    her seferkinden kocamandılar.
    Ve bu postallar daha bir hayli zaman
    üzerlerinden atlayıp geçen arkadaşların arkasından
    seyredip güneşli gökyüzünü ihtiyar bir muhacir karısını düşündüler.

    Sonra.
    Sonra, sarsılıp ayrıldılar birbirlerinden ve Deli Erzurumlu ölürken
    kederinden yüzlerini toprağa döndüler.

    Solda, ilerdeydi Ali Onbaşı,
    Kan içindeydi yüzü gözü.
    Bir süvari takımı geçti yanından dörtnala.
    Kaçanı kovalamıyordu yalnız ulaşmak da istiyordu bir yerlere
    ve sadece kahretmiyor yaratıyordu da.
    Ve kılıçların, nalların, ellerin ve gözlerin pırıltısı
    ardarda çakan aydınlık bir bütündü.

    Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü ve şu türküyü duydu:
    'Dörtnala gelip uzak Asya'dan Akdeniz'e
    bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim.

    Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
    ve ipek bir halıya benziyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim.

    Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
    yok edin insanın insana kulluğunu, bu davet bizim.

    Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
    Ve bir orman gibi kardeşçesine bu hasret bizim...'

    Sonra.
    Sonra, 9 Eylülde İzmir’e girdik ve Kayserili bir nefer
    yanan şehrin kızıltısı içinde gelip öfkeden, sevinçten,
    Ümitten ağlıya ağlıya,
    Güneyden Kuzeye,
    Doğudan Batıya,
    Türk halkıyla beraber seyretti İzmir rıhtımından Akdeniz'i.

    Ve biz de burda bitirdik destanımızı.
    Biliyoruz ki lâyığınca olmadı bu kitap,
    Türk halkı bağışlasın bizi,
    onlar ki toprakta karınca,
    suda balık, havada kuş kadar çokturlar,
    korkak, cesur, câhil, hakîm ve çocukturlar
    ve kahreden yaratan ki onlardır,
    kitabımızda yalnız onların maceraları vardır...

    Kuvayi Milliye/Destan
    Nazım Hikmet Ran
    Konu SuLTann tarafından (26-08-2019 Saat 00:31 ) değiştirilmiştir.
    ALİ ÇOKTUR ŞAH-I MERDAN BULUNMAZ.

    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...

    MUSTAFA ŞEREF,
    KEMAL GURUR,
    ATATÜRK ONURDUR...

    Memleketim Yozgat Yemen'dir ilim
    Horasan köyünden geliyor pirim
    Kırklar binasında var oldu yerim
    Sıfatı Zöhre Ana Ali'dir dilim.
    Pir Zöhre Ana

Konu Bilgileri

Bu konuyu görüntüleyenler

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

HAK SAHİPLERİNE ve YASAL MAKAMLARA Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, [email protected] mail adresinden bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler Hukuk Müşavirimiz tarafından incelenecek, şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır. Ayrıca, mahkemelerden talep gelmesi halinde hukuka aykırı içerik üreten ve hukuka aykırı paylaşımda bulunan üyelerin tespiti için gerekli teknik veriler sağlanacaktır.