Gösterilen Sonuçlar: 1 ile 9 ve 9

Konu: Dünya Arkeoloji Tarihi

  1. #1
    Yeni Üye
    Üyelik Tarihi
    28-12-2013
    Bulunduğu Yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    19
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart Dünya Arkeoloji Tarihi

    Tüm forumdan rastgele konular:

    • » Floral Design Brushes
    • » 'Kimin “köpek” olduğunu görmek...
    • » Diyanete Alevi Bürokrat
    • » Çin'den uzaya insanlı uçuş
    • » Dünya Vatandaşı Bir Bektaşi'yim
    • » Erdoğan'ın "Şu anda Kobani de düştü,...
    • » Atatürk koruma kanununa Padişahlar...
    • » Yaşar Nabi Nayır
    • » Aleviler darbeciliğe meyilliymiş!
    • » Avrupa Parlamentosu'nda Alevi-Bektaşi...

    Aynı kategoriden rastgele konular:

    • » Anadolu'da Kazılar
    • » Arkeoloji Nedir? Arkeoloji Anlamı ve...
    • » Antik Kentler - Adada
    • » Dünya Arkeoloji Tarihi
    • » Arkeoloji'den Haberler
    • » Gizemli Tarih: Göbeklitepe
    • » Iki bin yillik mezar taşi tuvalet...

  2. #2
    Söz Ola Beri Gele donanma44 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    06-12-2007
    Bulunduğu Yer
    Hakkari
    Mesajlar
    10.189
    Ettiği Teşekkür
    121
    242 mesaja 300 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    30

    Standart Arkeoloji Tarihi

    Arkeoloji, eski kültür ve uygarlıkları onlardan kalan maddi kalıntıları açısından inceleyen; yer ve zamanını saptamakla uğraşan bir bilimdir. Maddi kalıntılar terimiyle insan elinden çıkan, insan düşüncesinin ürünü olan eserler,alet ve malzeme ile ev eşyaları,sanat yapıtları kastedilir. Bu yönüyle arkeolojiyi,geçmiş zaman insanlarının "el emeği göz nuru " olarak tanımlayabiliriz. Eski Yunanca'nın "Arkhaios" (eski) ve "Logos" (bilim) kelimelerinden türetilmiş olan arkeoloji kelime olarak Osmanlıca 'Atikiyat Eskinin Bilimi' anlamına gelse de, diğer bütün bilim dallarının kaynağı durumundadır.

    Arkeoloji biliminin amacı, geçmişe ışık tutarak geçmişi canlandırmak, ilk çağ insanını düşünceleriyle ve bunların sonucu gerçekleştirdiği yapıtlarla günümüz insanına derinlemesine tanıtabilmek, onu anlamasına yardımcı olabilmektir. Bu amaçla, eski kültür kalıntılarını bulup ortaya çıkarmak, onları tanımlayıp, aslına uygun bir biçimde tekrar kurarak geçmiş kültürleri yorumlayıp aydınlatmaya çalışır.

    Arkeoloji kendi içinde bilim dallarına ayrılır.Tarih öncesi dönemi konusu içine alan Prehistorya, Tarihöncesi dönemi ilgilendiren tüm konuların ilgi alanına girmesine karşılık, çalışmaların ağırlığı özellikle Neolitik (Yeni Taş Devri) olarak bilinen tarım ve hayvancılığa dayalı köy yaşantısını ortaya çıkararak yaygınlaşma süreci ile ilgili olarak sürdürmektedir. Protohistorya bölümü ise insanlık tarihinin, yerleşik düzene geçilen dönemden milattan önce bir binin ilk yarısına kadar geçen sürede; Önasya yani Mezopotamya, Suriye, İran, Anadolu ve Kıbrıs bölgelerinde gelişen kültürlerin incelenmesine yönelik bir bölümdür. Klasik Arkeoloji daha çok Antik Çağ diye adlandırılan Yunan ve Roma uygarlıklarını kapsayan bir dönemi içerir.

    Dünya arkeoloji tarihini genel başlıklar halinde şu şekilde özetleyebiliriz :

    Dünya Arkeoloji Tarihi

    1533 Arkeolojide ilk devlet görevlisi Leland(İngiliz).
    1558 Perugia'da ilk Etrüsk mezarları bulunur.(İtalya)
    1610 Cartwright,Babil ve Persepolis'te kazı yapar.
    1612 İlk klasik devir kazısı:Howard(İngiliz Arkeolog) Roma'da heykelleri ortaya çıkarır.
    1663 İlk belgeleme:Aubrey(İngiliz Arkeolog),Stonhenge'in planını ortaya çıkarır.
    1690 İlk Paleolitik Çağ bulgusu:Londra yakınındaki Gray's İnn Lane'de el baltası bulur.
    1718 İlk eski eserlere yönelik sivil toplumörgütü:Londra Society of Antiquaries kurulur.
    1723 İlk tümülüs kazısı:İngiltere'de Stukeley Stonhenge'de kazı yapar.
    1727 İlk Ortaçağ kazısı:Fransa'daChâtenay-Malabry kazılır.
    1738 Herculaneum ve Pompei'de kazılar başlar.(İtalya)
    1744 Kuzey Avrupa'da ilk kazılar;Danimarka Zeiland'ta tümülüs kazıları başlar.
    1739 İlk müze:Bloomsbury'de British Museum kurulur(İngiltere).
    1764 İlk üslûp çalışmaları:Winckelmann'ın History of Ancient Art's (Antik Sanat Tarihi) kitabı yayınlanır.
    1776 Afrika'da ilk kazı:Güney Sahra'da Cookhouse kazısı.
    1784 Kuzey Amerika'da ilk kazı:Cumhurbaşkanı Jefferson;Monticello da kazı yapar.
    1788 Avustralya'da ilk kazı:Jackson'un Hunter kazısı.
    1797 Paleolitik aletlerin ilk kez soyu tükenmiş hayvan kemikleriyle ilşkilendirilmesi: Frere'in Hoxne kazısı.
    1799 Ölü dillere yöneliş:Rosetta Taşı bulunur.(Mısır)
    1804 Büyük müzelerin eser toplayışı:Atina Pantheon kabartmaları Lord Elgin tarafından Londra'ya götürülür.(İngiltere)
    1817 İlk sistemli müze teşhiri:Thompsen Danimarka Ulusal Müzesi salonlarında Üç Çağ Sistemine göre hazırladığı teşhiri açar.
    1819 Babington Güney Hindistan'da megalitiklerin kazısına başlar.
    1822 Champollion (Fransız eski Yunan ve Latin edebiyatı âlimi, Mısırbilimci) Mısır hiyeroglif yazısını çözer.
    1826 Bize'de bulunan insan iskeleti protohistorik döneme tarihlenir.
    1833 Tabakalanma kurallarının belirlenmesi:Lyell'in(Jeolojinin kurucusu) Principles of Geology(yerbilimin Prensipleri) kitabı yayınlanır.
    1839 Orta Amerika'da ilk araştırmalar:Catherwood (İngiliz ressam) Maya kentlerini keşfeder.
    1839 Rawlinson(Dilbilimci) çivi yazısını çözer.
    1842 Perthes(Arkeolog), Abbeville'de(Fransa) kazı yapar.
    1846 Orta Avrupa'da prehistorik kazılar:Ramsauer Hallstatt'ta kazı yapar.
    1852 Yeni Zelanda'da ilk kazı:Mantell(Paleontolog),Awamoa'da kazı yapar.
    1854 İsviçre köy evleri bulunur.
    1854 Mezopotamya'da ilk zigurat kazısı:Taylor(İngiliz Konsolos) Ur'daki zigurat içine tünel açarak girer.
    1856 Neandertal insan tanımlanır.
    1859 Evrim teorisinin ortaya atılışı:Charles Darwin'in (İngiliz Doğabilimci)türlerin kökeni kitabı basılır.
    1859 Tarih öncesi dönemde insanın varlığı kabul edilir.
    1863 Orta palolitik kültürlerin tanımlanması:Le moustier ve La Madelenie (Fransa) kazıları yapılır.
    1863 Hindistan'da ilk el baltası Pallavaram'da bulunur.
    1863 Kahire Müzesi açılır.
    1865 John Lubbock (İngiliz Arkeolog) tarafından,ilk kez prehistorya kelimesi kullanılır.
    1869 Cro-Magnon (Homo Sapiens Sapiens)adamı bulunur.
    1879 İlk paleolitik çağ bulguları:Altamira (İspanya) mağara resimleri
    1884 Schiemann(Alman Arkeolog),Tiryns'te (Yunanistan) kazılar yapar.
    1894 Avrupa dışında ilk prehistorik iskelet bulunur;Dubois,Java (Homo erectus erectus) insanını keşfeder.
    1897 Kafkasya'da ilk kurgan:Vesselovskii,Maikop'u kazar.
    1900 Minos uygarlığının keşfi:Evans (İngiliz Arkeolog) Knossos'u (Girit) kazar.
    1908 Balkanlarda ilk sistemli kazı:Vasiç,Vinsa'yı kazar.
    1921 Çin'de Homo Erectus iskeleti Zhoukoudian'da bulunur.
    1922 Carter (İngiliz Arkeolog) Tuthankamon'un mezarını açar.
    1922 Leonard ve Katherine Wolley (İngiliz Arkeolog) Ur mezarlarını kazar.
    1924 Hindstan'da Mohenjo-daro ve Harappa kazıları yapılır.
    1925 Tarihöncesi arkeolojide ilk kapsamlı sentez çalışması: G.Childe'ın (Avustralya’lı Dilbilimci, Arkeolog) The Dawn of European Civilisation (Avrupa Uygarlığının Şafağı) eseri yayınlanır.
    1926 Leakey (Arkeolog),Doğu Afrika'da araştırmalara başlar.
    1930 Garstang (İngiliz Arkeolog),Eriha'da (Ürdün) kazılara başlar.
    1931 Pers uygarlığının keşfi:Herzfeld Persepolis'te kazı yapar.
    1940 En zengin paleolitik buluntular olan Lascaux (Fransa) mağarası bulunur
    1948 İlk doğa ve fen bilimcilerin arkeologlarla çalışması:Braidwood (ABD’li Arkeolog) Jar-mo'da kazıya katılır.
    1949 Radyoaktif yöntemlerin arkeolojide kullanılışı:Libby (Kimyacı) ilk radyo karbon tarihlerini yayınlar.
    1952 İlk sualtı kazıları,Cousteau (Fransız Okyanus Uzmanı), Le Grande Congloué (Fransa) batığında kazı yapar.
    1959 Olduvai'de ilk buluntular:M.Leakey Zinjanthropus boisei (Australopithecus) iskeletini bulur.
    1974 Çin'in görkemli keşfi:Çinde pişmiş topraktan heykel ordusu bulunur.
    1991 Alp dağlarında buz adam bulunur.
    1994 En eski mağara sanatı izleri Chauvet mağarası (Fransa) bulunur.

    Kaynak:Arkeo-Atlas Dergisi 1.sayı sy:28-30
    [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] -[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

    [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

  3. #3
    Forum Gönüllüsü SuLTann - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    13-07-2011
    Mesajlar
    6.703
    Ettiği Teşekkür
    56
    301 mesaja 347 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    30

    Standart

    ARKEOLOJİ BİR DERYADIR : ATATÜRK VE ARKEOLOJİ

    ATATÜRK, Arkeolojinin bir bilim dalı olarak eğitim dünyamızda yer almasını sağlamıştır."Bir vatanın sahibi olmanın yolu, o topraklarda yaşanmış tarihi olayları bilmek, doğmuş uygarlıkları tanıma ve sahip olmaktan geçer."Mustafa Kemal ATATÜRK


    Konya gezisinde devrin başbakanı İsmet İnönü'ye çektiği telgraftan:

    21 Şubat 1931 Konya- Gazi Mustafa Kemal
    Telgraf
    Başmüvekkil İsmet Paşa Hazretlerine (Orijinal Metin)

    Son tetkik seyahatlerimde muhtelif yerlerdeki müzeleri ve eski sanat ve medeniyet eserlerini de gözden geçirdim.

    1.İstanbul'dan başka Bursa, İzmir, Antalya, Adana ve Konya'da mevcut müzeleri gördüm. Bunlarda şimdiye kadar bulunabilen bazı eserler muhafaza olunmakta ve kısmen de ecnebi mütehassısların yardımiyle tasnif edilmektedir. Ancak memleketimizin hemen her tarafında emsalsiz defineler halinde yatmakta olan kadim medeniyet eserlerinin ilerde tarafımızdan meydana çıkarılarak ilmi bir surette muhafaza ve tasnifleri ve geçen devirlerin sürekli ihmali yüzünden pek harap bir hale gelmiş olan âbidelerin muhafazaları için Müze Müdürlüklerine ve hafriyat işlerinde kullanılmak üzere (Arkeoloji) mütehassıslarına kat'i lüzum vardır. Bunun için Maarifce harice tahsile gönderilecek talebeden bir kısmının bu şubeye tahsisi muvafık olacağı fikrindeyim.

    2.Konya'da asırlarca devam etmiş ihmaller sebebiyle büyük bir harabi içinde bulunmalarına rağmen sekiz asır evvelki Türk medeniyetinin hakiki mimari şaheserleri sayılacak kıymette bazı mebani vardır. Bunlardan bilhassa Karatay Medresesi, Alâeddin Câmii, Sahip Ata Medrese Camii ve Türbesi, Sırçalı Mescit ve İnce Minareli Cami derhal ve müstacelen tâmire muhtaç bir haldedirler. Bu tâmirin gecikmesi ve âbidelerin kâmilen indirasını mucip olacağından evvelâ asker işgalinde bulunanların tahliyesinin ve kâffesinin mütehassıs zevat nezaretiyle tâmirinin temin buyurulmasını rica ederim.
    K.ATATÜRK

    Türkiye de arkeoloji yapacak yetişmiş insan olmadığı için devlet bursuyla yurt dışına öğrenciler gönderilmesini ister. Bu gönderilenler Atatürk ün yüzünü ak çıkarırlar. Ekrem Akurgal, Sedat Alp, Arif Müfit Mansel, Halet Çambel, bu dönemin bursiyerleridir.


    Atatürk, bu topraklarda yaşamış eski uygarlıkların, belgeler bulunarak incelenmesini ister. Bunun gerçekleşmesi için, 15 Nisan 1931 yılında Türk Tarih Kurumu'nun kurulmasını sağlar. Kendinden sonra bu çalışmaların sekteye uğramaması için mirasının büyük bir bölümünü, araştırmalarda ve kazılarda kullanılmak üzere bu kuruma bırakır.

    1935 yılı yaz aylarında,Milli Eğitim Bakanlığı'nın talimatıyla Avrupada arkeoloji okuyan ve tarih okuyan öğrencilerin iki ay süreyle Türkiye de kazılara katılma talimatı geldi. Berlin'den Halil Demircioğlu ve Sedat Alp ile Paris'ten Halet Çambel Orta Anadolu'da Türklerin idare Hitit kazılarına, Ekrem Akurgal ise Batı Anadolu antik çağ kazılarına katılma emrini aldılar. İki ay süreyle bütün Batı Anodolu'yu ve müzelerini bir arkeoloji öğrencisi olarak böylece ilk defa gezme fırsatını buldum. HER GİTTİĞİM YERDE, NEREDE KALACAĞIM PROGRAMLANMIŞTI. BAZI SEYAHATLERİMDE ÖZEL TAKSİ TUTMAM BİLE SAĞLANMIŞTI. Çok yararlı bir gezi oldu ve bana ileride yapacağım çalışmalar için, ilk düşüncelere girişmemi sağladı. Ord. Prof. Ekrem Akurgal ( Bir Arkeologun Anıları, TÜBA-1999 ) Türkiye de eski çağ tarihi ve arkeoloji bilimleri, ortaya çıkışlarını ve gelişmelerini Atatürk e borçludur.Ord. Prof. Ekrem Akurgal


    5 Mayıs 1935 Atatürk, bir heyetle Ankara yakınlarındaki Ahlatlıbey kazılarını ziyareti
    1930 yazında Yalova'da Afet İnan'a söylediklerinden alıntıdır.
    ... "Çamurdan tuğla, çanak çömlek ilk insanın yaptığı eserler dendir. Hayvanları ehlileştirmek onlardan muhtelif suretlerle istifade etmek, hayvanları sürüler halinde bulundurmak, insanların ilk yaptığı işlerdendir. Ziraat de böyledir. Bundan başka insanlar bulundukları mıntıkaya göre kerpiçten, tuğladan veya taştan binalar yaptılar. Kanallar açarak bataklıkları kurutmak, muhtelif tarzda sulama usulleri de insanların ilk buldukları şeylerdendir. Güneşi ve yıldızları müşahede sayesinde takvimin esasını koyan, tabiatın en büyük kuvvet olduğunu keşfeden binlerce sene evvel yaşamış eski insanlardır. Gemi inşa eden ve denizlerde dolaşmak kabiliyetini de gösteren, ticaret etmesini öğrenen bu insanlardır. Bütün bu saydıklarımız dünyada ve bütün beşeriyette ilk medeni eserlerdir..."


    ATATÜRK SAHA DA

    Veliahd Vahdettin ile birlikte Almanya'ya gittiğinde ise, Atatürk Berlin Müzesi'ni ve Pastdam Sarayını gezmiş ve incelemiş; Pergamon Müzesi'ndeki Zeus Tapınağı'nın kendisini ne kadar etkilediğini ve Türkiye'den kaçırıldığı için duyduğu üzüntüyü,sonraki yıllarda, Topkapı Sarayı Müzesi'nin kuruluş çalışmalarını denetlerken,Tahsin ÖZ'e anlatmıştır.

    1927 Yılında Sultanahmet ve civarını gezer. Arkeoloji Müzesini ve Topkapı Sarayı Müzesini ziyaret eder. Henüz ziyarete kapalı olan Hırka-i Saadet Dairesini açtırarak ziyaret eder. Padişah portrelerini tek tek inceler.

    1929 Eylül'ünde Sultanahmet Cami restorasyonunu inceler ve onarımın çabuklaştırılmasını ister. Bu arada Ayasofya'nın harap ve perişan hali dikkatini çeker. Kubbesinde güvercinler uçuşmaktadır. Avlusu parsellenmiş, kahvehane olarak işletilmektedir. Binayı hemen Maarif Vekaletine bağlatarak Müze olmasını sağlar. "...Ehli salip artıklarının her devirde tamahını çeken Ayasofya'yı müze yapıp ilim alemine hediye ediyoruz" der.

    Atatürk Topkapı Sarayını defalarca ziyaret etmiştir. Son ziyaretini gerçekleştirdiği 1934 yılında, kütüphanede Piri Reis'in Amerika haritasını görünce, bunlar gizli olmamasını, dünyaya ve özellikle Amerika'ya gösterilmesini ister.

    Atatürk'ün emriyle ve kurduğu Türk Tarih Kurumunun desteğiyle, Ankara civarındaki Uygarlık Merkezlerinde kazı ve araştırmalar yapılır

    1933 yılında Ankara'ya 16 Km. uzaklıktaki Ahlatlıbey kazıları gerçekleştirilir. Bakır Çağı ve Hitit Devirleri incelenir.

    1933 yılında Ankara'ya 60 Km. uzaklıktaki Karalar kazılarında Galatlar incelenir.1934 yılında Göllüdağ, Alacahöyük kazıları başlatılır.

    1937 yılında Ankara Kalesi, Çankırıkapı, Pazarlı, Etiyokuşu/Çubuksuyu kazıları başlar.

    1930 lu yıllarda Trakya Bölgesinde İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdür Muavini Dr. Arif Müfit Mansel başkanlığında Araştırma ve Kazılara başlanır. 700 Tümülüs tespit edilir.Mansel'in Vize kazısına hastalığı nedeniyle gidemeyen Atatürk, buluntuları hasta yatağına getirtip incelemiş ve Kazılara devam ediniz, memleketimizin kültür zenginliklerini daha çok bulacaksınız demiştir.Ord. Prof. Arif Müfit Mansel'in Trakya araştırmaları, günümüz arkeologlarına hala ışık tutmaya devam etmektedir.
    Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, Millî Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip ile Ankara Ahlatlıbel'de arkeoloji çalışmalarını izlerken (5 Mayıs 1933)
    Bu kazılarda Atatürk Cumhuriyetinin ilk Arkeologları, Tarihçileri, Sanat Tarihçileri, Filologları, Antropologları çalışır.Bu kazılarda, Alacahöyük'te, Hamit Zübeyr Koşay ve Remzi Oğuz Arık tarafından 22 Agustos 1935 te, Ankaranın simgesi olacak meşhur "GÜNEŞ KURSU" bulunur.
    Atatürk, 1935 yılında Yalova deniz köşküne çağırdığı Afet İnan ve TTK Başkanı Hasan Cemil Çambel'e (Prof. Halet Çambel'in babası) 10 maddelik bir direktif dikte ettirir.
    Her türlü kültürel ve arkeolojik belgelerin toplanma, koruma, restorasyonu için yeterli tedbirlerin alınması, gerekli kurumlarla işbirliği, yerel çevrelerin duyarlı olmaları, yalnızca kazıların yeterli olamayacağı, buluntuların restorasyon görerek korunmaları...10 Maddelik direktifi

    1- Her türlü tarihi vesika, malzeme ve abideleri bulma, toplamak ve muhafaza ve restore etmek,

    2- Memleket içinde ve dağınık bir halde açıkta duran tarihi eserleri tahrip olunmak, çalınmak, satılmak, ziya'a uğramak ve zamanla kendi kendine harap olmak tehlikesinden masun bulundurmak için hükümetçe bütün tedbirler alınmak,
    3- Hükümet otoritelerinin ve belediyelerin yakın ilgi, takip ve mesuliyetleri altında Cumhuriyet Halk Partisi'nin Halk Evleri'ne ve parti organlarına açtıracağı sürekli ve usanmaz bir propaganda faaliyeti ile ve Basın Yayın Umum Müdürlüğü nezareti ve takibi altında günlük gazete ve mecmualarda yaptırılacak sürekli, tesirli, popüler neşriyatla, bu milli tarih mallarının asıl sahibi ılan Türk halkına muhafaza ettirmek,
    4- Gerek içeride ve gerek dışarıdaki müzeler ve kütüphanelerde mevcut eski esrlerin ve tabloların kopyalarından koleksiyonlar vücuda getirmek.
    5- Ankara, İstanbul, Bursa İzmir, Edirne de muayyen devirlere ve kültürlere ait eserleri toplayarak bu şehirleri büyük üslupta birer eski esrler ve abideler merkezi haline koymak,

    6- Ecnebi tarih ekspedisyonların büyük sermayelerle başardıkları kazıları, ileride mali kudretimizin vüs atlı zamanında yapmak üzere, şimdilik, küçük mikyaslarda kazılar tertibi ile arkeolojik ve antropolojik araştırmalar ve keşifler yapmak,
    7- Memleket içinde ve dışındaki mühim kazı ve keşif yerlerine seyahatler tertip ederek, bulunan tarihi eserler ve abideler üzerinde ilmi tetkikler yapmak, ( Bu kabsamda Afet İnan, 1933 yılı sonbaharında Yunanistan, Mısır. Filistin ve Suriye de arkeolojik incelemeler yapmış ve dönüşünde bu ülkelerdeki çalışmaları Atatürk e anlatmıştır)
    8- Hükümete düşen işleri, bu projeleri uygulamakla görevli komisyonların Hükümet nezdinde takip etmeleri,
    9- Yabancı bilim müesseleriyle ve otoriteleriyle, mütehassıslarla işbirliği kurmak,
    10- Kültür Bakanlığının verimli yardımını, işbirliğini sağlamak.
    Bu gibi fikirleri hala güncelliğini korumaktadır.




    M. Kemal Atatürk Alacahöyük buluntularını incelerken (1935)


    blogspot.com
    ALİ ÇOKTUR ŞAH-I MERDAN BULUNMAZ.

    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...

    MUSTAFA ŞEREF,
    KEMAL GURUR,
    ATATÜRK ONURDUR...

    Memleketim Yozgat Yemen'dir ilim
    Horasan köyünden geliyor pirim
    Kırklar binasında var oldu yerim
    Sıfatı Zöhre Ana Ali'dir dilim.
    Pir Zöhre Ana

  4. #4
    Yeni Üye
    Üyelik Tarihi
    28-12-2013
    Bulunduğu Yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    19
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart



    Bölüm 1 – Hayatta Kalmak

    İngiliz gazeteci ve programcı Andrew Marr’ın sunduğu belgesel serisinin ilk bölümü, Afrika’daki ilk zamanlarımızdan başlayarak göçebe atalarımızın dünyaya yayılışını, yerleşik hayata geçerek ilk çiftçilere ve ilk şehir halkına dönüşmelerinin izini sürüyor. Avrupa’nın mağaralarında geçmişi 30 bin yıl öncesine dayanan olağanüstü el izlerinin gizem perdesini aralıyor ve bize insan dehasının bugün hâlâ yaşamımızın bir parçası olmaya devam eden parlak buluşlara olanak tanıdığını gösteriyor.
    Marr ilk uygarlıkların doğa güçlerinin üstesinden gelebilmek için nasıl aşırılıklara başvurmak zorunda kaldıklarını keşfediyor ve eski Mısır’ın günlük yaşantısının günümüz pembe dizileriyle hayal edebileceğimizden de fazla benzerlik taşıdığını ortaya çıkarıyor.


    Bu görkemli belgesel, 70 bin yıllık insanlık tarihine şahitlik ediyor. Zamanın içinden geçerek, dünyanın bir ucundan diğer ucuna insanlık tarihinin dönüm noktalarını gözler önüne seren BBC'nin büyük bütçeli mega - yapımı, tarihe yön veren uygarlıkları, savaşları, icatları, keşifleri dramatik canlandırmalarla film gibi anlatıyor.

    İnsanları, onların beslendikleri medeniyetleri, kültürleri, tarih içinde yaşadıkları başarıları gelişim ve değişimleri anlatan BBC imzalı, 2012 yapımı Büyük Dünya Tarihi, tarihin arka bahçelerinde gizli aşk hikayelerinin, süikastlerin, tıp alanında gerçekleşen devrimlerin ve medeniyetleri yerle bir eden doğa olaylarının dünya tarihini nasıl etkilediğini gözler önüne seriyor.

    İnsanlık tarihinin 70 bin yılına hayat veren belgesel dizisi, izleyiciyi büyük şahsiyetlerin yaşadığı, büyük olayların meydana geldiği yerlere, tarihin büyük destanlarına götüren bir zaman yolculuğuna çıkarıyor.

    Bu, halkları, uygarlıkları, kültürleri, başarıları ve hezimetleri anlatan bir insanlık öyküsü.

    Bu, yüzyıllara yayılan ilerlemenin, gelişimin ve değişimin öyküsü.

    Mezopotamya’nın ilk sakinlerinden, Babil ve Mısır’ın harikalarına, Fransız Devrimi’nden Sanayi Devrimi’ne dek tarihin içinde geçen serüven, bugünkü dünyayı şekillendirenleri ekrana getiriyor.

    Tarihteki kritik anların canlı anlatımlarıyla karşımıza gelen her bölüm, bu olayların meydana geldiği yerlerde geçiyor ve hayatta kalma, fetih, din, iletişim, ticaret, sanayi, fikirler ve küreselleşme gibi ana temalar etrafında şekilleniyor.

    Bölüm 2 - İmparatorluk Çağı
    Marr ikinci bölümde modern dünyanın temellerini atan ilk imparatorlukların öyküsünü anlatıyor. Asurlulardan Büyük İskender’e fatihler tüm Ortadoğu’ya dehşet saldı. Çin’den Akdeniz’e her yerde savaştılar. Ama bu kaos ve yıkım dönemi büyük ilerlemelere de yol açtı ve insanlığın gelişimini teşvik etti.

    Bölüm 3 - Söz ve Kılıç
    İ.Ö. 300 ile İ.S. 700 yılları arasında dünyayı sarsan dini devrimlerle başlayan bölüm Hristiyanlığın Roma İmparatorluğu’ndaki yükselişini, İslam’ın, İspanya’dan Orta Asya’ya doğru yayılmasını ve her iki dinin kendi imparatorluklarını yaratmasını anlatıyor.

    Bölüm 4 - Aydınlanmaya Doğru
    Ortaçağ’ı inceleyen bölüm, Cengiz Han’ın fetihlerini, Marco Polo’nun maceralarını ve Afrikalı bir kralın olağanüstü öyküsünü keşfe çıkıyor. Avrupa’nın Karanlık Çağ’ın içinden nasıl çıktığını, Rönesans’la nasıl yeniden yükseldiğini gözler önüne seriyor.

    Bölüm 5 - Yağma Dönemi
    Marr, beşinci bölümde Avrupa’nın korsanlıktan kapitalizme geçişini anlatıyor. Reform sonrasında Avrupa dini savaşlarla parçalanırken İspanyollar Yeni Dünya’yı sömürgeleştiriyor.
    Bu arada İngiliz ve Hollandalılar limitet şirketleri ve borsayı icat ediyor.

    Bölüm 6 – Devrim
    17. ve 18. Yüzyıllara gelindiğinde insanlar dünyanın dört bir yanında özgürlük ve eşitlik için kilisenin ve monarşinin gücüne karşı ayaklanıyor. Amerika’da insanlar İngiliz idaresinden kurtulup özgürlüklerine kavuşmak için savaşırken, Fransa’daki kanlı devrim, kralı ve aristokrasiyi yerinden ediyor. Derken Galileo evrendeki yerimize dair tüm algıyı değiştiriyor.

    Bölüm 7 - Endüstri Çağı
    Andrew Marr, Britanya’nın Sanayi Devrimi’nin modern dünyayı nasıl yarattığını anlatıyor. Tarıma dayalı eski düzen yerini makinelerden, şehirlerden ve sanayicilerden oluşan yeni bir dünyaya bırakır. Ancak tüm dünyada, bu değişime direnenler olacaktır. Ve rekabet I. Dünya Savaşı’nın sanayi destekli yıkımına yol açar.

    Bölüm 8 - Aşırılıklar Çağı
    Marr finalde, öyküyü 20. yüzyıla taşıyor ve teknolojik dehamızın insanlığı ileriye taşıdığını ancak bu durumun siyasal ahmaklığımızın sonuçlarıyla kısıtlandığını ileri sürüyor. Demokrasi, komünizm ve faşizmle yüzleşiyor ve iki Dünya Savaşı siyasal başarısızlıklarımızı hiç olmadığı kadar belirgin hale getiriyor. Ancak insanoğlunun başarıları da aynı ölçüde hayret verici, özellikle de bilim ve teknoloji alanlarında.



    [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

  5. #5
    Yeni Üye
    Üyelik Tarihi
    28-12-2013
    Bulunduğu Yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    19
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    BBC- Büyük Dünya Tarihi Bölüm 1- Hayata Kalmak...
    Sanırım video'yu yükleyemedim. Bağlantıyı ekliyorum : [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

  6. #6
    Yeni Üye
    Üyelik Tarihi
    28-12-2013
    Bulunduğu Yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    19
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür, Cumhuriyet, zengin Türk millî kültürünün üzerine kurulmuştur” Mustafa Kemal ATATÜRK

    MÜZELER VE ATATÜRK


    1 —Millî Mücadele Yıllarında


    Atatürk, millî kültür ve millî tarihin belgelerini depo eden ve sergileyen müzelere öğrencilik yıllarından itibaren ilgi duymaya başlamıştır.Harp Okulu’nda iken İstanbul’daki Askerî Müze’yi birkaç defa ziyaret ettiğini,Sofya’da Askerî Ataşe iken, verilen bir kıyafet balosuna, Askerî Müze’dengetirttiği Yeniçeri elbisesi ve silâhları ile katıldığını Prof. Dr. Afetİnan’ın bize anlattıklarından öğreniyoruz.
    1917 yılı aralık ayının ortalarındaVeliaht Vahdettin ile birlikte Almanya’ya yaptığı gezide, beş gün Berlin’de kalmış, bu arada Potsdam Sarayı’nı, Berlin müzelerini gezmiştir. Bergama-Zeus Tapınağı' nın sergilendiği Pergamon Müzesi’nin onu ne kadar etkilediğini dahasonra Müze Müdürü Tahsin Öz’e anlatmıştır.
    Millî Mücadele yıllarının başında Ankara’da Büyük Millet Meclisi’ni açan Atatürk, 9 Mayıs 1920’de işe başlayan ilk hükümette, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak bir Türk Asar-ı Atika Müdürlüğü kurulmasını emretmiştir1. O zamanlar, Milli Eğitim Bakanlığı merkez örgütünün, Bakan dışında, ancak 20 kişilik bir kadrosu olduğu düşünülürse 1müdür ve kâtip kadrolu Asar-ı Atika Müdürlüğü’ne, eğitimin çeşitli hizmetleri arasında ne kadar önem verildiği daha iyi anlaşılır.


    Asar-ı Atika Müdürlüğü, mimarî eserlerin ve ören yerlerinin korunmasından sorumlu olduğu gibi, illerde daha önce açılmış bulunan Müze-i Hümâyûn ( İmparatorluk Müzesi ) şubelerinin de gözetim ve idaresinden sorumluydu. Bir yıl sonra, Asar-ıAtika Müdürlüğü, Hars (Kültür) Müdürlüğü’ne dönüşerek kadrosunu genişletmiş,eski eserler ve müzelerle birlikte, kütüphane ve güzel sanatlara ilişkin görevler de bu daireye verilmiştir.


    Millî Mücadele’nin ölüm-kalım savaşı verildiği aylar ve yıllarında müzecilik alanında pek fazla bir çalışma yapılamamıştır. Ancak, Anadolu’nun işgal altında bulunan bölge ve şehirlerindeki eski eserlerin yıkıma uğraması ve müzelerin yağma edilmesi endişesi çok acı şekilde yaşanmıştır. Ne var ki bu konuda memleket fazla bir zarar görmemiş, ancak Büyük Taarruz’dan hemen sonra Yunanlıların İzmir’i ateşe verdiği günlerde, Amerikan Konsolosluğu İzmir Lisesi ambarlarında korunan Sard( Manisa, Salihli ilçesi'nde bulunan Antik Kent, Sardes) kazısı eserlerini 56 sandığa yerleştirerek bir gemiile Newyork’taki Metro Politan Müzesi’ne göndermiştir. Zaferden hemen sonra,doğrudan Atatürk’ün emriyle Müzeler Müdürü Halil Ethem (Eldem) eserlerin iadesikonusunda sert girişimlerde bulunmuş, uzun yazışmalar sonunda 3 sandık eser dışında,53 sandık eski eser, 1924 yılı haziranında Türkiye’ye geri gönderilmiştir2.


    Büyük Taarruz öncesinde, Atatürk ve Türk müzeciliği ile ilgili bir olay daha vardır. Atatürk, 1 Nisan 1922 tarihinde, yanında Rus Sefiri Aralof veAzerbaycan Sefiri Abilof olduğu halde Konya’ya gelmiş, 4 Nisan 1922 tarihinekadar Konya’da incelemeler yapmıştır. Atatürk’ün bu gezisinde 3 Nisan 1922 gününü konuklarıyla birlikte Mevlâna Dergâhını, Konya Müzesi (Müze-i HümâyûnKonya Şubesi) ni, Konya’daki Selçuklu ve Osmanlı devri mimarî eserleriniziyarete ayırdığını görüyoruz. Müzede Atatürk’e Müze Müdürü Naci Fikrtı(Baştak) bilgi vermiş, Atatürk’ün sorularını cevaplandırmıştır. Konya eski eserlerini gezerken, daha sonra İstanbul Türk ve İslâm Eserleri Müzesi Müdürü olan Abdülkadir Erdoğan’dan bilgi almıştır3.
    Konya’da Selçuklu eseri KaratayMedresesi’ni ziyaret ederken medresenin dökülmekte olan çinilerini işaret ederek: “Bu binanın tamiri lâzım. Bu muhteşem bir sanat eseri. Ne güzel Çini Müzesi olur” demiş, Atatürk’ün bu tavsiyesi yıllar sonra, Konya’da Müze Müdürü olduğum 1955 yılında yerine getirilmiştir.Zaferin kazanılmasından birkaç ay sonra, Milli Eğitim Bakanıİsmail Safa, 5 Kasım 1922 tarihli “Müzeler ve Asar-ı Atika Hakkında Talimat”başlığı ile bir genelge yayınlamış ve illere göndermiştir4.
    Türk Müzeciliği'nin geleceği için önemli bir adım olan bu genelgede, müze müdürleri ve memurlarının görev ve sorumlulukları açıklanmakta, Arkeoloji ve Etnoloji ile ilgili eserlerin derlenmesi, envanter ve koruma işlerinin nasıl yapılacağı konusunda teknik bilgiler verilmektedir. Milli Eğitim Bakanı İsmail Safa, bir süre sonra,Atatürk’ün emriyle, eğitim ve kültür sorunlarını incelemek üzere bir Heyet-iİlmiye kurmuştur. 15 Temmuz 1923’te Ankara’da toplanan Heyet’in çalışma programında;Ankara’da bir Millî Müze kurulması ve buna bağlı olarak Türk EtnografyaMüzesi’nin hemen açılması, mevcut Asar-ı Atika Nizamnamesi’nin yeni şartlara göre bir daha gözden geçirilmesi konuları da yer almaktadır. İlim heyeti bir ay çalışmış ve raporunu Bakanlığa vermiştir5.
    Bu çalışmaların yapıldığı günlerde yenilenen hükümet, 14 Ağustos 1923 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde okuduğu programında Hars Müdürlüğü tevsi ve ikmal olunarak muhtelif yerlerde tetkikata başlanacak, münasip merkezlerde millî müzeler vücuda getirilerek millî asarın cem ve tetkikine çalışılacaktır, sözlerine yer verilmiştir.


    2 — Cumhuriyet Döneminde



    Atatürk, Cumhuriyet’i kurduktan sonra: “Türkiye Cumhuriyeti’nintemeli kültürdür, Cumhuriyet, zengin Türk millî kültürünün üzerine kurulmuştur”diyerek Türk kültürüne verdiği önemi bir kere daha belirtmiş, müzeleri Türk kültürünün maddi varlıklarının korunduğu ve sergilendiği yerler olarak saymıştır. Cumhuriyet’e kadar İstanbul’da arkeolojik eserlerin yer aldığı,Devlet Müzesi niteliğindeki Müze-i Hümâyûn ve bu müzenin Anadolu’nun belli başlı şehirlerinde, ama çoğu müze deposu görünümünde şubeleri vardır. Bununyanında İstanbul’da 1914 yılında bir de Evkaf Müzesi açılmıştır. SonradanTürk-İslâm Eserleri Müzesi adını alacak olan Evkaf Müzesi, İslâmî devireserlerini içine almaktadır. İstanbul’da Osmanlı Hazine-i Hümâyûn Kethüdalığı' nın emrine verilmiş bulunan Topkapı Sarayı ile İstanbul’daki diğer Osmanlı saray, köşk ve kasırları birer müze gibi, kendi eşyaları ile koruma altındadır. Ne var ki, Topkapı Sarayı, artık terkedilmiş olduğundan birçok bölümleri harabe halindedir. Sarayın zaman geçirmeden onarımı gerekmektedir.Onarım da yeter değildir. Kendi eşyasının en iyi biçimde korunması, hattasarayın onarılan bölümlerinde sergilenerek yerli ve yabancı ziyaretçilereaçılması günü gelmiştir. Atatürk bu düşüncesini Başbakan İsmet İnönü’ye veMilli Eğitim Bakanı Vasıf Çınar’a açmış, Sarayın müze olarak onarımı,düzenlenmesi ve ziyarete açılması için bir Bakanlar Kurulu Kararı aldırmıştır.Kararname şöyledir:



    Türkiye Cumhuriyeti


    Başvekâlet


    Kalem-i MahsusMüdîriyyeti


    Adet:419


    Kararname


    Asırlardan beri birçok tarihî vak’alara sahne olmuş, tarih-imillimiz ve tarih-i mimarimiz nokta-i nazarından büyük bir kıymeti haizbulunmuş olan ve zî-kıymet mefruşat ve müştemilâtıyla muhafazası lâzım gelenTopkapı Sarayı’nın âtiyen İstanbul’a gelecek züvvâr için başlıca bir ziyaretmahalli teşkil edeceği tabiî olduğundan bu mahalleri bilâhare zuvvâre küşadeedilmesi ihzar ve hüsn-ü muhafazası temin edilmek üzere âsr-ı atîka nizamnamesimucibince şimdilik İstanbul Âsâr-ı A tıka Müzesi Müdîriyyeti emrine verilmesitalebini hâvi Maarif Vekâleti celilesinin 5 Mart 340 tarih ve Hars Müdîriyyeti4260/153 numaralı tezkeresi ile vâki teklifi İcra Vekilleri Hey’etinin 3.4.340tarihli içtimâında ledettedkik mezkûr binanın devrü teslim muamelesi alelusulifâ olunmak üzere Müzeye aidiyeti tezekkür edilmiş ve keyfiyetin vekâlet-imüşarünileyhâ ile Dahiliye ve Maliye Vekâleti celilesine tebliği takarrüretmiştir.


    3.4.340

    Türkiye Reîs-i Cumhuru Gazi M. Kemal


    Başvekil veHariciye Vekili İsmet


    Müdafaa-iMilliye Vekili Kâzım


    AdliyeVekili Mustafa Necati


    DahiliyeVekili Ferit

    Maliye Vekili Mustafa Abdülhalik


    MaarifVekili VasıfNâfıa Vekili “hasta”


    Ziraat Vekili


    Ticaret Vekili


    Sıhhiye veMuavenet-i İçtimaiyye Vekili Dr. Refik


    Mübadele, İmârve İskân Vekili Mahmut Celâl


    Bu kararnameden sonra, Topkapı Sarayı, müze olarak ziyarete açılmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı (Asar-ı Atika ve Müzeler Dairesi) nabağlanmış, hemen onarımına başlanmıştır. Sarayın onarımı, eşyalarının envanterive teşhiri yıllarca sürmüştür. 1927 yılında bir bölümü ziyarete açılan TopkapıSarayı Müzesi’ne Atatürk, bu tarihten sonra zaman zaman gelmiş, çalışmalar hakkında Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem’den bilgi almıştır.
    6 Eylül 1929 günüöğleden sonra yaptığı bir ziyarette Topkapı Sarayı’nda 3 saatten fazla kalmış,onarımları yerinde görmüştür6. O gün Topkapı Sarayı ikinci avlusuna kurulan padişah otağları ve saltanat çadırları Atatürk’ün dikkatini çekmiş, Şah İsmail Tahtı olarak bilinen Nadir Şah Tahtı’nı incelemiştir. İki gün sonra 8 Eylül1929 günü Ayasofya Cami'sini de ziyaret eden Atatürk, Kayyum Mehmet Efendi’nincami hakkında verdiği izahatı dinlemiş, özellikle Ayasofya’ya Osmanlı devrinde yapılan eklemeler üzerinde durmuştur7.


    Topkapı Sarayı’nda çalışmalar sürdürülürken 9 Aralık 1929 günü,bir müze uzmanı, yüzyıllardır el sürülmeyen belgeler arasından, ceylan derisi üzerine çizilmiş iki harita bulmuştur. Haritaları inceleyen Müzeler MüdürüHalil Ethem Eldem, bunların o güne kadar bilinmeyen ve Amerika kıtasınınkeşfedildiği yıllarda Batı Avrupa ve Afrika ile Doğu Amerika sahillerinigösteren iki harita olduğunu, büyük Türk denizcisi Pirî Reis tarafından 1513yılında çizildiğini anlamıştı. Atatürk o günlerde Yalova’daydı. Halil EthemEldem, haritaları aldığı gibi Yalova’ya gitmiş, Atatürk’e göstermişti. Atatürk bu çok önemli belgenin bilimsel bir incelemeyle yayınlanması emrini vermiştir8.


    Atatürk’ün Topkapı Sarayı Müzesi’ne ve yapılan çalışmalara karşı duyduğu ilgi ölümüne kadar devam etmiştir. 10 Şubat 1933 günü öğleden sonra,beraberinde İktisat Bakanı Celâl Bayar olduğu halde Topkapı Sarayı Müzesi’negelen Atatürk, Mecidiye Köşkü’nden başlayarak Hazine’yi, daha sonra Harem dairesini ziyaret etmiş, Müze Müdürü Tahsin Öz’ün verdiği bilgileri dinlemiştir. Silâh dairesindeki silâhlar ve 16. Yüzyıl Türk miğferleri üzerinde uzun uzun duran Atatürk, bu dairenin hemen ziyarete açılmasını söylemiştir9.
    Ogünlerde Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip, Ankara’da Çankırı caddesi RomaHamamı harabeleri yerinde bir Milli Müze kurulması, ayrıca bir Milli Kütüphane ile bir Türk İlimler Akademisi açılması konusunda bilim ve kültür adamlarındanmeydana gelen heyetle görüşmeler yapmaktadır. Direktifi Atatürk, bizzat vermiş,bir an önce bu konularda karar alınmasını istemiştir10.


    Atatürk, 1935 ve 1936 yıllarında da Topkapı Sarayı’nı birkaç defa ziyaret etmiş ve çalışmalar hakkında Müze Müdürü Tahsin Öz’den bilgiler almıştır. 10 Şubat 1936 günü yaptığı ziyarette Topkapı Sarayı’nda 3 saatkalmıştır11. Topkapı Sarayı Müzesi’nin hemen yakınında 24 Kasım 1939 tarihindeBakanlar Kurulu Kararı ile müze haline getirilen Ayasofya ve yine TopkapıSarayı’nın bitişiğindeki İstanbul Arkeoloji Müzesi, Sultanahmet’i İstanbul müzelerinin merkezi durumuna getirmiştir. Yine Cumhuriyet’ten sonra, önceleri vakıflara bağlı olarak idare edilen Süleymaniye’deki Türk ve İslâm EserleriMüzesi, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır.


    Atatürk, Cumhuriyet’ten sonra yalnız İstanbul müzeleri ile değil Anadolu’daki eski şehir harabeleri ve ören yerleri ile birlikte müzelerle de ilgisini sürdürmüştür.


    Bizim araştırmalarımıza göre O’nun Cumhuriyet’ten sonra ilk olarak ziyaret ettiği arkeolojik sit, Efes olmuştur. Söke’de Türk Ocağı'nı hizmeteaçmak üzere 9 Şubat 1924 günü, yolu üzerindeki Ayasuluğ’a (Efes) gelen Atatürk,burada birkaç saat kalmış ve harabeleri gezmiştir12. Burada yıllardan beri Avusturyalıların arkeolojik kazılar yaptığını, Türklerin bu gibi kazıları yapacak elemanlardan yoksun olduğunu o zaman öğrenmiştir. 11 Ağustos 1925tarihli Hakimiyet-i Milliye Gazetesi (Ankara) nin bir haberine göre de Atatürk,Ankara garı yakınındaki bir türmülüste yapılan kazıları yerinde incelemiştir.Aslında o günlerde Atatürk, Ankara’da Türk ve İslâm eserlerini sergileyen birMilli Müze yaptırılması konusunda Milli Eğitim Bakanı Hamdullah SuphiTanrıöver’in önerisini uygun karşılamıştı. Bu iş Macar Türkoloğu Dr. Meszaras’ahavale edilmiş ve müze inşaatının yapımına başlanmıştır. 30 Kasım 1925 tarihliTekke, Zaviye ve Türbelerin kapatılması ile ilgili kanunun yürürlüğegirmesinden sonra, buralardaki bir kısım müzelik tekke eşyaları Ankara’yagönderiliyor ve tasnif ediliyordu. Sonradan Etnografya Müzesi adını alacak olanCumhuriyet’in bu ilk müzesinin eserlerini bu eşyalar oluşturuyordu. Müze binası1928 yılında tamamlanmış, Atatürk, 15 Nisan 1928 günü müzeyi ziyaret ederek, 20Mayıs 1928 günü Ankara’yı ziyaret edecek olan Afgan Kralı Amanullah Han’ıngelişine kadar müzenin ziyarete hazır hale getirilmesi emrini vermiştir13.Nitekim 25 Mayıs 1925’te Afgan Kralı’na müzeyi açtırmıştır.
    Onun 6 Şubat 1930günü Ankara Etnografya Müzesi’ni bir kere daha ziyaret ettiğini ve müzedekieserler üzerinde saatlerce incelemeler yaptığını o günün gazeteleri bizeduyurmaktadır14.


    Tekke, Zaviye ve Türbelerin kapatılması ve buralarda mevcut tarih,sanat tarihi ve etnografya ile ilgili müzelik eserlerin mahalli müzelereverilmesi kararından sonra Atatürk, Konya’da Mevlâna Türbesi ve Mevlevi Dergâhıiçin bir ayrıcalık tanınmasını, burasının kapatılmayarak mevcut eşyası ile müzehalinde düzenlenmesini ve ziyarete açılmasını istemiştir. İçerisinde tarih veetnografya ile ilgili sanat eserlerinin bulunmasından dolayı müze halinegetirilmesini bildiren Bakanlar Kurulu Kararnamesi’nin yayımından sonra,Müzeler Müdürü Dr. Hamit Z. Koşay’ın başkanlığındaki heyet, Mevlâna veDergâhındaki eşyaları teslim almış, Mevlâna Müzesi, 1927 yılında Konya Asar-ıAtika Müzesi adıyla ziyarete açılmıştır.


    1930’lu yıllara girildiği zaman Atatürk’ün tarih ve dilaraştırmalarına, kültür konularına, bu arada arkeolojiye ve müze konularına herzamandan daha fazla önem verdiğini görüyoruz. 9 Mart 1930’da Antalya’da ikenbir müze deposu durumunda olan Antalya Müzesi’ni gezmiş, daha sonra Aspendos’agiderek, tiyatronun onarımı ve burada zaman zaman gösteriler yapılması direktifinivererek: “Güreş müsabakaları için en uygun mekân olabilir. Burada temsiller deverilebilir. Bu gibi tarihî eserleri yaşatabilmek için bu eserlere maksatlarıistikametinde hayatiyet kazandırmalıyız” demiştir15. O günlerde politik hayattada bir canlılık vardır. Atatürk’ün tavsiyesi ile Fethi Okyar’ın kurduğu SerbestCumhuriyet Partisi, halkın büyük desteğini kazanmıştır. Cumhuriyet HalkPartisi’nden memnun olmayanların yer yer karışıklık çıkarması üzerine 16 Kasım1936’da Fethi Okyar partisini kapatmıştır. Atatürk, halkın Cumhuriyet HalkPartisi’nden memnun olmayarak Serbest Cumhuriyet Partisi’ne gösterdiği ilgi veeğilimin sosyoekonomik sebeplerini çok yönlü olarak yerinde inceleme veinceletmeyi düşünmüş, kalabalık bir araştırma ekibini de beraberine alarak 17Kasım 1937’de 3 aydan fazla süren bir yurt gezisine çıkmıştır. Bu gezisırasında Kayseri, Sivas, Tokat, Amasya, Samsun, Trabzon, İstanbul, Kırklareli,Edirne, Bursa, ayrıca İzmir, Aydın, Denizli, Balıkesir, Antalya, Mersin, Adana,Konya, Afyon illerini ziyaret etmiştir. 5 Ocak 1931’de Bursa Müzesi’ni, 3 Şubat1931’de de İzmir Müzesi’ni ziyaret etmiş, müze defterine: İzmir Asar-ı AtikaMüzesi’ni gezdim. Büyük himmet ve gayretle istifadeli bir hale getirilmiş,memnun oldum cümlelerini yazarak imza etmiştir16. 17 Şubat 1931 günü AdanaMüzesi’ni ziyaret ederek ertesi gün Konya’ya gelmiştir.


    3 — Türk Müzeciliğinde Yeni Bir Dönem Başlıyor


    Atatürk Konya’ya geldiği zaman, kendi isteği doğrultusunda müzehaline getirilen Mevlâna Türbesi ve Dergâhı’nı 21 Şubat 1931 günü ziyaret etti.Müze Müdürü M. Yusuf (Akyurt) Atatürk’e geniş açıklamalarda bulundu. Konyaçevresinden derlediği yörük kadın giyimlerinden birini eşine giydirerekgösterdi. Atatürk, müzedeki yazma eserler arasında daha çok Kur’an tercümeleriüzerinde durmuştu: “Demek, atalarımız yüzyıllar önce Kur’anı tercüme etmiş,okutmuşlar. Biz neden yapmayalım” demiştir. Üç saatten fazla bir süre müzedeincelemeler yapan Atatürk bu ziyaretinden memnun olduğunu müze defterineyazdığı: Bilgi eseri olduğu anlaşılan tertip ve intizamdan çok memnun oldumcümlesiyle belirtmiştir.


    Müzeden sonra, Konya’daki Selçuklu ve Osmanlı devri mimarîeserlerini gezmiş ve Konya Asar-ı Atika Muhipleri Cemiyeti Üyesi N. Mes’utKoman’ın verdiği bilgileri dinlemiştir. Ne var ki Türk tarihinin, Türkmedeniyetinin devrimize ulaşabilen bu değerli belgeleri harap durumdadır.Bazıları da askerî depo olarak kullanılmaktadır. Hemen boşaltılmaları ile onarılmaları gerekmektedir; o günlerde Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti (daha sonraTürk Tarih Kurumu) nin kuruluş hazırlıkları ile uğraşan Cumhurbaşkanlığı GenelSekreteri Tevfık Bıyıklıoğlu ile Afet İnan’a bir telgraf çekilerek Konya’yagelmeleri istenmiştir. Ertesi gün Konya’ya gelen Tevfık Bıyıklıoğlu ile Afetİnan, Konya’daki eski eserleri yerinde görmüş, artık Türk müzeciliğine el atmanın zamanının geldiğini, Konya’daki eski eserlerin bir an önce onarımının yapılması gerektiğini Atatürk’e bildirmişlerdir. Hemen o gün Atatürk’ün imzası,(Acele ve Önemlidir) kaydı ile Başbakan İsmet İnönü’ye şu telgrafçekilmiştir17:


    (Acele veMühimdir) Konya: 19.2.1931



    Başvekâlete


    Son tetkik seyahatimde muhtelif yerlerdeki müzeleri, eski vemedeniyet eserlerini de gözden geçirdim:


    1 - İstanbul’dan başka Bursa, İzmir, Antalya, Adana ve Konya’damevcut müzeleri gördüm. Bunlarda şimdiye kadar bulunabilen bazı eserlermuhafaza olunmakta ve kısmen de ecnebi mütehassısların yardımı ile tasnifedilmektedir. Ancak memleketimizin, hemen her tarafında emsalsiz definelerhalinde yatmakta olan kadim medeniyet eserlerinin ilerde tarafımızdan meydanaçıkarılarak ilmi bir surette muhafaza ve tasnifleri ve geçen devirlerin sürekliihmali yüzünden pek harap bir hale gelmiş olan âbidelerin muhafazaları içinmüze müdürlüklerinde ve hafriyat işlerinde kullanılmak üzere arkeoloji mütehassıslarınakat’i lüzum vardır. Bunun için Maarifçe harice tahsile gönderilecek talep edenbir kısmının bu şubeye tahsisi muvafık olacağı fikrindeyim.


    2 — Konya ‘da, asırlarca devam etmiş ihmaller sebebiyle büyük birharabı içinde bulunmalarına rağmen sekiz asır evvelki Türk medeniyetinin hakikişaheserleri sayılacak kıymette bazı mebâni vardır. Bunlardan bilhassa KaratayMedresesi, Alâeddin Camii, Sahip-Ata medrese, cami ve türbesi, Sırçalı Mescitve ince Minare, derhal ve müstacelen tamire muhtaç bir haldedirler. Bu tamiringecikmesi, bu âbidelerin kamilen inkırazını mucip olacağından evvelâ askerişgalinde bulunanların tahliyesinin ve kâffesinin mütehassıs zevat nezaretiletamirinin temin buyurulmasını rica ederim.


    “Gazi M. Kemal”

    Türk müzeciliğinde yeni ve ileri bir dönemi başlatan bu telgraftan sonradır ki Avrupa’ya arkeoloji öğrenimi için öğrenciler gönderilmiş, vakıflar idaresinin kendi haline terk ettiği eski eserlerin bakımı Milli Eğitim Bakanlığı’na verilerek Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü kurulmuştur. 12Nisan 1931’de kurulan Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti, daha sonra bu cemiyetin TürkTarih Kurumu’na dönüşmesi, 2 Temmuz 1932’de Ankara’da ilk Tarih Kongresi’ninyapılması, ayrıca Türk Dil Kurumu’nun kurulması Atatürk’ün kendisini tamamentarih ve dil tetkiklerine verdiği yıllar olarak önem kazanır. Bütün bu alanlarda Türk uzmanlarının yetişmesini sağlayacak olan Ankara’da bir fakültenin açılması da düşünülmektedir.


    Birinci Türk Tarih Kongresi ve Dil Kongresi’nden sonra Anadolu’daki Eti (Hitit) medeniyeti kalıntılarına daha çok önem vermeye başlayan Atatürk, bir yurt gezisi sırasında 5 Şubat 1934 günü Kayseri’deyken,Hunat Hatun Medresesi’nde kurulan müzeyi ziyaret ederek buradaki Hitit eserlerive Kültepe’den çıkan Hitit tabletleri üzerinde uzun uzadıya durmuşlardır18.
    Atatürk, Anadolu’da ören yerlerinde bulunan bu eserlerin Türk arkeologlarınca çıkarılması arzusundadır. Ankara’daki Yalıncak köyü yakınlarındaki Ahlatlıbelarkeolojik kazısı Atatürk’ün emriyle yapılmış, Atatürk 5 Mayıs 1935 günü MilliEğitim Bakanı, Ankara Valisi ve uzmanlarla birlikte bu kazıyı yerindeincelemiştir19. Bu kazıdan iyi sonuçların alınması Türk arkeologlarını cesaretlendirmiş, Müzeler Genel Müdürü Dr. Hamit Zübeyr Koşay ve Arkeolog Prof.Dr. Remzi Oğuz başkanlığındaki bir heyet, 21 Ağustos 1935 günü Çorum’un Alacahöyük köyünde-bin liralık bir ödenekle-ikinci ve daha büyük bir kazıya başlamışlardır. Eylül ayının ortalarına doğru, kazının kapatılacağı son gün Büyük Kral mezarından altın taç, altın kılıç kabzası, altın ibrik ve kupaların,saç iğnelerinin ve daha birçok değerli eşyanın bulunması büyük bir heyecan yaratmış, 23 Eylül 1935’te eşyalar Ankara’ya getirilerek Atatürk’egösterilmiştir. Atatürk, 1936 yılından itibaren Alaca’da kazıların devametmesini, Ankara’da bir Eti (Hitit) Müzesi’nin kurulmasını emir vermiş, 1 Kasım1936 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yeni çalışma dönemini açarken verdiği nutukta: “Alacahöyükte yapılan kazılar sonucunda meydana çıkarılan beşbin yıllık, maddi Türk tarihi belgeleri, cihan kültür tarihini yeniden tetkik ve tamik ettirecek mahiyettedir...” demiştir20. O yıl, 9 Ocak 1936’da,Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi de açılmış, Ankara’daki Mahmut Paşa Bedesteni, bitişiğindeki Kurşunlu Han’da birlikte onarılması, burada Hitit Müzesi açılması kararı alınmıştır.


    Atatürk’ün güzel sanatlara, bu arada resim ve heykel sanatına verdiği önemle, İstanbul-Dolmabahçe Sarayı Veliaht dairesinde bir Resim veHeykel Müzesi meydana getirilmiştir. Müze, 20 Eylül 1937 günü Atatürk tarafından açılmış, Müze Müdürü Ressam Halil Dikmen o gün eserler hakkında Atatürk’e bilgi vermiştir. Atatürk, hasta yatağında, ısrarla Hatay Meselesi ile uğraştığı günlerde 19 Mayıs 1938’de Adana’ya kadar gelmiş, Mersin’e uğramış, bu durumda dahi Mersin yakınlarındaki Viranşehir (Pompeipolis) harabelerini görmekten kendini alamamıştır21.
    O’nun hastayken eski eserler ve müzelerle uğraştığına dair Prof. Dr. Afet İnan, hatıralarında şunları yazar: “... 1938’dehastalığı sırasında Trakya tümülüslerinden çıkan eserleri kendisine anlattığım zaman ilgi göstermiş, bir kısmını müzeden getirterek görmüştü. Bunlardan bilhassa Lafontaine’nin hikâyelerinden birini tasvir eden, sanırım MÖ II. asra ait üzerinde tilki ve leylek resmi bulunan bir vazo çok hoşuna gitmişti”22.


    4 —Sonuç

    Sonuç olarak diyebiliriz ki, Atatürk’ün Türk kültürü, Türk tarihive sanatına verdiği önemledir ki, tarih ve kültürün maddi belgelerinin toplandığı ve sergilendiği müzelere Atatürk büyük ilgi göstermiş, birçoklarının kurulmasını bizzat sağlamıştır. Tarihi eski yapıların korunması ve onarımı,Anadolu’da arkeolojik millî kazıların başlatılması, müze ve tarih uzmanlarınınyetiştirilmesi, bunları yetiştirecek fakültelerin açılması, Türk tarihinin,Türk dilinin bilimsel araştırılmaları ve bunları yapacak kurumların kurulmasıAtatürk’ün yakın ilgisi ve sevgisinin eseridir.


    Atatürk’ün, plânından yapımına kadar her türlü işleriyle yakından ilgilendiği Ankara Etnografya Müzesi, ölümünden Anıtkabir’e götürülünceye kadar15 yıl süre ile Atatürk’ü bağrında misafir etmenin mutluluğuna ermiştir. Bugün müzenin iç avlusunda mermere kazılmış şu kitabe okunur: Burası, 10 Kasım1938’de sonsuzluğa ulaşan Atatürk’ün 21 Kasım 1938’den 10 Kasım 1953’e kadar yattığı yerdir. Türk müzeleri ve müzecileri ona şükran ve minnet borçlarını Atatürk’ü bağırlarına basmakla ödemeye çalışmışlardır.

    1 KâzımÖztürk, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri ve Programları, s. 15, Ankara,


    2 Halil EthemEldem, Hatıra Kitabı, Ankara, 1953.


    3 4 Nisan 1922tarihli Babalık (Konya) Gazetesi.


    4 Remzi OğuzArık, Türk Müzeciliğine Bir Bakış, s. 43, İstanbul, 1953.


    5 Hasan-AliYücel, Türkiye’de Orta Öğretim, s. 16, Ankara, 1938.


    6 7 Eylül 1929tarihli Cumhuriyet (İstanbul) Gazetesi.


    7 9 Eylül 1929tarihli (İstanbul) Cumhuriyet Gazetesi.


    8 MehmetÖnder, The Museums of Turkey, p. 239, Ankara, 1983.


    9 11 Şubattarihli Cumhuriyet ve Vakit (İstanbul) Gazetesi


    10 Aynıgazetelerden.

    11 Aynıgazetelerden.


    12 10 Şubat1924 tarihli Hakimiyet-i Milliye (Ankara) Gazetesi


    13 Dr. HamitZübeyr Koşay, Etnografya Müzesi Klavuzu, s. 4, Ankara, 1956.


    14 7 Şubat1930 tarihli Hakimiyet-i Milliye (Ankara) Gazetesi.


    15 10 Mart1930 tarihli Cumhuriyet (İstanbul) Gazetesi.


    16 UtkanKocatürk, Atatürk’ün Hatıra Defterlerine Yazdıktan, s. 15, Ankara, 1971.


    17 Geniş Bilgiiçin: Mehmet Önder, Atatürk Konya’da, Ankara, 1989.


    18 ÖmerÇelebi, Atatürk Kayseri’de, s. 102, Ankara, 1973.


    19 6 Mayıs1935 tarihli Cumhuriyet (İstanbul) Gazetesi


    20 TBMM ZabıtCerideleri, Devre: 5, cilt: 13.21


    21-24 Mayıs1938 tarihli Ulus Gazetesi


    22 Prof. Dr.Afet İnan, Atatürk Devrinde Arkeoloji Çalışmaları, Tarihten Bugüne, s. 187,Ankara, 1970.

    Dr. MehmetÖnder


    Kaynak:ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 16, Cilt VI, Kasım 1989
    [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] 04.07.2014/09.01

  7. #7
    Yeni Üye
    Üyelik Tarihi
    28-12-2013
    Bulunduğu Yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    19
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart Türk Arkeoloji Tarihi

    1720 (?) İlk müze Dar-ül Esliha kurulur.
    1764 Kurum destekli ilk Batılı araştırmacılar Anadolu'ya gelir.
    1834 Charles Texier, Boğazköy/Hattuşa'yı bulur.
    1835 W.Hamilton, Alacahöyük'ü bulur.
    1846 (?) Mehterhanede ilk Elbise Müzesi açılır.
    1846 Müze-i Hümayûn Aya İrini'de açılır,
    1857 Newton, Bodrum Mausoleum kazısına başlar.
    1864 İlk resmî ruhsatla Ayasoluk'ta Wood'a kazı izni verilir.
    1865 Calvert,Troya'da sondaj kazısı yapar.
    1869 İlk eski eser nizamnamesi (1.Asar-ı Atika Nizamnamesi)hazırlanır.
    1871 Schiliemann, Troia kazısına başlar.
    1871 İlk Müze-i Hümaûn kataloğu Goold tarafından yayınlanır.
    1872 Rayet Miletos,Magnesia ve Priene'de araştırmalar yapar.
    1874 İkinci eski eser nizamnamesi (2.Asar-ı Atika Nizamnamesi) yürürlüğe girer.
    1878 Karl Humann, Pergamon'da kazılara başlar.
    1879 Rassam-Van Toprakkale kazıları yapılır.
    1881 Osman Hamdi Bey,Müze-i Hûmayun'a müdür olur.
    1883 Osman Hamdi Bey Nemrut'ta kazıya başlar.
    1884 Osman Hamdi Bey’in eski eser yasası yürürlüğe girer( 3.Asar-ı Atika Nizamnamesi)
    1887 Osman Hamdi Bey Sayda kazısına başlar.
    1891 İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin yeni binası açılır.
    1893 İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin ek binaları açılır.
    1893 Chantre,Boğazköy'de kazıya başlar.
    1893 Dörpfeld Troia kazılarına katılır.
    1895 Karl Humann,Priene kazısına başlar.
    1895 Ephesos'ta Avusturyalıların kazısı başlar.
    1895 İlk yabancı arkeoloji enstitüsü, Rus Arkeoloji Enstitüsü kurulur.
    1899 Miletos'ta Wiegand kazıya başlar.
    1901 Güstave ve Alfred Köerte,Gordion Tümülüsü’nde kazıya başlar.
    1908 Garstang,Sakçagözü'nde kazıya başlar.
    1910 Hali Ethem Bey İstanbul Arkeoloji Müzesi müdürü olur.
    1911 Sardeis kazısı başlar.
    1915 Hronzy,Hitit dilinin ilkelerini yayınlar.
    1917 Eski Şark Eserleri Müzesi açılır.
    1917 İkinci yabancı arkeoloji enstitüsü, Macar Arkeoloji Enstitüsü kurulur.
    1922 Evkaf-ı İslamiyye adı altında bugünkü Türk İslam Eserleri Müzesi kurulur.
    1924 Topkapı Sarayı müze haline getirilir.
    1925 Hronzy,Kültepe/Kaniş kazısına başlar.
    1930 Atatürk, tarih tezini açıklar.
    1930 Alman Arkeoloji Enstitüsü kurulur.
    1930 Fransız Arkeoloji Enstitüsü kurulur.
    1931 Türk Tarih Kurumu kurulur.
    1931 İlk Türk Arkeoloji enstitüsü, İstanbul Arkeoloji Enstitüsü kurulur.
    1932 1.Türk Tarih Kongresi yapılır.
    1934 İlk büyük Türk kazısı, Koşay ve Arık
    Ahlatlıbel ve Alacahöyük kazılarına başlar.
    1936 Mansel Trakya'da kazı yapar.
    1936 Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi kurulur.
    1937 2.Türk Tarih kongresi yapılır. Dolmabahçe Sarayı sergisi açılır.
    1948 İngiliz Arkeoloji Enstitüsü kurulur.
    1952 Bittel,Çambel ve Mansel,Fikirtepe kazılarına başlar.
    1954 Karatepe'de çift dilli yazıt bulunur.
    1957 Mellart,Hacılar'da kazıya başlar.
    1958 Hollanda Arkeoloji Enstitüsü kurulur.
    1961 Mellart,Çatalhöyük'te, Kansu Pendik’te kazıya başlar.
    1963 İlk kapsamlı yüzey araştırması; Güneydoğu Anadolu Tarihöncesi Projesi başlar.
    1964 Çambel ve Braidwood, Çayönü'nde kazıya başlar.
    1964 Kansu,Yarımburgaz'da kazıya başlar.
    1968 Türkiye’de ilk organize kurtarma kazı projesi, Keban Projesi başlar.
    1980 Tübitak Arkeometri Ünitesi kurulur.
    1989 Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü kurulur.


    Kaynak: ÖZDOĞAN,M.,(2002), ''Yazısız Zamanlar ' Tarihöncesi' '', Arkeoatlas I. Doğan&Burda Yayıncılık, İstanbul, s.30

  8. #8
    Forum Gönüllüsü SuLTann - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    13-07-2011
    Mesajlar
    6.703
    Ettiği Teşekkür
    56
    301 mesaja 347 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    30

    Standart

    Jale İnan ;Türkiye’nin ilk kadın arkeoloğudur.Almanya’da arkeoloji eğitimi görmüştür.Türkiye’ye döndükten sonra İstanbul Üniversitesinde görev almıştır.. Jale İnan, 1980 yılında Perge’de ekibiyle birlikte belden yukarısı olmayan bir Herakles heykeli bulmuştur.Yorgun Herkül olarak bilinen heykelin belden aşağısı Antalya Müzesi’nde sergilenirken üst bölümü yıllarca bulunamamıştır.1990’da gazeteci Özgen Acar yayınladığı bir haberde kayıp parçanın ABD’de olduğunu duyurdu. Tarihi eser koleksiyoncusu Shelby White ve Leon Levy çifti ile Boston Güzel Sanatlar Müzesi tarafından 1981’de yarı yarıya satın alınan parçanın Antalya’da sergilenen heykelin üst kısmı olduğu, 1970’lerde Türkiye’den kaçırıldığı iddia ediliyordu. Jale İnan Boston Güzel Sanatlar Müzesi’ndeki parça ile Antalya müzesindeki parçanın birbirine ait olduğunu 1990 yılında kanıtlamıştır. M.S. 2. yüzyıla tarihlenen Yorgun Herkül heykelinin üst kısmı, 2011’de Türkiye’ye getirilmiştir. Jale İnan 2001 yılında ölmüştür.


    ALİ ÇOKTUR ŞAH-I MERDAN BULUNMAZ.

    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...

    MUSTAFA ŞEREF,
    KEMAL GURUR,
    ATATÜRK ONURDUR...

    Memleketim Yozgat Yemen'dir ilim
    Horasan köyünden geliyor pirim
    Kırklar binasında var oldu yerim
    Sıfatı Zöhre Ana Ali'dir dilim.
    Pir Zöhre Ana

  9. #9
    Yeni Üye
    Üyelik Tarihi
    15-04-2008
    Mesajlar
    10
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Türkiye tarihini tek geçerim. Her bir noktasında tarih gizli. Köyünüz beldenizde dahi dağ taşa baksanız tarihi görebilirsiniz.

Konu Bilgileri

Bu konuyu görüntüleyenler

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

HAK SAHİPLERİNE ve YASAL MAKAMLARA Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, [email protected] mail adresinden bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler Hukuk Müşavirimiz tarafından incelenecek, şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır. Ayrıca, mahkemelerden talep gelmesi halinde hukuka aykırı içerik üreten ve hukuka aykırı paylaşımda bulunan üyelerin tespiti için gerekli teknik veriler sağlanacaktır.

Gizlilik Politikası