|
|
|||||||
| Kayıt ol | Üye Listesi | Andaç (Takvim) | Etiketler | Arama | Bugünkü İletiler | Forumları Okundu Kabul Et |
| Araştırmalar Konusu "Alevilik" olan her tür araştırma, inceleme... |
| ||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler |
|
|
#1 (permalink) |
|
İsa: Çalınmış Bir Yaşamın Üzerinde Kurgulanmış Peygamber
Hıristiyan kilisesi uydurma bir öykünün eşliğinde kutsal dörtlüyü kendisine mal etmekle de yetinmedi . Birinci yüzyılın başında Niğde-Kemerhisar’da doğmuş ve aynı yüzyıl’ın sonlarına doğru Hakk’a yürümüş, yaşadığı çağda gizli Hermetik öğretinin en büyük ustası sayılmış Apollonius adlı mürşidin yaşamını çalarak yarattığı peygamber figürünün üzerine monte etti. Antik çağın en önemli mürşidi Apollonius MS.1 yılında bugün Niğde il sınırları içinde kalan Kemerhisar’da dünyaya geldi. Helenlerin Tyana olarak adlandırdıkları bu şehre Hititler Tuwana diyorlardı. Şehrin kurucuları ve yerlileri olan Luviler’in dilinde şehrin adı Tumana olarak telaffuz ediliyordu. Tumana sözcüğü Luvi dilinde ‘Yüce Ma halkının ülkesi’ anlamına gelmektedir. (Bilge Umar bu sözcüğün anlamını ‘Yüce Ana Tanrıça Halkının Ülkesi’ olarak açiklamıştır) Eski kaynaklar Apollonius’un bir Luvi soylusu olduğunu Tuana’nın en köklü ailelerinden birinden geldiğini ve Tauna şehrinin Apollonius’un ataları tarafından kurulduğunu ifade etmektedirler. Apollonius ilk çocukluk yıllarını Kemerhisar’da geçirdi. On dört yaşına geldiğinde ailesi tarafından eğitim için Tarsus’a gönderildi. Apollonius Tarsus yıllarından sonra ailesinin de izni ile uzun seyahatlerine başladı. Apollonius’un İlk durağı Aegea oldu, daha sonra Atina, Babil, Revalpindi, Keşmir, Batı Tibet ve Mısırı içine alan uzun gezileri onun tüm ömrünü doldurdu. Apollonius, James Churchward’ın on dokuzuncu yüzyılın son çeyreğine iki buçuk yıl kalarak baş rahibin yardımı ile Nakaal tabletlerini okuduğu Batı Tibet’te on üç yıl geçirdi. Hermes’in ülkesi Mısır’da, ünlü İskenderiye kütüphanesinde uzun yıllar çalıştı. Burada Serapis mabedinde ve Nil nehrinin yukarılarında Tebes ve Karnak mabetlerinde öğrencilere dersler verdi, onlara Hermes’in gizli sırlarını aktardı. Apollonius Keşmir seyahati sırasında Ninova’da Damis adında bir genç ile karşılaştı. Damis, Apollonius’a bağlandı ve o tarihten sonra onun yanından hiç ayrılmadı, tüm gezilerine eşlik etti. Damis Apollonius’a refakat ettiği gezilerde, yaşananları, Apollonius’un gerçekleştirdiğ i olayları ve söylediği sözleri düzenli olarak kaydetti. Damis’in günlüğü aslında yakın tanıklık ile kayda alınmış bir ‘Apolloniu s biyografisi’ idi. Damis’in günlüğü MS 210 yılında Roma İmparatoru Severus ve Kraliçe Julia Domna’nın istekleri ile dönemin ünlü tarihçisi Philostratus tarafından derlenerek kitap haline getirildi ve çoğaltıldı. Philostratus’un ‘Tyana’lı Apollonius’un Hayatı-Life of Apollonius of Tyana’ adını verdiği kitabını aslından okuyanlar, eğer İncil’i de okumuşlarsa şu ikilemle karşı karşıya kalıyorlardı; Ya Philostratus’un kitabı İncil’den kopya edilmişti, yada İncil Philostratos’un kitabından aşırılmış alıntılardan ibaretti. Ortada bir gerçek vardı ilk İnciller Philostratus’un kitabının çoğaltılmasının üzerinden yüz yıl kadar bir zaman geçtikten sonra ortaya çıkmışlardı. Philostratus’un kitabının kaynağı olan Damis’in günlüğü ise ilk İncillerin ortaya çıkışından üç yüzyıl önce yazılmıştı. Zaten Hıristiyan kilisesinin dışında kimse İncillerin İsa ve/veya havarileri tarafından yazıldığına inanmıyordu. Faust bu gerçeği şu cümle ile dile getirmşti. ‘Herkes bilir ki İnciller İsa ve/veya havarileri tarafından değil, onların zamanından çok sonra kimliği bilinmeyen kişiler tarafından yazıldı,’ Aynı zaman diliminde yaşamış Apollonius ve İsa karşılaştırıldı klarında akıllar çok daha fazla karışıyırdu; Hıristiyan kilisesinin kabullerine göre İsa İmparator Agustos döneminde yaşamıştı. Agustos’un iktidar yıllarında Roma İmparatorluğu edebi akımlarda altın çağını yaşadı. Ağustos döneminde ortaya çıkan ve sayısız eserlere imza atan çok sayıda düşünür, şair, hatip, eleştirmen ve gezginlerden hiç biri tek bir defa olsun İsa’dan bahsetmemişlerd i. Hz.İsa tarihi bir kişilik olarak MS I.ve II. Yüzyılların tarihçilerinin eserlerinin hiç birinde yer almadığı gibi, İsa’nın kendisi de geriye yazılı bir eser bırakmamıştı. Öte yandan Apollonius sonradan Roma İmparatoru Hadrian tarafından koruma altına alınmış çok sayıda felsefi eserin müellifiydi. Apollonius İmparator Agustos döneminin en üstün siması en yüce bilgesiydi. Kralların, imparatorların kendisi ile dostluk ve arkadaşlık etmek için birbirleri ile yarıştıkları adına mabetler inşa edilmiş büyük bir mürşit idi. İmparator Vespasia’nın danışmanıydı. İmparator ve düşünür Marcus Aurelius felsefi gelişimini Apollonius’a borçlu olduğunu ifade etmişti. İznik Konsilinin toplandığı yıla kadar, Apollonius IV. Yüzyıl Anadolu’sunun en saygın kişisiydi. Anadolu’da onun adına atfedilmiş dergahlar vardı, büstleri Anadolu’nun dört bir yanını süslüyor, kitapları elden ele dolaşıyordu. İznik Konsilinde Hıristiyanlığın Roma İmparatorluğunu n resmi dini olarak kabul edilmesinden sonra,İmparator luk sınırları içinde Apollonius’un onun izlerini silme girişimi başlatıldı.Onun adına yükseltilmiş mabetler yıkıldı,kitapla rı yakıldı,büstler i parçalandı. Çeşitli dillerde Apollonius’u ve onun çalınmış yaşamını konu alan üç yüze yakın kitap yayınlandı. Türk dilinde Apollonius hakkında kaleme alınmış tek metnin müellifi Aytunç Altındal şunları yazıyor; ‘MS.325 yılında Konstantin tarafından toplanan İznik Konsili’nde Apollonius’un tüm kitaplarının yok edilmesine, büstlerinin kırılmasına, mabetlerinin yıkılmasına yol açan kararlar alınmıştı.’ ‘Şu kesindir ki Tyana’lı Apollonius ‘Hayatı çalınan adam’ olmuştur. Nedense onunla ilgili her ne varsa bunlar İsa’ya atfedilmiştir… Bunun nedeni de Konstantin’in ‘Yeni Devlet , Yeni Din’kurmak amacıyla topladığı topladığı 1.Ekümenik İznik konsili ile , daha sonra imparator olan I.Theodius’un (381-389) verdiği emirlerle Apollonius adının tarihten sildirilmiş olması yatmaktadır.’ ‘Öyle anlaşılıyor ki İsa da Apollonius da gerçekte kilise babalarının elinde oyuncak olmuşlar, biri hiç aklından geçirmediği halde tanrı yapılmış, diğeri ise yüzyıllarca unutturulmuştur .’ ‘Günümüzde İsa Mesih’in ‘Sevgi’ olduğu ve bu nedenle hem üstün bir dinin (Hıristiyanlık) kurucusu hem de üstün bir sevginin Tanrısı olduğu yazılmakta ve İsa onu bu sözlerle onu tanımayanlara sunulmaktadır. Oysa ‘Sevginin tüm evrendeki tek ölümsüzlük’ olduğunu birinci yüzyılda her gittiği yerde defalarca anlatıp, insanları sevgide birleşmeye davet etmiş olan sanal değil gerçek kişi Kemerhisar’lı Apollonius’tur. Altındal’ın da doğru bir biçimde ifade ettiği gibi Apollonius her gittiği yerde ‘sevgi dini’ni yaydı ve ‘sevgi dini’nden başka bir dine de inanmadı. Apollonius’tan binlerce yıl sonra, bir Alevi ozanı onun düşüncelerini kendi lirik cümleleri ile şu dizelerle ifade etti; Canan bizim canımızdır Teni bizim tenimizdir Sevgi bizim dinimizdir Başka dine inanmayız. Hüdai’yem Hüda’mız var Dost elinde bademiz var Muhabetten gıdamız var Ölüm ölür biz ölmeyiz. Aşık Hüdai Apolonius’dan günümüze ulaşan çok sayıda veciz söz içinde biri vardır ki anlam itibari ile bize son derece tanıdık gelir; ‘I all that has been,and is and shall be,and my veil no mortal has withdrown’ Bu söz bizlere tanıdık gelir çünkü; Aleviliğin ünlü ozanı ve büyük mürşiti Yunus Emre’nin aynı anlamı içeren dizeleri hep kulaklarımızdad ır, Evvel benim,ahir benim Canlara can olan benim Yunus Emre Aleviligin kökleri Erdogan Çınar
__________________
Saygılar Sevgiler Ali karul.Işık'la Kalın. Biz aşığız ne söylesek Sözümüzde yalan olmaz Sır içinde sır saklarız Hiç kimseye ayan olmaz. Konu Ali karul tarafından (11.10.2008 Saat 14:47 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
| 5 Üyemiz bu mesajınıza teşekkür etti: |
Alinin_Askeri (14.10.2008),
gulnaz (13.10.2008),
hazel (13.10.2008),
ŞahımMerdan (13.10.2008),
T U N Ç (11.10.2008)
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Üyemiz
|
İsa ölmeden önce ne kadar bağırmış olursa olsun ben onun sesini duymuş değilim. Bunun yerine, Kutsal Engizisyon bütün kemiklerini kırmış olduğundan ayakta duramadığı için yakılacağı kazığa bir sedye ile taşınmış ve yakılmadan önce de dili kesilmiş olan Cavaliere della Bare’nin atmış olduğu çığlıkları duydum. On dokuz yaşındaki bu çocuğun böylesine barbarca bir işkenceden geçirilmesinin, canlı canlı yakılmasının ve dilinin koparılmasının nedenini öğrenmek istiyor musunuz? Bir merasim sırasında önünden geçmekte olan haçın önünde eğilmemiş ve şapkasını çıkarmamıştı.
Luigi Casciolli Işık insanlarının yaşadıgı acıları anlarmaya ne bu sayfalar yeter nede anlatacak kelime bulabilirim yukarıda Luigi Casciolli sadece birini anlatmış. Luigi Casciolli italyan bir yazar isayla ilgili Mesih masalı diye bir kitap yazdı . |
|
|
|
| Teşekkürler |
hazel (13.10.2008)
|
|
|
#3 (permalink) |
![]() |
İsa Peygamber Yaşamışmı?
Yunus Emre Musa peygamber ile Bin bir kelime kıldım İsa peygamber ile Göklere çıkan benim Şimdi adım Yunus’durur Ol demde İsmail idi Ol dost için Arafat’a Kuban olup Çıkan Benim
__________________
Mürşidim Ali Pir'im Zöhre Ana |
|
|
|
| 11 Üyemiz bu mesajınıza teşekkür etti: |
Alinin_Askeri (14.10.2008),
ALİ_İRFAN (13.10.2008),
dogandeliktas (14.10.2008),
gulnaz (13.10.2008),
Gülay (13.10.2008),
hazel (13.10.2008),
İdil (12.10.2008),
Nursen (17.10.2008),
pirimali_24 (13.10.2008),
yesilgünes (13.10.2008),
z.abidin (13.10.2008)
|
|
|
#4 (permalink) | |
|
Üyemiz
|
Alıntı:
Sevgili Aliekber Senin savından yola çıkarsa yunus ibrahim peygamberede kurban olmuş,isa ile göge çıkmış. Burada bahsedilen batıni anlamdır, buradan yola çıkıp isa yaşadı demek ciddiye alınacak bir idda degil. |
|
|
|
|
| Teşekkürler |
gulnaz (21.09.2009)
|
|
|
#5 (permalink) |
![]() |
İsa'nın doğduğu sırada, o gün bilinen dünyanın büyük bir bölümü Roma İmparatorluğunu n egemenliği altındaydı. Dinsel açıdan çok tanrılı inanç sistemini kabul eden Romalılar, kendi tanrılarına karşı hoş görülü olunması halinde, işgal ettikleri toprakların halklarının inancına karışmıyorlardı . Bu sistem, birbirinden farklı bir çok inancı imparatorluk bünyesinde barındırmakta son derece faydalıydı.
İsa'nın Yahudi ruhban sınıfınca sapkınlıkla suçlanması ve İsa yandaşlarının gücünden çekinen Roma'nın bu durumu fırsat bilerek onu çarmıha gererek öldürülmesinden sonra Hristiyanlık uzunca bir süre bocaladı. Alıntı Kaynak; 1- SCHURE Edouard - "Büyük İnisiyeler" - RM Yayınları - İstanbul 1989 -Sf. 605 2- SANTESSON Hans Stephan - "Batık Ülke Mu Uygarlığı" - RM Yayınlan-İstanbul 1989 - Sf. 137 4- Nauodon Paul - "Tarihte ve Günümüzde Masonluk" - Varlık Yayınları İstanbul 1968 - Sf. 122 5- Naudon Paul -ie- Sf. 28
__________________
Mürşidim Ali Pir'im Zöhre Ana |
|
|
|
| 7 Üyemiz bu mesajınıza teşekkür etti: |
Alinin_Askeri (14.10.2008),
ALİ_İRFAN (13.10.2008),
dogandeliktas (14.10.2008),
gulnaz (13.10.2008),
hazel (13.10.2008),
pirimali_24 (13.10.2008),
yesilgünes (13.10.2008)
|
|
|
#6 (permalink) | |
![]() |
Gerçekten çok ilginç bilgiler bu kitabı en kısa zamanda almalıyım...
Da... Aklıma bir şey takıldı... Alıntı:
Erdoğan Çınar ve İtalyan yazar Luigi Casciolli ya da buna benzer yazarlar araştırmacılar 2 milyar nüfuslu bir topluluğun inancının temel direklerini kökünden oynatıyorlar. İsa çalıntı bir yaşamdır diyerek... Biz ise İslam Tarihi çalıntıdır dediğimizde Kuran ve Hadisçiler kaynak gösteriliyor... 1 buçuk milyar insandan daha mı iyi biliyorsunuz diyerek... Haydi şimdi bilimsel olalım... Önyargılarımızd an sıyrılalım ve cevap verelim... Konumuz İsa ama ne yaparsak yapalım burda tüm konuların çıktığı bir yer var...O da Gerçek Aleviliğin kökleri... Bu anlamda Hristiyan Kilisesinin uydurduğu öyküyle, Ömer'in uydurduğu öykü arasında biçimsel olarak ne fark vardır?
__________________
"Ayağının Tozu Olsam O Gurur Yeter Bana Atam... " Buse
|
|
|
|
|
| 8 Üyemiz bu mesajınıza teşekkür etti: |
Ali karul (13.10.2008),
Alinin_Askeri (14.10.2008),
alirengi (19.10.2008),
burcu (13.10.2008),
dogandeliktas (14.10.2008),
Gülay (13.10.2008),
hazel (13.10.2008),
T U N Ç (14.10.2008)
|
|
|
#7 (permalink) |
![]() |
bu konu 2006 yılındada tekrar gündeme gelmişti;yazıyı aynen aktarıyorum:
BİR TÜRK'ÜN ARAŞTIRMALARI MAHKEMEDE KANIT OLACAK İsa'nın varlığını tartışmaya açan dava AİHM'de Hıristiyan dünyasının kalbi Strasbourg'da atacak. Da Vinci Şifresi'ndeki “İsa'nın çarmıhta ölmedi” iddiasını bir adım ileri taşıyarak İsa'nın hiç varolmadığını öne süren papazın Vatikan'a açtığı dava AİHM'de görülecek. Çalışmalarını kurulduğu 1959 yılından bu yana Fransa Strasbourg'daki merkezinde sürdüren Avrupa İnsan H akları Mahkemesi (AİHM) kendi belgesinde yer alan ifadesiyle “Bugüne kadar dünyada açılmış en önemli dava”yı görmeye hazırlanıyor. Davanın adı; Cascioli-Vatikan. Geçen yıl İtalya'da eski bir papaz olan Luigi Cascioli mahkemeye başvurarak, “İncil'dek i İsa'nın hiç yaşamadığını, Vatikan'ın bu kişiyi gerçekmiş gibi göstererek insanları aldattığını” iddia etmiş Vatikan'ı İsa'nın yaşadığını ispata davet etmişti. Dava uzun süre mahkemeler tarafından reddedilmişti. Çünkü Vatikan kutsal metinleri İsa Mesih'in gerçekliğine kanıt göstermiş ve davaya bakılmamasını istemişti. Sonra da Viterbo Mahkemesi davayı kabul etmiş ardından da anlaşmazlığı karara bağlamaya yetkisinin olmadığını belirterek topu AİHM'e atmıştı. Cascioli'nin başvursunu görüşen AİHM de beklenen açıklamayı sonunda yaptı ve davanın haziran ayında görüleceğini bildirdi. İsa'nın gerçekliğinin tartışılacağı bu tarihi davada, Türkiye'nin de adı geçecek. Cascioli'nin tanık gösterdiği araştırmacı yazar Aytunç Altındal 12 yıl önce yazdığı ve İsa'nın varlığını reddettiği “yoksul tanrı” kitabının dayanağını oluşturan bilgi ve belgeleri sunacak, mahkeme isterse ifade verecek. Altındal, AİHM'de görülecek davada dünyanın en ünlü iki avukatının; Giovanni de Stefano ve Doneico Morelli'nin Vatikan'a karşı yer aldığını ifade ediyor. Bu avukatlar daha önce Kenndedy, Lady Diana ve Saddam Hüseyin davasında yer almıştı. 22/5/2006 Kaynak: AYTUNÇ ALTINDAL
__________________
Söyle Zöhrem söyle sen söyle durma Dervişin kalemi nurundan yaza Kâhi atar kâhi yüzü kızara Mustafa Kemal’in özü Allah’a MUSTAFA KEMAL ATATÜRK |
|
|
|
| 6 Üyemiz bu mesajınıza teşekkür etti: |
Ali karul (13.10.2008),
Alinin_Askeri (14.10.2008),
alirengi (19.10.2008),
ALİ_İRFAN (13.10.2008),
burcu (13.10.2008),
ŞahımMerdan (13.10.2008)
|
|
|
#8 (permalink) |
![]() |
bir diğeri;
Binyıllardır saklanan sır. Bugün ortodoks dini çevreler (hem hiristiyan hem de yahudiler) bu yorumlara siddetli tepki gösteriyorlar. Ama arastirmacilar da, açilan yeni yoldan yürümekte kararlilar. Bundan dört yila yakin bir süre önce yayimlanan "Hiram Key" adli kitabin yazarlari Christopher Knight ve Robert Lomas da bu arastiricilarin en sansasyonelleri nden. Her ikisi de Mason olan bu iki Ingiliz, bütün tepkilere ragmen 6 yil boyunca Masonlugun bilinmeyen tarihini incelediler, sorguladilar ve sonunda kendilerinin bile ummadiklari noktalara vardilar: Hiristiyanligin tarihi, belki de yeniden yazilmaliydi! Iki genç adamin arastirmasinin en sürpriz yani, Isa ile ilgili ilk kez "elle tutulur" açiklamalar ortaya koymasi ama bunlarin yine ortodoks dinin iddialariyla 180 derece çelisik olmasiydi. Isa'nin "memleketi" olarak bilinen Nasira'ya iliskin bir bilmeceye takildi ilkin Knight ve Lomas. Incil, "Ona herkes Nasirali Isa diyecek" diyordu ama, bütün tarihi bulgular sözü edilen tarihlerde Nasira kentinin varolmadigini gösteriyordu. Iki arastirmaci, Israil'de uzun süre dolastilar, belgeleri incelediler ve sonunda aradiklarini hem Nag Hammadi yazitlarinda hem de orijinal metinlerde buldular. Nasira (Nazareth) Isa zamaninda ortada yoktu ama, "Nasirali" nitelemesi de bir dil ve çeviri hatasindan ileri geliyordu: Dogru sözcük, "Masorean", yani "Nasorili"y di. Sina dolaylarinda yerel dilde Nasori "balik sürüleri" anlamina geliyordu ve sasirtici biçimde ayni sözcük ayni lehçede "Isa'ya inananlar"i da niteliyordu! Arastirmalarini ilerleten iki yazar, Nag Hammadi yazitlari ve bölgede rastlanan esk kabartmalar dahil, hiristiyanlarin kullandigi "birbirini kesen iki yay" biçimindeki amblemin net bir biçimde "balik" seklini simgeledigini farkettiler. Bu, hiristiyan kültüründeki "balikçilik " mitine de uygun düsüyor ve Aziz Peter'in balikçi olmasini, Isa'nin aglari baliklarla doldurmasi mitlerini de açikliyordu. Son noktada "Nasirali Isa" nitelemesi, bir baska okunusla beliriverdi: "Balikçilar grubunun Isa'si" ! Nasorilere iliskin bu yorumlari, söz konusu grubun Esseneler ile de iç içe yasadigini, dahasi, belki de bu ikisinin ayni insanlardan söz ettigini ortaya çikaran bulgular izledi. Roma imparatorlugu bütün Yakindogu'ya egemen olurken, dinlerinin ve binlerce yildir saklanan eski bilgilerinin elden gidecegini düsünen bir grup yahudi sehirlerden uzakta inzivaya çekilmis ve magaralarda dervis hayati yasamaya baslamisti. Bunlar, insanin dogumdan itibaren "kirlilige" yatkin oldugunu düsünüyorlar ve sürekli su ile yikanmayi gerekli görüyorlardi: "Vaftiz"in izleriydi bunlar! Içlerinden bazilari Kudüs ve dolaylarinda insanlarin arasinda dolasip onlari "dogru yola çagirma" islevini üstlendikleri anlasiliyordu ki, bunlardan biri "Nasorileri n Isa"si, digeri de "Vaftizci Yahya" olmaliydi. Sonra Knight ve Lomas, Isa'nin adi üzerinde durdular: Incil yunanca yazilmisti ve bu nedenle "Jesus" adi Yunan dilindeydi. Bu ismin Yahudi dilindeki karsiligi çok büyük bir olasilikla "Joshua" olmaliydi aslinda. "Joshua", Tevrat'taki kurtarici "Mesih" imgesine yakin kisiliklerden biriydi. Diger yandan Isa'nin "soyadi" haline gelen "Mesih" yani "Christ" sözcügünün de bir özel isim olmayip, Yahudi dinindeki "beklentiyl e" iliskili oldugunu vurguladilar Knight ve Lomas. Yahudiler, Tevrat'ta yazili olan, kendilerini bagimsizliga götürecek bir Mesih'i bekliyorlardi ama bekledikleri kisi "Tanri'nin Oglu" ya da bizzat "Tanri" nitelemesiyle gelecek ve "dünyayi kurtaracak" biri degil, etten kemikten biriydi: Yahudilerin Krali unvaniyla, Davut'un mirasini üstlenecek ve Yahudileri Roma zulmünden kurtarip bagimsizligini saglayacak güçlü, savasçi bir Mesih bekliyordu onlar. Bu durumda, isimde bir gariplik vardi sanki. Iki yazar, arastirmayi Isa'nin yakalanip yargilanmasina ve çarmiha gerilmesine dek götürdüler. 4. yüzyildan beri yüzlerce inanmis insan Yahudi topraklarini karis karis aramis ama ne mahkeme tutanaklarina ne de ünlü çarmiha gerilme isleminin yapildigi meydana ya da mezara ulasabilmisti. Bir referans noktasi arayan Knight ve Lomas, yargilama ve çarmiha gerilme bölümüne iliskin Incil'deki hikayede, kimsenin o güne dek dikkat etmedigi bir "anormallig i" farkettiler birden: Efsaneye göre Vali Pilatus, Isa ile birlikte idama mahkum edilen Barrabas adinda bir suçluyu halkin önüne çikarmis ve adet geregini birinin affedilecegini söyleyip halktan seçim yapmasini istemisti. Çogunlugunu yahudilerin olusturdugu halk da söz birligi içinde "Barrabas'i affet, Isa'yi as" yanitini vermisti valiye. Iki yazar, bu Barrabas'in bir ikinci isminin daha oldugunu fark ettiler: Matta Incili'nin 27:16 ayetinde bu adamin adi, bir kez geçiyordu: Isa Barrabas! Isler bambaska bir noktaya yönelmeye basladi Knight ve Lomas için: Demek o gün, inanisa göre, idama mahkum edilen iki Isa vardi! Bunlardan biri, "Yahudileri n Krali" iddiasiyla ortaya çikmis ve bu unvan alayci biçimde basinin üzerine yazilarak çarmiha gerilmisti. Digeriyse, Isa Barrabas idi ve Vali Pilatus tarafindan affedilmisti. Iki yazar, bir adim daha ileri gittiler ve o günün diline iliskin verilerden yararlanarak, bu kökeni hiç bilinmeyen Barrabas adini çözümlediler: "Bar", dönemin dilinde "Oglu" anlamina geliyordu. "Abba" ise "Baba" demekti. Iki sözcük birlesip tamlama haline geldiginde "Babasinin Oglu" çikiyordu ortaya ama bu tamlamanin özel anlami, "Tanri'nin Oglu"ydu! Yani Barrabas bir isim falan degil, bir unvandi ve Isa Barrabas harfi harfine "Tanri'nin Oglu Isa" demekti! Demek ki, o gün Kudüs'te "Tanri'nin Oglu Isa" adiyla bilinen biri, olasilikla basini derde sokmus bir din adami ya da vaiz Vali Pilatus tarafindan affedilmis, daha tehlikeli görülen, çünkü "Yahudileri n Krali" unvanina sahip oldugu söylenen, halk arasinda "beklenen Mesih" olabilecegi inançlari yayilan bir baska Isa da çarmiha gerilerek idam edilmisti! Simdi, bunlarin hangisi hiristiyanlarin Isa'siydi sorusuna yanit bulmak kaliyordu ve Knight ile Lomas'a göre yanit açikti: Affedilen ve serbest kalan, "Tanri'nin Oglu" unvanli dervis! Iddia, hemen farkedeceginiz gibi "saglam" bilimsel dayanaklara sahip degil ve yine dini belgelerden yararlaniyor. Ama çözümleme ve varsayimin geçerli olma olasiligi hiç de düsük degil. Bu varsayim, iki yazari söyle bir noktaya da yönlendiriyor: Isa, affedildi ve bir Nasorili olarak, Essenelerin arasina geri döndü. Birinci yüzyilin ortalari boyunca, diger yoldaslariyla birlikte mezhep inanislarini yaymaya çalisti, bunda bir ölçüde basarili da oldu. Ne var ki Roma Imparatorlugu ani bir strateji degisikligiyle yeni dini alip "resmi din" haline getirince ve onu istedigi gibi yogurup muhalifleri de ezince, Essene ve Nasorilerin sahip olduklari tek sey, inançlari ve bilgileri de ellerinden alindi. Roma'nin kurdugu Kilise de yüzyillar boyunca yapay bir hiristiyanligi Bati dünyasina egemen kildi, muhalifleri yok etti. Iki yazar, "Hiram Key" kitabinda Isa'nin döneminde yazilan ve bilinmeyen geçmise isik tutacak belgelerin Isa ve yoldaslarinca Kudüs'te bir yerlere saklandigini; 1000 yila yakin bir süre sonra, Haçli Seferleri sirasinda bölgeye gelen Templar Sövalyeleri'nin israrla bu belgeleri arayip bulduklarini; ele geçen yazitlarin sövalyelerce Iskoçya'daki bir satonun içine gizlendigini de iddia ediyorlar. Buna göre, eger Iskoçya'daki Rosslyn Satosu iyice aranirsa, bilmedigimiz daha pek çok seyi içeren büyük bir gizem ortaya çikacak. Bu, Essenelere de atalarindan kalan, olasilikla I.Ö 3. binyila, hatta daha gerilere giden bir gizem belki de.
__________________
Söyle Zöhrem söyle sen söyle durma Dervişin kalemi nurundan yaza Kâhi atar kâhi yüzü kızara Mustafa Kemal’in özü Allah’a MUSTAFA KEMAL ATATÜRK |
|
|
|
| 6 Üyemiz bu mesajınıza teşekkür etti: |
Ali karul (13.10.2008),
Aliekber (13.10.2008),
Alinin_Askeri (14.10.2008),
ALİ_İRFAN (13.10.2008),
burcu (13.10.2008),
ŞahımMerdan (13.10.2008)
|
|
|
#9 (permalink) | ||||
|
Üyemiz
|
Alıntı:
Sevgili Hazel bu yazı Luigi Casciolli'nin mesih masalı kitabının son sayfa yazısı sen benden önce davrandın ben sorular geldikçe yazayım diyordum. Genede teşekkür ederim , yalnız eksik olan vatikan isanın yaşamadıgını isbatlayamadı. Alıntı:
Sevgili Hazel İsa yaşamadı derken yaşayan isanın nasıralı isa oldugu ama anlatılan yaşamın Apollonusa ait oldugudur,yani isa bu hayatı yaşamadı!! Alıntı:
Sevgili şahımmerdan İsanın yaşamından bile kendine pay çıkarmışsın bravo hemşerin olarak taktir ettim seni. Bu iddayı ortaya atan ne Erdoğan Çınar nede Luigi Casciolli ,bu yüzyıllardır tartışılan bir konu.kendi devirlerinde ciddiye alınmayan ama yüzyıllar geçtikçe bir kısım tarafından gerçek kabul edilen yalanlar, alevilerin müslüman olmasıda aynı baglamda degerlendirileb ilinir. Luigi Casciolli'nin vatşkanı mahkemeye verdi halkı kandırdınız sömürüyorsunuz diye ,isa yoktur dedi vatikan bunu kanıtlayamadı ,bu sizin iddanızı haklı çıkarmaz sizin kanıtınız varsa siz ortaya koyun vatikanın durumuna düşmeyin. İsanın yaşadıgı devir sizin çalıntı diye idda ettiginiz devirden yüzyıllar önce olmasına ragmen insanlar yalanları bulup çıkarıyor . Sizin bahsettiginiz devirde daha fazla kaynak var ama siz birtane çıkarıp ortaya koyamıyorsunuz. Hırıstiyan kilisesinin yalanı degil bu Roma devletinin politikası ve zamanı nedenleri kaynakları hepsi ortada ,araştırmacılar ortaya çıkarıyor. Sizin tek söylediginiz zöhre ana böyle dedi ,bilimsellik böyle olmaz sevgili şahımmerdan ,burada bilimsel olalım ,burada zöhreana böyle dedi olmaz bilimsel olacaksak bilimsel olalım. Alıntı:
|
||||
|
|
|
| Teşekkürler |
hazel (13.10.2008)
|
|
|
#10 (permalink) | |
|
Kıdemli Üyemiz
|
Alıntı:
Sn. Ali Karul bilimsellik ya da kanıt ya da buna benzer şeylerden yola çıkmamızı söylerken kanıt olarak bizden tam olarak ne istiyorsunuz örneğin siz ve sizin gibi düşünenlerin önüne ömer in Hz. Üseyin'in kafasını kestirdiği baltayı mı koymalıyız ya da ne bileyim o dönemde Hz. Ali tarafından el yazısıyla kağıda alınmış dökümanlar mı çıkarmalıyız veyahut osman ın ve ömerin asıl kuranı adım adım nasıl yok ettiklerini gösteren görüntüleri mi yayınlamalıyız? ?? Böyle birşeyi size kanıtlayamayız bizlerin inandığı ama körükörüne değil akilane bir şekilde inandığı alevilik pirlerin nefeslerinden beyitlerinden yaşamlarından ayan beyan görünen aleviliktir hiçbiri Hz. Ali yi dillerinden ve gönüllerinden düşürmemiştir ve hepsi ömere lanet etmiştir...hali hazırda bulunan kuran artık diyanet ve çoğu din çevrelerince bile tartışılır duruma gelmişken kuranda yazılı çoğu unsur insanların kafalarında farklı farklı yorumlar uyandırırken bugünkü kuranın günümüze kadar değiştirilmeden geldiğine dair bilgi ciddi derecede çoğu sünni profesörler tarafından dahi tartışılır hale gelmişken siz bizim aleviler olarak bugünkü kurana inanmadığımız için inancımızın dayanaksız olduğunu nasıl söylersiniz??? bu kadarı yeter...bu tartışma hiçbir yere varmaz din ve bilimsellik aynı kefeye konup asla tartışılamaz birinde şüphe olmadan hiçbirşey yapılamazken diğeri tartışma götürmeyen bir gerçekliktir yani inanmak ya da inanmamak...işte varacağımız sonuç...
__________________
Marifet hiç ezilmemek bu dünyada Ama biçimine getirip ezerlerse, Güzel kokmak. Kekik misali, Lavanta çiçeği misali, Fesleğen misali, Itır misali, Yunus misali, İsa misali. (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
|
|
|
|
|
| 8 Üyemiz bu mesajınıza teşekkür etti: |
Alinin_Askeri (14.10.2008),
alirengi (19.10.2008),
ALİ_İRFAN (15.10.2008),
dogandeliktas (16.10.2008),
hazel (14.10.2008),
ŞahımMerdan (13.10.2008),
yesilgünes (14.10.2008),
ZAVALLI-DEDE (13.10.2008)
|
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
|
|