BİLİYORSUNUZ KENDİSİNİN BEKTAŞİ OLDUĞU SÖYLENİR. ÖYLEDİR. BEN DE
İNANIYORUM
İlhan Selçukla Söyleşi / Temmuz 1994, Nefes Dergisi
33 yıldır kendi “Pencere”sinden aydınlık dünya görüşünü, çağdaşlaşmayı, ilericiliği, demokratikleşme yi ve “Kuvay-ı Milliye” ruhunu gerçeklerden ayrılmadan toplumumuza sundu İlhan Selçuk...
Cumhuriyet gazetesindeki “Pencere” köşesi, İlhan Selçuk Üniveristesi”nin ders kitabı haline geldi. On binlerce insanımız, bu üniversitede okuyarak çağdaş uygarlığa ve aydınlık dünya görüşüne bir adım daha yaklaştılar. Ve daha niceleri İlhan Selçuk ile aydınlanmaya devam edecek.
Yüzyıllardır sömürülüp, egemen güçlerce ezilen Alevilerle ilgili görüşleri, büyük önem taşıdığından bu söyleşide, İlhan Selçuk’un “Pencere”sinden Alevilik ile ilgili düşüncelerini aktarmak gereğini duyduk. Aydınlanmamıza katkı sağlayacağı umuduyla...
– Sayın İlhan Selçuk, Alevilik konusunu gündeme getiren ender aydınlarımızdan birisiniz. Sizce aydınlarımız Aleviliği yeteri kadar tanıyor mu? Yeri geldiğinde gündeme getiriyor mu?
– Aleviliği aydınlar bilmiyorlar. Tabii çoğunluğu bilmiyor. Bilenler eksik değil. Aleviliği bilmek iki biçimde olabilir; birisi Alevilik bir dünya görüşüdür, bir mezheptir, bir dindir. Bunun koşullarını, felsefesini, inanç ilkelerini öğrenmek bir açıdan bakmaktır. Bir de aleviliğin Türkiye tarihinde, yerini öğrenmek. Bu da olaya tarih ve toplum bilimi açısından bakmak demektir. Tabii bütün dinler, mezhepler vicdan özgürlüğü kapsamında Türkiye’de konuşulmalı, tartışılmalı, ibadet yani tapınma özgür olmalı. Aleviliğe Türkiye’de ayrıcalıklı bir yaklaşım içinde olmak bence doğru olmaz. Alevilerin de olaya böyle baktığını sanmıyorum Ve Türkiye’nin vicdan özgürlüğü tarihinde çok önemli roller oynamış olan Alevi kesimin olaya çok çok demokratik açıdan baktığına inanıyorum.
– Anadolu Aleviliği, İslamiyetin Anadolu’ya özgü bir yorumu mu? Bir kültür mü? Dinden ayrı düşünülebilir mi? Ateizmle alevilik arasındaki fark nedir?
– Uygarlıkların, dinlerin, mezheplerin, akımların birbirini etkilediği bir gezegende yaşıyoruz. Siyasal akımlar birbirlerini etkiliyorlar. Fikir, çağımızda gittikçe daha da küreselleşme sürecinde yoğunlaşyor. Olaya felsefi açıdan yaklaştığımız zaman tabii daha geniş bir kültürel olgu karşısında olduğumuzu görüyoruz. Yani tasavvuf olayı işin içine giriyor. Tasavvuf ve mutasavvuflar Türkiye’de belki geçmiş yüzyıllarda hiçbir zaman yaşanmayan aydınlanmanın kökekindeki ilk ışınlar gibi görünüyor. Aleviler geçmişte siyasal açıdan da başkaldırıyor. Onun için Aleviliğin yorumlanması geniş bir tarih bilgisine bağlı, onu tarihsel yerine oturtmak o kadar kolay değil.
– Son yıllarda belirli bir ivme kazanan Alevi-Bektaşi örgütlenmesi var. Örgütlenmedeki itici güç nedir? Aleviler sesini yeteri kadar duyuruyor mu?
– Seslerini duyarmaya çalışıyorlar ama seslerini duyurduklarını sanmıyorum. Son günlerde TV’lerdeki tartışmalara, açık oturumlara bakıyorum hiçbirinde Alevilerin sesi duyulmuyor. Hep Sünniler konuşuyorlar bu da Türkiye’nin büyük yanılgısıdır.
Sanki İslam, Sünni mezhebiyle Türkiye’de özdeşleştirildi . Diyanet İşleri Başkanlığı maalesef buna alet oluyor ve Alevilerin de bu çemberi kırması gerekiyor. Özel TV olsun resmi TV olsun herhangi bir tartışmada bir din adamına ya da bir din bilginine yer verdiği zaman oraya getirip bir Sünniyi oturtuyor. O açık oturumda ya da tartışmada Aleviliğin temsilcisi görünmüyor. Böyle olunca ve medya da varlığı duyumsanmayınca Alevilik yokmuş gibi bir izlenim doğuyor. Dikkat edin televizyonlarda son günlerdeki açık oturumlarda konuşanların hepsi Sünni.
Türkiye Cumhuriyeti laik bir cumhuriyettir. Atatürk bu cumhuriyeti kurduğu zaman 1924’te halifeliği kaldırdı. Halifelik bildiğiniz gibi Sünnileri kapsayan bir din kurumu. Halifeliğin kaldırılmasıyla ve laikliğin gerçekleştirilm esiyle Aleviler derin bir soluk aldılar. Üzerindeki baskılar kalktı. Çünkü padişahlıkla özdeşleşmiş olan hilafet ve hilafetle özdeşleşmiş olan padişahlık bir iktidar simgesidir. Böyle olunca da iktidar Sünnilerin eline geçmiş oluyor. Aleviler Sünnilerin yönettiği gibi bir ülkede dinsel baskı altında kalıyorlar. Yaşam olanakları sınırlanıyor. Cumhuriyet Devrimi bu dengesizliği ortadan kaldırdı. Bu dengesizlik kalkınca Aleviler de bir soluk aldılar; ta ki II. Dünya savaşından sonra çor partili rejimin gelişmesine kadar. Çok partili rejimi, laik cumhuriyete karşı bir muhalefet alanı olarak kullanmak isteyen Şeriatçı güçler, harekete geçtiler. Bu haraket, Diyanet İşleri Başkanlığında tarafsızlığı yok etti. Sünni örgütlenmeler, siyasal örgütlenlmeler o noktaya geldi ki çor partili rejimde halkın oylarıyla başa geçmiş görünen iktidarlar Alevi düşmanlığına adeta destek sağladılar. Tek partili rejimle soluk alabilen Aleviler çor partili rejimde soluksuz kaldılar. Son yüzyıllarda Alevi köylerine cami yaptırmak, Alevi çocuklarına Sünni mezhebin öğretilerini okutmak, Alevileri din değiştirmeyi zorlamak gibi bir takım istemler, devleti kullanarak yapıldı. alevilerin de buna karşı direnme hareketi başladı. Tabii Sünnilerle Alevilerin arasındaki kanlı çatışmaları saymaya gerek yok. Kahramanmaraş’t an başlayarak bunların çeşitli acı örneklerini yaşadık. Bütün bu örnkelerde daima devlet Sünnilerin yanında yer aldı. Böyle olunca da Aleviler kendi demokratik haklarını kullanma yoluna başvurdular. Alevilerin sesini yükseltmeleri zaten kendilerini savunmadan başka bir şey değildir.
– Alevilerin kimlik mücadelesini şovenizm olarak nitelendirenler var. Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?
– Bütün dinlerde, mezheplerde, ideolojilerde, dünya görüşlerinde olduğu gibi Alevi kesiminde de bağnaz olanlar vardır. Sünnilerde de, alevilerde de, komünistlerde de vardır. Sosyalistlerin arasında da çok bağnaz olanlar vardır. Daha ufuklu olanlar vardır. O bakımdan bir mezhebin ortodoks görünüşlü olanları her zaman bulunur. Ama Aleviler öğreti olarak, dünya görüşü olarak bağnaz olamazlar. Çünkü tasavvuffa, hoşgörüyle dayanıyorlar. Doğanın birliğinde herşeyin kaynaştığını ve tekleştiğini savunuyorlar. Yaratanla yaratılanın bir noktada bütünleştiğini, insan sevmenin asıl gerçek din olduğunu savunuyorlar. Öğretinin özünde ve çekirdiğinde bağnazlık yoktur. Zaten güzel yanı da odur. Bunun da en ileri aşaması Bektaşilik’te görülüyor. Böyle olduğu için Aleviler örğütlenmemişle r bile. Ve talihsizlik bundandır. Sünninin 70.000 tane camisi var, imamları var. Örgütlenmişler. Bu örgütlenme içinde de sabah akşam beş vakit bir araya gelme olanakları var. Alevilerin de dedeleri var ama bu dedelerin yetkileri nedir? Sünnilerin toplanma mahalleri nasıl olmasına karşın Alevilerin nerde nasıl toplanacaklar, cem ayinlerini nerde yapacaklar, nerde bir araya gelecekler? Örgütlenmelerin in esası nedir bilinmez. Böyle olunca da bu dağınık toplum sadece birbirleriyle dostluk içinde bu noktaya gelmiştir. Benim gördüğüm kadarıyla şimdi demokrnatik haklarını kullanarak bir yerde yavşa yavaş örgütlenmeye başladılar. Bu örgütlenmeler de dinsel örgütlenmeler değil dernekler biçiminde oluyor. Dernekler de siyaset yapamayacağına göre Aleviler zaten Türkiye’nin siyasi kavgasının dışında kalıyorlar. Şu anda Sünnilerin tarikatları, mezhepleri siyasal teşkilatlanma içindedir. Alevilerin böyle bir hareketi yok.
– 1950’lerden günümüze kadar şeriata yapılan yatırımlar meyvelerini vermeye başlıyor. Buna karşın laikliğin mücadelesini üstlenmemiz gerekmiyor mu? Bu mücadeleyi hangi ölçülerde nasıl yapmalıyız?
– Alevi, şeriata karşıdır. Laik Cumhuriyet de şeriata karşıdır. Çünkü şeriat aynı zamanda ceza hukukunu da içeriyor. Aile ilişkilerini, borç ve mirası tayin eden hukuk şeriatta dinsel olarak geçerli. Şeriat aynı zamanda toplum düzeninin devlet hukukunu da saptayan bir dünya görüşü. Şeriata karşı olmak zorundayız. Yoksa çağdaşlaşamayız . Şeriata karşı olmak Müslümanlığa karşı olmak demek değildir. Müslümanlık Tanrı ile kul arasındaki ilişkiler bakımından düşünüldüğü zaman elbette vicdan kapsamını yansıtır. Ama devlet düzenini de tayin eden şeriatçılık işin içine girdiği zaman Osmanlı’dan beri bunun kavgası sürmektedir. 1839 Tanzimat fermanı bir ölçüde insan haklarını getirdiği zaman şeriata karşıdır. Çünkü şeriatta insan hakları yoktur. Efendim, ticaret kanunu geldiği zaman ki Batı’dan aktarılmıştır, birden bire Müslümanlığın öngördüğü bir hukuk düzeninin dışında Batı’dan aktarılan bir yasa işin içine girmiş demektir. Olay, Cumhuriyet’ten önce başladı. Dünya’ya ayak uydurmak için Osmanlı İmparatorluğu’n da hukuku düzenlemeleri başladığı andan itibaren şeriata karşı ister istemez devlet, tavır almak zorunda kalmıştır. Aleviler ile Sünniler arasındaki fark Alevilerin en basitinden günde beş vakit namazı Müslümanlık için gerekli saymamaları, orucunu da kendine göre yapması ama Allah’ı ve O’nun peygamberi Muhammed’i tanımasıdır. Mezhepler, tarikatlar zaten baştan itibaren bütün dinlerde vardır. Neden ortaya çıkmıştır. Çünkü hayat dinsel yorumlamaları zorlamıştır. Dinler yorumlanmaya açıktır ve bu yorumlar çeşitli biçimlerde ortaya çıkmıştır. Alevilik Müslümanlığın, bir çeşit yorumlanmasıdır . Sünnilik de öyledir. Ama Alevilik Türk insanına ve Anadolu toprağına daha yakın bir yorumlamadır. Biz Aleviliği dışarıdan, Arap çöllerinden ithal etmedik. Arap kültürüyle Alevilik arasında bir yakınlaşma yoktur. Aleviliğin kültürü Anadolu kültürüdür ve bu bakımdan da kökü dışarıdan değildir. Böyle olunca bu tarzda ibadet etmek isteyen vicdan özgürlüğünü bu biçimde kullanmak isteyen insanların sürekli baskı aldında tutulmaları Anadolu halkına bir zulümdür. Bunun önüne geçmek gerekiyor. Aynı zamanda laik cumhuriyet için (dinsel terimle söyleyeyim) farzdır. Laik cumhuryiet için farz bütün mezheplerin, bütün dünya görüşlerini, bütün inançların aynı ölçüde özgürlüğe kavuşmasıdır. Bunu yapamadığımız zaman ve Aleviler sürekli ezildikçe olmaz. Aleviler eziliyor ama dikkat edin, Sünniler daha fazla bağırıyorlar. Sünniler başörtüsünü sorun haline getirdiler ve başarı da kazandılar. Ama bugün Alevi köyüne cami yapılmasını ve Sünni iman yollanmasını Alevi sorun yapamadı. Milli Eğitim okullarındaki zorunlu din ve ahlak kültürü derslerinde Sünni hocaların Alevi çocuklarına Sünnilik mezhebi aşılamasını Aleviler sorun yapamadı, bu bu nedendir? Bunu Aleviler kendilerine sorsunlar.
– Alevi toplumunun büyük kısmı Atatürk’çü düşünceyi savunup ona destek çıkıyorlar. Ama bunu benimsemeyenler de Dersim Olayı’nı öne sürerek; bunun Kürt ayaklanmasından çok Alevi ayaklanması olduğunu savunuyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz?
– Mustafa Kemal Atatürk bilindiği gibi hem Ulusal Kurtuluş Savaşı’ndan hem de Cumhuriyet’in ilk yıllarında Aleviler ve Bektaşiler ile işbirliği yapmıştır. Bu biliniyor ama Cumhuriyet ilan edildikten sonraki gelişmeleri ayrı bir yorumlamaya tabi tutmak gerekir. M. Kema, Bektaşi Babası ile işbirliği yapıyor. Bektaşilik bilindiği gibi bir tarikattır. Fakat Cumhuriyet ilan edildikten sonra tekke ve tarikatları kapatıyor. Kapatılan tekkeler arasında Bektaşi tekkeleri de var. Demek oluyor ki bir noktada laik cumhuriyetin gereği, ne ise Atatürk onu yapıyor. Laik cumhuriyetin gereği, yeri geldiğinde her mezhebi bir noktada sınırladığı gibi Alevileri ve Bektaşileri de sınırlar. Ama Aleviler ve Bektaşiler laik cumhuriyetin bu gereklerini içlerine sindirmişlerdir . Yine M. Kemal Atatürk, Cumhuriyet’e karşı nerede bir başkaldırı varsa hiç kökenine bakmadan Kürt müdür, Türk müdür, Hıristiyan mıdır, Müslüman mıdır, Alevi midir, Sünni midir, ayırmadan üzerine yürümüştür. Çünkü bir Ulusal Kurtuluş Savaşı’ndan sonra kurulan Laik Cumhuriyet’i korumak laik cumhuriyet için gerekli, aydınlanma için gerekli... Buna karşı direnenler hangi dinden, hangi ırktan, hangi mezhepten ya da etnik kökenden olursa olsun bastırmakla görevlidir. O sırada devrim koşulları gerekli olduğu için M. Kemal’in tavrı budur. M. Kemal’i bunun içinde değerlendirmek gerekiyor. Yoksa M. Kema mezhep ve meşrep olarak Alevilere çok daha yakın. Biliyorsunuz kendisinin Bektaşi olduğu söylenir. Öyledir ben de inanıyorum. Çünkü tavrı öyle. Tasavvuftan gelen bir kültür hamuru M. Kemal. Öyle bir insan ki; diyelim ki alaturkayı çok seviyor hele içerken bayılıyor. Balkan şarkılarına çok sıcak bakıyor. Zaman zaman kendisi de söylüyor. Fakat böyle yetişmesine karşın çok sesli müziğin, çok sesli müzik kültürünün uygarlığa yakıştığını düşünerek konservatuarı kuruyor. Tabii konservatuarı kurduktan sonra büyük orkestralar düzenliyor. Osmanlıcayı çok iyi kullanabilen ender kişilerden biri olduğunu söylüyorlar. Gerçekten büyük Nutuk’u okuduğumuz zaman bunu görüyoruz. M. Kemal çok güzel kullandığı Osmanlıcadan vazgeçiyor ve Türkçe’yi yöneliyor. Şimdi olay bu. M. Kemal’i böyle anlamak gerekir.
– Alevi-Bektaşiler ve laikliği savunan demokrat Sünnilere bir mesajınız olacak mı?
– Alevi-Bektaşilerin tümü dostlardır... Onları bu ülkenin en değerleri insanları arasında görüyorum. Gerçekten Bektaşi olabilmek kolay bir iş değil. Bektaşilik bir çeşit filozofluktur. Bektaşi mizahını ve dünya görüşünü çok seviyorum. Yalnız bizim bakış açımız laik bakış açısıdır. Hangi mezhepten, hangi dinden, hangi tarikattan olursa olsun, insan insandır. Ve insan arasında bir ayrım yapmamak gerekir. Aleviler de böyle bakıyorlar zaten. Bizim yol göstericimiz akıldır, inanç değildir. Aklın ve bilimin yolunda yürüyelim. Aklın ve bilimin yolunda yürüdüğümüz zaman da demokratik ortamda herkesin inancına saygı göstermek zorundayız. Ama demokratik ortamda. Bu demokratik ortamı yaratmaya çalışmalıyız. Alevilerin bu demokratik ortama kavuşmamız yolunda büyük katkıları olacaktır.
Eğer Türkiye’de demokratik ortama kavuşulursa Sünniler de rahat bir soluk alacaktır. Çünkü Sünniler de kendi içlerinde ki bağnazların baskısı altındadır. Anadoludaki Müslüman Anadolu Müslümanıdır; hem Atatürk’ü sever hem kendi inancına bağlıdır. Ama yobaz değildir. Yobaz ile Müslümanı ayırmak gerekir. M. Kemal’e düşman olan Atatürk’e kin besleyen insan Anadolu’ya layık değildir. Çünkü bizim bugünkü var oluşumuzu sağlayan Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başındaki adam M. Kemal Atatürk’ün kendisidir. Ona çok şey borçluyuz. Dini siyasete ve ticarete alet eden insan ister Alevi olsun ister Sünni olsun ister Hıristiyan ister Musevi olsun kutsal inançları siyasete ve ticarete alet ettiği için makbul insan değildir. Bu bakımdan Anadolu Müslümanlığında gerek Alevi olsun gerek Sünni olsun kendi inançlarına bağlı insanların, yobazlığa, Atatürk düşmanlarına ve laiklik düşmanlarına el ele verip karşı çıkması gerekiyor. Aleviler’in bu yolda çok büyük katkıları olacağına inanıyorum.

İlhan Selçukla Söyleşi / Temmuz 1994, Nefes Dergisi
karacaahmet.com

Tüm forumdan rastgele konular:

  • » Hz.Peygamberin mezhebi neydi ?
  • » Bingöl?de Alevilerin Tarihsel Gelişimi
  • » Türkler kürtler anadolu 1.
  • » Alkol Beyni Küçültüyor...
  • » "Tuz"a son
  • » Bunu yapan anneye anne denir mi?
  • » Karma eğitim kalksın teklifi kızdırdı
  • » Bu Parti Kapanmadan Halledelim Şu İşi...
  • » Hackera karşı tek çare
  • » Seçimler için ilk tur bugün

Aynı kategoriden rastgele konular:

  • » Sahte Dersim Fotoğrafları
  • » Alevilikte - Ma/ Kadın Ana Gelenegi.
  • » Nusayriler'de Hz. Ali Makamı Anlatımı..
  • » Hz. Ali Ve Dört Kapi
  • » 'Sünni fetvası'yla Alevi çözümü...
  • » Almanya’da Yaşayan Aleviler’e Dair Bir...
  • » Makedonya'nın En Farklı Aşuresi
  • » Bektaşilik Nedir?
  • » İmam Üseyin'in kişiliğine kısa bir...
  • » Hz. Muhammed ve Alevi Teolojisindeki...