alevilik,alevi forum,Alevi forumu,alevi,aleviler,alevilik tarihi


Toplam 5 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 5 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Aleviler türk mü, yoksa kürt müdür?

  1. #1
    Forum Gönüllüsü SerkanDgn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22-03-2008
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Yaş
    27
    İleti
    3.767
    Tecrübe Puanı
    31

    Standart Aleviler türk mü, yoksa kürt müdür?

    alevilerin etnik kökeni konusu aleviler dâhil herkesin zihnini meşgul etmeye devam ediyor. Kimileri aleviliği sadece türklere has bir inanç biçimi olarak görürken, kimileri de kürtlüğe indirgemek istiyor. Her ne kadar son yıllarda daha çok konuşulsa da aleviliği etnik bir kimliğe indirgemek girişimleri yeni sayılmaz.

    Bu doğrultudaki çalışmaları 1908’e, hatta daha öncesine ıı. Abdülhamit dönemine kadar götürmek mümkün. özellikle bu tarihte iktidara gelen ittihat ve terakki fırkası (itf), alevileri türk olarak görme ve gösterme çalışmalarının ilk mimarı olarak sayılabilir. Devletin ayakta tutulması için başlatılan osmanlıcılık ve islamcılık politikalarının iflas ettiği bir dönemde bir darbeyle iktidarı ele geçiren ve devletin yeni politikasını türkçülük olarak belirleyen ittihatçılar baktılar ki, anadolu’yu hiç tanımıyorlar. O nedenle itf genel merkezi anadolu’daki etnik ve dini toplulukların araştırılması için bir çalışma başlattı. Esat uras ermenileri, arnavut kökenli ismail naci pelister (habil âdem) kürtleri ve dağıstanlı bir çerkez olan baha said ise alevi-bektaşileri incelemek üzere görevlendirildi . Baha said hemen alana çıkarak araştırmalarına başladı ve daha sonra edinilen verileri “türkiye'd e alevî, bektaşî, ahî ve nusayrî zümreleri” isimli bir kitapta toplayarak yayınladı.

    Yıkılmaya yüz tutan osmanlı’nın son döneminde hıristiyan misyonerler yaptıkları bazı yayınlarda anadolu’daki alevi zümrelerini türk ve müslüman saymazken, bunları daha çok devlet baskısıyla görünüşte müslümanlaşmış rum, ermeni ve anadolu’nun eski yerli halklarının kalıntıları olarak gösteriyorlardı . Baha said’in çalışmasının asıl amacı da bunun tersini kanıtlamaktı. Nitekim kendince kanıtladı da… ondan sonra alevi-bektaşiler üzerinde çalışan hemen hemen bütün araştırmacılar da said’in izinden gitti ve bugün alevi dünyası bundan 100 yıl önce yolu açılan bu milliyetçi-türkçü bilgi kirlenmesinin yarattığı sorunlarla baş etmeye çalışıyor. Dünün batı dünyasını ikna etmek için ortaya atılan alevilerin özbeöz türklüğü tezi bugün alevilerin birlik ve bütünlüğünü bozmak, içlerinde ayrışma yaratmak için hovardaca kullanılıyor.

    baha said’in açtığı yolda ilerleyen alevi olan veya olmayan araştırmacılar ve politikacılar var güçleriyle hala aleviliği türklerin islam yorumu olarak görüyor. Hacı bektaş veli’yi, yunus’u, abdalan-ı rum, bacıyan-ı rum, gaziyan-ı rum gibi şahıs ve toplulukları anadolu’yu türkleştiren ve islamlaştıran, türk dilini bilinçli bir şekilde koruyan ve günümüze taşıyan ön türk milliyetçileri olarak değerlendiriyor lar. Bununla kalsalar iyi… başta cemal şener ve rıza zelyut gibi alevi yazarlarsa, aleviliğin sadece türklere mahsus bir inanç olduğu vurgusunu yaparak, aleviler içinde önemli bir yekün teşkil eden kürtleri adeta dışlayarak, onların aslında zamanla kürtleşmiş türkmenler olduğunu iddia ediyorlar. Doğal olarak bu tez devletin ve resmi ideolojinin kürt kökenli alevileri kürtlerden, kürt siyasal yapılanmalarınd an uzak tutma politikasıyla da çakıştığından, aleviler içinde büyük bir gerilim ve kırılma yaratıyor. Bu tez nalıncı keseri gibi iki yana da çalışıyor. Hem alevi kürtlerle, sünni ve laik kürtlerin arasına bir set çekiyor hem de türkmen alevileri sisteme kazanmaya ve aralarında milliyetçi-devletçi görüşlerin daha da yayılmasına hizmet ediyor. Ama sonuçta kazanan topyekûn aleviler olmuyor, aksine karşılığında bir şey almadıkları halde sistemle bütünleştikleri , onun tezlerini sorgulamadan kabul ettikleri için hep kaybeden oluyorlar. [/font][/sıze]

    [ı]neden kaybeden oluyorlar?[/ı]


    alevilik etnik kimlikle açıklanabilir mi?


    bir kere her şeyden önce alevilerin etnik temelde bir bölümlemeye tabi tutulması baştan sakat bir anlayış ve zaten öğretinin özüyle çelişiyor. Bu tezleri ortaya atanlar ve bunlara inanarak hareket edenler bilmeli ki, alevilik herhangi bir etnik kimlikle açıklanamaz. Aleviliği tek başına türklere, kürtlere veya bir başka etnik topluluğa aitmiş gibi göstermek anlamsız ve saçmadır. Aleviliğin kökü, temeli ve üzerinde yükseldiği bina insandır. Alevilerin büyük sırrı kitabının yazarı ünsal öztürk’ün deyimiyle, “insan, insan olduğunun farkına vardığında etnik kimlik diye bir şey yoktu.” kaldı ki insanları soy, sop, konuştuğu dil ve kan bağına göre tanımlama ve sınıflandırma çok yeni bir olgu. Bu 1789 fransız ihtilalı sonrası ortaya çıkan milliyetçilik hareketlerinin yarattığı bir sonuçtur. Ayrıca “benim kâbe’m insandır”, “okunacak en büyük kitap insandır” diyen; içinde önemli ölçüde evrensel düşünceleri barındıran ve insanı merkezine koyan kadim alevi öğretisine aykırı olan bu anlayış, hem tarihen yenidir hem de birleşme-bütünleşmeden daha çok ayrışmaya, ötekileştirmeye ve düşman yaratmaya hizmet etmektedir.

    bu anlayışla, adını tam koyalım; milliyetçilikle/ulusalcılıkla yüzleşmek ve onunla arasına mesafe koymak bugün alevilerin neredeyse birinci sorunu haline gelmiştir. Zira alevi örgütlenmelerin e baktığımızda, gerek içeriden gerekse dışarıdan pompalanan bu milliyetçi tezler, cemaat içi bölünmelere, çekişmelere ve yer yer de düşmanlıklara neden olmaktadır. Aleviler tarafı olmamaları gereken bir tartışmada, taraf haline gelmekteler ve enerjilerini dışa yöneltecekleri yerde bu tür suni sorunlarla uğraşarak boş yere ömür tüketmektedirle r.

    hâlbuki alevi’nin bu alanda rehberi ve yol göstericisi bellidir. Bu kendi geçmişi, alevi ulularının söz ve davranışlarıdır . çok uzak tarihlere gitmeye hiç gerek yok. Bu tezlere inanan aleviler kısa bir hafıza tazelemesiyle, dersim’den yola çıkan bir dedenin güneyde, antep, adıyaman hatta halep’in (suriye), kerkük ve musul’un (ırak) barak, varsak türkmenlerine; kuzeyde çorum, yozgat, amasya, tokat’taki kendisine bağlı türkmen boylarını ziyaret ettiğinde kimsenin bu dedenin etnik kökenini merak etmediğini hemen görür. Benzer şekilde tokat’ın hubyar ocağı’nın türkmen bir dedesi de malatya’nın, maraş’ın ve bitlis varto’nun bir alevi kürt aşiretine yol-erkân sürmek için vardığında kimse bu dedenin etnik kökeniyle hiç ilgilenmemiştir . Ya neyle ilgilenmiştir? Sadece dedenin-pirin en iyi şekilde ağırlanması ve cem-civatın yola yakışır şekilde güven ve huzur içinde bir ortamda yürütülmesiyle meşgul olmuştur. Ayrıca eskiden alevi toplulukları arasında konuşulan dil de hiçbir zaman bir sorun teşkil etmemiştir. Nitekim kürt-zaza bölgesine giden türkmen bir dede kürtçe ve zazaca, türkmen ellerine giden bir dersimli dede de türkçe bilirdi. Zaten alevilikte tarih boyu dil sadece bir anlaşma aracı olarak değerlendirilmi ş ve ona herhangi bir kutsiyet yüklenmemiştir. Gerekirse yol’un selameti açısından bazı alevi toplulukların zaman içinde dillerini değiştirdikleri görülmüştür. önemli olan yol’un devam ettirilmesidir, zira “yol cümleden uludur.”


    türk ve kürt alevi var mıdır?

    vurgulamamız gereken bir diğer önemli noktaysa, aleviler arasında bu milliyetçi tezleri yayanlar bir yerde yanılıyorlar ama bir yerde de gerçeği söylüyorlar. Diyorlar ki, “kürt alevi olmaz!” bu hüküm doğru sayılır. Evet, kürt alevi olmaz! Ama bilmiyorlar ki türk alevi de yoktur!

    ya nasıl alevi vardır?

    bu sorunun cevabını vermek için biraz türklük ve kürtlük kavramlarının tarihine bakmak gerekiyor. Her şeyden önce türklük ve kürtlük siyasal olarak çok yeni kavramlardır. Türklüğü ele alırsak, sağlıklı bilimsel bir analiz yapabilmek için, etnisite ve dil bakımından türk olan ile siyasi anlamdaki türk kavramının siyasi anlamını birbirinden ayırmak lazımdır. 20. Yüzyıla kadar olan kaynaklarda türk adı orta asya’dan çıkan ve aynı kökene mensup türk lehçelerinden birini konuşan bütün aşiret ve toplulukları nitelemekteydi, ancak 20. Yüzyılda tanımladığımız siyasi anlamda türk kavramı tarih sahnesine türkiye cumhuriyeti’nin kuruluşuyla çıkmıştır. Türklük, türkî toplulukları ifade eden şemsiye bir kimliktir. Türk ismi belirli bir topluluğa özgü etnik bir isim olmaktan çok türk soyuna mensup bütün toplulukları ifade etmektedir.

    bugünün aksine geçmişte kendisini doğrudan türk olarak tanımlayan neredeyse hiçbir türkî topluluk yoktur. Türk adının orta asya’da daha eski bir tarihi olmakla beraber, anadolu’ya türkiya(e) adı da 1071 malazgirt savaşı sonrası italyanların atası olan venedik ve cenevizliler tarafından verilmiştir. O dönem ve sonrasından türkiye cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar da, türk deyince göçebelikten yerleşik hayata geçmiş, sünniliği benimsemiş türkmen boyları yanında daha çokta müslüman olmuş şehirli yerli halklar (rum, ermeni, gürcü, süryani) anlaşılmıştır. Bu algı balkanlar’da daha belirgindir. Bugün bile balkan ülkelerinde türk denildiğinde otomatikman müslüman ve sünni akla gelir. Kastedilen kişinin sırplığı, arnavutluğu ve yunanlılığı değil… yine anadolu ve yukarı mezopotamya’dak i gerek türkmen gerekse kürt aleviler arasında, türk’ten bahsedildiğinde bugün dahi hemen akla türk=müslüman-sünni gelmektedir.

    günümüzde hepsi türklük şemsiyesi altında toplanmak istenen aleviler arasında kaydettiğimiz gibi, “biz türk’üz” cümlesini kuranlar yeni yeni ortaya çıkmıştır. Böyle bir tanımlama-tanıtma eskiden yoktu. Geçmişte türk etnisitesine mensup aleviler kendilerini türklük gibi sünnilikle adeta bütünleşmiş, eşitlenmiş bir kimlikle asla tanımlamadılar. Ya nasıl tanındılar ve kendilerini tanımladılar? Kimisi kendisine türkmen, tahtacı, çepni, amuca, ağaçeri, siraç, avşar, varsak, beydilli, şamlu, rumlu, ustaçlu gibi geldiği oğuz-türkmen boyunun ve tahtacılar ile ağaçeriler gibi yaptığı mesleğin ismini verirken; kimisi de abdal, kalenderi, torlak, ışık taifesi, babai, hurufi ve bedreddini diye kendini tanıtmış ve çevresinde öyle tanınmıştır. Aynı şekilde bugün kürt dediğimiz alevilerde de önceleri kendilerini kürt veya zaza diye tanımlayan bir topluluk yoktur. Onlar da “sen kimsin ve kimlerdensin?” diye sorulduğunda kureyşan, haydaran, lolan, sinemilli, koçgirili, cibranlı, derviş cemal benzeri aşiret ve ocak isimleriyle kendilerini beyan etmişlerdir.



    türklük tanımı alevi’yi kapsamıyor


    görüldüğü gibi bugünün aksine geçmişte aleviler kendilerini türk veya kürt diye adlandırmıyor. Bugün kendini kürt diye tanımlayan alevileri, kürtlüğün tarihi ve siyasal evrimi gibi konular henüz tam netleşmediğinde n bir kenara koyarak, daha belirgin olan türklük ve türk kavramına dönersek, hâlihazırda kendilerini türk diye tanıtan bazı alevilerin büyük bir yanılgı hatta “gaflet, delalet ve hıyanet” içinde olduklarını hemen fark ederiz. Bu türkçülük yapan ve adeta bir beşinci kol faaliyeti olarak kendi toplumu içinde milliyetçi misyonerlik yürütenlerin unuttuğu bir şey var ki, o da türk/türklük tanımının henüz alevileri de içine alacak kadar genişletil(e)me diğidir.

    malum türkiye cumhuriyeti’nin bir ideal vatandaş tanımı vardır. Buna göre makbul ve birinci sınıf bir vatandaş etnik olarak türk, din olarak müslüman, mezhep olarak sünni-hanefi ve ideolojik olarakta kemalist olmalıdır. Bunlardan biri eksik olursa büyü bozulur… 1950 sonrası ve özellikle akp iktidara geleliden bu yana kemalist olmaya da gerek kalmamıştır. Ancak her ne kadar anayasal vatandaşlık tartışmaları çerçevesinde türk/türklük şemsiye ve üst bir kimlik haline getirilerek, “türkiye cumhuriyeti’ni kuran halka, etnik ve dini bir ayrım gözetilmeksizin türk milleti denir” gibi süslü laflar edilse de, geçmişte bu kavrama yapılan ağır etnik vurgunun belli ölçülerde devam etmesi nedeniyle kürtleri buraya dâhil etmek hala pek mümkün değildir.

    aynı kapsama, içine alma sorunu diyanet’in hala sadece sünniliğe hizmet eden ayrımcı yapısının devam etmesi, anayasasında laik yazmasına rağmen devletin halen sünni müslümanlığı resmi bir mezhep olarak koruyup, geliştirdiği halde aleviliğin resmen tanınmaması nedeniyle aleviler için de geçerlidir. Bırakın kürt alevileri, türkî kökenli aleviler bile henüz devletin türklük tanımlaması içinde kendilerine bir yer bulamamaktadır. çünkü hepsi sadece ve sadece sünni içerikli olan diyanet, zorunlu din dersleri, imam-hatip okulları, kur’an kursları, ilahiyat fakülteleri, on binlerce cami ve mescit ile bu devlet, türkî alevilere demektedir ki, “türkmen olmanız ve türkçe konuşmanız iyi güzel de, bu sizi türk milleti şemsiyesi altına sokmaya yetmez. Sizler iyi bir sünni-hanefi müslüman olmadıkça benim gözümde makbul ve makul vatandaş değilsiniz. Türk demek, aynı zamanda müslüman-sünni ve ılımlı olandır. Ben aynı osmanlı’daki gibi ta baştan sünniliğe göre bir dirlik-düzen kurmuşum. Buna uymak zorundasınız, başka çareniz yok! Sizin ibadet yeri diye adlandırdığınız yerleri de ben tanımıyorum! Müslüman’ın tek bir ibadet mekânı vardır, o da camidir. Cemevleri benim gözümde illegaldir. Herhangi bir evden farkı yoktur!”

    evet, alevilerin devletle, onun türklük ve dahi müslümanlık tanımıyla yaşadıklarının tercümesi ve özeti budur. Kürt alevileri, türk kökenli ilan eden ve ettiren bu devlet, maalesef “siz türksünüz ve türkçe konuşuyorsunuz. Türkçe, aleviler olmasaydı bugünlere gelemezdi” diye pohpohladığı türkmen alevileri bile sistemine katamamış ve haklarını vermemiştir. Balkanlar ve kafkaslardan gelen boşnak, pomak, çerkez, arnavut, yunan kökenli ama sünni-müslüman vatandaşlarını, (örneğin süleyman demirel, ahmet necdet sezer, tansu çiller, kenan evren) taltif eden, hemen her makama getiren ve bunlara sonsuz bir güven duyan bu devlet, yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan, türkçe konuşan türkmen alevileri dahi doğru düzgün hazmedememiş, onlara güvenmemiş ve sakıncalı olarak görmüş ve görmeye devam etmektedir...[/sıze][/font]

    [font=times new roman][sıze=3]hal böyle iken bugün aleviler içinde türkçüden çok türkçü, kraldan çok kralcı birileri çıkıp, kürt kökenli alevilere cephe almaktadır, onları kendi iradeleri dışında tarihi çarpıtarak geçmişte kürtler içinde asimile olmuş türkmenler olarak ilan etmektedir. Bununla yetinmemekte, örgütlerden bile ihraç etmektedir. Bu yöntem aslında çok iyi bilinen bir türk devlet geleneğidir. Bir devlet büyüğünün deyimiyle, “iti ite kırdırma” taktiğidir. Böylesine alttan güreşen politikalarla devlet, etnik (türk/türklük) ve dinsel (müslüman-sünni) tekçi yapısını tehdit eden, bu sert ve geçirgenliği zayıf sisteminin yumuşatılmasını arzu eden ve çeşitli hak talepleriyle ortaya çıkarak meydan okuyan kürtler ve alevileri birbirine düşman ederek, ikisinin birden kabul edilemez bulduğu taleplerinden kolayca kurtulmak istemektedir. Ne yazık ki, hem kürt hem de türkmen alevileri arasında bir türlü tükenmeyen bu osmanlı oyunlarına kananların sayısı çoktur.
    kaynak:hüseyin demirtaş

    Tüm forumdan rastgele konular:

    • » Kadinlarin Suçu Ne?
    • » ABD’de Başkanlık Seçimi: Bir...
    • » 'Alevi-Bektaşiyle Fethullah Gülen...'
    • » Ağaç Köklerinden Atlar... (sanat)
    • » Unutma! Feneri çalan ampulünü hazırlar
    • » 'Tercihinde yükselme' sonuçları...
    • » Uğur Dündar'a suç duyurusu
    • » Sakıp Sabancı'dan Öğütler...BAŞARMANIN...
    • » Öğrenme ve Bellek Nedir?
    • » Ceza Ve GÜvenlİk Tedbİrlerİnİn İnfazi...

    Aynı kategoriden rastgele konular:

    • » Sivas Katliamı..
    • » Ayda Hz. Ali İsmi
    • » Dünya Ehl-i Beyt Vakfı iftarından
    • » Aleviler kim Alevi adini vermistir?Ve...
    • » Malatya Katliamı
    • » İmam Ali'nin Tarihi İlgilendiren Sözleri
    • » Cumhurbaşkanlığ ı Forsu da Alevilere...
    • » İsa Gerçekten Yaşadı mı? Çalınan Kimin...
    • » mezhep nedir? nasıl ortaya çıkmıştır?
    • » mum söndü ne demektir? mum söndü gerçeği
    Seke seke geldim ayağım yoktur
    Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
    Kimi kafir olmuş karnısı boktur
    Süzünü süzünü postunda otur.

    Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
    Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
    Muhammet elçisi Ana’dır deyin
    Hak için dergâha niyaza inin.


    Bildiren: Pir Zöhre Ana

  2. #2
    Forum Gönüllüsü Arslan Ali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    05-04-2008
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    İleti
    983
    Tecrübe Puanı
    15

    Standart

    Bence aleviliği tanımlamak gerek etnik gruplara ayırmadan önce, Alevilik İmam Aliye ve Ehlibeytine gönül vermekse; ozaman arap,zaza,azeri ,türkmen,boşnak ,türk,kürt vs..dünyanın heryerinden her çeşit etnik köken sayabiliriz ali şiası olarak...
    Dört Kapıda da Ali'yi Gördüm. (Pirim Zöhre Ana)
    Zöhre Ana Pirimiz, Yolundayız Hepimiz.
    Bitmeyen yas

  3. #3
    Üyemiz Şahin Sah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30-12-2009
    Bulunduğu yer
    Erzincanliyim
    Yaş
    48
    İleti
    212
    Tecrübe Puanı
    6

    Standart

    Bence zihin mesguliyeti verecek bir konu degil.Aleviler, Türktür.Bunu Erenlerin dörtlüklerinde (benim icin Kuran niteligindedir) acikca görebiliriz.
    Bir insanin asli Türktür,fakat kendini kürt olarak görmek ister buna bisey diyemem.
    Ben Türküm ve Kizilbasim..

  4. #4
    Kıdemli Üyemiz canan 58 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    05-06-2009
    Yaş
    39
    İleti
    571
    Tecrübe Puanı
    9

    Standart

    yalnis cvp attim neyseki farkina vardimm

    ben kurdum ,aleviyim... turkum...buyum. kendimi bildim bileli;-)
    Konu Dogan tarafından (11-01-2010 Saat 07:54 ) değiştirilmiştir.

  5. #5
    . . .Ete kemiğe büründüm . . . Yunus diye göründüm . . . Dogan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20-02-2008
    Bulunduğu yer
    İzmir
    Yaş
    51
    İleti
    3.346
    Tecrübe Puanı
    41

    Standart

    Yazar Hüseyin Demirtaş'ın da yapmak istediği tam da bu zaten.
    Hangi tarafa ait olduğumuz ikilemine çekmek istiyor.
    Osmanlı'nın Alevilere karşı yaklaşımını zaten biliyoruz.
    yazar bizi Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı da Osmanlı'ya baktığımız gibi bakmamızı istiyor.
    Ama, kandıramaz. Türkiye Cumhuriyeti eksiğiyle, yaşattığı acılarıyla bizim devletimizdir.
    Ayrışmayacağız, çarpışmayacağız .
    Alevi Türk müdür,yoksa Kürt mü?
    Türk Alevisi miyim, Kürt Alevisi miyim?
    Sana ne!
    Sana ne kıran girdi!
    Atatürk'ün sancağı altında yaşamaya ant içmişiz biz.
    Ortak payda budur, geleceğimiz buna bağlıdır.
    Yolumuz Muhammed- Ali Yolu, sancağımız ay yıldızlı al bayrak, liderimiz Atatürk, devletimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir.
    Birlik adına, beraberlik adına söyleyecek bir sözün yok.
    "Türk devlet geleneği" seni neden rahatsız ediyor, sen hangi devlet geleneğini benimsiyorsun?
    "Devlete meydan okuyan Kürtler ve Aleviler " işte senin derdin bu!
    Kürt Alevilerle Türkmen Aleviler hiç bir zaman birbirine düşman olmadı.
    Asıl bunu hazmedemiyorsun , yapmak istediğin de bu!
    Alevilik insanlık yoludur. Birlik ve kardeşlik yoludur.
    Senin siyasetine uygun Alevilik ve Kürtlük yaparsak ne millet ne de devlet kalır.
    Sen kime hizmet ediyorsun.
    Kürt Aleviler illa ki PKK, DTP, Barzani çizgisinde mi olmalı?
    Kürt Alevi de vardır, Türk Alevi de vardır.
    Yazar maskeli ırkçı- gerici, "faşist aydınlar" birliğimizi bozamazlar!
    Konu Dogan tarafından (11-01-2010 Saat 08:12 ) değiştirilmiştir.

    "İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.

    "İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.

    "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.


    Söz bir, söyleyen bir.


LinkBacks (?)

  1. 24-07-2014, 02:30

Thread Information

Users Browsing this Thread

There are currently 1 users browsing this thread. (0 members and 1 guests)

Benzer Konular

  1. Aleviler Türk mü Müslüman mı?
    By PELİN in forum Tartışmalar
    Cevaplar: 1
    Son İleti: 11-11-2010, 21:05
  2. Et ve tırnak:türk ve kürt
    By *katre* in forum Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları
    Cevaplar: 0
    Son İleti: 03-04-2009, 17:49
  3. Müdür bey Allahsız mı?
    By T U N Ç in forum Güncel Olaylar
    Cevaplar: 0
    Son İleti: 09-10-2008, 13:26
  4. Kürt-Türk Kardeşmidir? !!
    By GAMZE in forum Siyaset
    Cevaplar: 5
    Son İleti: 23-05-2008, 17:48
  5. Cevaplar: 7
    Son İleti: 18-02-2008, 18:11

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

HAK SAHİPLERİNE ve YASAL MAKAMLARA Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, zohreana@zohreana.com mail adresinden bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler Hukuk Müşavirimiz tarafından incelenecek, şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır. Ayrıca, mahkemelerden talep gelmesi halinde hukuka aykırı içerik üreten ve hukuka aykırı paylaşımda bulunan üyelerin tespiti için gerekli teknik veriler sağlanacaktır.