1. Sayfa - Toplam 5 Sayfa var 123 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen Sonuçlar: 1 ile 10 ve 46

Konu: Yunus Emre

  1. #1
    Forum Gönüllüsü SuLTann - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    13-07-2011
    Mesajlar
    6.264
    Ettiği Teşekkür
    55
    257 mesaja 298 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    30

    Standart Yunus Emre Hayatı Şiirleri Sözleri

    Yunus Emre

    Hacı Bektaş Veli, Horasan’dan Anadolu’ya gelip yerleşmiş, kerametleri bütün Anadolu’da işitilmeye başlamıştı. Her taraftan talipler gelir, kendisine gelip bağlanır nasiplerini alırlardı. Yunus Emre fakir bir köylü olup, bu sıralarda çiftçilikle meşgul idi.

    Bir vakit kıtlık oldu. Yunus, o sene mahsul alamadı. Hacı Bektaş Veli hazretlerinin şöhretini işitmişti. Onun kapısına giden boş dönmezdi. Eli boş gitmemek için dağdan biraz yemiş toplayıp, Hacı Bektaş Veli dergahına geldi. Hz Hünkar Hacı Bektaş Veliye hediyesini sunup “Ben fakir bir kimseyim, bu yıl tarlamdan mahsul alamadım. Bu yemişi kabul edip, karşilığında bana buğday verirsiniz ümidindeyim.” dedi Hacı Bektaş Veli Yunus’un hediyesini kabul etti.

    Yunus dergahta birkaç gün misafir oldu daha sonra gitmek istedi. Pire Yunus’un gitmek istediği haber verildi. Sorun bakalım Yunus buğday mı ister yoksa himmet mi der. Yunus “ben himmeti neyleyeyim, bana buğday gerek.” der.

    Hacı Bektaş Veli “Varın Yunusa söyleyin getirdiği yemiş sayısı kadar ona himmet vereyim.” der. Yunus “benim çolum çocugum var, himmet karın doyurmaz lütfetsin de buğday versin.” der. Hacı Bektaş Veli “varın söyleyin, yemişin her çekirdegi için on himmet verelim.” der.

    Yunus “çoluk çocugum var bana buğday gerek diye ısrar etti.” bunun üzerine Hacı Bektaş Veli “dilediği kadar buğday verilsin” dedi.

    Yunus buğdayları aldı Hz pire veda edip yola koyuldu. Dergahtan çok uzaklaşmamıştı ki aklı başina geldi. Şöyle düşündü: “büyük bir veliye vardım bana nasip sundu. Yemişimin çekirdeklerinin on katını vermek istedi, kabul etmedim, ne kötü bir iş yaptım, ne kadar gafilim. Buğday kısa zamanda tükenir, himmet ise tükenmez bir nimet, o nasipten mahrum kaldım. Geri dönüp o Velinin huzuruna gideyim af dileyeyim. Belki himmet ettikleri nasibi tekrar verir.” der.

    Bu düşüncelerle yunus tekrar tekkeye geri gelir. Hacı Bektaş’ın halifeleri Yunus’un tekrar buğdaylarla geri döndüğünü görünce, niçin geldin diye sordular. Yunus “Bana buğday gerekmez ben himmet isterim.” dedi. Bu durumu Pire arzettiler. Hacı Bektaş Veli “onun anahtarını Taptuk Emre’ye verdik varsın nasibini oradan alsın.” dedi

    Yunus yola koyuldu uzun müddet gittikten sonra Taptuk Emre’nin katına vardı. Hacı Bektaş Veli’nin selamını söyledi ve durumu olduğu gibi ona arzetti. Taptuk Emre’de “ hoş geldin safa geldin halin bize malum oldu. Hizmet et, emek ver nasibini al.” dedi. Yunus “ne hizmet varsa buyurun emredin yerine getirelim.” dedi.

    Yunus tekkeye odun taşimakla görevli idi. Tekkeye hiç eğri odun getirmezdi. Devamlı düzgün odun getirdiğini gören Taptuk Emre bunun nedenini sorar Yunus” mürşidimin kapısına odunun bile eğrisinin girmesine, gönlüm razı olmaz.”tam kırk yıl bu hizmet sürdü.

    Yunus, Tptuğa uzun bir süre hizmet etmesine rağmen kendisinde bir ilerleme görmüyordu. Kendine batın aleminin sırları da açılmamıştı. Bu duruma çok üzülüyordu. Şeyhinden kaçıp kırlara düştü. Bir gün yolu bir mağaraya vardı. Mağarada yedi kişi gördü, onlarla arkadaş oldu. Her akşam onlardan birisi dua eder bu duanın bereketiyle üstü donatılmış bir sofra yemek gelirdi. Bir gün dua etme sırası Yunus’a geldi. Ne dua edeceğini bilmiyordu. Şöyle bir dua etti “Allah’ım benim yüzümü kara çikarma onlar kimin hürmetine dua ediyorlarsa benim duamı da o zatın hürmetine kabul eyle.” o akşam iki sofra birden geldi. Herkes Yunus’a “kimin hürmetine dua ettin de böyle iki sofra birden geldi.”dediler. Yunus’ta “önce siz söyleyin” dedi. Onlarda cevaben “Taptuk Emre’nin kapısında senelerdir hizmet eden yunus’un hürmetine dua ederiz.” dediler. Yunus bunu duyunca aklı başindan gitti, hemen geri dönüp, tekkeye geldi.

    Kapıda Taptuğun Hanımı Ana bacı ile karşilaştı hemen elini öperek “ne olur ana beni pirime bağışlat.” dedi. Ana “sen o geçerken eşiğe yat eğer bu kim diye sorarsa ben Yunus derim. Eğer hangi yunus derse bilki seni affetmemiştir. Eğer bizim Yunusumu derse bilki seni affetmiştir.”

    Yunus kapının eşiğine yatar tap tuğun gözleri iyi görmedi ana bacı koluna girmişti tap tuğun ayağı yunusa ilişmişti.Ana Yunus der. Taptuk “bizim Yunusumu”diye sorar. Bunu işiten yunus pirinin ayaklarına kapanır. Ve kendini affettirir. Yunus artık mertebesini ögrenmistir. Taptuk Emre ona “artık mertebeni ögrendin burada duramazsın asamı attığım yere gider orada ruhunu teslim edersin.” der. Yunus’ta asanın peşinden gider diyar, diyar arar bir çok yıllardan sonra onu sarı köy civarında bulur ve ruhunu orada teslim eder.

    Sevgili canlar bizde bu kıssadan hisse alalım Yunusun dergaha eğri odunu bile götürmemesi hak kapısında dosdoğru olmayı ve Hakkın huzuruna eğri fiillerle çikmamamiz gerektiğinin mesajı vardır. Bir kişinin ahlakı düzgün değilse hak katında muradına eremez. İbadetlerinde amaç ve gayesi doğruluktur. Güzel ahlaktır. Eğer ibadetlerin manası bizde vücut bulmuyorsa demek ki hak katına düzgün ve Hakka yaraşir ameller getirmiyoruz. Yunus bir nefesinde:

    Vuslat halin söyleşirim
    Vuslat halin bilenlere
    Yedi türlü nişan gerek
    Hakikate erenlere

    Yedisinden birisi kim
    Eksik olursa olmaya
    Bir nesne eksik gerekmez
    Bu sarp yola varanlara

    Evvel nişanı budur
    Yermeye cümle milleti
    Yerenler yerini kıldı
    Nesne değmez yerenlere

    İkinci nişanı budur
    Ki nefsini semirtmeye
    Zinhar siz ondan olmayın
    Nefsine kul olanlara

    Üçüncü nişanı budur
    Cümle heveslerden geçe
    Hevesleri eri yolda kor
    Erişmez yol varanlara

    Dördüncü nişanı oldur
    Dünyadan münezzeh ola
    Dünya sen sayrı eyler
    Kul kaygusu soranlara

    Yunus yedi nişan söyledi
    Evet üçünü gizledi
    Onu dahi deyiverem
    Gelip halvet edenlere

    Yunusun Hacı Bektaş’tan buğday istemesi ise insanın istençlerinin dünya tarafına doğru olduğunu, bu istençlerin bizi hak vuslatından ayrı koyduğunu ifade eder. İnsan bu dünyaya hakkı bilmek için gelmiştir. Fakat heva hevesine uyan sadece dünyanın geçici nimetleri ve zevkleri uğruna hayatını harcayan kimseler. Aldanmıştır. Bütününden kopmuştur. Bu insan hüsrandadır. Yunusun pirinin kapısında hakkın rızalığına ulaşmak için gösterdiği gayretin sonucunu yunusta görmekteyiz. Öyle bir aşk ki, Yunus sözünü duyduğumuzda gönlümüze sevgi akar. Çünkü o aşktır.

    Miskin yunus biçareyim
    Baştan aşağı yareyim
    Dost elinden avareyim
    Gel gör beni aşk neyledi

    Bizde sadece ömrü buğday peşinde harcamayalım insan hakkın tecelligahıdır. Hakka mekan olmayan bir gönül buğday, mal ve eşyaya mekan olmuştur. İşte yunusun gayreti ve aşkı yunusu hakka ayna eylemiştir. Dünya mal, mülk sevgisi hak sevgisinden kişiyi perdelemiştir, İnsan hak için yaratılmıştır.

    Ehlibeytin muhabbeti üzerimizde hazır nazır olsun.

    aleviislamdinhizmetleri.com

    Tüm forumdan rastgele konular:

    • » Okullar ne zaman açılıyor ?
    • » Fark kapanıyor
    • » Arkasında Başbakan var’
    • » Ekmeleddin İhsanoğlu kimdir?
    • » Türkiye kar altında...
    • » Alevilere Müslüman diyebilir miyiz?
    • » İnternette Sınırları Kaldıran Devrim
    • » Şafak operasyonu: 38 gözaltı
    • » Turist sayısı 25 milyona ulaştı
    • » A Kızım Sana Potin Alayım Mı

    Aynı kategoriden rastgele konular:

    • » Cem tevhid muhammed doğduğu gece aşk ile
    • » Deste Günaydın - Abdal Musa
    • » Cem Doğan - Şu Sinemde Yarelerim Sızılar
    • » Ala Gözlü Nazlı Pirim - Kardeş Türküler
    • » Kızılbaş-Viran Bahçalarda Bülbül Öter mi
    • » Hasret Gültekin & Işık Oldum Sonsuza
    • » Ahmet Aslan & Kemal Dinç / Hey...
    • » Mazlum Çimen - Feryadı İsyanım
    • » Ahmet Aslan - Gül Yüzlü Sevdigim
    • » Aşık Mahzuni Şerif Duaz 12 İmam
    Konu SuLTann tarafından (25-06-2014 Saat 15:09 ) değiştirilmiştir.
    ALİ ÇOKTUR ŞAH-I MERDAN BULUNMAZ.

    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...

    MUSTAFA ŞEREF,
    KEMAL GURUR,
    ATATÜRK ONURDUR...

    Memleketim Yozgat Yemen'dir ilim
    Horasan köyünden geliyor pirim
    Kırklar binasında var oldu yerim
    Sıfatı Zöhre Ana Ali'dir dilim.
    Pir Zöhre Ana

  2. #2
    Forum Gönüllüsü SuLTann - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    13-07-2011
    Mesajlar
    6.264
    Ettiği Teşekkür
    55
    257 mesaja 298 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    30

    Standart

    Yunus Emre


    Horasan’da Ahmet Yesevi’yle başlayan Türk tasavvuf hareketi, 13 üncü Yüzyılda Anadolu’da, aynı dönemde ve aynı bölgede yaşayan Hacı Bektaş Veli, Mevlana ve Yunus Emre´yle doruk noktasına ulaşmıştır.
    Yunus Emre 13 üncü Yüzyıl Anadolusunun en önemli manevî mimarlarından birisi ve sade bir Türkmen dervişidir. Anadolu’da birliğin bozulduğu, Moğol ordularının yakıp yıktığı, insanların umutsuzluğa kapıldığı bir dönemdeYunus Emre şiirleriyle bir sevgi seli oluşturmuş, insanlara manevî huzuru, sevgi ve hoşgörü gibi evrensel değerleri aşılamaya çalışmıştır.
    Gönül kırmamak, hiçbir canlıyı incitmemek, gönül almak, büyük taslamamak, geçimli olmak, bilgili olmak Yunus´un ana kavramlarıdır. “Herkes ayıbını ve kötülüğünü görebilmeli ve bunları düzeltmek için çaba göstermelidir” diye düşünür Dervis Yunus.
    Dervişlik bir hizmet makamıdır, bir insanlık disiplinidir. Derviş olabilmek için, kötü düşüncelerden arınmak, mal, mülk hırsından sıyrılmak, sen-ben kavgasından uzak kalmak, insana ve insanlığa hizmete soyunmak, tanrı ve insanlık yolunda çaba göstermek gerekir. Elde tespih, dilde dua, her şeyden elini ayağını çekmiş insanlara yakıştırılan dervişlik, sonraları ortaya çıkan bir sapmadır.
    Nitekim,Yunus bu softalara şiddetle karşı çıkmış ve şiirlerinde şunları söylemiştir:

    “Dervişlik dedikleri, hırka ile taç değil.
    Gönlünü derviş eden, hırkaya muhtaç değil.”

    Gerçeğe, tanrıya, evrensele ve her şeyin özüne varmak çabasında olan Yunus´un tasavvuf felsefesi ve görüşleri, Bektaşî öğretilerini yansıtır; şeyhi Taptuk Emre, Hacı Bektaş Veli’ye bağlıdır.Yunus Emre de, Mevlânâ gibi insana önem verir. Din, tarikat, görünüşte farklı olan yollardır; hepsinin amacı, iyi insan olmak ve insanlık hedefine ulaşmaktır.
    Bugün Yunus Emre nin yaşadığı Anadolu topraklarında kurulan Hacı Bektaş Veli’nin “gelin canlar bir olalım, iri olalım, diri olalım” sözleriyle, insanları birliğe çağırdığına tanık oluyor ve bundan mutluluk duyuyorum; ancak, biliyoruz ki, insanların düşüncelerini, eylemlerini ve inançlarını gözardı ederek, ibadetin şekli üzerinde durup içeriğini unutarak, onları dinli-dinsiz, bizden veya bizden değil diye ayırarak “bir olmak, iri olmak, diri olmak” asla mümkün değildir. Nitekim Yunus´un kendisi de, işin şeklinde değil, manasındadır; gerçek ibadeti, gerçek dindarlığı da, şeklen bazı şeylerin yerine getirilmesinde değil, o şeklin var ediliş amacında arar; tanrıyı, sevgiler ve yücelikler dolu bir güç olarak tanıtıcıdır; dinin dogmalarını, şeriatın katı kurallarını kırıcıdır.

    “Bir kez gönül yıktın ise,
    Bu kıldığın namaz değil.
    Yetmiş iki millet dahi,
    Elin yüzün yumaz değil” der Derviş Yunus

    Yunus Emre çeşitli görüşlerini yapıtlarında ortaya koymuştur. Bilim, bilgi, gerçek, tanrı, ölüm, aşk gibi konulardaki düşüncelerini bir potada eritmiştir. Ermişler aşamasına ulaşmak için yetkin insan olmak için çalışmış, sonunda da en yüksek makama ulaşmıştır.
    Yunus´a göre, bilim bir amaç değil, araçtır; çünkü, bilimi kendilerine amaç edinenler, kendilerini dünyanın merkezi sanırlar ve bu bilgileriyle de üstünlük taslarlar.
    Oysa,Yunus´a göre, mutlak varlıktan başka varlık yoktur ve bütün var olanlar Tanrı’nın; yani, mutlak varlığın çeşitli görüntülerinden başka bir şey değildir.
    Bu düşünceyle Derviş Yunus;

    “Yol odur ki doğru vara,
    Göz odur ki Hak’kı göre,
    Er odur ki alçakta dura,
    Yüceden bakan göz değil” demiştir.

    Yunus Emre aynı zamanda ulusumuzun değerlerini, görüşlerini yansıtan büyük bir sanatçıdır.o, sözün gücünü ve kudretini çok iyi kavramıştır. İyilik ve kötülüğün sözden geldiğini, ifadesini doğru bulmayan sözün nelere yol açabileceğini görmüştür.
    Ona göre söz, insanları dost da, düşman da eden bir araçtır.

    “Söz ola kese savaşı,
    Söz ola bitire işi,
    Söz ola ağılı aşı,
    Bal ile yağ ede bir söz.”

    Yunus bize şiirlerinde hafif güldürünün, acı kınamanın ve kara yerginin de ilk örneklerini verir.Yunus´tan evvel edebiyatımızda böyle bir gelenek yoktur. Usta sanat eri Yunus´un yergisi özele, somuta iner. İşte, zamane beyleri için:

    “Gitti beyler mürveti binmişler birer atı,
    Yediği yoksul eti, içtiği kan oluptur”
    “Beyler azdı yolundan bilmez yoksul halından”

    Yine Yunus´un şiirlerinde insanların bir bölüğü bize tasavvuf imgeleri olarak sunulur. Bunlar canlardır, erenlerdir, padişahtır, erdir, gerçek erdir, aşıktır ve gerçek aşıktır.
    Bunların aralarında boy, pos, huy, hus, duygu, düşünce farkları yoktur. Hepsi iyilik, güzellik, bilgelikle bezenerek Tanrı suretleri olmuşlardır.
    “Ey aşıklar, ey aşıklar,
    Aşk mezhebi dindir bana,
    Gördü gözüm dost yüzünü,
    Kamu yas düğündür bana” der.
    Her ne kadar bir şiirinde
    “Bilmeyen ne bilsin bizi,
    Bilenlere selam olsun” derse de, Anadolu insanı Yunus´u öylesine sahiplenmiştir ki, onun mezarının kendi topraklarında bulunmasını arzulamıştır; bugün, Anadolu’nun onbeş ayrı yerinde mezarının oluşu, şiirlerinin de, ilahilerinin de dillerden düşmeyişi bu sevginin en açık ifadesidir; Bursa, Sandıklı, Kula, Erzurum, Sarıköy ve Karaman bu yerlerden bazılarıdır.

    Sözlerimi Yunus´un, tüm insanları kucaklayan
    “Adımız miskindir bizim
    Düşmanımız kindir bizim
    Biz kimseye kin tutmayız
    Kamu alem birdir bize” dizeleriyle, selam sana sekiz yüzyıldır diri kalan canlı Yunus diyerek bitiriyorum.


    Ali Riza Gülcicek
    2003 TBMM konusmasi

    gelincanlar.com




    Konu SuLTann tarafından (30-06-2014 Saat 23:57 ) değiştirilmiştir.
    ALİ ÇOKTUR ŞAH-I MERDAN BULUNMAZ.

    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...

    MUSTAFA ŞEREF,
    KEMAL GURUR,
    ATATÜRK ONURDUR...

    Memleketim Yozgat Yemen'dir ilim
    Horasan köyünden geliyor pirim
    Kırklar binasında var oldu yerim
    Sıfatı Zöhre Ana Ali'dir dilim.
    Pir Zöhre Ana

  3. #3
    Forum Gönüllüsü SuLTann - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    13-07-2011
    Mesajlar
    6.264
    Ettiği Teşekkür
    55
    257 mesaja 298 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    30

    Standart

    Bir gün sormuşlar Ermişlerden birine:
    "Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasinda ne fark vardır?"
    "Bakın göstereyim" demiş, Ermiş.

    Önce sevgiyi dillerinden gönüllerine indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış.
    Hepsi oturmuş yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar ve arkasından da Derviş kaşıkları getirmiş hepsi 1 metre boyunda...

    Ermiş "bu kaşıkların ucundan tutup öyle içeçeksiniz çorbanızı"
    diye bir şart koymuş.
    'Peki demişler' ve içmeye teşebbüs etmişler.
    Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan Götüremiyorlar ağızlarına.
    En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.

    Bunun üzerine 'Şimdi' demiş Ermiş; 'Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.'
    Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmişler oturmuş sofraya bu defa.
    'Buyurun' deyince, herbiri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp,
    sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içirmis.
    Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.

    'İşte'demiş Ermiş; 'Kim bu hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünürde doyurursa, o da kardeşi tarafindan doyurulacaktır.
    Şüphesiz ve şunu da unutmayın, hayat pazarında alan değil, veren kazançtadır daima.'

    turkmensitesi.com
    ALİ ÇOKTUR ŞAH-I MERDAN BULUNMAZ.

    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...

    MUSTAFA ŞEREF,
    KEMAL GURUR,
    ATATÜRK ONURDUR...

    Memleketim Yozgat Yemen'dir ilim
    Horasan köyünden geliyor pirim
    Kırklar binasında var oldu yerim
    Sıfatı Zöhre Ana Ali'dir dilim.
    Pir Zöhre Ana

  4. #4
    Forum Gönüllüsü SuLTann - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    13-07-2011
    Mesajlar
    6.264
    Ettiği Teşekkür
    55
    257 mesaja 298 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    30

    Standart

    Oduncu Yunus


    "Buraya değil eğri bir adam, eğri bir odun bile giremez."
    Yunus EMRE

    Erenler yurdunda himmete ulaşmanın ilk şartı teslimiyet ve hizmete talip olmaktır. Bu Yunus için de böyle oldu. Şeyhine "Ne hizmet varsa yaparım."dedi. Tabduk da Yunus'u, Dergâhı'ndaki odunculuğa tayin etti."

    Kimi işler, görünüşte sıradandır. Onun neden yapılacağı, manevi olgunlaşma sürecinde nasıl bir sonuca yol açacağı önceden bilinemez. Ama hepsinde temel gaye "nefsi kırmak" ve manevi rehbere bağlılığı sınamaktır. Mesela Mevlevi Dergâhlarında da mutfak hizmeti bu yolda ilk adımdır.

    Bu tür işler, sadece maddi bir faaliyet veya hizmet olarak düşünülemez. Tarikatlarda esas olan hizmet geleneğidir. Müridin bu maddi hizmeti yerine getirirken aslında asıl amaç olan manevi eğitimi gerçekleştirmektir. İlk menkıbede sözü edilen "himmet" buradaki "hizmet"le yürüyebilir. İşte Yunus'un bu görevinde de böylesi hikmetler gizlidir. O da bu hikmeti kavramış olarak hizmet görür. En titiz bir seçimle en düzgün odunları seçer. Dergâha asla eğri bir odun getirmez. Bu durum, işini ciddiye almasının yanı sıra Tabduk'a ve dergaha saygısını ve içine girdiği âleme verdiği önemi, işinin, sözünün ve iç dünyasının düzgünlüğünü de anlatır. Yani bir anlamda odun, Yunus'un ham benliğidir, terbiye edilmesi düzeltilmesi gereken nefsidir. Yunus, zahirde odunla ilgilenir, onların eğriliklerini düzeltmeye çalışırken hakikatte kendi nefsini terbiye etmekte ve düzeltmektedir. Vurduğu her balta darbesi, nefsinin hastalıklı hâllerinedir.

    Yunus, için bu hizmet bu yüzden bütün yönleriyle tam bir olgunlaşma sebebi oldu. O, önce kendiyle ve Hak'la baş başa kalmanın imkânlarını buldu dağda. Çünkü dağ, yalnızlığın ve murakabenin mekânıdır. Burada insan yoktur. Ağaçlar, ******lar, kuşlar, akan sular, gökyüzü yani bütünüyle tabiat vardır. Ama can gözüyle bakabilen için görünen hiçbir şey, göründüğü gibi değildir. Her birinin ****fizik bir anlamı vardır. Her biri kendilerince bir hakikate ve lisana ve hâle sahiptirler.

    Tabiat ve buradaki inziva hayatı bu yüzden bir derviş adayının iç murakabeye dalma imkânı bulabilmesi açısından anlamlı görünmektedir. Yunus, bu süreç içerisinde zaten çok saf olan gönlünü daha da saflaştırır. Varlıkların esrarlı dilini öğrenir. Her biri bir âyet hükmündeki tabiatta bulunan her varlık üzerinde derin tefekkürlere dalar. Olup bitenlerin hikmetini kavrar. Tabi bu içsel eğitim, Dergâhta yapılan sohbetlerle, verilen derslerle de desteklenmektedir.

    Hikâyenin geri kalanını da yine menkıbeden öğrenelim:
    "Tabduk Emre bir gün müridlerine, "Bugün hepiniz dağa çıkınız ve bana çiçeklerden demetler getiriniz. En güzel demeti hazırlayana bir hediyem olacak" dedi. Dervişlerin hepsi kırlara çıktı... Demet demet çiçekler hazırlayıp şeyhlerine koştular. Yunus en sona kaldı... Akşam üstü tek bir papatya ile çıkageldi. Yunus'a karşı gizli bir haset içinde olan bazı dervişler; "Şuna bakın hele!.. Bula bula bir tek papatya getirmiş." diye fısıldaştılar. Taptuk, olayın hikmetini Yunus'tan sordu. Yunus da "Şeyhim" dedi. "Kırları dolaştım, hangi çiçeğe varsam Allah'ı zikreder buldum. Hiçbirini koparamadım. Akşama doğru bir papatya bana seslendi: "Gel derviş Yunus. Benim kellemi kopar. Ben bugün Rabbime zikirden gafil oldum. Ölmek bana haktır, beni götür şeyhine" diye inledi. Ben de size onu getirdim."

    Dervişlik yolunun bir gereği olarak dervişler de kimi zaman imtihandan geçerler. Bu Yunus için de böyle olur. Yunus, imtihanı başarmış ve varlıkların dilini anlayabilecek saf bir gönüle sahip olmayı, bu menkıbedeki gibi, başarmıştır.

    Öte yandan Yunus'un "Oduncu Yunus" olması elbette tesadüfî bir durum değildir. Buradaki odun ve ateş sembolleri incelendiğinde işin başka sır perdesi daha aralanmış olur. Yunus Emre, her seferinde Dergâha düzgün odunlar getirir. Ormandan ya böylesini bulur ya da düzgün olmayanları yontar, düzgün hâle koya. Bu durum, Yunus'un imtihanının sırrını yani neden odunculukla görevlendirildiğini kavradığını göstermektedir. Nitekim Şeyhi'yle aralarında geçen şu olay bu bakımdan ilginçtir:

    "Fedakar derviş tam kırk yıl bu hizmette bulundu. Odunu sırtına vurup getirirdi. Ama yaşını ve eğrisini kesmezdi. Bir defasında Tabduk Emre: "Yunus Can, dağda hiç eğri odun yok mu ki hep düzgün odunlar getirirsin" diye sordu. Yunus da "Şeyhim, burası öyle bir Hak ve doğruluk kapısı ki, buraya değil eğri adam, eğri odun bile giremez." dedi.

    yunusemre.gov
    Konu SuLTann tarafından (04-07-2014 Saat 22:21 ) değiştirilmiştir.
    ALİ ÇOKTUR ŞAH-I MERDAN BULUNMAZ.

    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...

    MUSTAFA ŞEREF,
    KEMAL GURUR,
    ATATÜRK ONURDUR...

    Memleketim Yozgat Yemen'dir ilim
    Horasan köyünden geliyor pirim
    Kırklar binasında var oldu yerim
    Sıfatı Zöhre Ana Ali'dir dilim.
    Pir Zöhre Ana

  5. #5
    Forum Gönüllüsü SuLTann - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    13-07-2011
    Mesajlar
    6.264
    Ettiği Teşekkür
    55
    257 mesaja 298 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    30

    Standart

    Mevlana dervişleriyle yaptığı sohbeti bitirdikten sonra,bir derviş telaşla odaya girdi ve heyecanla,uzaklardan gelen genç birisinin kendisini ısrarla görmek istediğini haber verdi.
    Mevlana , '' Buyursun bakalım '' diye izin verdi.
    İçeriye orta boylu,cübbesiz,külahsız ve sakalsız,çok sade giyinimli bir delikanlı girdi.
    Mevlana yerinden adeta bir ok gibi fırladı.Bu zatı mana aleminden tanıyordu.Bu,kendisi gibi çağlara damgasını vuracak yiğit bir HAKK aşığı olan Yunus Emre idi...
    Heyecan ve hasretle kucaklaştılar.
    Odadaki dervişler bu samimi karşılamaya bir anlam verememişti,ama ortamın manevi yükünün yoğunlaştığını anlamakta zorlanmadılar...

    Daha sonra Mevlana ve Yunus Emre Karşılıklı Dini Şiirler Söylediler...Bir Mevlana Söylüyor...Bir Yunus Emre Söylüyor... Dervişlerde onları hayranlıkla izliyordu...

    Yunus Emre ve Mevlana birbirini özleyen iki kardeş gibi yan yana oturdular...Mevlana sordu ;
    - Pek güzel, Pek Sade giyinmişsiniz.Üzerinizde hırkanız bile yok ,üşümezmisiniz ?
    Yunus Emre şiirle karşılık verdi ;
    Dervişlik dedikleri hırka ile taç değil
    Gönlün derviş eyleyen,hırkaya muhtaç değil

    Mevlana beğendiğini belli eden bir hareket yaptı.Ve yine sordu ;
    - Pek doğru söylersiniz.Nasılsınız iyimisiniz ? Nelerle meşgulsünüz ? Ne yapar ,ne eylersiniz ?
    Yunus Emre yine şiirle karşılık verdi ;
    Adımız miskindir bizim,düşmanımız kindir bizim
    Biz kimseye kin tutmazuz,kamu alem birdir bize
    Ben gelmedüm dava için,benim işum sevi içün
    Dostun evi gönüllerdir,gönüller yapmağa geldüm !
    Mevlana, Yunus Emre'ye Sordu;
    -Biz dervişlerimize Tevhid'i öğretirken '' Bir elma iki ayna '' demiştik.Siz ne dersiniz ?
    Yunus Emre cevap verdi;
    Tevhid imiş cümle alem
    Tevhidi bilendir adem
    Bu tevhidi inkar eden
    Öz canına düşman imiş.
    Mevlana,Yunus Emre'nin bir süre dergahta kalmasını istiyordu.
    -'' Evet,davetimizi kabul buyurursanız,çok memnun kalacağız.Hemde size yazdığımız 6 ciltlik Mesneviyi okurduk'' dedi.
    Yunus Emre kalktı ,kapıya doğru yönelirken ilk kez şiirsiz konuştu;
    -Ne kadar uzun yazmışsınız ! Çok emek ve gayret sarfetmişsiniz.Bize kalsaydı aynen şunu söylerdik ;
    '' Ete Kemiğe Büründüm,Yunus Diye Göründüm ''
    Yunus Emre Kapıdan hızla çıkıp gözden kayboldu...

    ilahi.org
    Konu SuLTann tarafından (09-07-2014 Saat 03:22 ) değiştirilmiştir.
    ALİ ÇOKTUR ŞAH-I MERDAN BULUNMAZ.

    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...

    MUSTAFA ŞEREF,
    KEMAL GURUR,
    ATATÜRK ONURDUR...

    Memleketim Yozgat Yemen'dir ilim
    Horasan köyünden geliyor pirim
    Kırklar binasında var oldu yerim
    Sıfatı Zöhre Ana Ali'dir dilim.
    Pir Zöhre Ana

  6. #6
    Forum Gönüllüsü SuLTann - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    13-07-2011
    Mesajlar
    6.264
    Ettiği Teşekkür
    55
    257 mesaja 298 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    30

    Standart

    YUNUS ve HACI BEKTAŞ

    O bölge köylerinden birinde,Yunus adında,rençberlikle geçinir,çok fakir bir adam vardı.Bir yıl kıtlık oldu.Yunus'un fakirliği büsbütün arttı.Nihayet birçok keramet ve inayetlerini duyduğu Hacı Bektaş'a gelip yardım etmeyi düşündü.Sığırının üstüne bir miktar alıç (yabani elma) koyup dergaha gitti.Pirin ayağına yüz sürerken hediyesini verdi;bir miktar buğday istedi.Hacı Bektaş ona lütufla muamele ederek,bir kaç gün dergahta misafir etti.Yunus geri dönmek için acele ediyordu.Dervişler Pir'e Yunus'un acelesini anlattılar.O da: "Buğday mı ister,yoksa erenler himmeti mi?" diye haber gönderdi.O buğday istedi.Bunu duyan Hacı Bektaş tekrar haber gönderdi: "İsterse o alıcın her tanesince nefes edeyim!" dedi.Yunus buğdayda ısrar ediyordu.Hacı Bektaş üçüncü defa haber gönderdi: "İsterse her çekirdek sayısınca himmet edeyim" dedi.Yunus yine buğdayda ısrar edince;emretti,buğdayı verdiler.Yunus dergahtan uzaklaştı.Yolda yaptığı kusurun büyüklüğünü anladı.Pişman oldu.Geri dönerek kusurunu itiraf etti.O vakit Hacı Bektaş,onun kilidi Taptuk Emre'ye verildiğini isterse ona gitmesini söyledi. Yunus bu cevabı alır almaz hemen Taptuk dergahına koşarak kendisini YUNUS yapacak manevi eğitimine başladı.

    yenisehir.wikia.com
    ALİ ÇOKTUR ŞAH-I MERDAN BULUNMAZ.

    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...

    MUSTAFA ŞEREF,
    KEMAL GURUR,
    ATATÜRK ONURDUR...

    Memleketim Yozgat Yemen'dir ilim
    Horasan köyünden geliyor pirim
    Kırklar binasında var oldu yerim
    Sıfatı Zöhre Ana Ali'dir dilim.
    Pir Zöhre Ana

  7. SuLTann üyemize teşekkür edenler:

  8. #7
    Forum Gönüllüsü SuLTann - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    13-07-2011
    Mesajlar
    6.264
    Ettiği Teşekkür
    55
    257 mesaja 298 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    30

    Standart

    Yunus Hürmetine

    "Anadolunun iç aydınlığı" bütün Anadolu'nun sevgilisi insan sevgisinin, hoşgörünün sınırlarını,

    Yaradılmışı hoşgör

    Yaradandarr ötürü

    Bir kez gönül yıktın ise

    Bu kıldığın namaz değil.

    gibi söyleyişlerle kimseye nasip olmayacak ölçüde genişleten Yunus Emre (1240-1320) Tapduk Emre'nin dergahında uzun süre zevk ve hevesle odun taşımış, ayak işleri yapmıştı. Ama Tapduk bir türlü arzuladığı gibi Yunus'u ele almıyor, eren lerin gönül deryasından bir katre sunmuyordu. Yunus bu konuda bir *****te bulunsa "Sen hâlâ dünya kokuyorsun" deyip savuşturuyordu. Yunus "Herhalde benim nasibim burada değil, bir başka şeyhin kapısında" diyerek Tapduk'a bile haber vermeden dergahı terketti. Ama dergahtan uzaklaştıkça içini bir hüzün kapladı. Tapduk Emre'nin kapısında en basit işleri yaparken bile gönlünde bir aydınlık, bir ferahlık, bir yumuşaklık vardı. Dergahtan ayrılalı gönlü kararmış, katılaşmıştı, uzaklaştıkça içini Tapduk'a ve dergaha karşı bir hasret kaplıyordu. Bu yolculuk sürerken bir akşam vakti yedi kişilik bir başka yolcu grubuna rastladı. İçini kaplayan hüzün ve hasrette belki bir hafifleme olur diye kendi de onlara katıldı. Yol arkadaşları ermiş kılıklı, yaşlıca insanlardı. Güven veren halleri vardı. Birlikte sürdürülen bu yolculuk sırasında bir an geldi ki hiçbirinin çıkınında (azık çantası) birşey kalmadı. Biryerde mola verdiler, açlık canlarına tak etmişti. Bu yedi arkadaştan bi ri ellerini kaldırıp Yaradan'a niyazda bulundu. Bu dua ve yakarmanın akabinde önlerinde türlü yiyeceklerle donanmış bir sofra peydah oldu. Yediler içtiler Rablerine şükrettiler. Bundan sonra bu yedi yolcudan herbiri yolda acıktıkça dua etti ve yemekleri ilahi bir lütuf olarak ikram edildi. Sonunda dua sırası Yunus'a gelmişti.

    Yunus soğuk terler döküyordu. İşin içinde mahcup olmak vardı. Yol arkadaşlarının her biri Allah katında makbul kişilerdi ki duaları kabul görüyordu. Kendinin böyle bir imtiyazı yoktu. Ama duayı yapacaktı, çaresi yoktu. Bütün varlığı ve içtenliğiyle Allahla yalvardı: "Ya Rabbi, şu yol ar kadaşlarım sana kimin yüzü suyu hürmetine yalvarıyorlarsa ben de onun yüzü suyu hürmetine yalvarıyorum, beni mahcup etme..." Bu duanın arkasından öncekilerin iki katı yiyecek içecek lütfedildi. Şaşkınlık sırası yedi yolcudaydı. Sordular:

    - Ey arkadaş, sen kimin hürmetine dua ettin? Yunus,

    - Önce siz söyleyin dedi. Açıkladılar:

    - Biz Tapduk Emre'nin dergahında Yunus adında çok makbul ve muteber bir derviş varmış onun hürmetine Allah'a yakarmıştık.

    Yunus esas şimdi mahcup olmuştu. Yunus'un kendisi olduğunu açıklamaya utandı. Tapduk Emre'ye karşı da kalbini bozmuştu. Halbuki Tapduk ona Allah yolunda epeyi dereceler kazandırmıştı. Büyük bir pişmanlık içinde, bedeninden sıyrılmış bir ruh gibi akarak Tapduk dergahına döndü ve şeyhine bu defa kendini kayıtsız şartsız teslim etti.


    kitap.ihya.org
    Konu SuLTann tarafından (25-08-2014 Saat 00:27 ) değiştirilmiştir.
    ALİ ÇOKTUR ŞAH-I MERDAN BULUNMAZ.

    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...

    MUSTAFA ŞEREF,
    KEMAL GURUR,
    ATATÜRK ONURDUR...

    Memleketim Yozgat Yemen'dir ilim
    Horasan köyünden geliyor pirim
    Kırklar binasında var oldu yerim
    Sıfatı Zöhre Ana Ali'dir dilim.
    Pir Zöhre Ana

  9. SuLTann üyemize teşekkür edenler:

  10. #8
    Forum Gönüllüsü SuLTann - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    13-07-2011
    Mesajlar
    6.264
    Ettiği Teşekkür
    55
    257 mesaja 298 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    30

    Standart

    Bu Dünyanın Meselesi

    Bu dünyânın meseli bir ulu şara benzer,
    Velî bizim ömrümüz bir tez pazara benzer.

    Her kim bu şara geldi, bir lâhza karar kıldı,
    Geri dönüp gitmesi gelmez sefere benzer.

    Bu şarın evvel tadı şehd ü şekkerden şîrin,
    Âhır acısını gör şol zehr-i mâra benzer.

    Evvel gönül almağı huplara nispet eder,
    Ahır yüz döndürmeği acuz mekkâra benzer.

    Bu şarın hayalleri türlü türlü halleri,
    Aldamış gafilleri câzû ayyâra benzer.

    Bu şarda hayallerin haddi vü şumârı yok,
    Bu hayâle aldanan otlar davara benzer.

    Bu şarın sultanı var cümleye ihsânı var,
    Sultan ile bilişen yok iken vara benzer.

    Kendi mıkdârın bilen, bildi kendi halini,
    Velî dahi aşk ile evvel bakara benzer.

    Biçare Yunus'u gör, derd ile hayran olmuş,
    Onun her bir nefesi şehd ü şekere benzer.


    Yunus Emre
    ALİ ÇOKTUR ŞAH-I MERDAN BULUNMAZ.

    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...

    MUSTAFA ŞEREF,
    KEMAL GURUR,
    ATATÜRK ONURDUR...

    Memleketim Yozgat Yemen'dir ilim
    Horasan köyünden geliyor pirim
    Kırklar binasında var oldu yerim
    Sıfatı Zöhre Ana Ali'dir dilim.
    Pir Zöhre Ana

  11. 2 kişi SuLTann üyemize teşekkür etti:

  12. #9
    Forum Gönüllüsü SuLTann - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    13-07-2011
    Mesajlar
    6.264
    Ettiği Teşekkür
    55
    257 mesaja 298 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    30

    Standart

    Yunus Emreden Seçme Sözler:


    1. Ölümden ne korkarsın, korkma ebedi varsın.
    2. Yaratılanı hoş gör, Yaradan'dan ötürü.
    3. Sevelim, sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz.
    4. Benim bir karıncaya ulu nazarim vardır.
    5. İlim, kendini bilmektir .
    6. Dünyada dertsiz baş olmaz. Derd'olanın ahı dinmez.
    7. Cennet cennet dedikleri, birkaç köşkle birkaç huri. İsteyene ver onları, bana seni gerek seni.
    8. Ya Rabbena hayreyle, Muhammed'e yâr eyle, Kabrimizi nur eyle, Kabre vardığım gece.
    9. Hoştur bana senden gelen.Ya gonca gül,yahut diken.Ya hayattır,yahut kefen. Nârın da hoş,nurun da hoş.Kahrın da hoş,lütfun da hoş.
    10. Benlik davasını bırak Muhabbetten olma ırak Sevgi ile dolsun yürek Hoşgörülü olmaya bak...
    11. Ya elim al kaldır beni. Ya vaslına erdir beni. Çok ağlattın güldür beni. Gel gör beni aşk neyledi.
    12. Ben gelmedim kavga için, benim işim sevgi için...
    13. Elif okuduk ötürü Pazar eyledik götürü Yaratılmışı hoş gördük Yaratandan ötürü.
    14. Kırk küpü yerden göğe dizseler, ortadan birini çekeler, var sen seyreyle gümbürtüyü.
    15. Dünya yalan kardeşim, dünya yalan! Var mı yalan dünyada bakî kalan. Mal da yalan, mülk de yalan. Var biraz da sen oyalan.
    16. zulum ile abad olanin akibeti berbad olur.
    17. Kalem eğri dilli, mürekkep siyah yüzlü, kağıt iki yüzlü! Şimdi kalkıp arzuhalimi yazmaya kimi mahrem kılayım?
    18. Ey hayat ırmağından su içenler! Gelin soralım canlara ki güzelliği ne oldu da gidiyor. Ben hep seninim diyordu, şimdi neyi buldu da gidiyor?
    19. Kırma dostun kalbini; Onaracak ustası yok. Soldurma gönül çiçeğini; Sulamaya ibrik yok.
    20. Sabır saadeti ebedi kalır Sabır kimde ise o nasib alır.
    ALİ ÇOKTUR ŞAH-I MERDAN BULUNMAZ.

    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...

    MUSTAFA ŞEREF,
    KEMAL GURUR,
    ATATÜRK ONURDUR...

    Memleketim Yozgat Yemen'dir ilim
    Horasan köyünden geliyor pirim
    Kırklar binasında var oldu yerim
    Sıfatı Zöhre Ana Ali'dir dilim.
    Pir Zöhre Ana

  13. SuLTann üyemize teşekkür edenler:

  14. #10
    Forum Gönüllüsü SuLTann - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    13-07-2011
    Mesajlar
    6.264
    Ettiği Teşekkür
    55
    257 mesaja 298 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    30

    Standart

    21. Bir kez gönül yıktın ise Bu kıldığın namaz değil Yetmiş iki millet dahi Elin' yüzün' yumaz değil.
    22. Biz gelmedik dava için, Bizim işimiz sevda için, Dostun evi gönüllerdir, Gönüller yapmaya geldik.
    23. Az söz erin yüküdür, çok söz ****** yüküdür.
    24. Maharet güzeli görebilmektir,Sevmenin sırrına erebilmektir. Cihan, Alem herkes bilsin ki şunu; En büyük ibadet SEVEBİLMEKTİR...
    25. Eğer, İlerde Birgün KEŞKE Demek İstemiyorsan, 3 Şeyi Doğru Seç! EŞİNİ, İŞİNİ, ARKADAŞINI.
    26. Dervişlik olsaydı tâc ile hırka Biz dahi alırdık otuza kırka...
    27. Olsun be aldırma Yaradan yardır...Sanmaki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR...
    28. Hiç hata yapmayan insan, hiçbir şey yapmayan insandır. Ve hayatta en büyük hata, kendini hatasız sanmaktır.
    29. Söze târîh yedi yüz yediydi, Yunus cânı bu yolda fidîyidi.
    30. Tehî görmen kimseyi hiç kimsene boş değil, eksiklik ile nazar erenlere hoş değil.
    31. İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmezsen, bu nice okumaktır.
    32. Aşk aşıkı şir eder, aslanı zencir eder, katı taşı mum eder
    33. Beni bende demen bende değilem, bir ben vardır bende benden içeri.
    34. Türlü türlü cefanın adını aşk koymuşlar.
    35. Yaratılanı hoş gör, Yaradan'dan ötürü.
    36. Benlik davasını bırak, muhabbetten olma ırak, sevgi ile dolsun yürek, hoşgörülü olmaya bak…
    37. Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim. Aşkın ile avunurum; bana seni gerek seni.
    38. Ana rahminden geldik pazara, bir kefen aldık döndük mezara.
    39. Ya Rabbena hayreyle, Muhammed'e yâr eyle, Kabrimizi nur eyle, Kabre vardığım gece.
    40. Ölümden ne korkarsın, korkma ebedi varsın.
    ALİ ÇOKTUR ŞAH-I MERDAN BULUNMAZ.

    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...

    MUSTAFA ŞEREF,
    KEMAL GURUR,
    ATATÜRK ONURDUR...

    Memleketim Yozgat Yemen'dir ilim
    Horasan köyünden geliyor pirim
    Kırklar binasında var oldu yerim
    Sıfatı Zöhre Ana Ali'dir dilim.
    Pir Zöhre Ana

  15. 2 kişi SuLTann üyemize teşekkür etti:

Konu Bilgileri

Bu konuyu görüntüleyenler

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

HAK SAHİPLERİNE ve YASAL MAKAMLARA Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, [email protected] mail adresinden bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler Hukuk Müşavirimiz tarafından incelenecek, şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır. Ayrıca, mahkemelerden talep gelmesi halinde hukuka aykırı içerik üreten ve hukuka aykırı paylaşımda bulunan üyelerin tespiti için gerekli teknik veriler sağlanacaktır.