3. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var BirinciBirinci 123
Gösterilen Sonuçlar: 21 ile 26 ve 26

Konu: Ozanlarımızın Yaşamı

  1. #21
    Forum Gönüllüsü SerkanDgn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    22-03-2008
    Bulunduğu Yer
    istanbul
    Yaş
    30
    Mesajlar
    3.714
    Ettiği Teşekkür
    9
    3 mesaja 3 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    33

    Standart Kul Nesimi

    Edebiyat tarihimiz, tasavvuf sairi olarak yalnız bir Nesimi tanır. O da Bağdatlı Nesimi'dir. Oysa, cönklerden topladığımız yüze yakın şiiri bulunan başka bir Nesimi daha var. İste, bu kitapta konu olan ikinci Nesimi'dir. İkisini birbirinden ayırmak için konumuz olana Kul Nesimi diyeceğiz.

    Bugune degin Kul Nesimi'nin siirlerinden pek azi ele gecmis, onlar da Bagdatli Nesimi'nin sanilmisti. Hece ile yazilanlari bile onun yeni siirleri olacagi dusuncesine yol acmisti. Ilk olarak Sadettin Nuzhet, Bektasi Siirleri adli eserinde yeni bir sair karsisinda oldugumuza isaret etmis, sairin hayati hakkinda bilgi vermeden alti siirini yayinlamisti. Ad benzerligi dolayisiyla ve her iki sairin Hurufi olmasi karisikliga yol acmissa da dilleri cok ayridir. Bundan baska Kul Nesimi'nin ayri kisi oldugunu gosteren belgeler vardir. Bunlari siralamadan once Bagdatli sairin kisaca hayatinin bilinmesinde fayda vardir.

    Bagdatli Nesimi'nin olumu, kendi halifesi Refii'nin Besaretname adli eserinde bildirildigine gore 1404'tur. Hallac-i Mansur gibi o da "enel hak" (ben Tanri'yim) dedigi icin derisi yuzulmustu. Bu yuzden Alevi-Bektasiler'le varlik birliginin ileri taraftarlari ve mumessilleri olan Bayrami Melamiler'i, Mevleviler'in Sems kolu denen ve Melamilik'ler Bektasilik'e pek yaklasan, hatta onlarla kaynasan Mevleviler ve diger tarikatlar icinde Alevilik'i ve Melamet'i benimsemis kimseler tarafindan, olumunu muteakkip buyuk bir sehit taninmis ve Mansur oglu Huseyn-el-Hallac'in ikincisi olmustur. Agizdan agiza, buyukten kucuge devreden menkabeler, asagi yukari bir Nesimi destani meydana getirmistir.

    Bu menkibeler ve sairin sanatindaki basarisi yuzyillar boyunca Turk ve oteki Islam edebiyatinda derin izler birakmistir.

    Konumuz olan Nesimi'ye gelince, onun onyedinci yuzyilda yasadigini gosteren kuvvetli belgelre yeteri kadar vardir. Bir siirinde Kul Nesimi soyle diyor:

    Ikiyuz altmisdort yildan sonra
    Bu nazmile bunu ettim ben izhar.

    Bu siirin tamaminda Hurufilik'in kurallariyla birlikte kendinden de soz acan Kul Nesimi yukaridaki beyitte Bagdatli Nesimi'nin olum yilini ve tuttugu yolu soylemek ister. Buna gore, Bagdatli Nesimi'nin olum yilina 264 katinca 1668 bulunur. Bu siiri olgunluk caginda soyledigi kabul edilirse, onun 17. yuzyil baslarinda dogdugunu dusunmek yersiz olmaz.

    Kul Nesimi'nin siirlerine en eski olarak yine bu yuzyil icinde yazildigi kesin olarak bilinen conklerde rastlanilmaktadir. Bundan baska sairin dilinin ozelligini bu yuzyildan oteye goturmeye de imkan yoktur. Dili tam anlamiyla 17. yuzyil divan ve halk edebiyati sairlerinin dilidir.

    Bunlardan baska kendi caginda yasamis sairlerin Kul Nesimi'ye benzekleri
    (nazire) de var.

    Kisaca yukarda gosterdigimiz sebeplerlerden oturu Kul Nesimi 17. yuzyilda yasamis bir sairdir. Bu yuzyilin tarih olaylariyla Nesimi'nin siirlerindeki bazi sozlerin karsilastirilmasindan hayatini az cok ogrenmek mumkun olmaktadir. Bilindigi gibi 17. yuzyilin birinci yarisi hep Iran'la yapilan savaslarla gecer. Iran Bagdat'i alir. Osmanli ordusu birkac basarisiz sefere katilir. Sonunda 4. ***** 1636'da geri alir. 16. yuzyildan beri Yavuz ile Sah Ismail arasinda baslayan ugras bir yuzyildan cok surer. Bu arada Osmanli topraklarindaki Kizilbas-Aleviler Iran'a yardimci bazi durumlar yaratirlar. Bu yuzden ezilirler, yuzbinlerce kisinin baslari ucar. Fakat, yine de alttan alta, gizli veya acik, her ayaklanmaya katilirlar. Bu katilmalar Celali ayaklanmalarinda da kendini gosterir. 17. yuzyil boyunca surer. Bu islerde tarikat sairlerinin her bakimdan onemli etkileri oldugunu kendi eserlerinden oldugu gibi baska yerlerden ve mesela tezkerelerden ogreniyoruz. Bunlardan Pir Sultan Abdal ve Kul Nesimi'nin cagdasi ve ayni maceralara karisan Alioglu, Dedemoglu gibi sairleri de taniyoruz.

    Kul Nesimi boyle bir ayaklanmaya katilmistir. Bunu bir manzumesinde soyle
    anlatir:

    Mehdi-i zaman ede zuhur kalmaya perde
    Yezit olan kirsa gerek tig u teberde
    Nesimi, Sah'in mehdin okur sam u seherde.

    Buna gore Iran Sahi'nin "Mehdi-i zaman" olarak ortaya cikmasini, "yezit"leri, yani Osmanlilar'i kirmasini dilemektedir. Ayrica Sah'la ilgisini ortaya koyan bir manzumesinde:

    Erenler Sah'tan gelurler
    Ali derler pirimize
    Imamlarin kullariyuz
    Munkir irmez sirrimiza

    ve baska siirlerinde gorulen izlerden Iran Sahlari yanini tuttugu acikca belli oluyor. Bundan baska Osmanli Devleti'nin Iran ile olan savaslari sirasindaki ayaklanmalardan izler tasiyan manzumeleri de gorulmektedir. Osmanli tarihcileri genel olarak bu gibi ayaklanmalari yazmadiklari icin yalniz manzumelerden sonuclara varmak gerekmektedir. Kisa ve eksik olmakla birlikte bunlar oldukca aydinlaticidir. Bir manzumesinde, basindan siyasi bir yargilama gectigini anlamak zor degildir:

    Mahkemede sual sordu kadilar
    Kitaplari orta yere kodular
    Sen bu ilmi kimden aldin dediler
    Ustamdan almisam, pirden gelurem.

    Bundan anliyoruz ki Kul Nesimi de siyasal olaylara ve ayaklanmalara karismis, hic olmazsa perde arkasindan birseyler yapmistir. Bu yuzden yakalanarak yargilanmistir. Alioglu ve Dedemoglu'nun da birer siirlerinde ayni dortlugu buluruz. Hatta onlar isi biraz daha acarlar:

    Pirim Aligolu, Bozdogan'dan gel oldu
    Gordum mursidim, muskulum halloldu
    Kilavuzum Sah Merdan Ali oldu
    Ozume gonderdim kendi kusumu.

    *

    Ihlas kusagini kusandik bele
    Her nereye varsam mursidim bile
    Kisinin basina yazilan gele
    Su dostun yoluna koydum basimi

    *

    Dedemoglu, yardim eyle duskune
    Sen mursitsin secilmeyen muskule
    Sah Merdan sahip-zamanin askina
    Aman murvet Sah'im Ali gel yetis.


    Yine 17. yuzyilinda yasayan Dervis Ali adindaki sairin de boyle olaylara katildigini gosteren siirlerinden birkac parca:

    Bizi Sah'a kurban etti Azrail

    *

    Etimi pare pare ettiler

    *

    Dervis Ali'yim, kanim na-hak dokme
    El ne derse desun sen ana bakma
    Sah'im yurumedikce posttan cikma
    Oniki imamlar kurbaniyiz biz.


    Bu Dervis Ali'nin Alioglu oldugunu sanirim. S. Nuzhet de sairin 17. yuzyilda yasadigini soyluyor.

    Dervis Ali, Alioglu olmasa bile bu yuzyilda Iran ile Osmanli Devleti arasindaki siyasi gerginlik dolayisiyla Anadolu'da bazi ayaklanmalar oldugu ve cesitli tarikat erlerinin Sah icin calistiklarini biliyoruz. Sairin boyle bir ayaklanma sonunda ele gecirilip sorguya cekildigi,
    etinin parca parca edildigi, yani cok eziyet edildigi, Azrail dedigi Osmanli Padisahi tarafindan Sah'a kurban edildigi, yani agir cezalara carptirildigi, bundan sonra Sah, Osmanli ulkesine yurumedikce ortaya atilmamalarini yavsiye ettigi, tarikat ve Oniki Imam yolunda cok sikintilara dusuldugu anlasiliyor.

    Ulkucu bir sair olan Nesimi de boyle olaylara karismis, kendini bu yola feda etmis gorunuyor:

    Canim erenlere kurban
    Serim meydanda meydanda
    Ikrarim ezelden kadim
    Canim meydanda meydanda

    Gercek olan olur gani
    Gani olan olur veli
    Nesimi'yem yuzun beni
    Derim meydanda meydanda

    derken taraftarlarinin bir yenilgiye ugradigini soyle anlatir:

    Muhib mursidine uydu
    Arif olan hisse duydu
    Munafiklar nice kiydi
    Tig cektiler pirimize.

    Kul Nesimi, sanatla ulkuculugu birlikte yuruten bir kisi olarak
    gorunuyor.

    Sairin ilk adinin Ali oldugu bir manzumesindeki su dortlukten anlasiliyor:

    Mahlasim Nesimi, ismim Ali'dir
    Bu carh donmektedir, sanmam halidir
    sukur kalbim iman ile doludur
    Curm'i isyanimiz bleden beri.

    Kitaba almakta fayda gormedigimiz elliye yakin yazdigi mani icinde ikisi soyu ve buyuk dedesi hakkinda bilgi vermektedir:

    Sukur Hakk'a iyd olur
    Katarimiz mezid olur
    Ceddim Said Emre'dir
    Neslinde said olur

    *

    Nesimi'ye al oldu
    Sanma acep hal oldu
    Ceddi bir abdal idi
    Kendi de abdal oldu.


    Burada sairin buyuk dedesi oldugunu ogrendigimiz Said Emre, 14. yuzyilda yasamis olup, Yunus Emre'nin en eski izleyicileridendir. Sait Emre'nin Haci Bektas ve Haci Bektas'in halifelerinden Hacim Sultan'a da yetismis oldugunu bildiren siirleri vardir. Haci Bektas Veli Velayetname'sinde kendisinden uzun boylu soz edilen Molla Sadettin, bu Said Emre'dir.
    kendisi Aksaraylidir. Haci Bektas Veli'nin Arapca "Makalat"ini Turkce'ye cevirmis, bilgin ve sair bir kisidir. Said Emre'nin simdiye degin ele gecen ondokuz parca yayinlanmistir. (bkz. Abdulbaki Golpinarli, Yunus - Hayati)

    Soyunu kendisinden ogrendigimiz Kul Nesimi, goruluyor ki eski ve kulturlu bir aileye baglidir. Bu yuzden olacak, iyi bir ogrenim gormus, soyunun bagli oldugu Bektasilik yoluna girmis, ayrica Hurufilik'te de cagdaslarindan cok ileri gitmistir.

    Sair mahlasini Bagdatli Nesimi'ye olan ic yakinligi dolyisiyla almistir. Nitekim, Kul Nesimi de oteki gibi Hurufilik yolunu tutmustur. Bu yonu pek cok manzumesinde kendini acikca gosterir. Bu yuzden Seyyit Nesimi'yi ornek alarak o da derisinin yuzulmesini ister, Ondan bahsederken ikisinin adlari birlesir. Ornek olarak bazi parcalarini asagiya aliyorum:

    Ehl-i iman islerin sol demde inkar ettiler
    Cun Nesimi'yi Halep sehrinde berdar ettiler
    Oyle kim cevr eyleyup zulm ile hakki bastirdilar
    Ahsen-i takvimi gor kim nice inkar ettiler
    Kufr edup imana gelmez, gelmege ar ettiler
    Hak bana emreyledi soyle deyuben soyledim
    Sozlerim destan edup alemde destan ettiler
    Bileyuben bicaklarin cunku canima kiydilar
    Sag iken ben asiki gor nice bimar ettiler
    Soydular cikardilar tenimden cun derimi
    Yas edup gokte melekler cumlesi zar ettiler
    Ey Nesimi vasil oldun Halik-i Rahman'a sen
    Cennet-ul me'vayi buldun, yerin gulzar ettiler

    *

    Kureysiler boyle tevil duzduler
    Basmaga Ayatelkursi yazdilar

    Kendi fetvam ile derim yuzduler
    Halep sehri derler sardan gelurem.

    *

    Cun Nesimi gordu isminin Nesimi ismini
    Sidkile Kur'an der kim kevn-i mahfuzundadir

    Nesimi ayni zamanda Bektasi'dir. Hallac ve Seyyit Nesimi'nin oldurulmelerinden sonra Hurufiler Irak'ta siddetli bir kovusturmaya ugramislar, bundan kurtulmak icin Anadolu'ya kacmislardir. Boylece Hurufi dervisleri Bektasilik'e kendi inanislarini soktular. Nesimi'de, baska Bektasi sairlerinden cok Hurufilik gorulur. Siirleri icinde bunu gosteren pek cogu var, onun icin burada bir dortlugu ornek veriyoruz:

    Biz tarik-i Bektasi'yiz, zikrederiz Hakk'i biz
    Bizdedir Sah-i Velayet sirlari hep bizdedir
    Pirimiz Hunkar Haci Bektas Veli, kuluyam Nesimi
    Etmeyiz cahile minnet, Al-i Sultan bizdedir.

    Nesimi ayni zamanda hem Haydari, hem de Caferi oldugunu bildirir. Iki ornek:

    Ben ol sadik kulam ki Caferi'yem
    Hakikat soylerem ben Haydari'yem

    *

    Ve ger munkir sorarsa soyle ey dil
    Ki mezhep icre bizler Caferi'yuz.


    Nesimi'de ali sevgisi son kertededir. Bunu pek cok manzumelerinde acikca
    gormekteyiz. Birkac ornek:

    Ali evvel, Ali ahir
    Ali batin, Ali zahir
    Ali'dir her ise kadir
    Ali'dir yar ile mihman
    Ali vahid, Ali ahed
    Ali dindir, Ali iman

    *

    Haydar'in evladini kim can u dilden medheder
    Kalbi doldu nur ile kim mevc-i deryalar gibi
    Ey Nesimi bir gonulde hubb-i Haydar olmasa
    Anda canlar calinur guya kilisalar gibi

    *

    Hak katinda alemin mahbub-i Rahman'dir Ali
    Evliyalar serveri hem Sah-i Merdan'dir Ali
    Ey Nesimi "Men aref" sirrin bilendir ademi
    Ademin hem suretinde harf-i Kuran'dir Ali.

    Nesimi hakkinda tezkerelerde ve baska eserlerde hicbir bilgiye rastlanmiyor. Onun icin hayati ve inanislari hakkindaki bilgiyi ancak siirlerinden anlamak mumkun oldu. Tabii bu da cok eksiktir. Ne yazik ki tezkereciler Nesimi gibi hukumetin istemedigi olaylara ve yollara girmis kisileri soz konusu etmemislerdir. Yeni belgeler ve siirler bulununcaya kadar bu degerli sair hakkinda soylediklerimizden baskasini elde etmek mumkun degildir.
    Seke seke geldim ayağım yoktur
    Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
    Kimi kafir olmuş karnısı boktur
    Süzünü süzünü postunda otur.

    Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
    Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
    Muhammet elçisi Ana’dır deyin
    Hak için dergâha niyaza inin.


    Bildiren: Pir Zöhre Ana

  2. #22
    Forum Gönüllüsü SerkanDgn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    22-03-2008
    Bulunduğu Yer
    istanbul
    Yaş
    30
    Mesajlar
    3.714
    Ettiği Teşekkür
    9
    3 mesaja 3 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    33

    Standart Aşık Mızarlı

    İyi fikir eyle canım gardaşım,
    Mevlayı anmayan kul neye yarar?
    Doğruyu söylemez doğruyu bilmez.
    Hep böyle konuşan dil neye yarar?

    Mehmet Yılmaz hiç gönüle deyilmez,
    Dikkat eyle kör şeytana uyulmaz.
    Allah için hiç secdeye eyilmez,
    Öyle dimdik duran bel neye yarar?
    I
    1933 yılında Gaziantep'in eski adı Mızar, şimdiki adı Uluyatır kasabasında dünyaya geldi. Fakir bir ailenin çocuğuydu. 10-12 yaşlarında bazen dutma bazen çoban olarak çalışma hayatına girdi. Bu sebeple okula gidemedi ve okur yazarlığı da öğrenemedi. Çobanlık yaptığı süre içinde dağlarda kendi kendine şiirler ve türküler söylüyordu. 15 yaşındayken bir kıza aşık oldu. Kız da onu sevdi. Ancak fakirlik yüzünden kız babası düğüne yanaşmadı. Mehmet Yılmaz, bu aşk sebebiyle büyük acı çekti. Kendisi, "Aşıklığım işte bu aşk yüzünden başladı" demektedir. Köyde yaşadığı yıllarda dernek ve düğünlere giderek türkü ve şiirler okudu. Daha sonra Gaziantep'e gelerek 6 yıl kahvecilik yaptı. Sevdiği ve alamadığı kızın 1955'de vef'at etmesinden sonra evlendi. Bu evlilikten 12 çocuğu dünyaya geldi.

    Mehmet Yılmaz, başta Konya'da yapılan Türkiye Aşıklar Bayr***** İstanbul'da yapılan Kültür sanat Vakfı'nca düzenlenen Aşıklar Şöleni'ne katıldı.

    Mehmet Yılmaz, Türkiye Aşıklar Bayramlarına katıldığı her yıl ''Besteli Doğmaca Türkü'' dalında altın madalya kazanmıştır.

    Aşıklık Geleneği Ve Günümüz Halk Şairleri
    Feyzi Halıcı
    Atatürk Kültür Dil Ve Tarih Yüksek Kurumu
    Ankara 1992
    II
    Âşık Mızarlı Mehmet, 1933 yılında Gaziantep’in Nizip ilçesinin Mızar köyünde doğmuştur. Âşığın adı Mehmet, soyadı Yılmaz’dır. Çevresindekiler onu Âşık Mızarlı Mehmet olarak tanırlar. Mahlası “Mızarlı”dır.

    Âşık Mızarlı Mehmet’in babasının ismi Ahmet, annesinin ismi Ayşe (Ayuş)’dir. Babası Mızar köyündendir. Annesi Gaziantep’in yerlisidir. Aslen Türkmen’dirler. Soyadı kanunundan önce köyde “Keklikler” olarak bilinirlerdi. Keklik Ahmet ve Keklik Mahmut dedeleridir. Âşık Mızarlı Mehmet öğrenim görmemiştir. Okuma yazması yoktur.

    Âşık Mızarlı Mehmet 1955 yılında askere gitmiştir. 4 ay Kütahya’da, 20 ay Eskişehir’de olmak üzere iki yılda askerliğini tamamlamıştır.

    Âşık Mızarlı Mehmet’in babası çobandır. Kendisi de askere gidinceye kadar çobanlık, rençperlik ve amelelik yapmıştır. Şimdi ise âşıklığını sürdürmekle birlikte kebapçılık yapmaktadır.

    Âşık Mızarlı Mehmet Remziye Hanımla evlenmiştir. Birbirlerini görerek evlenmişlerdir. Âşık Mızarlı Mehmet’in Bekir, Zeki, Ahmet, Osman isimlerinde dört erkek ve Zeliha, Hatice, Ayşe, İnci, Ayşegül, Nadire, Zehra isimlerinde sekiz kız olmak üzere on iki çocuğu vardır.

    Âşıklığa Hazırlayan Ortam ve Etmenler

    Âşıklığa Başlama
    Âşık Mızarlı Mehmet’in babasının sesi de güzelmiş. Âşıkta çocukluktan beri türkü söyleme hevesi varmış. On iki yaşından sonra sazlı-sözlü ortamlara girmeye başlamış. On beş yaşındayken âşık olduğu kızı alamaması ve kızın daha sonra ölmesi aşığı derinden etkilemiştir.

    Sazlı, Sözlü Ortam
    Âşık Mızarlı Mehmet küçük yaşlardan itibaren sazlı sözlü ortamlarda bulunmuştur. Kendisi saz çalamamaktadır. Yerel ve ulusal televizyon ve radyo programlarına, muhtelif yerlerde düzenlenen âşık bayramlarına, düğünlere, şenliklere vb. yerlere gerek bireysel gerek diğer âşıklarla birlikte iştirak etmektedir. Ayrıca 1975 yılından itibaren Konya Âşıklar Bayramı’na her yıl katılmakta ve Doğmaca dalında her yıl birinci gelerek altın madalya almaktadır.


    Usta Çırak İlişkisi
    Âşık Mızarlı Mehmet âşıklık geleneğindeki gibi bir usta-çırak ilişkisi içerisinde yetişmemiştir. O, yeteneğinin Allah vergisi olduğunu ifade etmektedir. Konya Âşıklar Bayramı’nın kendinin gelişmesine katkıda bulunduğunu söylemektedir. Burayı bir eğitim yuvası olarak görmektedir.

    Âşık Mızarlı Mehmet, on beş yaşındayken âşık olduğu kızı alamaması ve kendisi askerde iken kızın ölmesi üzerine aşağıdaki ağıtı yakmıştır. Sarıgız ağıtının hikâyesi ve sözleri âşıkça şöyle dile getirilir:

    SARIGIZ

    “ Bu Sarıgız mevzusu 15 yaşlarımda filan başlamıştı ve askere gidene kadar da devam etmişti. Askerdeyken bunu birine verdiklerini söylediler. “Sen askere gidene kadar bu kızdı, bekardı, şimdi gelin oldu.” dediler. Sonra Sarıgız Allah rahmet eylesin gelin olduktan 3 ay sonra – gelin olmasıynan ölmesinin arası 3 ay sürdü – bir haber aldık ki ölmüş Sarıgız diye. O zaman bunu bana askerde mektupla yazdılar. Anam da korkuyo, çekiniyo, ben dönmem köye diye. Anam bana mektup yazıyo, köyü methediyo, köyümüzde elektrikler yanıyo, sular akıyo, bunlar bunlar oluyo falan diye. Ben de bunu o zaman askerde 56’da anama, “gelmem anam gelmem” diye şiir olarak yazmıştım. İşte ondan sonra da geldim ama köyde kalmadım. Teskere aldım, geldim. Anası geçmiş olsun, askerlik bitti mi diye çağırdı. Oturdum yanına iki dakka, Sarıgız’ın anası onun ölürken söylediklerini anlattı. Ölürken babası onun başını dizine almış, o şöyle söylüyormuş: “Sabır eyle zalım felek gurbete gelenim var “ hep böyle dönderip bu şeyleri devamlı söylemiş. Babası “ sen aşık mı oldun kızım? “ demiş ona. “ Hay baba!” demiş. “ Sen benim aşık olduğumu yeni mi biliyon ?” demiş. Babası “Kerem’ mi oldun kızım ?” demiş. Kerem’in bir dörtlüğü var onu da demiş.

    “Kerem idim Keremliğimi bildirdim
    Dost ağlattım düşmanlarımı güldürdüm.”

    demiş. Bunları bana anası anlatıyo tabi. Bunlara dayanamadım olduğu yerde bıraktım kalktım. Bir daha da oraya gelmedim. Ondan sonra da ben o köye gitmedim. Bazen Sarıgız’ın mezarına giderim, hala da öyledir o köye gitmem.

    SARIGIZ
    Gelmem anam gelmem ben o mızara
    Sarıgızı kimler koydu mezara
    Beyaz kefin yakıştı mı güzele
    Dağlar dümana beyler dümana da
    Felek bizi güldürmedi kime ne
    Felek bizi şad etmedi kime ne

    Altın olsa gelmem mızarın daşı
    Sarıgız galbime goydun ataşı
    Gine göz göz oldu yaramın başı
    Dağlar dümana beyler dümana
    Sarım beni yaktı gitti kimene

    O küçük yavruya değdi mi nazar
    Ana ben gelemem yıkılsın mızar
    Ufacık tefecik yapmışlar mezar
    Dağlar ganarım beyler ganarım
    Gençliğine yazık olmuş yanarım

    Mezarın üstünde de iğde mi bitti
    Nasıl ağlamayım dostlar sarıgız getti
    Üç aylık gelinken de toprağa yattı
    Dağlar dümana beyler dümana da
    Felek bizi güldürmedi kime ne
    Felek bizi şad etmedi kime ne

    O küçük yavruya takın nazarlık
    Sarıgız geliyor şen ol mezarlık
    Gız soyunda var mı böyle güzellik
    Dağlar dümana beyler dümana da
    Felek bizi güldürmedi kime ne
    Felek bizi şad etmedi kime ne

    Yeter âşık yeter yandığın yeter
    Virana bahçada bülbül mü öter
    Kınalı parmaklar toprakta yatar
    Dağlar ganarım beyler ganarım da
    Sarım ölmüş öleneçek ağlarım

    Erdemir, Koray Burak,(2006), Gaziantep Üniv. Türk Musıkisi Devlet Konservatuvarı Lisans Bitirme Tezi, Gaziantep.



    Eserlerinden bazıları:

    NEYE YARAR?

    İyi fikir eyle canım gardaşım,
    Mevlayı anmayan kul neye yarar?
    Doğruyu söylemez doğruyu bilmez.
    Hep böyle konuşan dil neye yarar?

    Onbir aydır hasretini çekerler,
    Siyeç diye bir bahçeye dikerler.
    Görüyorsun hep naylondan yaparlar,
    Kokusu olmayan gül neye yarar?

    Hiç hesap ettin mi zararı, karı,
    Çiçek çiçek gezer bal toplar arı.
    Şekerden yaparlar şimdiki balı,
    Şekerden yapılan bal neye yarar?

    Kimini meth eder, kimini över,
    Allahtan korkmayıp imana söver.
    Komşudan utanmaz anasın döver,
    Böyle büyütülen döl Deye yarar?

    Mehmet Yılmaz hiç gönüle deyilmez,
    Dikkat eyle kör şeytana uyulmaz.
    Allah için hiç secdeye eyilmez,
    Öyle dimdik duran bel neye yarar?


    BEYTULLAH'TA

    Beytullah'ta aşkla seni,
    Andıkça andık Allah'ım.
    Senin aşkın kalbimizde,
    Yandıkça yandık Allah'ım.

    Bizde o dervişler gibi,
    Gözde akan yaşlar gibi.
    Beytullah'a kuşlar gibi,
    Kondukça konduk Allah'ım.

    Orada var güzel kuyu,
    O kuyuda zemzem suyu.
    Ondan içti emmi dayı,
    Kandıkça kandık Allah'ım.

    Mızarlı der, kalbim yara,
    Kimi beyaz, kimi kara.
    Hacılar düştük yollara,
    Döndükçe döndük Allah'ım.
    SONU NEYE VARACAK

    Hacıya hocaya cahilsin deyip,
    Çat bakalım sonu nere varacak?
    Sabahleyin erken okunur ezan?
    Yat bakalım sonu nere varacak?

    Dikkat et sevdiğim eyleme hata,
    Eli boş gider mi insan ahrete.
    Bir ölçek su döker, bir ölçek süte,
    Kat bakalım sonu nere varacak?

    Hiç aklım ermedi benim bu işe,
    Kimse dur demiyor böyle gidişe.
    Alıp dörde beşe, satar kırkbeşe,
    Sat bakalım sonu nere varacak?

    İstersen Mecnun de, istersen deli,
    Doğruyu söyleyenin bükülür beli.
    Bir kavak dalında karga misali,
    Öt bakalım sonu nere varacak?

    Şaşırırsın Mehmet Yılmaz ne desin?
    Allah vicdansıza merhamet versin.
    Dört kişinin omuzunda gidersin,
    Git bakalım sonu nere varacak?


    ŞU GÖNLÜME ATEŞ YAKTIM

    Şu gönlüme ateş yaktım,
    Tüter Allah Allah diye.
    Yanına bülbül kondurdum,
    Öter Allah Allah diye.

    Ne çekilmez çile çektim,
    Gözlerimden yaşlar döktüm.
    Şu gönlüme bahçe ektim,
    Biter Allah Allah diye.

    Dost bağına nazar kıldım,
    Hem okuyup yazar kıldım.
    Şu gönlüme pazar kıldım,
    Satar Allah Allah diye.

    Benim gönlüm o nazarda,
    Yılmaz ne gezer Mızar'da.
    Mümin olanlar mezarda,
    Yatar Allah Allah diye
    Seke seke geldim ayağım yoktur
    Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
    Kimi kafir olmuş karnısı boktur
    Süzünü süzünü postunda otur.

    Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
    Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
    Muhammet elçisi Ana’dır deyin
    Hak için dergâha niyaza inin.


    Bildiren: Pir Zöhre Ana

  3. #23
    Forum Gönüllüsü SerkanDgn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    22-03-2008
    Bulunduğu Yer
    istanbul
    Yaş
    30
    Mesajlar
    3.714
    Ettiği Teşekkür
    9
    3 mesaja 3 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    33

    Standart Aşık Hüseyin Çırakman

    Arzu Ederdiniz Bir Yol Görmeye
    Bugün Bize Hoş Geldiniz Erenler
    Muhabbet Bağından Güller Dermeye
    Bugün Bize Hoş Geldiniz Erenler




    Hisse Alın Çırakman'ın Sözünden
    Zerre Kaçmaz Ariflerin Gözünden
    Kemal Atatürk'ün Aydın İzinden
    Bugün Bize Hoş Geldiniz Erenler

    Hüseyin Çırakman 1930 yılında Çorum'un Sungurlu ilçesine bağlı Körkü köyünde doğdu. Babası Bektaş anası Sultandır. İlkokulu dışardan bitirdi. Köyde çiftçilik yaptı, saz çalmayı öğrendi inşaatlarda çalıştı. Ankara'ya yerleşti. Radyoevinde hademelik yaptı, dayanamadı ayrıldı. 1964'te Hacı Bektaş Veli anma gecesinde bulundu. "Hoş geldiniz Erenleri" okudu, beğenildi. 1975'te Hak ozanları Kültür Derneği kurucuları arasında yer aldı. Asıl adı Hüseyin'dir.

    Alevi bir aileden gelen Hüseyin Çırakman önceleri halk edebiyatı geleneğini sürdürürken sonraları şiirinin biçim ve içeriğini yeniledi. Bireysel ve toplumsal sorunları, olayları halkçı, gerçekçi bir tutumla dile getirdi. Atatürkçülüğü, uygarlaşmayı, barışı, ulus ve yurt sevgisini savundu. Yozluğa, yobazlığa karşı çıktı. Şiirlerini kitaplaştırdı. Yayınlanmış eserleri şunlardır;
    Aşık Hüseyin Çırakman Hayatı ve Deyişleri (1956), Hak Yardımcı Her Kuluna, Sen Devam Et Okuluna (1963), Hoş Geldiniz Erenler (1969), Sesimiz (1973), Ayrıca "Halkın Sesi Halk Ozanları" (İnceleme-antoloji, 1975) isimli derlemesi vardır.


    Eserlerinden bazıları:


    1
    Arzu Ederdiniz Bir Yol Görmeye
    Bugün Bize Hoş Geldiniz Erenler
    Muhabbet Bağından Güller Dermeye
    Bugün Bize Hoş Geldiniz Erenler

    Tarihler Boyunca Bir Milletiz Biz
    İlimce Dünyayı Vermiş İdik Hız
    Büyük Bir Babanın Torunlarıyız
    Bugün Bize Hoş Geldiniz Erenler

    İyi İnsan Olmak Her Şeyin Başı
    Kardeş Biliyoruz Her Vatandaşı
    Anmak İçin Bugün Hacı Bektaşı
    Bugün Bize Hoş Geldiniz Erenler

    Hisse Alın Çırakman'ın Sözünden
    Zerre Kaçmaz Ariflerin Gözünden
    Kemal Atatürk'ün Aydın İzinden
    Bugün Bize Hoş Geldiniz Erenler


    2
    Bugünden Beş Asır İlerde Olsam
    Bir Toplum İçinde Kendimi Bulsam
    Çağdaş Uygarlıkta Yerimi Alsam
    Görürdüm İnsanı İnsan İçinde

    Kendi İç Dünyamdan Çırpınıp Uçsam
    Asırdan Asıra Süzülüp Geçsem
    Oturup Dost İle Bir Dolu İçsem
    Seyretsem Dostumu Fincan İçinde

    Geri Kalmış Milletleri Gözlesem
    Bu Toprakta Şehitleri Özlesem
    Her Milleti Bir Damarda Gizlesem
    İlik De Kemik De Bir Kan İçinde

    İlimle Bilimle Çalışsam Orda
    Gecede, Gündüzde Soğukta Karda
    Yağmur Olup Yağsam Şu Güzel Yurda
    Aşk Olsam Her Şeye Bir Can İçinde

    Dert İle Ölürüm Ot İle Bitsem
    Dostun Ocağında Yanarak Tütsem
    Rüzgarla İnsanlık İline Gitsem
    Delere Çırakman İnsan İçinde
    3
    Hasta Oldum Ciğerimde Yaram Var
    Doktor Diyor Hiç Üzülme Düşünme
    Zannediyor Ki Çok Birikmiş Param Var
    Doktor Diyor Hiç Üzülme Düşünme

    Arazim Yok Toprağım Yok Malım Yok
    Yekinipte Kalkamıyom Halim Yok
    Haktan Gayri Tutunacak Dalım Yok
    Doktor Diyor Hiç Üzülme Düşünme

    İneğim Yok Sağıp Südün İçemem
    Yağı Balı Görsem Ondan Kaçaman
    Hiç Bir Zaman Ben Hakkımdan Geçemem
    Doktor Diyor Hiç Üzülme Düşünme

    Bir Saz İle Altı Yavru Geçimi
    Bizim Yaşantımız Köle Biçimi
    Ben Bilirim Sen Bilemen İçimi
    Doktor Diyor Hiç Üzülme Düşünme

    Çırakman'ım Keder Gitti Gam Geldi
    Bende Senden Yaramaza Em Geldi
    Bir Şeyimden Gayrısına Zam Geldi
    Seke seke geldim ayağım yoktur
    Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
    Kimi kafir olmuş karnısı boktur
    Süzünü süzünü postunda otur.

    Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
    Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
    Muhammet elçisi Ana’dır deyin
    Hak için dergâha niyaza inin.


    Bildiren: Pir Zöhre Ana

  4. #24
    Forum Gönüllüsü SerkanDgn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    22-03-2008
    Bulunduğu Yer
    istanbul
    Yaş
    30
    Mesajlar
    3.714
    Ettiği Teşekkür
    9
    3 mesaja 3 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    33

    Standart Aşık Daimi (İsmail Aydın)

    Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahim,
    Bu Da Gelir Bu Da Geçer Ağlama.
    Göklere Erişti Figânım Ahım,
    Bu Da Gelir Bu Da Geçer Ağlama.

    Daimi'yem Her Can Ermez Bu Sırra,
    Gerçek Aşık Olan Erer O Nûra.
    Yusuf Sabır İle Vardı Mısır’a,
    Bu Da Gelir Bu Da Geçer Ağlama.


    Aşık Daimi 1932 yılında İstanbul'da doğdu, aslen Erzincan'ın Tercan ilçesindendir. Ali Babaoğullarından Baba Daimi, Birinci Dünya savaşı sıralarında İstanbul'a göç etmiştir. Aşık Dami'nin iki dedesi de saz şairiydi o nedenle saz çalmayı ve söylemeyi kolayca öğrendi. Bir süre sonra da kendi deyişlerini okumuştur. İstanbul'dan ayrılarak bir süre baba diyarında kalan aşık 1950 yılında evlendi iki kızı ile iki oğlu dünyaya geldi. 1962 yılında bir daha dönmemek üzere İstanbul'a yerleşti.

    TRT Genel Müdürlüğü'nce açılan sınavı kazandı. O tarihten sonra kaşeli sanatçı olarak görevini sürdürdü. Zaman zaman yurtiçi ve yurtdışında konserler verdi. 17 Nisan 1983 tarihinde aramızdan ayrıldı. En çok bilinen eserleri: Ne ağlarsın, seherde bir bağa girdim, bir seher vaktinde.......


    Bir Seher Vaktinde

    Bir Seher Vaktinde İndim Bağlara
    Öter Şeyda Bülbül, Dil Yarelenir
    Bakmaz Mısın Sinemde Dağlara
    Derdim Dökmeye Dil Yarelenir

    Boş Geçirmeyelim Gel Bu Çağları
    Dolaşalım Sahraları Dağları
    Bir Gün Gazel Döker Ömrün Bağları
    Eser Sam Yelleri Dal Yarelenir

    Daimi’yim Yanar Aşkın Çırağı
    Dostun Muhabbeti Cennet Otağı
    Ancak Şu Dünyada Derdim Ortağı
    Sazım Figan Eder Tel Yarelenir




    Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahim

    Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahim,
    Bu Da Gelir Bu Da Geçer Ağlama.
    Göklere Erişti Figânım Ahım,
    Bu Da Gelir Bu Da Geçer Ağlama.

    Bir Gülün Çevresi Dikendir Hardır,
    Bülbül Har Elinde Ah İle Zardır.
    Ne Olsa Da Kışın Sonu Bahardır,
    Bu Da Gelir Bu Da Geçer Ağlama.

    Daimi'yem Her Can Ermez Bu Sırra,
    Gerçek Aşık Olan Erer O Nûra.
    Yusuf Sabır İle Vardı Mısır’a,
    Bu Da Gelir Bu Da Geçer Ağlama.
    Seke seke geldim ayağım yoktur
    Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
    Kimi kafir olmuş karnısı boktur
    Süzünü süzünü postunda otur.

    Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
    Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
    Muhammet elçisi Ana’dır deyin
    Hak için dergâha niyaza inin.


    Bildiren: Pir Zöhre Ana

  5. #25
    Forum Gönüllüsü SerkanDgn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    22-03-2008
    Bulunduğu Yer
    istanbul
    Yaş
    30
    Mesajlar
    3.714
    Ettiği Teşekkür
    9
    3 mesaja 3 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    33

    Standart Dertli Divani

    Diktiğimiz fidanların
    Meyvasını yiyemedik
    Ne suçu vardı onların
    Dur be zalim diyemedik



    Der Divani senlik benlik
    Bizi yıkan bu cahillik
    El ele gönül gönüle
    Verelim olalım birlik



    15 Ocak 1962 tarihinde Urfa'nın Kısas köyünde doğdu. Asıl adı Veli Aykut'tur. Dedesi Ahmet Baba ve babası, asıl adı Hamdullah olan Aşık Büryani'dir. Küçük yaşlarda aşıklık geleneğini ve bağlama çalmayı öğrendi.

    İlk ve ortaokulu köyünde, liseyi ise Urfa'da bitirdikten sonra yükseköğrenimini Ankara'da tamamlayan Dertli Divani, hem kendi şiirlerini hem de babası ya da başka aşıkların şiirlerini bestelemektedir.

    Mahlasını oluşturan Dertli bölümünü 1978 yılında Emrullah Efendi, birkaç ay sonra da evlerini ziyaret eden Bektaş Efendi ise Divani bölümünü verdi. Böylelikle Dertli Divani mahlası tamamlanmış oldu. Daha 16 yaşındayken söylediği doğaçlama deyişlerin de bu mahlası almasında önemli bir etkisi oldu.

    Türküleri birçok sanatçı tarafından söylenen Dertli Divani Türkiye ve Türkiye dışında birçok konser ve toplantıya katıldı. Bugüne dek tek başına 4, grup olarak da 6 olmak üzere toplam 10 adet albüm çıkardı.

    Ozanın kendisine ait ilk kaseti Divane Gönül, 92 yılında Diktiğimiz Fidanlar, 96 yılında Duaz-ı İmam ve en son 2000 yılında ise Ser Çeşme adlı kaseti piyasaya çıktı.

    120'nin üzerinde söz ve müziği kendisine ait eser bulunmaktadır. Derleme eserlerinin sayısı ise 60'ın üzerindedir. Sözlü eserlerinden bazıları; Zülfü Livaneli, Arif Sağ, İlyas Salman, Belkıs Akkale, Sabahat Akkiraz, Güler Duman ve bir çok sanatçı tarafından seslendirildi. Söz ve müziği kendisine ait olan eserlerinden bazıları ise: Urfa Semahı (Pervaz kısmı), Duaz-ı İmam, Altım üstüm kaç kuruşluk, Diktiğimiz Fidanlar.

    Dertli Divani, halen Ankara'da ikamet etmekte olup Çankaya Belediyesinde çalışmaktadır.



    Eserlerinden bazıları:

    Altım üstüm kaç kuruşluk

    Altım üstüm kaç kuruşluk
    Efsaneyim, efsaneyim
    Aşık olmak dile kolay
    Bahaneyim, bahaneyim

    Aşığın gönlü külhanda
    Çok marifet vardır onda
    İki kapılı bir handa
    Mihmaneyim, mihmaneyim

    Durmaz eser aşkın yeli
    Buna revan çeşmim seli
    Ben bir günahkar kul Dertli
    Divaneyim, divaneyim


    Diktiğimiz Fidanların

    Diktiğimiz fidanların
    Meyvasını yiyemedik
    Ne suçu vardı onların
    Dur be zalim diyemedik

    Sana ne bana ne hep diye diye
    Böylece yem olduk ağaya beye

    Tabip yaramı azdırdı
    Tatlı canımdan bezdirdi
    Beni bir yarin sevdası
    Diyar be diyar gezdirdi

    Yanmışam kör cahil dostun elinden
    Bıkmış usanmışam acı dilinden

    Der Divani senlik benlik
    Bizi yıkan bu cahillik
    El ele gönül gönüle
    Verelim olalım birlik

    Yolcu yola gitmez yola bahane
    Bundan kula sultana ne şahane


    Medet

    Ahmet Cemal Çelebi
    Derleme : Dertli Divani

    Evel Bahar Yaz Ayları Doğanda
    Akar Deryalarda Sel Yavaş Yavaş
    Sefil Bülbül Feryat Edip Ötende
    Açılır Bahçemde Gül Yavaş Yavaş

    Sözün Doğrusunu Söyle Ahkamın
    Sözün Doğrusunu Söyle Ahkamın
    Muhabbet Bağına Basma Kademin
    Emsal İle Konuşmayan Adamın
    Olur Altın Adı Pul Yavaş Yavaş

    Her Olur Olmazın Sözün İşitme
    Her Olur Olmazın Sözün İşitme
    Dalga Vurup Kalb Evini Coş Etme
    Adunun Elinden Bade Nus Etme
    Aradan Kalkıyor Bal Yavaş Yavaş

    Gör Ki Ne Eyledi Mecnuna Leyla
    Gör Ki Ne Eyledi Mecnuna Leyla
    Antonet Sırrına Erenler Evla
    Herkesin Kısmetin Verici Mevla

    Ara Kısmetini Bul Yavaş Yavaş
    Kişinin Çektiği Kendi Emeli
    Kişinin Çektiği Kendi Emeli
    Kişi Hizmet İle Bulur Kemali
    Zamanenin Devri Dondu Cemali
    Başının Kaytını Gör Yavaş Yavaş

    Ali Den Medet Medet,
    Veli Den Medet Medet
    O Pir Den Medet Medet


    Ne Olacak

    Bu ahvali bir kamile
    Sor bakalım ne olacak
    Gel gönül aşkın teline
    Vur bakalım ne olacak

    Ben çobanım diyen çoktur
    Sürüsünden eser yoktur
    Gözleyen gözeten Hak'tır
    Dur bakalım ne olacak

    Bil Dertli Divani suçun
    Havadan uğratma göçün
    Bu dert bize için için
    Kor bakalım ne olacak


    Dostlarım

    Söz: Aşık Hüdai
    Derleme : Dertli Divani

    Dostlarım Hep Bende Kusur Aradı
    Gerçek Yanlarımı Göremediler
    Yar Dediğim Yadellere Yaradı
    Sevdiklerim Bana Eremediler

    Saflar Kandı Fitnelerin Sözüne
    Körler Düştü Kalleşlerin İzine
    Dinamitler Kondu Suyun Gözüne
    Yine De Farkına Varamadılar

    Kalmadı Sevdiğim Lezzetim Tadım
    Devrildi Seneler Bak Adım Adım
    Yıllarımı İnsanlara Adadım
    Bir Günümü Geri Veremediler

    Ya Göz Koydular Da Varlığıma Malıma
    Kurtlar Çoban Oldu Kuzularıma
    Zalimi Koydular Mazlum Yerine
    Haklının Hakkını Aramadılar

    Hüdainin Yaraları Döşünde
    Duman Eksik Olmaz Garip Başında
    Yar Yari Pişirir Aşk Ateşinde
    Yarsızlar Yarasını Saramadılar
    Bugün Yasta Gördüm Zülfü Siyahı
    (Urfa-Kısas Semahı)

    Şanlıurfa/Kısas Köyü-
    Veli Aydın/Veli Öncü-Melih Duygulu

    Nenni De Nenni Nenni
    Dost Nenni Nenni Has Nenni Nenni

    Bugün Yasta Gördüm Zülfü Siyahı
    (Zülfü Siyahım)
    Gülmedi Sultanım (Dost Dost)
    Bilmem Ne Haldır
    Halı Arz Eylerim Dinle Ahvalı
    Sormadı Sultanım Bilmem Ne Haldır

    Nenni De Nenni Nenni
    Dost Nenni Nenni Has Nenni Nenni

    O Sultanı Aşık Pirden Sorarım
    (Gurban Sorarım)
    Bugün Dünya Yarın (Dost Dost)
    Ahret Ararım
    Aşkına Kıldığım Sabrı Kararım
    Kalmadı Sultanım Bilmem Ne Haldır

    Nenni De Nenni Nenni
    Dost Nenni Nenni Has Nenni Nenni

    O Sultandır Her İşlerin Sebebi
    Alnının Uğrunda Gördüm Habibi
    Yaralara Merhem Saran Tabibi
    Sarmadı Sultanım Bilmem Ne Haldır

    Nenni De Nenni Nenni
    Dost Nenni Nenni Has Nenni Nenni

    Veli'm Hu Der Aklım Başımdan Gitti
    Sağlığımda Beni Salacak Etti
    Cenazeyi Kılarım Deyi Vadetti
    Kılmadı Sultanım Bilmem Ne Haldır

    Nenni De Nenni Nenni
    Dost Nenni Nenni Has Nenni Nenni

    Pervaz Kısmı:
    Gece Gündüz Durmaksızın
    Yoluna Revanım Senin
    Her Yerde Hazır Nazırsın
    Sensin Mabudu Cümlenin

    Ezel Ebed Sensin Gaffar
    Varlığın Bizim İle Var
    Gel Ihsan Eyle Güzel Yar
    Bize Gevheri Madenin

    Muhammet Ali Nurundur
    Bektaşi Veli Sırrındır
    Kul Senin Gizli Varındır
    Gördük Didar-I Cemalin

    Dertli Divani'ye Himmet
    No'la Dilber Kıl Hidayet
    Bakıdır Nur-U Velayet
    Şahid-i Kur'an Ül Mübin

    Nenni De Nenni Nenni
    Dost Nenni Nenni Has Nenni Nenni


    Yaşanılası Dünyanın

    Yaşanılası dünyanın
    Ne tadı ne tuzu kaldı
    Ömür denen şu zamanın
    Çoğu gitti azı kaldı

    Çalışmadan yiyenlerin
    Derimizi giyenlerin
    Nice benim diyenlerin
    Ne izi ne tozu kaldı

    Çürük ökçe yırtık taban
    Kurdu kuşu ettik çoban
    Gariban daha da gariban
    Ne çulu ne bezi kaldı

    Bizden geçinen kalleşler
    Döner geri bizi taşlar
    Sıvıştı yaren yoldaşlar
    Ne sözü ne özü kaldı

    Cahiller kendini aklar
    Kamiller özünü yoklar
    Kurudu çaylar ırmaklar
    Serçeşme'nin gözü kaldı

    Dertli Divani'nin varı
    Canandır canın öz yari
    Geçti bu devrin baharı
    Ne yazı ne güzü kaldı


    Arayıp Gezerken Benim Bulduğum

    Derleme : Dertli Divani

    Arayıp Gezerken Benim Bulduğum
    Seni Seven Senden Nasıl Ayrılır
    Hayellerin Beni Etti Perişan
    Hayellerim Senden Nasıl Ayrılır

    Aşkına Düşmüşem Sevdandan Yana
    Gönül Arzuhalim Ayandır Sana
    Senden Ayrı Gezmek Düşer mi Bana
    Can Kaşı Kemandan Nasıl Ayrılır

    Aşıkı'yam Eydur Canda Cananım
    Sensiz Karar Kılmaz Cisminde Canım
    Ben Kuluyam Ali Benim Sultanım
    Kul Olan Sultandan Nasıl Ayrılır
    Seke seke geldim ayağım yoktur
    Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
    Kimi kafir olmuş karnısı boktur
    Süzünü süzünü postunda otur.

    Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
    Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
    Muhammet elçisi Ana’dır deyin
    Hak için dergâha niyaza inin.


    Bildiren: Pir Zöhre Ana

  6. #26
    Forum Gönüllüsü SerkanDgn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    22-03-2008
    Bulunduğu Yer
    istanbul
    Yaş
    30
    Mesajlar
    3.714
    Ettiği Teşekkür
    9
    3 mesaja 3 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    33

    Standart AŞIK ZÜLALİ (Yusuf KÖKTEN)

    Aşık Zülali Kars ilimizin Posof ilçesinin Suskap köyünde bugünkü adı (Aşık Zülali Köyü) 1873 yılında doğdu.

    Üstün yetenekli bir aşık olan Zülali çocukluk yaşlarından itibaren aşıklık geleneğinin bütün gereklerini başarıyla yerine getirdi. Bu konuda bilgisini. görgüsünü geliştirdi. Aşık Zülali aynı zamanda badeli aşıklardandır. Kars 'ta ve çevrede usta aşıklardan usul, erkan, yol belledi. İlk ustası Aşık Abbas'dı. Aşık Şenlik, Aşık Sümmani gibi zamanın en usta iki aşığıyla görüştü, onlardan nasibini aldı ve mutluluğa erişti.

    Aşık Zülali, halk edebiyatının aşıklık geleneğinin bütün dallarında üstün örnekler verdi. Sözü kadar sazı da güçlüdür. Aşık Zülali, doğuda kısa zamanda büyük bir üne kavuştu. İstanbul'da o tarihlerde halk şairleri, sazlarıyla, sözleriyle büyük kahvelerde, köşklerde ilgiyle dinleniyor, teşvik ve takdir ediliyordu. Zülali İstanbul'da sanatını başarıyla sürdürdü, hem de medreseye devam etti. Sonra tekrar Kars'a döndü.

    Gel zaman, git zaman yine gurbetin yolunu tuttu. Afyon, Emirdağ derken, sonunda Eskişehir'in Çifteler ilçesini mesken tuttu. Sazlı, sözlü bir dünyada 1956 yılının 18 Aralıkta Allah'ın rahmetine kavuştu.





    DEDECAN
    Tarih binüçyüz ondört'tü bir vakit
    Vardım gurbeti diyara Dedecan.
    Felek vurdu ayağına götürdü
    Çıldır'dadır ser Suhara Dedecan.

    Vardım Suharaya azmi geharlı
    Dört yanı müzeyyen resmi şeherli
    Bir ejderha gördüm zehmi zeherli
    Vurdu yüreğime yara Dedecan

    Yüreğin ki yandı ciğerim pişti,
    Sohbete başladı aklım da şaştı.
    Ele bildim derya ummandı coştu,
    Tacüp kaldım bu hünere Dedecan

    Ele hüner olmaz hünkar beyinde,
    Açıp bayrağını sancak öğünde,
    Beşyüz pençe gördüm en küçüğünde,
    Mansur dek çektiler dara Dedecan.

    Dar'aki çektiler halime baktı.
    O nece mühürdü kaddimi yaktı.
    Olunca ****hım harice çıktı,
    Giyindim eğnime kara Dedecan.

    Kara ki giyindim düştüm amana.
    Keşke gideydim Hind'e Yemen'e.
    Bir serçe neylesin murg-u Semen'e
    Yel dokundu şem fenere Dedecan.

    Alıştı fenerim böyle yanarım,
    Gittiğime pişman oldum dönerim.
    Kendi vatanımda öksüz sanarım,
    Olmadı kimseden çare Dedecan.

    Çare ki olmadı derdime billah,
    Böyle Aşıklara etmez eyvallah.
    Zülali'ye yardım eyledi Allah,
    Düşürmedi imtihana Dedecan.


    OLUR
    Bir kişi ki kemalini hıfzetse,
    İrfan meclisinde piri nur olur.
    Şeriat babına kayım olmayan,
    Daim onun altı üstü nar olur.

    Üç nedir ki üç kitapta yeri yok,
    Ziya vermiş her eşyada nüru çok.
    Ol kimidi beygafilden deydi ok,
    Mahşerde Resul'a iddakar olur

    Bendi yok başının yüce seri var.
    Haktalanın hikmeti var, sırrı var
    Ol nedir ki beş iklimde yeri var
    Bunu bilmeyenin işi zar olur.

    Zülali derki zehnim bulanır,
    Didelerim gam bahrinde sulanır
    Ol nedir ki dağ başına dolanır?
    Çıkar can cesetten rüzugar olur.

    GÖRÜNDÜ
    Livana'dan çıktım Şavkat dağına,
    Allah'ın lütfundan ihsan göründü,
    Sanarsın ki düştüm cennet bağına,
    İnsanları huri gılman göründü.

    Sevgim kaldı vatan gazilerinde,
    Hasretim varıdı bazılarında.
    Bu dersim manevi yazılarımda,
    Hubb'ül vatan, min-el iman göründü.

    Bu vatan'a ağlar idim ıraktan,
    Gördüm de kurtuldum gamdan fıraktan.
    Açıldı gözümüz kudreti Hak'tan,
    Güzel Çıldır, Kars, Ardahan göründü.

    Hicran köprüsünden geçti ordumuz,
    Kalmadı kasavat, asla derdimiz,
    Posof mekanımız suskap yurdumuz
    Her taşı cevherden vatan göründü.

    Gönül der Zülali vatan'a eriş
    Vatanı dostlardan sual et soruş
    Aleme yaz geldi gönlüm neden kış
    Yaylasında karla duman göründü





    NELER VAR
    Vücudun mülkünden yağmur, kar gitmez
    Niçin gelmez baharımda neler var
    Doğmaz tan yıldızı şafaklar atmaz
    Güneş çalmaz seherinde neler var?

    Yüz bin tellal hicranımı satarlar.
    Müşteriler ellerinden kaparlar.
    Dertten kale, gamdan saray yaparlar,
    Gelin bakın şeherimde nereler var?

    Ben gurbete çıktım yüzü ağ gibi,
    Vatan tuttum bahçe gibi bağ gibi.
    Takdirime dayanırdım dağ gibi
    Ben ne bilem kaderimde neler var?

    Soran yok Zülali nedir bu suçun,
    Hicran dağlarında hicranın göçün.
    Hançer ile kesin bağrımı açın,
    Bir bakın ki ciğerimde neler var.
    Seke seke geldim ayağım yoktur
    Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
    Kimi kafir olmuş karnısı boktur
    Süzünü süzünü postunda otur.

    Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
    Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
    Muhammet elçisi Ana’dır deyin
    Hak için dergâha niyaza inin.


    Bildiren: Pir Zöhre Ana

Konu Bilgileri

Bu konuyu görüntüleyenler

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Halka Göre Pir Sultan'ın Yaşamı
    Elif-K - forum Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20-06-2014, 15:50
  2. Yaşamı kolaylaştıran tüyolar
    yabangülü - forum Agora (Meydan Yeri)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 26-10-2009, 00:28
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 28-05-2009, 00:56
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 19-05-2009, 15:48
  5. Yaşamı Özgür Bırak
    HüsniyeDuman - forum Edebiyat
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 24-11-2008, 13:19

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

HAK SAHİPLERİNE ve YASAL MAKAMLARA Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, [email protected] mail adresinden bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler Hukuk Müşavirimiz tarafından incelenecek, şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır. Ayrıca, mahkemelerden talep gelmesi halinde hukuka aykırı içerik üreten ve hukuka aykırı paylaşımda bulunan üyelerin tespiti için gerekli teknik veriler sağlanacaktır.