İl genelinde muhtelif Alevi köyleri olmakla beraber Kavak ve Ladik ilçelerinde daha kalabalık Alevi toplulukları vardır. Karadeniz bölgesindeki Alevî topluluklarının büyük bölümü Güvenç Abdal ocağına bağlıdır. Samsun’da ise hemen bütün Alevi ocaklarına bağlı gruplar görülmektedir.

Alevi topluluklarında çeşitli inanç ve uygulamalarda farklılıkla görülebilmektedir. Cem ayinleri, musahiplik, cenazelerde kurban kesmek ve bayram günlerinde mezarlık ziyaretleri yapmak bölgedeki Alevi köylerinde görülen ortak geleneklerdir.

Vezirköprü ilçesi geleneksel değerlere ok bağlıdır: Dini bayramlarda el öpme törenleri düzenlenir, kandillerde mevlit okutulur. Hıdırellezde şenlikler düzenlenir: Yeşil alanlara gidilir, *****ler tutulur.

Çocuğu olmayan haneler bunun nedenini çoğunlukla kadında ararlar. Bu bahaneyle ikinci bir evlilik yapıldığı görülür. Çocuğu olmayanların yanı sıra erkek çocuğu olmayan hanelerde de ikinci evliliklere rastlanır.

Yörede geçmiş yıllarda çocuğu olmayan kişilerin muska yazdırma, adak adama gibi uygulamalara itibar ettiği bilinmektedir. Çocuğu olmadığından şikâyetle adak yerlerine gidenlerin uygulamalarından biri şöyledir: Adak yerinin yakınındaki bir ağaçtan kesilen ince bir çubuk yay şeklinde gerilerek iki ucu iple bağlanır. Ağaçtan kesilen başka bir çubukla bu yaya ok yapılıp ikisi birlikte ağaca asılır. Zamanla ok yaydan ayrılırsa, adak dileyen kişinin çocuğu olacağına inanılır.

Samsun’da Alevi Kültürü

1960’lı yıllara kadar köylerde kapalı topluluklar halinde yaşayan Alevilerin inanç esasları sözlü aktarıma bağlıdır. Hazreti Ali, Alevi inancında insanüstü bir konumdadır. Hz. Ali’yle ilgili anlatılara bakıldığında adeta mitolojik bir karaktere büründüğü görülür. Cem ayinleri hem ibadet hem de temizlenmek anlamlarına geldiği için Alevi toplulukları için çok önemlidir. Cem evlerinin dışında Alevî köylerinin hemen hemen tamamında köylülerin yaptırdıkları camileri vardır. Oruç ve kurban ibadeti hemen tüm Alevi topluluklarında görülen ibadetlerdir (Yıldız, 2011: 283-293).

Samsun’un hemen bütün ilçelerinde Alevi köyleri bulunmaktadır. Alaçam, Havza ve Ladik ilçelerinde Alevi nüfus, diğer ilçelere kıyasla daha fazladır. Samsun’un Ordu iline komşu Salıpazarı ilçesinin Avut Köyünde yaşayan Aleviler buraya, 1950’li yıllardan sonra Ordu’nun Hoybulut Köyünden gelip yerleşmişlerdir. Köyde Güvenç Abdal ve Zeynel Abidin ocağına bağlı Alevi guruplar yaşamaktadır (Aktaş, 2011: 771). Havza’nın Karga Köyünde üç farklı ocağa bağlı Aleviler yaşamaktadır.

Güvenç Abdal Ocağı: Hacı Bektaş Veli Vilayetnamesinde, tasavvufi bir menkıbede adı geçen, tanınan bir Alevi-Bektaşi ereni olan Güvenç Abdal’ın adı birçok Alevi-Bektaşi metninde on iki hizmet, on iki post sistematiği ile beraber anılır. Karadeniz Bölgesinde yaşayan Alevilerin büyük çoğunluğu Güvenç Abdal Ocağına bağlıdır. Gümüşhane ili sınırları içindeki Kürtün İlçesi Güvenç Abdal Ocağı’nın tarihsel merkezidir. Kürtündeki yerleşimcilerin ataları, yaklaşık 800 yıl önce bölgeye gelmiş olan Çepni Türkleridir.

Bilindiği gibi Türkler Malazgirt Zaferinden sonra kalabalık guruplar haline Türkiye topraklarına geldiler. Türkiye topraklarına gelen öncü guruplardan olan Çepniler 12. yüzyıldan itibaren Karadeniz sahillerinde görülmeye başladılar.

Tevella-Teberra İnancı: Tevella, Ehl-i Beyt'i, Oniki İmamları, Ondört Masumları, Onyedi Kemerbestleri ve onların yolundan gidenleri sevenleri sevmek, Teberra ise onları sevmeyenleri sevmemektir (Aktaş, 2011: 772).

Masum-u Pak Orucu ve Muharrem Orucu: Avut Köyü Alevileri 12 günlük Muharrem Orucundan önce üç günlük Masum-u Pak Orucu tutarlar. Bu oruç Küfe'de şehit düşen Müslüm Bin Akil ile çocukları İbrahim ve Muhammet için tutulur. Muharrem orucu tutulduktan sonra Muharrem ayının 13. gününde kurban kesilip aşure dağıtılır. Kurban, Kerbela katliamından kurtulan İmam Ali Zeynel Abidin’i anmak içindir. Muharrem ayında eğlence yapılmaz, et yenmez ve erkekler saç-sakal tıraşı olmazlar.
Hızır Orucu: Şubat ayının 14’ünde başlayan, Hızır ile İlyas’ın yedi günlük mesafeden gelip birbirleriyle kucaklaştıkları günleri temsil eden yedi günlük oruçtur. Hızır orucunun son gününde cem ayinleri yapılır. Semah, cem ayinlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Aynı gece bir bezin veya tepsinin üzerine un konularak Hızır’ın gelip una dokunarak iz bırakması beklenir.

Kabir Kurbanı: Alevi köylerinde mevtanın gömüldüğü günün akşamında kurban kesilerek cemaate dağıtılır.

Yörede Görülen Çeşitli İnançlar: Rumi takvime göre yılın ilk günü 13 Ocak’a denk gelir. Bu gün, halk takvimine göre yılbaşıdır. Yılın ilk günü kimse bir başkasının evine gitmez. Nedeni ise yılın iyi ya da kötü geçmesinin, yılbaşında eve ilk gelen kişinin uğur ya da uğursuzluğuyla ilişkilendirilmesidir.
Alevi köylerinde çocuk sahibi olamayanlar türbe ziyaretlerine giderler. Adaklar adayıp dua ederler. Türbelerden aldıkları toprağa cevher derler ve bu toprağı suyla karıştırarak çocuğu olmayan kadına içirirler. Aynı amaçla, çocuğu olmayan kadının çemberi türbeye sürülüp kadına öptürülür. Yapılan dualardan sonra kadının çocuğu olursa çocuğa türbedeki zatın ismi verilir. Hamile olan kadın doğum yapana kadar tekke veya türbelere gitmez.
Havza’da Kız gözü ve Aslanağzı adlarıyla anılan hamamın iç sütunlarından birinin gövdesinde insan gözü olarak tasavvur edilen iki delik vardır. Hamam içerisindeki buhar ve nem yüzünden bu deliklerden su damlamaktadır. Hamamla ilgili efsaneye göre eşkıyaların baskınına uğrayan genç kızlar haydutlara teslim olmamak için taş ya da kuş olmayı dilemişler. Kızlardan biri hemen oracıkta taş kesilmiş. İnanışa göre, sütunun gövdesindeki deliklerden damlayan sular, taş kesilen kızın gözlerinden akan yaşlardır. Çocuğu olmayan kadınlara tedavi maksadıyla, sütunun gözlerinden akan damlalar içirilir.
Çarşamba ilçesindeki Kestanepınar Köyünde ağırlıkla Gürcüler yaşamaktadır. Köy sakinleri kendilerine has inanışlarını sürdürmektedirler. Köy yakınlarındaki Acısu mevkii köy kadınları **** niyetiyle ziyaret ederler. Bahsi geçen suyu şişelere koyup evlerine götürürler. Yine bu köyde Rumi takvimle Nisan ayının ilk pazartesi günü eve odun getirilmez. Aksi takdirde odunun bırakıldığı yere yıl içinde yılan geleceğine inanılır.

Yörede nazar inancı çok yaygındır. Nazardan mustarip olan kişiler çoğunlukla faydalı olduğu rivayetini işittikleri bir hocaya, üfürükçüye giderler. Nazara karşı muska kullanımı da yaygın bir uygulamadır. Çocukları nazardan korumak için muskaların yanı sıra “göz taşı” denen yedi delikli boncuk da kullanılmıştır. Kurşun döktürmek ve um döktürmek nazara karşı **** umulan yöntemlerdendir.

Bafra ilçesinde, üzerlerinde büyü olduğunu düşünen evli çiftlerin Kızılırmak üzerindeki Çetinkaya Köprüsünden geçmek suretiyle büyünün tesirinden kurtulacakları inancı mevcuttur.

Doğumla İlgili İnanışlar
Hamile kalamayan kadın, kayıkla denizde gezdirilirse çocuğunun olacağına inanılır.
Hamile kadın kucağına gül koyarsa doğacak bebeğin vücudunda gül lekesi olacağına inanılır.
Hamile kadın eğer kuşağının arasına, para, yüksük, ceviz gibi şeyler koyar ve bunları orada uzun süre tutarsa, çocukta "ben" çıkabilir.
Hamile kadın ciğer kanını bir yerine sürerse, doğacak bebeğin vücudunun tam o yerinde siyah bir leke çıkacağına inanılır.
Süpürgeyle evi süpüren hamile kadının kolay doğum yapacağına inanılır.
Hıdırellez’le ilgili olarak da hamile kadınların dikkat etmesi gereken kurallar vardır; Hıdırellez arifesinden itibaren hamile kadınlar un elemek, dikiş dikmek işlerden uzak durmalı, çiçek veya başka bir bitkiyi koparmamalıdır. Aksi halde çocuğunun sakat doğacağına inanılır.
Aşeren kadının istediği yiyeceğin mutlaka temin edilmesi gerekir aksi halde doğacak olan çocuğun arsız ve açgözlü olacağına inanılır.
Hamile kadının canının çektiği yiyeceklere bakarak doğacak çocuğun cinsiyeti tahmin edilir: Canı ekşi yiyecek çeken kadının kız, canı tatlı yemek çeken kadının ise erkek çocuk doğuracağına inanılır. “Ye ekşiyi doğur Ayşe’yi, ye tatlıyı doğur Hakkı’yı” deyişi de bu inanışı teyit etmektedir.
Hamile kadın çokça ayva yerse çocuğun güzel, biber yerse sinirli, erik yerse esmer, nar yerse pembe yanaklı, şeftali yerse falza tüylü olacağına inanılır.

Hamile kadın sağ yanına yatarsa erkek, sol yanına yatarsa kız çocuğu doğurur diye inanılır.
Hamile kadının yüzü beyazlanırsa erkek, yüzü solgunlaşırsa veya çillenirse kız çocuğu doğurur diye inanılır.
Hamile kadının karnı sivri ise erkek, yassı ise kız çocuk doğuracağına inanılır.
Hamile kadının yüzü beneklenirse doğacak çocuğun kız olacağına inanılır.
Hamile kadının eline iğne verilirse, bebeğin zayıf doğacağına inanılır.
Hamilelik döneminde elma yiyen kadınların çocuğunun yanaklarının kırmızı, ayva yiyen kadınların çocuğunun gamzeli olacağına inanılır.
Terme’de düğün hazırlıkları sırasında yapılan baklava ve börekler için açılan yufkalardan birini güvey duvara çakar. Bu yufka, eşi doğum yapana kadar duvarda asılı durur. Doğumdan sonra kaynana, bununla yufka çorbası yapar. Bundan maksat, bebeğin sağlıklı olması, karnının ağrımamasıdır.

Taze et gören kadının çocuğunda basıklık olacağına inanıldığı için lohusa kadının yanına et götürülmez.
Bebeğin göbeği uzun kesilirse sesinin gür olacağına inanılır.

Bebek doğumdan sonra hemen tuzlu suyla yıkanır. Eğer bebek tuzlu suyla yıkanmazsa teninin kötü kokacağına inanılır.
Adet dönemindeki bir kadın kırkı çıkmamış bebeğin yüzüne bakarsa bebeğin yüzünde kırmızı lekeler çıkacağına inanılır.

İki lohusa kadının bir araya getirilmesinden kaçınılır. Lohusalar bir araya gelirlerse biri diğerini basar; bundan dolayı çocuklardan biri güçlü, diğeri zayıf olur. Zayıf kalan çocuk çabuk hasta olur, geç yürür, geç konuşur. İki lohusa karşılaştıkları zaman birbirlerinin yakalarına iğne takarlar ve yine birbirlerine lokma yedirirler.

Aleviler doğan çocuğun uzun ömürlü olması için kırk evden gümüş para veya gümüşten yapılmış eşyalar toplayarak bunlardan bilezik yaptırıp bunu bileziği çocuğun koluna takarlar.

Bebeğin ilk önce üst dişleri çıkarsa söz ustası olacağına, sözünün dinleneceğine inanılır.
Geç yürüyen çocuklara bazı yörelerde “basık” denir. Çocuğun yürüyemeyeceğinden endişelen ebeveyn Cuma namazı öncesi çocuğun ayaklarını iple birbirine bağlar. Cuma namazından çıkan ilk kişiye bu iplik kestirilir. Bu uygulamadan sonra çocuğun tez zamanda yürüyeceğine inanılır.
Bebeğin tırnakları doğumdan sonraki 40 gün boyunca kesilmez. Aksi halde elinin uzun olacağına, hırsızlık yapabileceğine inanılır.
Bebeğin ağzına kuş gagası değdirilir ve “kuş gibi dilin olsun” denirse, konuşmaya erken başlayacağına inanılır.

Tüm forumdan rastgele konular:

  • » Tebrikler Zümrecimmmmm...
  • » Uğur Mumcu ( 1942)- (24.01.1993)
  • » Ankara caddelerinde milli bayramlar...
  • » 100 milyon TL'lik rant
  • » Rahim Er ( 12.04.1950)
  • » Polen Her Derde Deva
  • » Twitter yenilendi!
  • » Bu Kadarına Pes.!
  • » 'Erkeksen tüm ordunu Pakistan'a gönder'
  • » 2010 Gümüş Kolye Uçları

Aynı kategoriden rastgele konular:

  • » Hidir abdal ocaği
  • » Alevi ocaklari...
  • » Izmir'in Cemevleri (Listesi)
  • » Ardahan Alevi Köyleri
  • » Sivas Alevi Köyleri
  • » Hüseyin abdal ocaği
  • » Bostankolu hasan halife ocaği
  • » Dersimde Asiret Oymaklarinin Yerleri Ve...
  • » Kureyşan/haci kureyş ocaği
  • » Elazığ'ın Alevi Köyleri