Alevilik, Hâkk-Muhammed-Ali üçlemesiyle Ehl-i Beyt ve On İki İmamları önemseyen Câferiyye Şiiliği ile ortak noktalara sahip olan bir yoldur.

Alevilik’te incelenmesi gereken asıl inanç Vahdet-i Vücud veya Varlık birliği’dir. Ali ve On İki İmam'ın öğretilerini öğretmiş olduğu varsayılan Hacı Bektaş-ı Veli'nin mistik Alevi İslami öğretilerini takip eden yerel bir İslami gelenektir.

Sünnilik ve Onikicilik'ten farklı olarak Alevilerin bağlayıcı bir dini dogmaları yoktur ve öğretiler dede adı verilen dini bilgin tarafından aktarılır. İslam'ın altı iman esası kabul edilir, ancak yorumlama farklılık gösterebiliyor.

Siyasi olarak İslamiyet’in İmâmiye-i İsnâ‘aşer’îyye Onikicilik fıkhi mezhebinden olan Aleviler, itikaden Horasan Melametîliği’nden köken alan Hoca Ahmed Yesevî’nin kurduğu Câferî Tasavvufî–Yeseviyye Tarikatı ile Fatımiler Halifeliği devrinde Orta Asya ve Türkistan’da çok önemli faaliyetlerde bulunan Nâsır Hüsrev’in kurucusu olduğu Pamir Aleviliği’nin de altyapısını oluşturan Şiiliğin Batıni–İsmâilîyye fıkhî mezhebinin tesirleriyle gelişimini tamamlayarak ortaya çıkan Tasavvufî-Bâtın’îyye itikadi mezhebi mensuplarıdır.

Alevilik; Özünü insan sevgisinde bulan, Tanrı’nın insanda tecelli ettiğine ve zerresinden oluştuğuna, onun için de insanın ölümsüzlüğüne inanan, ibadetlerinde kadın erkek ayrımı yapmadan, kendi öz diliyle, musikisiyle, semahıyla inancını icra etme biçimine denir. Alevilik; İslamiyet’in Kuran’a dayalı, Hz. Muhammed’in buyruklarına göre İslam’ı evrensel boyutuyla yorumlayıp, yeryüzü insanlığına yeni kapılar açan büyük bir düşünce akımı ve tasavvuf felsefesiyle hayat bulan bir inanç bütünlüğüne denir.

Alevilik içerisinde Kızılbaş, Dazalak, Kalender’îyye, Bedr’îyye, Bektaş’îyye, Câm’îyye, Şems’îyye, Edhem’îyye gibi farklı birçok bâtınî tarikat yer almaktadır. 13. YY. Babâîlikten ve 14. YY. sonlarından itibaren de yoğun olarak Hurûfîlikten etkilenen Anadolu kaynaklı Bektaşilik Tarikatı bunların içlerinde en meşhur olanıdır. 14. ve 15. YY. Fadlullah Ester-Âbâdî tarafından Şiilikten ayrılarak zuhur eden Hurûfîlik mezhebinin tesirleri altında kendisini yeniden yapılandırmış olan Bektaşilik, Aleviliğin içinde yer aldığı varsayılan bir tarikat olması itibarıyla Anadolu Aleviliği’nin tamamını tanımlamamaktadır. Dört Kapı Kırk Makam şeklindeki kâmil insan olma ilkelerini Hacı Bektaş-ı Velî’nin tespit ettiğine inanılır.

Hacı Bektaş, "Kul Tanrı’ya kırk makâmda erer, ulaşır, dost olur" demiştir. Aleviler kendi içlerinde bir çeşit hiyerarşi oluşturmuştur. Örneğin yol’a gönül vermiş olana tâlip denir. Kişi, yolun kurallarını yerine getirip bilgi düzeyini arttırdıkça yükselir. Alevilikte yol denen deyimin temelini Dört Kapı Kırk Makam anlayışı oluşturmaktadır. Dört Kapı ve Mertebeleri şunlardır: Şeriat (Bel Kapısı / Mü’minlik Mertebesi), Tarikat Kapısı (Yol Kapısı / Zâhidlik Mertebesi), Marifet Kapısı (İl Kapısı / Âriflik Mertebesi), Hakikat Kapısı (Gök Aman – Yer Ana / Mûhiplik Mertebesi) Aleviler, Muhammed’in son peygamber olduğuna, Ali bin Ebu Talib'in ise veliliğine (ya da imamlığına) inanırlar. Aleviler, ibadetlerini cemevinde yaparlar. Günlük ibadetleri Sabah, Akşam ve Gece Gülbeng'idir. Kadir Gecesi’yle bağlantılı olarak üç gün ve Muharrem ayında ise on iki gün oruç tutarlar. Muharrem’den sonra da üç gün Hızır Orucu tutarlar. Muharrem orucundan evvel üç gün Masum-u Paklar orucunu tutarlar. Alevilik: Allah, Muhammed, Ali kutsallığını kalbinde taşıyan, Hz. İmam Ali’nin adaletinden ayrılmayan, temelinde insan sevgisi bulunan her dine, her mezhebe, her inanca saygı duyan ve hoşgörü ile bakan, dil, din, ırk, renk farkı gözetmeyen, eline, diline, beline sahip ilkelerini şart koşan, gelmek isteyen, inançlı insanları çatısı altına alarak manevi susuzluklarını gideren, insanları yaşadıkları toplumda kendi istekleriyle kendi kendilerini yargılamalarını sağlayan, eşitlikçi, katılımcı, paylaşımcı düşünceyi savunan, bağnaz kurallara bağlı olmayan ve onu reddeden, İslam dinini kendi örf ve adetleriyle yorumlayan, aslı doğruluk, kemali dostluk, cevheri merhamet, görüşü eşitlik, hazinesi bilgi, meyvesi sevgi hamuruyla yoğrulmuş, insan-ı kâmil ve erdemli insan yaratmayı öngören, korkuyu aşıp sevgi ile Tanrıya yönelen, “Enel-Hak” ile insanın özünde Tanrıyı gören, insanı incitmenin tanrıyı incitme anlamını veren, yaratan ile yaratılan ikiliğinden “varlık Birliği”ne varan edep ve ahlakiliği yaşamın temeline oturtan, insanı yücelten, hamurunda hem ilahiliğin hem de irfan iliğin mayası bulunan; kişinin ahlaklı ve karakterli yaşam ilkelerini belirleyen, Hz. Muhammed ve Hz. İmam Ali’den gelen neslin imametini teberra ve tevella ilkesi ile sahiplenen, dini biçim ve şekli olarak değil, gerçek anlamıyla algılayan, dini bağımsız bir irade gücü ve Batıni özelliği ile evrimleştiren akıl ve iman bütünlüğünde birleştiren ve tüm bunları “Kırklar Cemi” ile yürüten bir inançtır…

Hacı Bektaş-ı Veli de; "Ara ki bulasın," demektedir. Aramadan bulunmaz, bulunmadan bilinmez, bilinmeden sevilmez, sevilmeden varılmaz, varılmadan da O olunmaz. Kendini bul ki; O'nu da bulasın. Kendini bulmadan onu bulamazsın. Kendini görmeden onu göremezsin. O zaman ara, kendini ara, eksiğini ara, Hakk'ı ara, güzellikleri ara, iyilikleri ara, sevgi ve aşkı ara. Arayarak O olacaksın. Çünkü her şey sendedir. Kâinat sende gizlidir. Aradığın sendedir. "Mademki sen insansın" aranılan sende gizlidir. Kitabı Mübin sensin, sana senden yakın bir şey yoktur. Çünkü O sana senin şah damarından daha yakındır.

Yakın olanı sen niye senden uzaklarda ararsın ki! Hz. Ali, kendini bilmenin ışığını yüzyıllar öncesinden yakmıştır: Derman sende. Fakat senin haberin yok; Derdin sende fakat sen görmüyorsun Kendini küçük bir beden sanıyorsun Oysaki koskoca âlem, dürülmüş içinde senin Öylesine apaçık, apaydın bir kitapsın ki Gizli şeyler onun harfleri ile meydana çıkmada, Dışarıya bir ihtiyacın yok senin Gönlünde yazılmış yazılar Her şeyden haber verir sana.”

Üçte biri İstanbul bölgesinde yaşayan Alevilerin daha sonra en yoğun olarak bulundukları yöreler arasında Ankara, Adana, Balıkesir, Eskişehir, Bursa, Antalya, Aydın ve Damal, Ardahan şehirleriyle, Orta ve Doğu Anadolu'da yer alan Erzincan, Sivas, Tunceli, Tokat ve Kahramanmaraş’ın ilçelerinde gelmektedir.

Türkiye’de en çok Alevi köyü ise 57'si karışık olmak üzere toplam yaklaşık 548 adet köy olup Sivas ilinde yer almaktadır. Bunların ardından,Tunceli,Erzincan,Tokat,Çorum,Kahramanmaraş,Malatya, Amasya,Hatay,Yozgat, Adıyaman, Bingöl, Erzurum, Balıkesir, Kars, Manisa, Aydın, Adana, Mersin, Muğla ve Ordu illeri gelmektedir. Anadolu dışında ise Rumeli, Balkanlar ve Arnavutluk'ta yaşayan Bektaşiler'in yanı sıra, Batı İran, Luristan ve Kuzey Irak'ta ise Yâresânîlik (Ehl-i Hak), Kakai ve Ali İlâhîlik gibi isimlerle anılan ve kendilerini "Alevi-Kürtler" veya Alevi-Zazalar olarak tanımlayan gruplar da bulunmaktadır. Bugün İran'ın doğusunda Horasan'da da küçük bir Alevi topluluğu vardır. Aleviler daha ziyâde dağlık olan merkezî otoritenin baskısının ulaşamadığı bölgelerde yaşamlarını sürdürmektedirler.

Alevilik inancına göre, namaz, hac ve oruç gibi kural ve kaideleri gerektirmez. Namaz gerekmez, niyaz gerekir. Çünkü Hz. Ali Alevilerin namazımızı kılmıştır. Asıl olan "eşiğin kutsallığıdır" bu Alevilere yeter. Hz. Ali camide şehit edilmiştir. Bu nedenle cami yerine cemevi gerekir. O nedenle Aleviler camiye gitmezler. Alevîlik müslümanlıktır. Ancak namaz, oruç, hac, kıble gibi dinin farz kıldığı kural ve kaideleri yerine getirmeye çağımızda gerek yoktur. Asıl olan bir insan gönülüne girmektir Ana fikri ile meshepsel olarak ayrılmaktadır.

Alevîlik, elbette müslümanlıktır. Ancak Sünnîler tarafından ileri sürülen ve yorumlanan Kur’an ayetleri ilk üç halife ve Emevîler döneminde değiştirilmiştir. Bir çoğu da eksiktir. Özellikle Ehl-i Beyt’le ilgili olan ayetler Kur’an’dan çıkartıldığı için mevcut İslam’ın şartları olarak ileri sürülen hususlar gerçeği yansıtmıyor.

Alevilere göre İslâm, Arapların dinidir. Bizi ilgilendirmez demektedirler çünkü Alevilik şamanizmden geliyor. Anadolu’ya geldiğimizde başka bir ifade ile Anadolu’nun fethi tamamlanınca Anadolu’ya gelen Türkler çok tanrılı dinler yerine tek tanrılı dinlerden birisini kabul etmek zorunda idiler. Kendi gelenek ve göreneklerini de kaynaştırarak bugünkü Alevîliği meydana getirdiler. Dolayısıyla Arap dini olan İslâm dininin farz kıldığı kural ve kaideleri yerine getirmek zorunda değiller kendi gelenek ve göreneklerinin aslı olan saz eşliğindeki cem ayini onlar için yeterlidir. Duaz, Duazdeh’in kısaltılmış halidir. Duazdeh Farsça olup oniki (12) anlamına gelmektedir.

Duaz, Cem âyinlerinde söylenen ve Oniki İmamlar’ın adlarının geçtiği deyişlerdir. Bazen dua olarak da nitelendirilirler. Bu deyişlerde ayrıca Oniki İmamlar’ın yanı sıra başta Muhammed ve Hacı Bektaş Veli olmak üzere Alevî ulularının adları geçmektedir. Alevîlik’te duazın, nefesin, türkünün, deyişin farklı anlamları bulunmaktadır. Fakat günümüzde genellikle “Deyiş” Alevîliği çağrıştıran her melodinin adı olarak benimsenir. Türkü, nefes, duaz da bunların alt adlardır. Alevîlik’te duaz ve deyişlerde kullanılan dil Türkçe’dir.

Alevilere Hac ve Kıble gerekmez. Kabe putlar için yapılmış bir yapı (puthane) dır. Asıl olan insandır. Yeni kâbe insandır. Alevîliğin temeli de bu felsefeye ve ilkelere dayanır. Alevî ibâdetinin uygulandığı mekân Cemevi/Pîrevi’dir. Alevîler’in ibâdet ettiği yere “toplanma” anlamında “Cemevi” denir; bir olma, bütünleşme yeri, Yaratan’la bir olma, bütünleşme anlamındadır. Cem herhangi bir yerde yapılabilir. Evde ya da temiz olan her yerde yapılabilir. Önemli olan Allah’a sığınmak ve ibâdet etmektir.

Alevî geleneğinde Cemevleri, salt tapınma (ibâdet) maksadı ile kullanılmamış ve kullanılmamaktadır. Topluluğunun dinî gereksinimi yanında toplumsal, bireysel sorunların çözüme kavuşturulduğu bir meclis işlevi de görmüş ve görmektedir. Semah, Cem’lerde deyişler eşliğinde yapılan dinsel törenin adıdır. Ulu Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli bu konuda şöyle söyler: "Semah, ariflerin aleti, muhiplerin ibadeti, taliplerin maksududur. Bizim Semahımız oyuncak değil, ilâhî bir sırdır. Bir kimse ki semahı oyuncak sayar, o cahildir". Semahın kaynağı "Kırklar Meclisi"ne dayanır.

İnanca göre bu meclise gelen İslam peygamberi Muhammed’e Salmân-ı Fârisî tarafından bir üzüm tanesi verilir ve Salmân-ı Fârisî kendisinden bunu paylaştırmasını ister. Muhammed, Cebrâil’in getirdiği tabakta bu üzüm tanesini sıkar. Bunu içen Kırklar "Ya Allah" deyip Semah dönmeye başlarlar. Geçmişte sadece Cem’lerde dönülen semahlar, özüne aykırı düşmedikçe izleyiciler önünde de icra edilmektedir. Günümüzde en özgün semah âyini Hubyarlılar tarafından icra edilmektedir.


Türkiye devleti, cemevlerine ibadethane statüsü verilmesine, Alevi dedelerinin devlet memuru olabilmesine ve Alevilere özel kamu fonu aktarılmasına olanak sağlamamaktadır. Devlet, Aleviliğin "ne tam olarak bir din ne de İslam’ın bir dalı olarak" görülemeyeceği, "Sufi tarikatı olarak" ele alınması gerektiğini, Diyanet'in İslam’ın "Sufi yorumuna" hizmet vermediğini ve cemevlerinin cami, mescid, kilise ve sinagogların aksine ibadethane (mabed) kategorisine girmediğini savunmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2016 yılında karara bağladığı davada Türkiye’de devletin Alevileri resmen tanımaması ve hukuksal statü sağlamamasıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin din ve vicdan özgürlükleriyle ilgili 9’uncu maddesinin ihlal ettiği sonucuna vardı ve Alevilerin hiçbir kamusal hizmetten faydalanamamalarını dinî ayrımcılık olarak tanımladı. Bugüne kadar AİHM'in kimliklerde din hanesi, cemevlerinin ibadet yeri statüsü, vicdani ret hakkının tanınması ve zorunlu din kültürü ahlak bilgisi derslerine ilişkin kararlarının hiçbiri Türk devleti tarafından uygulanmadı.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın açıkladığı Uluslararası Din Özgürlüğü Komisyonu’nun 2015 yılı raporunda cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararına rağmen Alevi öğrencilerin zorunlu din derslerinden muaf olma hakkının reddedilmesi ve Alevilere yönelik diğer ayrımcı uygulamalara yer verildi. İsviçre’nin Basel kantonunda Alevi derneklerinin başvurusu üzerine yerel parlamento 2012 yılında Aleviliği ayrı bir inanç olarak kabul etti.

Kaynak: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Önce Vatan Gazetesi

Tüm forumdan rastgele konular:

  • » Mustafa Kemal ATATÜRK (1881-10 Kasım...
  • » Dünya Dili Türkçe: Hangi dilde kaç...
  • » Photoshop Kılıç Yapımı
  • » Turizmin gözdesi: Ege
  • » KPSS tercihleri başlıyor
  • » Davutoğlu Amerika'yı Uyardı
  • » 12 Eylül'e Kadar Daha Neler Duyacağız!
  • » Check-up'ınızı kendiniz yapın!
  • » Pir Zöhre Ana ile kurban bayramı...
  • » Her bir güne ATATÜRK'ten vecizeler

Aynı kategoriden rastgele konular:

  • » Cami Alevinin Ibadet Yeri Değildir
  • » TRT'den Muharrem Ayı programı
  • » Geçmişten Geleceğe Alevilik Sempozyumu
  • » Alevi vatandaşlar muharrem orucunun ilk...
  • » Alevi dedelerine yasadışı dinleme
  • » Açılım Alevilere güven vermiyor
  • » Alevilik nedir ?
  • » Alevilik, Yukarı Mezopotamya’nın Ilk Ve...
  • » Alevilerden PKK'ya isyan
  • » Karacaahmet Sultan Dergahı....