Arap Alevileri Kimdir?


Yemen’den kalkıp kaçgöç dalgaları halinde Anadolu’ya geldiler. İbadetlerini, törenlerini, geleneklerini gizlilik içinde yürüttüler. Hz. Ali’ye, ehlibeyte ve yemine sadık kaldılar. Mersin, Tarsus, Adana, İskenderun, Antakya ve Samandağ’ın uzandığı Akdeniz kıyı şeridinde Arap Alevileri, iyilik yolunun taşlarını döşemeye devam ediyorlar. Arap Alevileri ya da Nusayriler, Caferiliğin farklı bir kolu sayılırlar. Şii fıkhını benimserler ancak özgün Bâtıni yorumda..

Yemen’den kalkıp kaçgöç dalgaları halinde Anadolu’ya geldiler. İbadetlerini, törenlerini, geleneklerini gizlilik içinde yürüttüler. Hz. Ali’ye, ehlibeyte ve yemine sadık kaldılar. Mersin, Tarsus, Adana, İskenderun, Antakya ve Samandağ’ın uzandığı Akdeniz kıyı şeridinde Arap Alevileri, iyilik yolunun taşlarını döşemeye devam ediyorlar.
Arap Alevileri ya da Nusayriler, Caferiliğin farklı bir kolu sayılırlar. Şii fıkhını benimserler ancak özgün Bâtıni yorumda Şiilerden ayrıldılar. On iki imamın ardından onların babı (kapısı, vekili) sayılan din ulularını yetkili bildiler. Fakat kimin gerçek bab/vekil olduğu konusunda uzlaşma çıkmayınca Caferilik çatısı altında toplanan Aleviler miladi 9. yüzyılda üçe bölündüler: Nusayrilik, Caferilik ve İshakilik.

Arap Alevilerinin Tarihi

On birinci imam Hasan el Askeri’nin meclisinin saygın adamı ve babı sayılan Ebu Şuayb Muhammed bin Nusayr el Basri el Numeyri “gerçek bab/vekilin kendisi olduğu” teziyle Kûfe’de (Irak), sırasıyla 12 imamdan devredildiği veya miras kaldığı söylenen dini öğretinin Bâtıni yorumunu yapmak suretiyle kendi adıyla anılan Alevi kolunu kurdu. Samarra (Irak) kentine yerleşerek bu inancını yaymaya başladı. Kimileri kurucunun lakabından hareketle, bu inanç yolunu izleyenleri Nusayri diye adlandırırlar. Hatay Harbiye’nin tanınmış dini önderlerinden Nasreddin Eskiocak (74), inançlarını şöyle tanımlıyor: “Müslümanlık, Hz. İbrahim zamanından beri var. Hz. Muhammed devrinde başlayan ise günümüzdeki Müslümanlıktır. İster camide, bahçemde, evimde; ister kilisede ibadet ederim. Allah için olduktan sonra, her yerde ibadet makbuldür. Hz. Ali’nin Kâbe’nin içinde dünyaya geldiğini bilmezler ama Aleviler hacca gitmez diye tuttururlar. Biz kendimize Alevi diyoruz; bizi dışlayanlar ise (genelde kötüleme maksadıyla) Nusayri diye adlandırıyorlar. Biz, Ali’nin izinden giden, anadili Arapça olan Arap Alevileriyiz.”
Yerli veya yabancı tarihçi, sosyolog ve antropologlar “Arap Aleviliği” tanımının yanı sıra “Nusayri” sıfatını kullanmakta sakınca görmezler. Bu tanımı bilimin gereği olarak yaparlar; karalama veya aşağılama diye bir art niyetleri yoktur.Defalarca görüşüp konuştuğumuz inanç mensupları da kimi zaman “Nusayri”, kimi yerde “Alevi Nusayri”, bazen “Caferiliğin bir kolu olarak Alevi veya Nusayri” olduğunu ifade ettiler. Araştırmacı yazar Ömer Uluçay’ın Nusayri meşrepli ozan Virani’den aktardığı bir şiir, bunun tipik kanıtıdır. “Nusayriyem, Nusayriyem, Nusayri/ Ne ölmüşem, ne hod sağım, ne sayrı…”Nusayriliğin Tarihsel Süreci

Nusayrilik, tarihsel sürecinde kendi içinde aşağıdaki kollara ayrıldı: Cerraneler (kornacılar), Gaybiler, Kilaziler (yahut Kameriler), Haydariler (veya Şemsiler), Mahusiler, Neysafiler, Zuhuratiler. Türkiye sınırları içindeki Alevi topluluğu arasında Kilazi inanç yolundan gidenler güney kesimlerinde; Haydariler ise kuzey mıntıkalarda yerleşiktirler. Hatay’daki dağılım, hem karma hem de karışıktır. Örneğin Harbiye, Samandağ, Aknehir, Yaylıca ve Karaçay’da Haydariler; Antakya, Serinyol, Döver ve İskenderun’da Kilaziler daha yoğundur.
İki ana kol arasında bazı farklılıklar bulunur: Haydarilere göre Hz. Ali göktedir. Gök bir semboldür ve mananın bulunduğu yerdir. Güneş Muhammed’i, ay ise Selman-ı Farisi’yi temsil eder. Hz. Ali’nin oturduğu makam güneştedir. Kilazilere göre ise ay Hz. Ali’nin mekânıdır. Güneş Muhammed ve gök ise Selman’dır.
Nusayri ilahiyatı Tanrısallığa, varoluşa ve dolaysız biçimde insan-insan ve insan-Tanrı ilişkisine dair anlamlandırmalar üzerine oturtulur. Nusayri inancına göre; kâinattaki canlı, cansız tüm varlıkların yaratanı Allah’tır. O, her şeye gücü yeten, mutlak ve eşsiz bir Tanrıdır. Allah, varoluşunun nedeni ve anlamıdır. İşte bu neden ve anlam, Nusayrilik inancında mana olarak anlamlandırılır. Her sözün bir manası, kastı; muradı, aslı ve özü; esas fikir ve amacı vardır. Şekilden, vakitten öte, bir doğru, bir gerçek var. Mana budur. Yüceler yücesi; her şeyin özünde, ruhunda olan budur. Mana görünmezden rü’yete gelecek, görünür olacak; ete kemiğe bürünecek. La mekândan (mekansızlıktan), mekâna inecek. İşte bu, isimdir. Mekânsızlıktan belli bir mekâna gelecek olan şey isimdir. İnsanların tanınması, kavranması böylece mümkün olacak. Buna tecelli denir. Yüceler yücesi olan mana, cisimde dönüşür ve isimde tecelli eder; onda görünür olur. İsim üzerinden insanlara, varlıklara seslenir. Bu bir eksiğin giderilmesidir. Buna göre Hz. Ali, Allah’ın tecellisidir. Hz. Muhammed ile Ali, gündüzleri ayrı, geceleri birdirler. Her şehrin bir kapısı vardır. Peygamber şehir ise, Ali de onun babı yani kapısıdır. Kapı (bab) yapıya, kaleye veya şehre bir azamet verir. Hz. Ali’nin “bab” olmasındaki hikmet budur. Nurlu varlıktan doğan nurlu varlığa dönüşmesi sürecinde babın tecellisinde aldığı isim Salman-ı Farısi’dir.
Nusayrilikte Hz. Ali’nin Önemi

Nusayriler, Hz. Ali ve soyundan (ehlibeyt) gelen 12 imamı kutsar; her imamın bir bab (vekil) tayin ettiğine inanır. Hz. Ali, Hz. Muhammed ve Salman-ı Farısi’den sonra en çok kutsanan Mikdat, Ebu Zerr, Abdullah bin Rahava, Osman bin Mazun ve Kanber peygamber sahabesi ve Hz. Ali’nin yakın dostlarıdır. Bunlara Beş Yetim denilmektedir. Mana isimde, isim babda, bab ise Beş Yetim’de tecelli eder.Din önderleri şeyhler, Nusayri toplumunda hayati bir rol oynarlar.
Nusayrilerin,inançlarından dolayı karşılaştıkları baskı ve aşağılama, hatta kimi tarihi dönemlerde yaşadıkları kırım ve katliamlar toplumsal bellekte derin izler bırakmış. İbadetlerini, törenlerini, geleneklerini gizlilik içinde yürütmelerinin, sır tutmayı zorunlu ve kutsal saymalarının bir nedeni de bu.
Sır tutmak Nusayri inancının temel öğelerinden. Zamanı geldiğinde topluluğun her üyesi sınavdan geçerilir ve “cemaate ilişkin sırları saklayacağına, ahlak ve öğretiye” uyacağına dair yemin ettirilir. Yemine sadık kalmayanlar dışlanır. Cumhuriyetin laiklik anlayışı ile daha rahat bir hayat sürdürseler de Nusayriler, geleneklerini ve gizliliğe dayalı yaşam biçimlerini sürdürdüler. Onlar şimdi de Mersin, Tarsus, Adana, İskenderun, Antakya ve Samandağ’ın uzandığı Akdeniz kıyı şeridinde yüzyıllardır iyilik yolunun pirleri olarak varlıklarını devam ettiriyorlar.

Kaynak: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Tüm forumdan rastgele konular:

  • » Hüseyin Uğurlu-Bana Dönek Demiş
  • » İŞsİzlİk Sİgortasi Kanunu
  • » Kaliteli Windows 7 Duvar Kağıtları 17...
  • » Selahattin Ülkümen
  • » Kılıçdaroğlu Başbakan olmazsa biz yokuz
  • » Yüzde 58 okusun
  • » harika bir kamera 12.2 megapiksel.
  • » Yeni madenciler için iş ilanı!
  • » Mezar taşı yazıları Türkçeye çevrilecek
  • » Kerimoğlu :Türk Kadını Cefakardır

Aynı kategoriden rastgele konular:

  • » Sivas katliamı : İnsanlığın utanç...
  • » Okul müdürü, hakem, itfaiyeci bile...
  • » 12 yıldır hiçbir alevi, hakimlik ve...
  • » Asker, Alevileri de ayrıntılı olarak...
  • » Taraf: Kılıçdaroğlu Kızılbaş
  • » Alevi inanç önderleri İstanbul'da...
  • » Bir Zaman Gazetesi Klasiği:
  • » Alevilerin anayasal hakları
  • » Alevilere hakaret eden soruyla ilgili...
  • » Başkan Genç: Alevi toplumunun...