Karl Marks’ın şu sözü hepimizin malumudur: “Bir kimsenin özgür olarak gelişmesi, herkesin özgür olarak gelişmesinin şartıdır.” Tarihi ve içinde bulunduğumuz siyasal-sosyal koşulları göz önünde bulundurduğumuzda sözün önemini hemen anlayabiliriz. Zira bütünü oluşturan diğer parçalar hastalıklı ise elinizde kalan parçanın ömrü de sağlıklı geçmeyecektir. Bu nedenle “parçanın hatrı” için bütüne ses çıkarmamanız yaşayacağınız kaderi değiştirmez. Aksine bu tutum bütünün ve dolayısıyla parçanın ömrünü de azaltır; etik olarak da kabul edilebilir bir yanı yoktur bu anlayışın.
Kimi Alevi örgütlenmelerinin son dönemde siyasal çevrelerle kurduğu “talep”odaklı ilişkiler maalesef yukarıda sözü edilen anlayış çerçevesinde şekillenmekte. Öyle ki bu örgütlenmeler ülke gerçekliğini Alevi gerçekliğinden koparırcasına hareket etmekte, çoğu zaman “muhatap” alınmak söylemiyle deyim yerindeyse siyasetçilere kapılarını ardına kadar açmakta.
Oysa biliyoruz ki, Alevilik başta olmak üzere hiçbir din/inanç grubu “Taksiciler Odası” gibi hareket edemez, etmemeli. Çünkü inanca ana omurgasını veren onun ruhu, felsefesi, derinliğidir; öyle olmalıdır. Bu derinliği yok sayıp, yüzeyde yapılan konuşmalar, pazarlıklar, anlık taleplerinizi karşılayabilir belki lakin orada yüz üstü bıraktığınız kadim bir tarih, erkan, yol vardır.
BAZEN İKTİDARA BAZEN DE MUHALEFETE TEŞNE OLMAKTALAR…
Öte yandan Cemevleri siyasetçileri temize çekme, onlara itibar kazandırma, partililere üst perdeden konuşma imkanı verme yerleri olmadığına göre, iki de bir Cemevinde siyasetçi ağırlamak, maksadı aşan bir anlayıştan kaynaklanmıyorsa, dört başı mamur bir kötülüktür; “yola” gölge düşürmektir. “Kurumsal” çıkarlar için inancın siyasete alet edilmesidir.
Unutmamak gerekir ki, “Mensubiyet mesuliyet gerektirir” düsturu gereği bir inancın temsilcileri, temsil ettikleri inancın, değerin sorumluluklarını göz önünde bulundurmalı, “iktidarlarını” güçlendirmek için, siyasal günahlara kefil olurcasına hareket etmemelidir. Fakat gelin görün ki, içinden geçtiğimiz şu günlerde kimi zaman Cemevi yardımları göz önünde bulundurularak, kimi zaman benzeri taleplerle ilgili görüşme yapıldığı öne sürülerek, Alevi örgütlenmeleri bazen iktidara bazen de muhalefete adeta teşne olmaktalar.


Burada yaşanan temel bir sorundan bahsediyoruz. Onun için meselemiz tek tek kişiler ya da kurumlar değil. Lakin konuyu somutlaştırmak için bir örneğe yer vermemiz gerekir. Geçtiğimiz haftalarda Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Tunceli Cemevini ziyaret etti. Diyanet sitesinde yapılan habere göre Cemevi başkanı Ali Ekber Yurt, ziyaretten duyduğu memnuiyeti şöyle açıklamış “Ziyaretiniz bizi onurlandırmıştır, şereflendirmiştir. Ziyareti, İslam birliği, beraberliği ve İslami kardeşlik açısından çok önemli bir adım olarak görüyoruz”[1] Hatırlatalım Ali Erbaş daha bu yıl deizm bağlamında şu ifadeleri kullanmıştı "Bizim milletimizin hiçbir ferdi böyle sapık, batıl bir anlayışa asla prim vermez. Milletimize, gençlerimize kimse iftira atmasın. Benim bu tanımımdan sonra hiçbir gencimizin ve insanımızın sapık ve batıl felsefi bir düşüncenin peşinden gidecek kadar buna itibar edeceğini zannetmiyorum."[2] Bu durumda olan şu: “Erbaş birilerini sapıklıkla ya da benzeri ithamlarla suçlayabilir yeter ki bir Cemevini ziyaret etsin yeter ki Cemevi taleplerini Erdoğan’a iletsin, bu duruma bir çözüm bulsun” Ne yazık ki, meselenin geldiği nokta burası.
Öyle olmasa başta İçişleri ve Dışişleri olmak üzere onlarca kurumun bütçesini geride bırakarak 2019 yılında 10 milyar TL’lik bütçe ile ödüllendirilen kurumun başkanına övgüler dizilmez, başlı başına bu durumun yanlışlığı göz önünde bulundurularak konuşulurdu. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın 2019 bütçesi 2018’e göre %56 oranında düşürülürken Diyanet’teki bu bütçe artışının kabul edilemeyeceği vurgulanır, Diyanet’e bilimden dört kat fazla pay veren zihniyet faş edilirdi. Ama öyle olmadı, anılan Cemevi başkanı, aksine Erbaş’ı güzelce taltif etti, ziyareti “İslam birliği ve İslam kardeşliği” cümleleri ile yorumladı.
O FETVADA “KIZILBAŞLAR” İÇİN NELER SÖYLENİYOR…
Cemevi başkanı Yurt’un kimi açıklamaları da bu demeci kadar sorunlu. Örneğin Ahmet Davutoğlu’na sundukları bir raporda geçen şu ifadelerde onun da imzası var: “Gerek Yavuz Sultan Selim gerekse Şah İsmail Hatayi Türk ve İslam tarihinin iki önemli iki büyük şahsiyetidirler. Eğer İstanbul Boğazına yapılan bir köprüye Yavuz Sultan Selim ismi verilecekse İstanbul Boğaz Köprüsünün ismide Şah İsmail Hatayi Köprüsü olarak değiştirilmeli ve iki kardeşlik ve barış köprüsü ile bu anlamsız kırgınlık giderilmelidir." Bu ifadeler birçok açıdan tartışmaya muhtaçtır. Lakin biz burada Ali Ekber Yurt ve anılan raporu hazırlayan kimselere yalnızca bir fetvayı hatırlatmak istiyoruz. O fetva Yavuz Sultan Selim döneminde Müftü Hamza Efendi eliyle çıkarılan bir fetva. Bakın o fetvada “kızılbaşlar” için neler söyleniyor:
“Ey Müslümanlar! Bilin ve haberdar olun ki, reisleri Erdebil oğlu İsmail olan Kızılbaş topluluğu, Peygamberimizin şeriatını, sünnetini, İslam dinini, din ilmini, iyiyi ve doğruyu açıklayan Kur’an’ı küçük gördüler. Yüce Tanrı’nın yasakladığı günahlara helal göz ile baktılar. Kutsal Kur’an’ı öteki din kitaplarını aşağıladılar ve onları ateşe atarak yaktılar. Hatta kendi mel’un reislerini Tanrı yerine koyup ona secde ettiler ve sövdüler. Peygamberimizin karısı Ayşe anamıza iftira ettiler ve sövdüler. Peygamberimizin şeriatını ve İslam dinini ortadan kaldırmayı düşündüler. Onların burada sözü edilen ve bunlara benzeyen öteki kötü sözleri ve hakaretleri benim ve öteki İslam dininin âlimleri tarafından açıkça bilinmektedir. Bu nedenlerden ötürü şeriat hükmünün ve kitaplarımızın verdiği haklarla, bu topluluğun kâfirler ve dinsizler topluluğu olduğuna dair fetva verdik. Onlara sempati gösteren, batıl dinlerini kabul eden ve yardımcı olanlar da kâfir ve dinsizdirler. Bu kimselerin topluluğunu dağıtmak bütün Müslümanların görevidir. Bu arada Müslümanlardan ölen kutsal şehitlerin yeri yüce cennettir. O kâfirlerden ölenler ise, hakir olup cehennemin dibinde yer tutacaklardır. Bu topluluğun durumu kâfirlerin halinden daha kötüdür. Bu topluluğun kestiği veya gerek şahinle, gerek ok ile gerekse ***** ile avladığı ******lar murdardır. Onların gerek kendi aralarında, gerekse başka topluluklarla yaptıkları evlenmeleri geçerli değildir. Bunlara miras bırakılmaz. Sadece İslam’ın Sultanının, onlara ait kasaba varsa, o kasabanın bütün insanlarını öldürüp, mallarını / miraslarını, evlatlarını alma hakkı vardır. Ancak bu mallar İslam gazileri arasında paylaşılmalıdır. Bu toplanmadan sonra onların tövbe ve pişmanlıklarına inanmamalı ve hepsini öldürmelidir. Hatta bu şehirlerde onlardan olduğu bilinen veya onlarla birlik olduğu tespit edilen kimseler öldürülmelidir. Bu tür topluluk hem kâfir ve imansız hem de kötülük yapan kimselerdir. Bu iki sebepten onların öldürülmesi vaciptir. Dine yardım edenlere Allah yardım eder. Müslümana kötülük yapanlara Allah’ta kötülük eder.”[3] Her şey bir yana Yavuz Sultan Selim isminin bir köprüye verilme talebi bu “dedelere mi” ait olmalıdır? Sırf Şah İsmail’in adının da bir köprüye verilmesi karşılığına bu öneriyi getirmek ne ile bağdaşır, bunu da anlamak mümkün değil.
Nihai olarak şunu ifade edelim ki; politik çarkın içerisine “talep” odaklı beklentilerle Aleviliği dahil etmek, “Siyasal İslam” misali “Siyasal Alevilik”yaratmaktır. İnanışı ritüel ve şekilcilikle sınırlandıran ve bunların içerisine hapseden, kurumsal iktidar çıkarları için siyasal iktidarın toplumsal sorumluluğunu perdeleyen bu yönelim, egemen sınıf iktidarının dine sızmış şekli olarak tanımlanabilir. Bu şeklin takındığı maske farklı olsa da yarattığı sonuç aynıdır.
Aydın Tonga
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[1] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[2][Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[3] Eşref Doğan, Hasan Çelik, Alevi Sünni Bütünleşmesinin Önündeki Engeller: Tarihsel Yanlış Algılamalar, Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl 7, Sayı 1, Haziran 2014, ss. 121-138

Tüm forumdan rastgele konular:

  • » YÖK'ten Raşit Tükel kararı
  • » Ağaç Türleri..
  • » kışLık eLbise modelleri
  • » Bilecik ve Çankırı'da kaza
  • » Jandarmaya Bronz Kazık
  • » Özgecan'ın babası konuştu
  • » İŞ AKIŞ SORUMLUSU-Finansbank
  • » E-Kitap “Modern Web Tasarımı”
  • » Kelebek Etkisi
  • » İzmir, tarım ve hayvancılıkta atakta

Aynı kategoriden rastgele konular:

  • » Bekçiliğine terfi ettiğimiz cumhuriyet
  • » AK Parti’den üç ayaklı Alevi süreci
  • » CHP'yi eleştiren Alevi başkan canlı...
  • » AKP’den Alevi kampı
  • » Fethullah Gülen Cemevi
  • » Alevilerin o isme neden alerjileri var?
  • » Türkler neden Alevi olurlar, insanlar...
  • » Mevlevihane ile Cemevi, Ne Farkı Var
  • » Faşizmin Gölgesinde Alevi Olmak
  • » 'Alevilere kötü muamele yapılıyor'