Temmuz ayı başında bir kısım Alevi örgütünün temsilcileri Hacıbektaş’ta toplandılar ve bir bildiri yayınladılar. (4 Temmuz 2017, PirHA)

Bildirilerinin özeti; “Alevilik bir din değildir, İslamiyet’le bir ilgisi yoktur. İslamiyet’ten önce de vardı. İslamiyet, Aleviliği özünden saptırmaya ve asimile etmeye çalışmaktadır. Bir kısım Alevi örgütleri ve dedeleri de İslamiyet’in Aleviliği asimile etme faaliyetinin hizmetindedir. Gerçekte İslamiyet Alevilik için bir tehdittir.”

Bildiriyi imzalayanlar içinde Avrupa’daki Alevi örgütleri yoğun olarak var. İmzacılar içinde bir HDP Parti üyesinin bulunması ve ayrıca bildiride bolca geçen “eşit yurttaşlık”, “Demokratik anayasa”, “ötekileştirilmiş kişi, topluluk ve halklar arası dayanışma” vb sözcükler, hangi merkezlerin çabalarının sonucu olarak bildirinin hayat bulduğunu gösteriyor.

Alevilik nedir?

Alevilik elbette bir din değildir. Ama Alevilik din dışı bir inanış da değildir. Alevilik İslam’ın bir parçasıdır. Bunun dışında yapılan sözümona nitelemeler laf kalabalığı olmanın ötesinde bir anlam taşımaz. Bütün dinler, “İnanç”, “yaşam biçimi”, “hak ve hakikat yolu” vb. vb. gibisinden nitelemeleri kendileri için yapar…

Aleviliğin İslam dışı olduğu fikri çok eski değil. Geçmişi ancak 1990’lara kadar gider ve çıkış yeri Avrupa… Sadece bu veriler bile söz konusu iddianın gerçek sahibinin kim olduğunu ve amacını açıklamaya yeter.

Anadolu Aleviliği, Horasan kaynaklıdır. İslamiyet öncesi Türk inançları ile İslamiyet’in birleştirilmesiyle ortaya çıkmıştır.

Hacı Bektaşı Veli’den Yunus Emre’ye; Baba İshak ve İlyaslar’dan Sarı Saltuklara ve Nasrettin Hocalara kadar Aleviliğin ilk kurucuları ve büyükleri, ya doğrudan doğruya Horasan’dan Anadolu’ya gelmişlerdir veya göçenlerin ikinci veya en fazla üçüncü kuşağının mensuplarıdır.

Onun için Anadolu Aleviliğinin bir Türkmen inanışı olduğunu söylemek yanlış değildir. Alevilikte ibadet dilinin Türkçe olması, büyük Alevi ozanlarının hepsinin Türkmen olmasından dolayı deyişlerde kullanılan dil bu gerçeği kanıtlar.

Anadolu’daki Kürt Alevilerin, kendilerinin Horasandan geldikleri yolundaki inançları, gerçekte benimsedikleri inancın Horasan kökenli olmasından dolayıdır. Aleviliği benimseyen kitle, o inancın geçmişini zaman içinde kendi geçmişi olarak içselleştirmiştir.

Sömürü, baskı ve zulme direnişin bayrağı

Anadolu Aleviliği göçebe ya da yerleşik Anadolu köylüsünün feodal hakim sınıflara karşı direnişinin ideolojisidir. İslami bir çerçevede ifade edilmiştir ve o yüzyıllarda başka türlü olması da mümkün değildir.

8, 9 ve 10. yüzyıllarda Azerbaycan, İran ve Mezopotamya’da Emevi ve Abbasi hanedanlıklarına karşı gelişen isyanları, Eba Müslim’den Babek’e; Karmati’lerden Zenci İsyanı’na kadar bütün halk hareketlerini de Anadolu Aleviliğinin öncülleri olarak almak çok yanlış olmayacaktır.

Sonuç olarak Anadolu Aleviliği; Hacı Bektaş’tan ve Yunus Emre’den başlayarak yüzyıllar içinde yetişen büyük ozan ve düşünürler tarafından olgunlaştırılarak 20. Yüzyıla kadar gelmiştir.

Yunus Emre, Seyyid Nesimi, Kaygusuz Abdal, Şah Hatayi, Fuzuli, Yemini, Virani, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet ve Harabi; Alevi inanç ve geleneğinin yetiştirdiği büyük fikir insanları ve ozanlarıdır.

Bu büyük ozanlar silsilesine 20. Yüzyılın Anadolu’sunda yetişen Aşık Veysel ve Aşık Mahsuni gibi değerleri de ekleyebiliriz.

Muhalefet hareketi

Anadolu Aleviliği ile ilgili olarak saptanması gereken en önemli gerçek, ortaya çıktığından beri hep bir muhalefet hareketi olarak kalmış olmasıdır. Demokratik yanının gelişmesinde bu özelliğinin tayin edici bir yanı vardır.

Elbette Anadolu Aleviliği de iktidar olmak için mücadele etti. Babailerden Şeyh Bedrettin’e; Pir Sultan’dan Şahkulu’na, Kalenderoğlu’na, Katırcıoğlu’na kadar bütün isyancılar iktidar olmanın kavgasını verdiler. Amaç Pir Sultan’ın bir deyişinde belirttiği üzere, “İstanbul şehrinde ol sahip zaman / Tac û devlet ile salınmalıdır.” Yani devletin başına geçmektir.

Peki Anadolu Aleviliği o yüzyıllar içindeki mücadelelerinden birinde başarılı olup, İstanbul şehrinde devlet tacını ele geçirseydi ne olacaktı? Tarih aslında bu sorunun cevabını vermiştir.

Şah Hatayi, Aleviliğin yedi büyük ozanından biridir. Şiirleri Türk halk edebiyatının seçkin örneklerindir. Yüzyıllar sonrasında bile bugün bütün canlılığı ile yaşamaya devam ediyor. Deyişlerinde büyük bir felsefi derinlik vardır.

Şah Hatayi’nin atalarından devralarak sürdüğü mücadelenin sonunda, bugünkü İran ve Azerbaycan’da Safevi devleti kurulmuştur. Anadolu’daki Türkmen Alevi halk kitleleri o dönem akın akın “Şah’a gitmişlerdir.”

İktidar olmak bugünkü İran Şiiliğini yaratmıştır. Aleviliğin İslamiyet içi olduğunun somut kanıtıdır İran’da olup bitenler. Hiç kimse İran Şiiliğinin İslamiyet dışı olduğunu iddia edemez.

Eğer Anadolu’da da verilen mücadele başarıya ulaşsaydı, hiç kimsenin şüphesi olmasın dini kast sistemiyle, sistematize olmuş ve kurumlaşmış ritüelleriyle Anadolu Aleviliği de bugünkü halinden çok farklı olarak devletin dini olacaktı.

Onun için “Alevilik bir din değildir” türünden yapılan değerlendirmeler bilim dışıdır ve safsatadır. (devam edeceğiz).

Mehmet Bedri Gültekin
ulusal.com.tr

Tüm forumdan rastgele konular:

  • » Soğuklar kalp krizini tetikliyor
  • » Erkekler Okumasın Okursa Pişman Olur...
  • » Yerimize oy kullanmışlar
  • » E-ticaret SEO Çalışmalarıyla...
  • » Saman Nezlesi
  • » "Kekeleyen çocuğu sabırla...
  • » Obeziteyi önlemek için özel liste
  • » TSK’dan Öcalan’a cevap
  • » Papa Francesco'ndan Ak Saray açıklaması
  • » Sözcü Gazetesi’ne büyük sansür!...

Aynı kategoriden rastgele konular:

  • » Alevi iftarında birlik mesajı
  • » Emre Saltık yaşamını yitirdi
  • » Alevilikle ilgili akla zarar ifadeler!
  • » MEB yeni müfredatta Aleviliği yok saydı
  • » Ehl-i Beyt, Hz. Hüseyin Ve Kerbela...
  • » Alevilere '2010' vaadi!
  • » Fethullah Gülen Cemevi
  • » Bir Zaman Gazetesi Klasiği:
  • » Alevi şeyhi Bedr Gazal katledildi
  • » Aleviler 'ibadet yeri' dedi,...