1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 12 SonuncuSonuncu
Gösterilen Sonuçlar: 1 ile 10 ve 17

Konu: Alevi Haber-Erdoğan Çınar'ın Doğru Bildikleri

  1. #1
    Genel Sorumlu T U N Ç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    06-12-2007
    Bulunduğu Yer
    Ankara
    Yaş
    46
    Mesajlar
    5.122
    Ettiği Teşekkür
    0
    4 mesaja 4 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    30

    Standart Alevi Haber-Erdoğan Çınar'ın Doğru Bildikleri

    Alevilik herşeyden önce bir inanç sistemidir.

    Alevilikte “ikrar cemi” adında bir müessese yoktur. Bu zorlanarak üretilmiş bir hayali kavramdır, gerçekliği ve pratiği bulunmamaktadır. Alevi doğulur ve yolda yürümesi bilindiği; yoluna, izine ve pirlerine bağlı kalındığı sürece de alevi kalınır.

    Aleviliğin Hz.Ali’den gelmediği ve Aleviliğin Ehlibeytle ilgisi bulunmadığı şeklindeki görüşlerinizde sizi hataya düşüren nokta, bilginizin Ehlibeyte kastedenlerce üretilen kaynaklara dayalı olmasından ileri gelmektedir. Gerçekleri yalnızca gerçeklerden öğrenebilirsiniz. Gerçekleri yalan söyleyen tarihten öğrenemezsiniz.

    Hz.Ali canını ve Ehlibeytini yol aşkına kurban ederek Muhammed-Ali Yolunu ortaya çıkarmış ve bahis buyurduğunuz ipoteği koymuştur. Yola Ehlibeytin kanı ile ipotek konulmuştur. Bu ipotek beyinlerden çok yüreklere kazınmıştır. Ne “Alisiz Alevicilerin” ne de “Alevi İslamcıların” bahsi geçen ipoteği kaldırmaya ömrü, gücü, kudreti yetmez. Siz maalesef bütün insanlara ibret olmak üzere sadece kendinizi helak edeceksiniz. Yolun sahipsiz olmadığını, yanlış bilgilerin sizi telafi edilemez yanlışlara sürüklediğini çok geçmeden görebilmenizi umuyorum.

    Ne Hz.Ali , ne İmam Hasan, ne de İmam Hüseyin herhangi birileri ile bir iktidar mücadelesine girmemişlerdir. Bütün bunlar uydurma bir mizansendir. Gerçek tarih şöyledir: 15 Aralıkta Hz. Hasan ikinci eşi olan Muaviye’nin kızı Ayşe’nin küçük bacısı Eşe’nin hazırlayıp bal şerbetine karıştırdığı zehiri içmiş ve 16 Aralıkta gayba girmiştir.

    İmam Hasan’ın zehirlenerek şehit edilişinden 32 gün sonra Ocak ayında Hz. Ali, Muaviye ve oğlu Milcan (Sıddık) tarafından tuzaklar kurularak Pazartesiyi Salıya bağlayan sabah namazında 05.30’da Milcan tarafından hançerlenerek şehit edilmiştir.

    Hz. Ali şehit edildikten sonra kendisi Arap donunda gelerek, kendi cenazesini yıkamış ve kendi tabutunu götürerek kerametini göstermiş ve cenazesini üç gün bekleterek Perşembe günü toprağa vermiştir.

    Hz. Ali’nin şehit edilişinden sonra Muaviye tarafından Hz. Hüseyin Fırat Nehri kenarında abdest alırken balık ağında Mart’ın 3’ünde yakalanmış, 12 gün işkence gördükten sonra Mart’ın 15’i Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece sabaha karşı saat 05.30’da Hz. Üseyin’in başını ensesinden keserek katletmişlerdir.

    Hz. Hüseyin katledildikten sonra Ehlibeyt ve Ehlibeyt’i sevenler çeşitli işkencelere maruz kalmışlardır.

    Alevilikte “Ali sırrı arı sırrıdır” doğru. Ancak bu sır arı ile dilleşebilenlerin çözebileceği bir sırdır. “Ali sırrı arı sırrı” ve “4 kapı, 40 makam” gibi kavramlar tarafınızdan çözülebilmesi imkansız kavramlardır. Şöyle ki; bu sırlar, tabletler, figürler ve resimler incelenerek öğrenilemez ancak Pirler, Evliyalar, Hak aşıkları tarafından insanlara aktarılabilir.

    4 kapı 40 makam öğrenilerek insanı kamil olmak ispatı mümkün olmayacak bir iddiadır. Nitekim bu iddianın ispatı yaşayan veya yaşamış bir “insanı kamil” göstermektir ki, malumunuz bu da imkansızdır.

    Alevilik bir insanlık mirasıdır. Ancak Alevilik günümüze sırlarını semboller arkasına saklayarak veya yetiştirilen insanı kamiller vasıtası ile gelmemiştir. Bu düşünce yine ispatı olamayan bir hayal ürünüdür, bir fantazidir. Alevilik Ali tarafından gönderilmiş Pir ve Evliyaların okudukları Elif yazılarını Hak nefesi olarak insanlara aktarmaları ile günümüze kadar ulaşmıştır. Gerçekler yalnız ve yalnız gerçekleri aktarmışlardır, yalanla, dolanla, hayallerle, ütopyalarla, sahtekarlıklarla asla işleri olmamıştır. Bu yüzden de günümüzde örneği mevcut olduğu üzere, malesef Gerçeklerin kendi toplumları tarafından dahi kabul edilmeleri çoğu zaman mümkün olmamıştır. Bütün Alevi Pirleri en çok kendi toplumlarının zulmüne, eziyetlerine ve iftiralarına uğramışlardır. Ancak Onlar, sizin teğet geçmeye özen gösterdiğiniz Allah’ın varlığını, birliğini ispat ederek ve Ehlibeyt'in Işığını yakarak gayba girmişlerdir. Sizin, bir inanç sistemi açısından çok manidar ve anlaşılması güç bir tutumla, ancak "insanı kamil" olarak ifade edebildiğiniz ve bir türlü varlıklarını inkar edemediğiniz bu canlar Pirlerdir, Evliyalardır. Pirlerin ve Evliyaların toplum bünyesinde veya özel eğitim kurumlarında yetiştirilebilmesi mümkün değildir, bir örneği veya bir pratiği bulunmamaktadır. Çünkü bütün pirler sadece Hz.Ali’den ders alırlar.

    Dedeler ile ilgili olarak çok özgün birer düşünceymiş gibi topluma aktardığınız iddiaların da diğerlerinde olduğu gibi hiçbir dayanağı yoktur. "Dedelik belden değil elden gelir" şeklindeki ifadeniz yol açısından bir geçerliliği yoktur, bir kelime oyunudur, bir şaşırtmacadır. Hedefiniz Alevi insanının zihnini bulandırmaktır. Erkanımızda Dedeler birer ocakzadedir. "Dedelik belden gelir ve özden devam eder". El alıp el vermek Sünni ve Şii islama ait kavramlardır. Alevi yolu ve erkanı içerisinde dedenin el alması veya el vermesi mümkün değildir. Bu, duyulmuş, görülmüş karşılaşılmış veya dayanağı olan bir durum değildir. Belli bir formasyondan aldıktan sonra Dede olunabileceği kadar anlamsız bir savdır.

    Neden bir yaratıcının olmadığını, aslolanın ateizm olduğunu direk olarak söyleme cesareti gösteremiyorsunuz?

    Neden "bir yaratıcının olmadığı", yani "Tanrı tanımazlığın" yani "Ateistliğin" Alevi olmanın olmazsa olmaz bir koşulu şeklindeki savınızı, “Vahded-i Vücut” veya “Vahded-i Mevcut” kavramlarının arkasına saklayarak topluma açıklıyorsunuz?

    Korkunuz nedir?

    Yoksa bu da sırlar öğretinizin, gizem okulunuzun bir stratejisi yada bir metodu mudur? Korkaklıkla ve bir o kadar ustalıkla saklanmış bu ifadeler, bir inanç sistemi olan Aleviliğin özüne aykırıdır, bir ihanettir. Bir yandan Hızır’ı çağırdığınızda yanınızda olacağına inanacaksınız, diğer yandan evrende varolan her şeyin Tanrıyı oluşturduğuna ve başka bir Tanrının olmadığına… Madem öyle Alevi insanı yüzyıllardır neden “Medet Ya Hüseyin”, “Yetiş ya Bozatlı Hızır”, “Ya 12 İmamlar siz Yetişin”, “Medet Mürvet Ya Ali” demiştir. Sizin düşünce sistemine paralel olarak, kendisine çok daha yakın olan herhangi bir cisme, mesela bir sandalye, bir masa veya bir ağaca, sesleniş veya serzenişte bulunulmamış, bir yardım beklenmemiştir. Anlamadığınız, anlamak istemediğiniz, gözardı etmeye çalıştığınız ve tarihte yazılı bir kaynağa sahip olmayan bir durum var: O da Hz.Ali’nin, Hz.Hüseyin’in Hz.Hasan’ın ve 12 İmamların çağırmasını, sesini duyurmasını bilen her canın her an yanında olduğu gerçeğidir. Bu gerçek var oldukça siz yalanlarınızı ne kadar tekrar ederseniz edin, bu yalanlarınız hiçbir zaman bir gerçeğe dönüşmeyecektir. Aynı şekilde bu gerçeği ne kadar inkar ederseniz edin, gerçekliklerine halel gelmeyecektir.. Unutmayınız ki, Muhammed-Ali yolu Hakkın yoludur. Bu yol günümüzden çok daha ağır koşullar altında bile her zaman Pirlerinin ve Evliyalarının canı pahasına her seferinde kendi küllerinden yeniden varedilmiş, varlığını korunmuştur; sonsuza kadar da korumaya devam edecektir.

    Sizin "devriye" adıyla sıradanlaştırdığınız ve maalesef somut bir örneğini göstermekten aciz olduğunu "binbir dondan baş gösterme" kavramı, Hak tarafından Pirleri aracılığı ile ortaya konulan bir olgu, somut bir gerçekliktir. Eğer devriye sizin bahsettiğiniz anlamda bir pratiğe sahipse, günümüzde tekamülünü tamamlamaya çalışan veya tamamlayarak "insanı kamil" olmuş bir Alevi insanı örnek gösteriniz…

    “Büyük patlama teorisini” “kendi kudretini taşıyamayan bir nurun dağılıp parçalanması” şeklinde açıklamaya çalışmanız gerçekten hayranlık uyandıracak bir hayal gücüne sahip olduğunuzu düşünmemize neden oluyor. Alevilik bir inanç sistemidir. Yeryüzünde hiçbir inanç sistemi “evrim teorisini” kabul etmez. Alevilik varoluş konusunda “Evrim Teorisi” gibi gerçekliği henüz kanıtlanmamış nazariyeyi bir kendisine baz alamaz. Kaldı ki bilimsel anlamda bile sözkonusu teori sadece bir teoridir, bir kanun değildir. Bunun Aleviliğin yaradılış kur***** alternatif olarak sunulması Alevilik konusunda bilgisiz olmanın, Aleviliği algılayamamanın, Aleviliği özümseyememenin, Aleviliğe inanamamanın, asimile olmanın kaçınılmaz bir sonucudur, büyük bir çelişki ve tezattır. Bütün inanç sistemlerinde olduğu üzere Alevilikte de bir Yaradan vardır, Yaradanı yaratılmışa hakim ve amir kılmak hiçbir şekilde günah değildir; bilakis Yaradan ile yaratılmışı birbirine denk kabul etmek Yol açısından Hakkı inkar etmek anl***** gelir ki bunun yolumuzda ki karşılığı Münkir olmaktır, müyeyiyidesi de bildiğiniz üzere düşgünlüktür.

    Alevi inanç sistemi Hz.Muhammed ve Hz.Ali ile birlikte ortaya çıkmıştır.Alevilik Anadoluya, Hak tarafından gönderilmiş Pirler ve Evliyalar tarafından yayılan ve sürdürülegelen dinsel bir akım, bir insanlık yoludur. Hacı Bektaşi Veli, Pir Sultan Abdal, Coği Baba, Abdal Musa Yolun Anadoluya yayılmasını ve sürekliliğini sağlayan gerçeklerdir. Bu Pirler “İlla Ali, İlla Ali, İlla Ali” derlerken sizin “O Ali, bu Ali değil” demeniz haddini bilmemek ve abesle iştigal etmektir.

    Taş devrinden kalmış 3-5 tane figüre, çivi yazılarına bakarak Aleviliğin köklerinin ortaya konulmaya çalışılması çok populist ve konjonktürel bir yaklaşımdır. Bunun kahve falına bakarak geçmişi ve geleceği tahmin etmeye çalışmaktan öte bir anlamı ve geçerliliği bulunmamaktadır. Aleviliğin köklerinin ortaya konulabilmesi için her şeyden önce gerçeklerin bilinmesi gerekir, gerçekler de yalnız ve yalnız gerçeklerden öğrenilir. Ayrıca yaptığınız çalışmalara ait çevirilerde ve coğrafi yer tariflerinde, teorilerinizi desteklemek amacıyla yaptığınız kasıtlı yanlışlıklar Alevi insanları tarafından dikkatli bir şekilde değerlendirilmektedir.

    “Alevi” sözcüğü, Hz.Ali evinden, Hz.Ali erkanından anlamını taşıyan “Ali”-“Evi” sözcüklerinin, aralarında bulunan “i” harfinin zamanla düşmesi ile ortaya çıkmıştır. Alevi sözcüğünü “Alev-i” şeklinde ayrıştırmak Türkçe dilbilgisi kurallarına aykırıdır.Bu durum, Alevi kelimesinden Alev anlamı çıkartmak için Türkçe dilbilgisinin katledilmesinden başka bir şey değildir.

    Kaynağınız yanlış. Bir taraftan yalanın yazılı, gerçeklerin ise sözlü olarak günümüze ulaştığını ifade edeceksiniz, diğer taraftan Ehlibeyte kasdedenler tarafından, Ehlibeyt hakkında ve ayrıca çoğu zaman Ehlibeyt tarafından yazıldığı iddia edilen kaynaklardan besleneceksiniz. Bu lahana turşusu ile perhiz arasındaki ilişkiye benzemektedir. Hz.Ali veya Hacı Bektaş-ı Veli tarafından yazılmış ve günümüze ulaşmış herhangi bir yazılı kaynak bulunmamaktadır. Bu açıdan Hz.Ali’ye maledilen Nechul Belaga veya Hacı Bektaşı Veli'ye maledilen Makalat içerisinde Aleviliğe ait iğne ucu kadar bir bilginin olmaması son derece normaldir. Ayrıca dikkatlerden kaçmaması ve üzerinde ciddi bir şekilde düşünülmesi gereken bir ayrıntıdır. Zaten Hz.Ali’nin veya diğer bir Pirin yazılı bir eseri günümüze ulaşmış olsaydı, sizin Aleviliğin köklerini Sümer silindir tabletlerinden fal bakarak bulmaya çalışmanıza gerek kalmayacaktı. Farklılık ayrıntı da gizlidir. Ayrıntı, Emevi, Abbasi ve Osmanlı zamanında baskı zulum ve işkencelerle unutturulmaya çalışılan "Ehlibeyt Gerçekleri" yani "Aleviliğin Gerçek Tarihi", el alıp el vermeksizin tarihte her zaman Hak tarafından gönderilen Pir ve Gerçeklerin dilleriyle topluma aktarılmış ve bu şekilde unuttuturulmamış olduğunu gerçeğidir.

    Muhammed-Ali Aleviliğin kuramcısı ve kurucularıdırlar. Onların yol hakkında bir şey söylememiş olduklarını ifade etmek bir kandırmacadır, mantıklı değildir. Nitekim bunu anlayabilmek için şunu düşünmek yeterlidir: Kitlesel iletişimin sıfır olduğu bir dönemde, Muhammed-Ali yolunu kuran Ehlibeyt'e kasdedenlerin, bu yaptıkları zulmü saklamak ve gerçekleri çarpıtarak, insanlara farklı şekillerde kabul ettirmek için üretmeyecekleri kurgu, yapmayacakları zulüm, yalan, dolan ve entrikaların olamayacağı, derin ve karmaşık bir düşünsel bir performans gerektirmeyecek basit bir fikir cimnastiği sonucunda elde edilebilecek bir çıkarımdır. Bu noktada ispat, insanın aklı, fikri, mantığı ve vicdanıdır.

    Aleviliğin 12 imamların 6.sı Musayı Kazım ile 8.si Zeynel Abidin’den geldiği varsayımı yine bilgi eksikliğinden mütevelli bir mantık hatasıdır. Hakkın milliyeti olmaz. Bu açıdan Alevilik etnik temeller dayalı bir inanç sistemi değildir. Kürt, Türk, Boşnak Azeri tabiyetine sahip insanlar arasında sadece alevi değil, diğer farklı inançlara sahip insanların olması da tarafınızdan tutarlı bir şekilde açıklanabilen bir durum değildir.

    Eğer siz bir Alevi dahi olmayan Harabi'yi kendinize Pir; söylediği şiirleri ise birer Hak nefesi kabul ediyorsanız öncelikle kendi Aleviliğinizi, daha sonra Aleviliği sorgulamanızı öneririm.

    Biraz daha sabredin; Gerçekler, Gün Işığına Çıkıyor....

    Tüm forumdan rastgele konular:

    • » Uyuyarak zayıflayın :)
    • » David Gilmour'dan müzik resitali
    • » İstediğiniz Siteyi Engelleyin!
    • » Türk ve tuğluk için vekillik başvurusu
    • » Kardeş Türküler, 'Wernicke...
    • » Arda'dan gençlere fırça
    • » “Kalk bakalım genç profesör tahtaya”
    • » Çanakkale Şehrİne Altin Madalya...
    • » Tunceli'de ikiyeni kengertürü tespit...
    • » Başkan Erdoğan Penguen'in kapağında

    Aynı kategoriden rastgele konular:

    • » Alevi örgütleri Çankaya için Alevi aday...
    • » “Biz zalime asla boyun eğmeyiz”
    • » TRT'den Alevi açılımına destek
    • » Alevi Haber-Türbeler...
    • » FETÖ'nün sahte Alevi dedeleri üzerinden...
    • » Hacı Bektaş’ta açıklanan 4 Temmuz...
    • » Erdoğan: "Candaş ve yoldaş medya...
    • » Hatay'da "Alevi-Sünni Kardeşliği Ve...
    • » Çetin Doğan Alevi mi
    • » Aleviler için ilahiyat okulu açılacak
    Konu T U N Ç tarafından (22-03-2009 Saat 00:20 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Kıdemli Üyemiz sibele - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    27-01-2008
    Yaş
    42
    Mesajlar
    700
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    20

    Standart

    sevgili tunç emeklerinize sağlık yazıyı genel olarak çok beğendim gerek sorular gerekse cevaplar son derece yerinde olmuş fakat anlamadığım bazı sözler var bu yazı sizemi ait yoksa alıntımı ona göre anlamadığım kısımları sormak istiyorum
    Konu T U N Ç tarafından (20-03-2009 Saat 10:47 ) değiştirilmiştir. Sebep: Sehven girildi, herhangi bir düzeltme yapılmadı..
    Eğer ikrar ile yola gidersen
    Müminin gözünde duman gerekmez
    Hak için sil süpür gönlün evini
    Yükün gevher ile saman gerekmez

    Ali dedikleri bir ulu kişi
    Elinde var idi hüneri işi
    Eğer kaldırmazsan tuttuğun taşı
    Sana ondan gelen iman gerekmez

    Pir Sultan Abdal'ım uğradım derde
    Farksızdır sofudan, kalkmyor perde
    Gör dinle, bir lokma geldi bir yerde
    Sor izle, çiğ ise yemen gerekmez.

  3. #3
    Genel Sorumlu T U N Ç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    06-12-2007
    Bulunduğu Yer
    Ankara
    Yaş
    46
    Mesajlar
    5.122
    Ettiği Teşekkür
    0
    4 mesaja 4 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    30

    Standart

    Alıntı sibele Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    sevgili tunç emeklerinize sağlık yazıyı genel olarak çok beğendim gerek sorular gerekse cevaplar son derece yerinde olmuş fakat anlamadığım bazı sözler var bu yazı sizemi ait yoksa alıntımı ona göre anlamadığım kısımları sormak istiyorum
    Sibel, yazı da yaptığım tek alıntı Ehlibeyt'in yas-ı matemine ait bilgilerdir, zohreana.com'dan alınmıştır.

    [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

    Yazıyı beğendiğine sevindim.

    Anlamadığın ifadelerin ne olduğunu belirtirsen açıklamaya çalışırım.

  4. #4
    Kıdemli Üyemiz sibele - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    27-01-2008
    Yaş
    42
    Mesajlar
    700
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    20

    Standart

    "Dedelik belden gelir ve özden devam eder".
    bu kısmını anlamadım
    birde el alıp vermek ne demek onu birde büyük patlama teorisini anlamadım bu kadar şimdilik teşekürler yazıyı sahiden çok beğendim emeğine yüreğine sağlık
    Konu sibele tarafından (21-03-2009 Saat 02:46 ) değiştirilmiştir.
    Eğer ikrar ile yola gidersen
    Müminin gözünde duman gerekmez
    Hak için sil süpür gönlün evini
    Yükün gevher ile saman gerekmez

    Ali dedikleri bir ulu kişi
    Elinde var idi hüneri işi
    Eğer kaldırmazsan tuttuğun taşı
    Sana ondan gelen iman gerekmez

    Pir Sultan Abdal'ım uğradım derde
    Farksızdır sofudan, kalkmyor perde
    Gör dinle, bir lokma geldi bir yerde
    Sor izle, çiğ ise yemen gerekmez.

  5. #5
    Genel Sorumlu T U N Ç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    06-12-2007
    Bulunduğu Yer
    Ankara
    Yaş
    46
    Mesajlar
    5.122
    Ettiği Teşekkür
    0
    4 mesaja 4 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    30

    Standart

    Alıntı sibele Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    bu kısmını anlamadım
    birde el alıp vermek ne demek onu birde büyük patlama teorisini anlamadım bu kadar şimdilik teşekürler yazıyı sahiden çok beğendim emeğine yüreğine sağlık
    Sibel, biliyorsun Sayın Erdoğan Çınar'ın tezinin Dedeler hakkındaki kısmı şu şekilde: "Dedelik belden değil, elden gelir"

    Yine ilgili tezin bir adım gerisine gittiğimiz zaman Sayın Erdoğan Çınar'ın kullandığı bir başka söylem daha var: "Alevi doğulmaz, Alevi olunur"

    Bu iki ifadeyi yanyana getirdiğimizde şu sonucu elde ederiz:

    "İkrar Cemi" adında -ki; ben hiç duymadım, duyan birisi ile de karşılaşmadım- bir ceme giren her inançtan insan mesela İrene Melikof pekala bir alevi olabilir. Bunun dışında sözkonusu hayali ceme görmemiş veya girmemiş Sibel veya Ender kesinlikle bir alevi olamaz.

    Aynı şey dedeler içinde geçerlidir. Sayın Çınar, eğer kendisi bir ocakzade olan dede oğluna el vermezse, o oğul dedelik yapamaz diyor. Alevilikte "el almak-el vermek" diye bir uygulama yoktur. Alevilikte "Pençe-i Ali Aba" vardır. O da Dedelerde değil, Pirler de varolan bir yeti, lütuf ve olgudur. "El alıp-el vermek", Sünni ve Şii İslama aittir ve dar anlamda bir dinsel saltanat uygulamasıdır, Alevilikle kesinlikle bir ilgisi yoktur.

    Gelelim benim ifademe; "Dedelik belden gelir, özden devam eder".

    Anlatmak istediğim şu: Dede olmak için mutlaka bir dedenin oğlu olmak gerekir. Ancak, Dedenin oğluna el vermesi, oğlunun da babasından el alması sözkonusu olamaz. Çünkü böyle bir ritüel yoktur. Eğer dedenin oğlu, üstlendiği sorumluluğun bilincindeyse, görevini yol aşkına yürütebilecek bir öze sahipse ve bu konuda yeterliyse dedelik yapar.

    Sayın Erdoğan Çınar Muhammed Ali yoluna, kendi ütopyası dahilinde bir elbise dikmeye çalışmaktadır. Bu bir ilk değildir, bir süpriz de değildir. Tarihte ne zaman bir Pirin sayesinde insanlar yüksek bir sesle Alevi olduklarını haykırsalar mutlaka Erdoğan Çınar gibileri çıkıp nemalanmaya çalışırlar. Diğerlerin de olduğu gibi kendisinin de sonu hüsran olacaktır. Nitekim foyası meydana çıkmaya başlamıştır. Yaptığı çalışmalarda kasıtlı olarak yanlış bilgiler sunduğu ortaya çıkartılmış olmasına rağmen, yapılan eleştirilere tutarlı ve doyurucu herhangi bir cevap verememiştir.

    Sevgiler...

  6. #6
    Genel Sorumlu T U N Ç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    06-12-2007
    Bulunduğu Yer
    Ankara
    Yaş
    46
    Mesajlar
    5.122
    Ettiği Teşekkür
    0
    4 mesaja 4 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    30

    Standart

    Alıntı sibele Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    bu kısmını anlamadım
    birde el alıp vermek ne demek onu birde büyük patlama teorisini anlamadım bu kadar şimdilik teşekürler yazıyı sahiden çok beğendim emeğine yüreğine sağlık
    BIG BANG'İN DOĞUŞU

    Evrenin yaratılışı, bundan bir asır önce, astronomların önemli bir bölümü tarafından gözardı edilen bir kavramdı. Bunun nedeni ise, 19. yüzyıldaki bilim anlayışının, evrenin sonsuzdan beri var olduğu varsayımını benimsemesiydi. Evreni inceleyen bilim adamlarının çoğu, zaten sonsuzdan beri var olan bir maddeler bütünüyle karşı karşıya olduklarını sanıyor ve evren için bir "yaratılış", yani başlangıç olduğunu akıllarından bile geçirmiyorlardı.

    Bu "sonsuzdan beri var olan evren" fikri, Batı düşüncesine materyalist felsefe ile birlikte girmişti. Eski Yunan'da gelişen bu felsefe, maddeden başka bir varlık olmadığını savunuyor ve evrenin sonsuzdan gelip sonsuza gittiğini öne sürüyordu. Aslında materyalizm, Ortaçağ'da Kilise'nin hakim olduğu dönemde rafa kaldırılmıştı. Ama Rönesans'tan sonra Batılı bilim ve fikir adamlarının yeniden Eski Yunan kaynaklarına merak sarmaları ile birlikte, materyalizm de yeniden kabul görmeye başladı.


    Materyalist evren anlayışını Yeni Çağ'da ilk kez savunan kişi ise, ünlü Alman düşünür Immanuel Kant oldu. Kant, evrenin sonsuzdan beri var olduğunu ve bu sonsuzluk içinde her olasılığın mümkün sayılması gerektiğini öne sürdü. Kant'ın yolunu izleyenler, sonsuz evren fikrini materyalizmle birlikte savunmaya devam ettiler. 19. yüzyıla gelindiğinde ise, evrenin bir başlangıcı, yani yaratılış anı olmadığı şeklindeki iddia, geniş bir kabul görür hale gelmişti. Karl Marx, Friedrich Engels gibi diyalektik materyalistlerin şiddetle sahiplendikleri bu iddia, 20. yüzyıla da taşındı. Söz konusu "sonsuz evren" fikri, her zaman için ateizmle içiçe oldu. Çünkü evrenin bir başlangıcı olması, Allah tarafından yaratıldığı anlamına geliyordu ve buna karşı çıkmanın tek yolu da, hiçbir bilimsel dayanağı olmadığı halde, "evren sonsuzdan beri vardır" iddiasını öne sürmekti.

    Alman felsefeci Immanuel Kant “sonsuz evren” iddiasını Yeni Çağ’da ilk kez gündeme getiren kişiydi. Ancak bilimsel bulgular Kant’ın bu iddiasını geçersiz kıldı.

    Bu iddiayı ısrarla sahiplenenlerden biri, 20. yüzyılın ilk yarısında yazdığı kitaplarla materyalizmin ve Marksizm'in ünlü bir savunucusu haline gelen Georges Politzer idi. Politzer, Felsefenin Başlangıç İlkeleri adlı kitabında, "sonsuz evren" modelinin geçerliliğine güvenerek yaratılışa şöyle karşı çıkıyordu:

    Evren yaratılmış bir şey değildir. Eğer yaratılmış olsaydı, o takdirde, evrenin Tanrı tarafından belli bir anda yaratılmış olması ve evrenin yoktan varedilmiş olması gerekirdi. Yaratılışı kabul edebilmek için, her şeyden önce, evrenin var olmadığı bir anın varlığını, sonra da, hiçlikten (yokluktan) bir şeyin çıkmış olduğunu kabul etmek gerekir. Bu ise bilimin kabul edemeyeceği bir şeydir. (1)

    Politzer, yaratılışa karşı sonsuz evren fikrini savunurken, bilimin kendi tarafında olduğunu sanıyordu. Oysa bilim, çok geçmeden, Politzer'in "eğer öyle olsa, bir Yaratıcı olduğunu kabul etmek gerekir" dediği gerçeği, yani evrenin bir başlangıcı olduğu gerçeğini ispatladı.

    1920'li yıllar, modern astronominin gelişimi açısından çok önemli yıllardı. 1922'de Rus fizikçi Alexandre Friedmann, Einstein'in genel görecelik kuramına göre evrenin durağan bir yapıya sahip olmadığını ve en ufak bir etkileşimin evrenin genişlemesine veya büzüşmesine yol açacağını hesapladı. Friedmann'ın çözümünün önemini ilk fark eden kişi ise Belçikalı astronom Georges Lemaitre oldu. Lemaitre, bu çözümlere dayanarak evrenin bir başlangıcı olduğunu ve bu başlangıçtan itibaren sürekli genişlediğini öngördü. Ayrıca, bu başlangıç anından arta kalan radyasyonun da saptanabileceğini belirtti.
    Bu bilim adamlarının teorik hesaplamaları o zaman çok ilgi çekmemişti. Ancak 1929 yılında gelen gözlemsel bir delil, bilim dünyasına bomba gibi düşecekti. O yıl California Mount Wilson gözlemevinde, Amerikalı astronom Edwin Hubble astronomi tarihinin en büyük keşiflerinden birini yaptı. Hubble, kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların uzaklıklarına bağlı olarak kızıl renge doğru kayan bir ışık yaydıklarını saptadı. Bu buluş, o zamana kadar kabul gören evren anlayışını temelden sarsıyordu.

    Çünkü bilinen fizik kurallarına göre, gözlemin yapıldığı noktaya doğru hareket eden ışıkların tayfı mor yöne doğru, gözlemin yapıldığı noktadan uzaklaşan ışıkların tayfı da kızıl yöne doğru kayar. (Gözlemciden uzaklaşmakta olan bir trenin düdük sesinin gittikçe incelmesi gibi.) Hubble'ın gözlemi ise, bu kanuna göre, gökcisimlerinin bizden uzaklaşmakta olduklarını gösteriyordu. Hubble, çok geçmeden çok önemli bir şeyi daha buldu; yıldızlar ve galaksiler sadece bizden değil, birbirlerinden de uzaklaşıyorlardı. Her şeyin birbirinden uzaklaştığı bir evren karşısında varılabilecek tek sonuç ise, evrenin "genişlemekte" olduğuydu.
    Büyük Patlama yani Bigbang teorisinin özü, güneş sisteminin, dünyanın ve sonrasında hayatın büyük bir patlama sonucunda oluştuğu, bir yaratıcının ve bir yaratılmanın olmadığıdır. Bu teori Darvinizm, Ateizmin ve diğer materyalist düşüncelerin ilham kaynağıdır.

    İşte Sayın Erdoğan Çınar, bu teoriyi kullanarak Ateizm görüşünü topluma dolaylı bir şekilde lanse etmeye çalışmaktadır. Özellikle genç kardeşlerimizin kafalarını çelmeye çalışmaktadır. Dün "Ali yoktur" diyen Erdoğan Çınar, bugün "Allah da yoktur" demeye cüret etmektedir açıkcası.

    Aklı başında hiçbir Alevi insanı bunu kabul etmez. Sayın Erdoğan Çınar bunu bildiği için Tanrı Tanımaz olduğunu direk olarak söyleyememekte ancak "Büyük Patlama" nazariyesinin ardına saklanarak topluma aktarmaya çalışmaktadır. Yani Sayın Erdoğan Çınar olduğu gibi görünmemektedir. Sayın Erdoğan çınar yanlış bir sevdaya düşmüştür, önünü görememektedir.

    Sevgiler...
    Konu T U N Ç tarafından (21-03-2009 Saat 11:56 ) değiştirilmiştir.

  7. #7
    Forum Gönüllüsü FadimeBK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    28-03-2008
    Mesajlar
    2.405
    Ettiği Teşekkür
    5
    8 mesaja 9 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    31

    Standart

    Yazdıklarınız gerçekten çok güzel.Yaptığınız bu güzel açıklamalar için teşekkürler...Umarım söyledikleriniz gideceği yere ulaşır..artık birileride bu gerçekleri kabul eder,yola gelir.
    Kelimelerim sistem hatasından yanlış yerden ayrılıyor...

    “Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”



    Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir

    Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
    (Pir Zöhre Ana)

  8. #8
    Kıdemli Üyemiz sibele - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    27-01-2008
    Yaş
    42
    Mesajlar
    700
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    20

    Standart

    sevgili tunç teşekürler evrenin oluşumu ve alevi olmakla ilğili olarak bende sizinle aynı fikirdeyim sayın erdogan çınarın bu konuda sevdaya düştüğünden çok uçtuğunu düşünüyorum hayal gücüne hayran kaldım ben çok hayalperestimdir ama bu kadarını hayal edemiyorum kendisini bu yetisinden dolayı yürekten kutluyorum alevilikle ilğili olmasada yazmaya devam etmeli roman yazabilir ilk alan ben olurum eminimki muhteşem bir eser çıkacaktır

    bu arada darvin tanrıcıdır kesinlikle bir yaratıcıya inanır bunun için darvini ateizm ve materyalizmle aynı kefeye koymamak gerektiğini düşünüyorum sevgiler
    Konu sibele tarafından (22-03-2009 Saat 04:50 ) değiştirilmiştir.
    Eğer ikrar ile yola gidersen
    Müminin gözünde duman gerekmez
    Hak için sil süpür gönlün evini
    Yükün gevher ile saman gerekmez

    Ali dedikleri bir ulu kişi
    Elinde var idi hüneri işi
    Eğer kaldırmazsan tuttuğun taşı
    Sana ondan gelen iman gerekmez

    Pir Sultan Abdal'ım uğradım derde
    Farksızdır sofudan, kalkmyor perde
    Gör dinle, bir lokma geldi bir yerde
    Sor izle, çiğ ise yemen gerekmez.

  9. #9
    Genel Sorumlu T U N Ç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    06-12-2007
    Bulunduğu Yer
    Ankara
    Yaş
    46
    Mesajlar
    5.122
    Ettiği Teşekkür
    0
    4 mesaja 4 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    30

    Standart

    Alıntı sibele Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    bu arada darvin tanrıcıdır kesinlikle bir yaratıcıya inanır bunun için darvini ateizm ve materyalizmle aynı kefeye koymamak gerektiğini düşünüyorum sevgiler
    Sibel'cim Darwin bir papaz okulundan mezun olmuştur, haliyle sek bir ateist değildir.

    Tezinde henüz yanıtlanmamış bir çok nokta var ve ister istemez bu soruların cevabını Tanrı'nın varlığına bağlıyor. Bununla beraber bütün dinlerde genel olarak birbirlerine benzeyen "yaratılışı" yani bir Tanrı'nın tüm canlıları yaratmış olduğu kuramını tamamen reddeder. Onunda ilham kaynağı yine büyük patlamadır. Bütün canlı aleminin atalarının tek hücreli canlılar olduğunu iddia eder. Yani öyle veya böyle insanın veya diğer canlıların yaratıldığını kabul etmez. Açıklayamadığı "tek hücreli canlıların" nasıl hayat bulduğudur. Eğer bu ve benzeri bir kaç soruya daha yanıt üretebilmiş olsaydı, Tanrı'nın varlığını çok daha kolay bir şekilde reddecekti.

    Darwin'nin tezi yaklaşık 150 yıldır tartışılıyor olmasına; bilim-tekniğin bu kadar ilerlemiş olmasına rağmen bilimsel bir kanun niteliği kazanamamıştır. Bir gerçekliği olmadığı için bir 150 yıl daha tartışılsa herhangi bir sonuç alınamaz ve bir kanun olamaz.

    Aynen Faik Bulut'un ortaya attığı ve Erdoğan Çınar'ın devamını getirmeye çalıştığı "Alisiz Alevilik" tezinde olduğu gibi. Bu tartışmalar sadece enerjileri tüketecek, birlikleri bozacak, insanları yollarından soğutacaktır, başkada bir faydası olmayacaktır. Gerçekliği yoktur, ispatı mümkün değildir. Popülist bir tartışmadır.

    Sevgiler...

  10. #10
    Yeni Üye
    Üyelik Tarihi
    25-11-2008
    Yaş
    41
    Mesajlar
    3
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    tunç öncelikle merhaba. Bu konuların çoğu zaten orada dergahta öğrenip tartıştığımız koular. Ki ben uzun yıllardır gelemiyorum. Ancak orada yine tartışılmış bu konu da ki bir yalnışı düzeltmek istiyorum. Big bang yani büyük patlama vardır. Halk arasına Bağ noktası bilimde B noktası diye geçer.

Konu Bilgileri

Bu konuyu görüntüleyenler

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22-09-2009, 09:55
  2. Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 11-06-2009, 19:46
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03-03-2009, 13:14
  4. Hamza Aksüt: Erdoğan Çınar Skandalı
    T U N Ç - forum Tartışmalar
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 21-02-2009, 23:47
  5. Erdoğan Çınar: Hodri Meydan
    T U N Ç - forum Tartışmalar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 19-02-2009, 22:10

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

HAK SAHİPLERİNE ve YASAL MAKAMLARA Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, [email protected] mail adresinden bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler Hukuk Müşavirimiz tarafından incelenecek, şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır. Ayrıca, mahkemelerden talep gelmesi halinde hukuka aykırı içerik üreten ve hukuka aykırı paylaşımda bulunan üyelerin tespiti için gerekli teknik veriler sağlanacaktır.